gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2018 Perşembe

Küçük otellerin 2018 hedefi 5 milyon turist

Küçük oteller 2018’de, 5 milyona yakın yerli ve yabancı turisti ağırlayıp, 3 milyar dolara yakın turizm geliri elde etmeyi hedefliyor.  
Küçük otellere yerli misafirlerin yanı sıra Avrupa, Uzakdoğu, Rusya ve Ortadoğu ülkelerinden talebin olacağını kaydeden Küçük Oteller Sitesi kurucusu İzim Bozada, şunları söyledi:
“Küçük otellerde yaz sezonunda özellikle haftasonları yer bulma sıkıntısı yaşandığından, geçtiğimiz yıla oranla bu yıl, erken rezervasyonlarda bir artış gözleniyor. Yerli misafirlerin yanı sıra, Almanya, İngiltere, Çin, Hindistan, İran ve Rusya’dan yoğun bir ilgi bekleniyor. Nitekim özellikle Çin büyüyecek bir pazar olarak görülürken, Hindistan acentalarının ve bireysel rezervasyon taleplerinde artışlar yaşanıyor. Küçük oteller bu yıl, ağırlıklı yerli misafirler olmak üzere 5 milyona yakın turisti ağırlayıp, 3 milyar dolara yakın turizm geliri elde edecektir. Ülkemizde yaklaşık 60 bin yatağı temsil eden 1600’e yakın Küçük ve Butik Otellerin, turizm gelirlerindeki payı %12 civarlarına ulaştı” dedi.
Oteller, tanıtımda rotayı Uzakdoğu ve Ortadoğu pazarlarına çevirdi
İç pazarın yanı sıra, yurtdışındaki hedef ülkelerde tanıtım ve pazarlama çalışmalarına devam edildiğini anlatan İzim Bozada, şunları kaydetti:
Küçük Oteller'in tanıtım ve pazarlama çalışmalarında, 2015 yılının öncesinde Avrupa ve Amerika pazarlarına ağırlık veriyorduk. 2015 yılından sonra bu pazarlardan beklenen dönüş alınmadığı için rotayı Uzakdoğu ve Ortadoğu pazarlarına çevirdik. Hedef pazarlarımız arasında, Çin, Hindistan, Kore, Japonya, İran, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri sıralayabiliriz. Tanıtım ve pazarlama adına yapılan çalışmalar değerlidir ve kısa zamanda meyvelerini almaya başlarsınız” diye konuştu.
Küçük otel yatırımları hız kesmiyor
Hayallerini ertelemek istemeyen muazzam bir girişimci kitlesinin olduğunu ifade eden İzim Bozada, konuşmasına şöyle devam etti:
“Ülkemizde, hayallerini ertelemek istemeyen muazzam bir girişimci kitlesi gözlemliyorum. Yeni yapılan oteller ağırlıklı olarak, Assos, Ayvalık Cunda, Çeşme, Datça, Kaş, Çıralı, Kapadokya ve Fethiye bölgelerinde yoğunlaşıyor. Ege ve Akdeniz bölgelerinin yanı sıra, son dönemlerde Artvin ve Rize’nin ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Yerli yatırımcıların yanı sıra, son yıllarda Ortadoğu ve Uzakdoğu’dan yabancı yatırımcıların da ülkemize ilgisi var. İstanbul, Bolu ve Bursa bölgeleri ile Karadeniz yaylarına yabancı yatırımcıların ilgisi yüksek” şeklinde konuştu.
Ülkemizdeki 1600 otelin bölgesel dağılımı
Ege: %52.5
Marmara: %20
Akdeniz: %15
Karadeniz: %5
İç Anadolu: %5
Güneydoğu Anadolu: %2
Doğu Anadolu: %0.5
Küçük Oteller Sitesi - www.kucukoteller.com.tr 
Small Hotels of Turkey - www.smallhotels.com.tr
The Small Hotels of the World - 
www.thesmallhotels.com

7 Aralık 2016 Çarşamba

Berkin Elvan iddianamesi tamamlandı

İstanbul Okmeydanı’nda Gezi Parkı odaklı olaylar sırasında hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. Savcılık, polis memuru F.D.’nin “olası kastla adam öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılmasını istedi.


İstanbul Okmeydanı’nda 16 Haziran 2013 tarihinde başına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle yaralanan ve kaldırıldığı hastanede 269 gün sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümüne ilişkin soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Memur Suçları Soruşturma Bürosu savcılarından İsa Dalgıç tarafından hazırlanan 11 sayfalık iddianamede, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ve babası Sami Elvan “müşteki”, polis memuru F.D. ise “şüpheli” olarak yer aldı.
42 şüpheli polis hakkında takipsizlik

Soruşturma savcılığı, polis memuru F.D.’nin “olası kastla adam öldürme" suçundan müebbet hapisle cezalandırılmasını talep ederken, 42 şüpheli polis hakkında takipsizlik kararı verdi. Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame İstanbul 17’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
İddianamede, soruşturma aşamasında alınan bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporları, görüntü çözümleri ve tanık beyanları yer aldı. Şüpheli F.D.’nin ifadesinde, "Olay günü Okmeydanı’nda görevlendirildim. Görevim gereği ZET denilen silah bendeydi. Sadece trafiği kapatmaya çalışan gruplara müdahale ettik. Olay yerinde ZET silahı kullanıp kullanmadığımı hatırlamıyorum” dediği öğrenildi.

Olayı soruşturan 5. savcı şehit olmuştu

Berkin Elvan'ın yaralanmasından sonra başlatılan soruşturmayı ilk olarak savcı Adnan Çimen, sonra Abdullah Yıldırım ve Faruk Bildirici soruşturmayı yürüttü. Savcı Bildirici Antalya'ya atanınca, dosya yeni savcısı belirlenene kadar zorunlu işlemlerin yapılması için yine Memur Suçları Bürosu'nun bir diğer savcısı Seyfettin Atıcı'ya verildi. Savcı Atıcı, dosyanın yeni savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın belirlenmesine kadar sadece zorunlu işlemleri yaptı. Berkin Elvan soruşturmasının beşinci Savcısı Mehmet Selim Kiraz oldu.

Savcı Kiraz, şüpheli sayısını üçe indirdi. Soruşturma devam ederken Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015'te İstanbul Adalet Sarayı'ndaki odasında şehit edilmişti. Soruşturmaya daha sonra Savcı İsa Dalgıç görevlendirilmişti.

16 kiloya kadar düşmüştü

Gezi olayları sırasında 16 Haziran 2013 tarihinde Berkin Elvan, polis tarafından atılan göz yaşartıcı gaz kapsülünün başına isabet etmesi üzerine ağır yaralanmıştı. Ailesi olayın Berkin Elvan'ın ekmek almaya giderken yaşandığını söylemişti. 269 gün boyunca komada kalan Elvan, 11 Mart 2014'te 16 kilo olarak yaşamını yitirmişti.

Baba Elvan: Adil yargılama istiyoruz


İddianamenin tamamlanmasının ardından Berkin Elvan'ın babası Sami Elvan Gazete Duvar'a konuştu. Elvan, ''“Evet bekliyorduk, ama geçen zamanda adil bir yargılanma olacağına inancımız zayıfladı. Umarım düşündüğümüz gibi olmaz, adil bir şekilde yargılama yapılır. Suçlular cezasını çeker'' dedi. cnntürk

26 Ekim 2016 Çarşamba

‘Kırmızılı Kadın’a gaz sıkan polis de FETÖ ‘mağduruymuş’

Gezi Parkı eylemleri sırasında kırmızılı kadın olarak bilinen Ceyda Sungur'a gaz sıkan ve 20 ay hapis cezası alan polis memuru, FETÖ mağduru olduğunu belirterek yeniden yargılama istedi. Polis memuru "Davanın savcısı Adnan Çimen, FETÖ'den aranıyor" dedi.


Gezi Parkı direnişi sırasında kırmızı elbiseli Ceyda Sungur’a biber gazı sıktığı gerekçesi ile aldığı 20 ay hapis ve 600 fidan dikip 6 ay bakma cezası 5 yıl süre ile ertelenen polis memuru Fatih Zengin’in Avukatı Funda Sadıkahmet Alp, müvekkilinin FETÖ/PDY mağduru olduğunu öne sürerek yeniden yargılama talebinde bulundu.

Müvekkili Fatih Zengin’i mahkum eden İstanbul 73. Asliye Ceza Mahkemesi’ne bir dilekçe sunan Avukat Alp, müvekkilinin mahkeme tarafından müşteki Ceyda Sungur’a biber gazı sıktığı gerekçesi ile “Görevi kötüye kullanma” ve “Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” suçlarından cezalandırıldığını hatırlatttı. Avukat Alp, müvekkiline ceza veren Hakim Muzaffer İren’in FETÖ/PDY kapsamında tutuklu olduğuna da yer verdiği dilekçesinde şu ifadelere yer verdi:

“İddianameyi hazırlayan Savcı Adnan Çimen, FETÖ/PDY terör örgütü soruşturması kapsamı’nda açığa alınmış ve firaridir. İddianameyi hazırlarken soruşturmayı tam ve eksiksiz yapsa idi zor kullanma yetkisinin sınırlarının aşılmadığını ve olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde suç unsuru olmadığını tespit edebilecekti. FETÖ/PDY firarisi olan savcı Adnan Çimen’in ve diğer kişilerin kime hizmet ettiği ve neden taraflı davrandığı 15 Temmuz 2016 sonrasında anlaşılmıştır.”

“RAPORLU OLDUĞU HALDE”

Müvekkili Polis memuru Fatih Zengin’in Gezi Parkı olaylarında omuzundan ameliyatlı ve raporlu olduğu halde Model 5 adlı gaz silahını kullanan biri olduğu için göreve çağrıldığını belirten Avukat Alp, “Tüm baskı ve emirlere rağmen gaz sıkmadığı için FETÖ/PDY firarisi Ramazan Emekli tarafından ensesinden tokat atılıp, ‘sıksana lan’ denince tetiğe basmış ve zaten ameliyatlı olan omzu sebep olduğundan hedef gözetmesi ve kastı olması imkansızdır.” dedi.

Dilekçesinde müvekkilinin müşteki Ceyda Sungur’un yüzüne doğrudan gaz sıkmadığını savunan Avukat Alp, “Dava dosyası kapsamında tanıklık yapan dönemin 2. Sınıf Emniyet Müdürü Ramazan Emekli de FETÖ/PDY kapsamında meslekten ihraç edilmiş ve firaridir. Görüntülerde hem elini kaldırıp hem de sözlü talimat veren kendisi olduğu halde dava aşamasında bunu sürekli inkar etmiştir. ‘Gaz sıkmasını gerektirir bir durum yoktu, bizde hiyerarşi vardır’ dese de herkesçe bilinir ki amiri ‘sık’ demeden polis memuru gaz sıkmaz. Önce talimat verip sonra inkar eden Ramazan Emekli’nin 15 Temmuz’dan sonra neye ve neden hizmet edip müvekkilimin ceza almasını kolaylaştırdığı açıkça ortadadır.” dedi.

Bu nedenlerle müvekkili aleyhine kurulan hükmün hukuka aykırı olduğunu savunan Avukat Alp, iddianameyi hazırlayan savcı Adnan Çimen ve müvekkili aleyhine duruşmada ifade veren 2. Sınıf Emniyet Müdürü Ramazan Emekli’nin FETÖ’den firari, hükmü kuran mahkemenin hakimi Muzaffer İren’in FETÖ’den tutuklu olduğunu belirterek, “FETÖ/PDY terör örgütünün başı olan Fetullah Gülen’in talimatları ile hareket eden bu kişilerin yaptığı yargılama ve kararları tamamen taraflı ve hukuka aykırıdır. Yeniden yargılama talebimiz kabul edildiği taktirde müvekkil Fatih Zengin’in masumiyeti ortaya çıkacaktır” dedi.

YENİDEN YARGILAMA TALEBİ

Adnan Çimen, Muzaffer İnan ve Ramazan Emekli hakkında suç duyurusunda bulunma haklarının saklı kalmasını isteyen Avukat Alp, müvekkili hakkındaki hukuka aykırı hüküm nedeniyle yeniden yargılama talebinin kabulünü istedi. Sözcü

19 Haziran 2016 Pazar

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gezi Parkı’na o tarihi eseri inşa edeceğiz

Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul'la ilgili kitabın tanıtım töreninde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gezi Parkı'nı yeniden gündeme getirdi. Erdoğan, 'Gezi Parkı'na tarihi eseri yeniden inşa edeceğiz' dedi.

Konuşmasına salondakileri selamlayarak başlayan Erdoğan, “Dünya üzerinde binlerce yıldır önemini ve liderlik vasfını kaybetmeyen çok az sayıdaki yerden biri olan İstanbul her yönüyle anlatmak böyle hacimli bir eser için bile elbette mümkün değildir. Hakikaten İstanbul’a hizmet etmek çok farklı bir heyecan, zevk ve gurur. Bu eserin yeni ve daha iddialı çalışmalar için örnek teşkil etmesini de diliyorum. İstanbul dünyanın en kadim şehirlerinden biri olarak bu tür çalışmaları, araştırmaları, eserleri ziyadesiyle hak ediyor. Ülkemizde şehir tarihi çalışmaları alanında maalesef çok ciddi eksiklerimiz var. Son yıllarda bu yönde bir çabanın varlığını gözlüyoruz. Ama yine de halen önemli eksiklerimiz olduğu bir gerçektir” dedi.

“ŞU ANDA GENÇLİĞİMİZ ÇOK SIKINTILAR YAŞIYOR”

“Yaşadığımız olayları, ülkemizdeki, bölgemizdeki gelişmeleri tarihin bize tuttuğu ışık doğrultusunda sürekli yeniden yorumlamak, değerlendirmek mecburiyetindeyiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim tarih çalışmalarımızın en önemli eksiğinin işte bu boyut olduğunu düşünüyorum. Şuanda gençlimizin içinde bulunduğu sıkıntının altında da bu yatmıyor mu? Şuanda gençliğimiz çok sıkıntılar yaşıyor. Ve hele hele son dönemlerde liselere, ortaokullara yönelik yapılan saldırıların altında da bu var. Onun için bizim lisede ve ortaokuldaki yavrularımızı tarih bilinciyle çok daha güçlü bir şekilde yetiştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

“DOĞDUĞUM BÜYÜDÜĞÜM BU ŞEHRE BEN AŞIĞIM, HASTASIYIM”

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kendisiyle mukayese edilebilecek şehirler içinde İstanbul gerçekten de farklı bir yere farklı bir güzelliğe sahip. Dünyada eşi benzeri yok. Kim ne derse desin. Bu şehir farklı bir şehir. Onun için doğduğum büyüdüğüm bu şehre ben aşığım, hastasıyım. Hastası olunmayacak bir şehir değil. Ama biz bu şehre çok zulüm, haksızlık ettik. Halen bu haksızlıklar devam ediyor. Evinin içinde bu şehirde inek besleyenler var. Ya yapma etme, artık bak süt marketten satılıyor işte. Yapmayın bizi bunu devredin, biz buralarda güzel evler yapalım. Sizi oralara yerleştirelim. ‘Sen benim ineğimi aldığın zaman ben anama ne diyeceğim’. Mantık bu. Ve bunu da İstanbul’un en güzel yerinde yapıyor” dedi.

“O TARİHİ ESERİ ORAYA YENİDEN KURDURACAĞIZ’

“İnşallah devam eden ve hazırlıkları süren yeni projelerle İstanbul’u çok daha ileriye taşıyacağız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben sayın başkanıma söylüyorum ‘Cesur olacaksın’ diyorum. Eğer cesur olmazsan biz bu işi başaramayız. Ve cesur olmamız gerekenlerden bir tanesi. Bak bugün burada yine söylüyorum; Taksim’deki Gezi Parkı, oraya o tarihi eseri inşa edeceğiz. Eğer tarihimize sahip çıkacaksak orada tarihi bir eser vardı, o tarihi eseri oraya yeniden kurduracağız. Ve adı bunun ister tarih müzesi olur, ister şehir müzesi olur. Bunu orada yapmamız lazım. İçeriği hakkında çok ilginç bilgilerimiz var. Geçenlerde Nabi hocamızla da biraz onları dertleştik. Ve bunun için de hani şuanda dünyada birçok şeyler konuşuluyor ediliyor ya. İşte yok bilmem Almanya’dakiler bir şeyler söylüyor. Onlara bir köşe yaparız orada. Ve o köşede onların neler yaptığını dünyaya tanıtırız. Fransızlara bir köşe yaparız, onları orada tanıtırız. Amerikalılara yaparız, onları da orada tanıtırız. Dünya hepsini tanısın, nerede neler yapmışlar hepsini görelim. Ama bu millete iftira atanlar bu milleti de orada görsün. Bizim tarihimiz kara tarih değil, ak tarihtir. Bunu görsün” ifadesini kullandı.

“AKM İLGİLİ DE ÖN HAZIRLIKLAR, PROJE HER ŞEY VAR”

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü.

“Bir diğeri Maksem. Maksem’in olduğu yere de inşallah, Taksim Meydan’ın ihtiyacı var, orada bir selatin cami oraya yerleşmesi lazım. Bunların projesi falan her şeyi hazır. Bir diğeri de AKM… AKM ilgili de ön hazırlıklar, proje her şey var. Daha güzeli de yapılabilir. Arkada devasa bir yer var. Oraya gerçekten dev bir opera binasını da oraya yerleştirmek suretiyle bizim sanat anlayışımız bu bunu da görün demek lazım. Şuandaki bina zaten depreme dayanıklı değil. O yönden sıkıntısı var, gitti gider. Ve Gümüşsuyu’ndan çıkarken araçlar yerin altına girecek, Mete Caddesi’nden de Taşkışla’nın oradan çıkacak. Taksim Meydanı da tamamen yayalaştırılmış olacak. Böyle güzel bir meydana bizim ihtiyacımız yok mu? Var. Taksim Meydanı’nı bu hale getirmemiz lazım. Onun için de cesaret. Kültür Bakanımız, Belediye Başkanımız burada; Cumhurbaşkanı olarak ben de buradayım. Başbakanımız zaten ‘evet’ dedi. Adımı atacağız biran önce yürüyeceğiz. Şunlar şöyle demiş bunlar böyle. Bırakın millet ne diyor biz ona bakalım. Dünyada her ülke bu tür meydanlarla anılır. Bizim doğru dürüst bir meydanımız yok.”  DHA

20 Haziran 2015 Cumartesi

Görüntüleri silene beraat

Eskişehir’de, üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın dövüldüğü sokağa bakan otele ait güvenlik kamerasını, “Kameraları kapatın, hatta daha önceki saate gel, 10 dakika öncesine” diye emir vererek sildiren polis Hüseyin Engin ile bu emre uyup şalteri indirerek görüntülerin silinmesine yol açan otel sahibi Erdoğan Gözseçen için dün karar çıktı.


Delillerin yok edildiğine ilişkin ses kaydı TÜBİTAK tarafından ortaya çıkarıldığı halde Eskişehir 8’inci Asliye Ceza Mahkemesi, son duruşmada sanıkların beraatına karar verdi. +

Mahkeme beraata gerekçe olarak, delil yetersizliğini gösterdi. Polis Engin, hem Ali İsmail Korkmaz’in öldürülmesi hem de aynı sokakta Doğukan Bilir’in dövülmesine ilişkin davalarda da yargılanmış ve beraat etmişti. Eskişehir’de Gezi eylemlerine katılan Ali İsmail Korkmaz, 2 Haziran 2013 tarihinde Sanayi Sokak’ta bir grup polis ve sivil tarafından dövülerek öldürüldü. Korkmaz’ın dövüldüğü sokağa bakan Beşik Otel’e ait güvenlik kamerası kaydında 20 dakikalık ‘kayıp’ tespit edildi.

Korkmaz’ı dövdüğü için yargılanan 5 polisten biri olan Engin’in, kayıt kapanmadan önce otele girdiği anlaşıldı. Bunun üzerine görüntüler, TÜBİTAK’a gönderildi. TÜBİTAK sadece otelin dışına değil, içine ait görüntüleri de inceledi. Görüntülerde polis Engin’in otel sahibi Erdoğan Gözseçen’le konuştuğu an da tespit edildi. Görüntünün sesi yükseltilerek, Engin ile Gözseçen arasındaki diyalog açığa çıkarıldı. Engin’in kameranın kapatılmasını, geriye dönük silinmesini istediği anlaşıldı.

(hürriyet.com.tr)

10 Haziran 2015 Çarşamba

600 fidan dikecek

Gezi Parkı protestolarının simge görüntüsü olan, ‘Kırmızılı kadın’a polis gazı davasında örnek bir ceza çıktı. Gezi olaylarının başlangıcında, İstanbul Teknik Üniversitesi araştırma görevlisi Ceyda Sungur’a biber gazı sıkan polis memuru Fatih Zengin, 20 ay hapis cezasına çarptırıldı.


Hükmün açıklanmasını geri bırakan mahkeme, polis memurunun 600 fidan dikmesine ve 6 ay süreyle bakmasına hükmetti.

İSTANBUL’da Çevik Kuvvet polisi Fatih Zengin, 28 Mayıs 2013 günü, ağaçların kesilmemesi için Gezi Parkı’nda çadır kuranlara desteğe gelen Ceyda Sungur’un yüzüne ve etrafındakilere gaz sıkıp tekme attı. O anın fotoğrafı Gezi Parkı protestolarının sembollerinden biri oldu.

POLİSE 2 YIL HAPİS İSTENDİ

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği de yılın fotoğrafı olarak o anı seçti. Ceyda Sungur ise ismiyle değil, o gün üzerinde olan elbisesinin rengi nedeniyle ‘kırmızılı kadın’ olarak anılmaya başlandı.
Ceyda Sungur’un şikâyetiyle kimliği tespit edilen polis Fatih Zengin’e kasten yaralama suçundan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. İstanbul 73’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dün görülen karar duruşmasına Fatih Zengin ile Ceyda Sungur katıldı. Duruşmada söz alan Ceyda Sungur, “Mersin’de yine Gezi eylemlerinde Mehmet İstif, bir polis memurunun 40 cm mesafeden ağzının içine biber gazı sıkması nedeniyle dil kökü kanseri oldu. Geçtiğimiz yıl hayatını kaybetti. Mehmet İstif’ten daha şanslı olduğumu düşünüyorum. Sanığın cezalandırılmasını istiyorum” dedi.

DÖNEMİN BAŞBAKANI SORUMLU

Sungur’un avukatı İlkay Bahçetep ise “Kullanılan göz yaşartıcı gazın kimyasal silah olarak kabul edilmesi gerekir. Ayrıca dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere İçişleri Bakanlığı ve bu emri veren kamu görevlilerinin de sorumlu olduğunu düşündüğümüzden, bu yönden de başvurularda bulunmuştuk. Verilecek cezanın toplumda adalete olan güveni arttıracağı kanaatindeyiz” diye konuştu.

AMİRİNDEN ALDIĞI EMİR

Polis Fatih Zengin’in avukatı Funda Sadıkahmet Alp ise “Müvekkilimin yaralama kastı söz konusu değildir. Gelişmeler sonucu amirinden aldığı talimatlar doğrultusunda biber gazı sıkarak belli bir mesafede ilerlemiştir” dedi.
Mahkeme, polis memuru Fatih Zengin’i ‘zor kullanma yetkisini aşarak basit yaralama’ suçundan 10 ay, ‘görevi kötüye kullanmak’ suçundan da 10 ay olmak üzere toplam 20 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme hükmün açıklanmasını geri bıraktı.

ORMAN İDARESİ’NDEN

Mahkeme ayrıca Fatih Zengin’e ilginç bir denetimli serbestlik tedbiri koydu. Karara göre Fatih Zengin, Orman İdaresi’nce temin edilecek 600 fidanı, gösterilecek yere dikecek ve 6 ay süreyle bakımlarını yapacak. Zengin, denetim süresi içerisinde kasten bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kalkacak ve davanın düşmesine karar verilecek.  

Talimatı verene suç duyurusu
Sanık polis memuru Fatih Zengin’in avukatı, müvekkilinin aldığı talimatı uyguladığını belirterek, “Olay hiyerarşik ve alt-üst ilişkisinden kaynaklı, Emniyet Müdürlüğü tüzüğünde belirtildiği şekilde” diye savunma yaptı. Mahkeme polise ceza verirken, karar kesinleşince, kesinleşen kararla birlikte atılı suçla ilgili olarak görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabilecek ihmaller ve talimatlar bakımından ilgili kamu görevlileri hakkında da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. DHA

1 Nisan 2015 Çarşamba

Rehin alınan ve hayatını kaybeden Mehmet Selim Kiraz kimdir?

Tüm Türkiye'nin gözü, ülke çapındaki elektrik kesintisinden hemen sonra, Berkin Elvan soruşturmasına bakan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın rehin alındığı Çağlayan Adliye'sine çevrildi. Ancak beklenen güzel haberler akşam saatlerinde düzenlenen operasyonun ardından hüsrana dönüştü. Mehmet Selim Kiraz hayatını kaybetti. Peki Mehmet Selim Kiraz, Berkin Elvan davasına nasıl müdahil olmuştu? İşte Mehmet Selim Kiraz'ın rehine alındığı olaydan önce adının geçtiği yerler.


Mehmet Selim Kiraz, İstanbul 'dan önce Osmaniye'de görev yapıyordu. Sonrasında İstanbul Gaziosmanpaşa'da dört yıl süreyle görev aldı. Rehin alınan Savcı Kiraz, HSYK'nın yaz kararnamesi ise Gaziosmanpaşa Adliyesi'nden Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne ataması yapılmıştı.
Berkin Elvan Davası
Berkin Elvan soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet savcısı Mehmet Selim Kiraz, davaya atandığı dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazarak, Ulusal Kriminal Büro’nun fotoğraflar üzerinden yaptığı incelemede 3 polisin eşgalinin tespit edildiğini ancak açık kimliklerinin tespit edilemediğini hatırlatmıştı. Savcı Kiraz, eşgalleri belirlenen ikisi ZET’çi (bibar gazı tabancası kullanan polisler), biri de muhimmatçı bu 3 polisin açık kimliğinin tespiti için olay günü olay yerinde görev yapan polislerin açık kimliklerinin fotoğrafları ile birlikte kendisine yollanmasını istemişti.

Sonrasında olaylar şu şekilde gelişti: İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Savcı Kiraz’ın talebi üzerine 21 polisin açık kimliklerini ve değişik açı ve boylardan çekilmiş fotoğraflarını soruşturma dosyasına yolladı. Savcı Kiraz, daha önce eşgalleri belirlenen ancak açık kimliklerine ulaşılamayan 3 polisin fotoğrafları ile emniyetin yolladığı 21 polisin fotoğraflarını ve kimlik bilgilerini Adli Tıp Kurumu Ses ve Görüntü İnceleme Şube Müdürlüğü’ne yolladı. Savcı Kiraz, eşgalleri tespit edilen ancak açık kimlikleri tespit edilemeyen bu 3 polisin, emniyetin gönderdiği 21 polis içinde olup olmadığının belirlenmesini istedi.

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın Berkin Elvan dosyasında yaptığı son işlemlerden biri de, Elvan’ın ölümüne ilişkin görüntüleri Jandarma Kriminal’e göndermek oldu. Ulusal Kriminal Büro’ya gönderilen kamera görüntüleri üzerinden şüpheli polislerin kimlik tespiti yapılamayınca kayıtlar, Savcı Kiraz tarafından geçen günlerden Jandarma Kriminal’e gönderildi.  

Gezi Parkı Dosyası

Savcı Mehmet Selim Kiraz,  geçen yıl ekim ayında Gezi Parkı dosyalarında bakmakla görevlendirildi. Berkin Elvan’ın öldürülmesinin yanı sıra Lobna Allami, Okan Özçelik, Volkan Kesanbilici, Edral Sarıkaya, Aydın Aydoğan ve Burak Ünveren’in de aralarında olduğu, Gezi Parkı gösterileri sırasında yaralananlar hakkındaki soruşturma dosyalarını yürütüyordu. Savcı Kiraz’ın yürüttüğü soruşturmalarda, şüpheli kamu görevlilerinin tespiti aşamasına gelinmişti. Kiraz’ın eşi de Çağlayan Adliyesi’nde hakim olarak görev yapıyor.


31 Mart 2015'te yaşanan ülke çapındaki elektrik kesintisi sırasında harekete geçen DHKC üyeleri, Berkin Elvan davasına bakan savcı Mehmet Selim Kiraz'ı görev yaptığı adliyede rehin aldı. İçeriden silah sesi duyuldu, özel tim adliyeye girdi. Berkin Elvan'ın ölümünden sorumlu polislerin 'canlı yayında itirafta bulunmasını ve yargılanmalarını' isteyen örgüt, aralarında milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal ve TAYAD'ın da olduğu bir arabulucu heyeti oluşturulmasını istiyor. Taleplerinin yerine getirilmesi için 15.35'e kadar süre veren örgüt, operasyon düzenlenmesi halinde savcıyı öldürmekle tehdit ediyor.

Çağlayan adliyesinde Berkin Elvan soruşturmasını yürüten savcı bir grup tarafından rehin alındı. İçeriden silah sesi duyuldu, özel tim adliyeye girdi. Örgüt, şu açıklamayı yaptı:
"Berkin Elvan'ı vuran ve gözetleyen polislerin derhal tutuklanmasını istiyoruz. Milletvekili Sezgin Tanrıkulu arabulucu olsun. 15.35'e kadar süre veriyoruz, müdahale olursa savcıyı öldürürüz."

Akşam saatlerinde Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ı, İstanbul Adliyesi'ndeki odasında rehin alan örgüt üyelerine yönelik operasyon düzenlendi. Operasyonun ardından ağır yaralanan savcı Kiraz hastaneye kaldırıldığı yönünde haberler çıktı. Ancak hastaneden gelen bilgiler, savcının adliyeden çıktığı sırada yaşamını yitirmiş olduğu yönündeydi. Mehmet Selim Kiraz 31 Mart 2015 tarihinde rehin alındığı saldırıda hayatını kaybetti. Kiraz'ı rehin alan saldırganlar ise ölü olarak ele geçirildi.
Mehmet Selim Kiraz’ın cenazesi hastaneden alınarak Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü. Kiraz'ın cenazesi 1 Nisan 2015 saat 11.00'de Çağlayan Adliyesi'nde yapılacak törenin ardından Eyüp Sultan Cami'nde kılınacak cenaze namazı sonrasında Eyüp Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

(Kaynak:radikal.com.tr)

26 Mart 2015 Perşembe

'Camide içki içtiler' iddiasında" yeni gelişme

Kabataş'tan sonra Gezi Parkı eylemleri sırasında Bezm-i Alem Valide Sultan Cami iddiası da yargıya taşındı. CHP Milletvekili İlhan Cihaner, "camide içki içildi" iddiasına delil olarak gösterilen bira kutusunun sonradan konulduğunu, bunun fotoğraf ve videolarla ispat edildiğini belirterek, "Amaç halkı tahrik etmekti" dedi. Suç duyurusunda, bira kutusunun öyküsüyle ilgili madde madde iddialar dikkat çekti.

Gezi Parkı eylemleri sırasında Kabataş’ta türbanlı bir kadının tartaklandığına ilişkin haberden sonra Dolmabahçe’deki Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi’nde içki içildiği yönündeki iddia da yargıya taşındı.

CHP Denizli Millevekili İlhan Cihaner, tanık anlatımları ve haber ajanslarının görüntülerine göre camide içki içilmediğini, protestocular camiden ayrıldıktan sonra bir bira kutusunun camiye getirilip konulduğunu ve birden çok yerde içildiği izlenimi yaratmak için  kutunun yerinin değiştirildiğini ifade ederek, şüpheliler hakkında “halkın kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan dava açılması için suç duyurusunda bulundu

CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner tarafından bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan dilekçede, Gezi Parkı gösterileri sırasında bir grup eylemcinin polisten kaçarak Dolmabahçe’deki Bezm-i Âlem Valide Sultan Camisi’ne sığındığı, 3 Haziran 2013’te Anadolu Ajansı ve Cihan Haber Ajansı’nın abonelerine, “Cami’de içki içtiler” başlığıyla haber, fotoğraf ve görüntü geçtiği ifade edildi. “Fotoğraf ve video görüntüsüyle desteklenen bu haber, kamuoyunda büyük bir infial yaratmıştır” denilen dilekçede, şöyle devam edildi:

ÇORUM, MARAŞ, SİVAS...
''Bu haber sonrasında protestocuların dine, dini değerlere, ibadethanelere saygılı olmadığı gibi bir tartışma başlatılmıştır. Başta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hükümet üyeleri ile hükümete destek veren medya organları bu iddiaları gerçekmiş gibi aylarca gündemde tutmuşlardır. Eylemleri savunan ve destek verenler ile eylemi eleştirenler, ‘din karşıtlığı’ ve ‘dindarlık’ kavramları üzerinden karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştır. Özellikle dini değerler üzerinden, halkın bir kesiminin diğer kesime karşı, kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa ve kin beslemeye açıkça tahrik edilmesinin sonuçları, yakın tarihimizde Çorum, Maraş ve Sivas’ta çok acı bir şekilde görülmüştür. Nitekim 57 yurttaşın hayatını kaybettiği, 200’ün üstünde yaralı; 300’e yakın ev ve işyerinin tahrip edilerek yakılması; binlerce ailenin göçüyle tarihin en karanlık sayfaları arasında yerini alan Çorum katliamı Alaaddin Camii’ne bomba atıldığına dair gerçek dışı bir haber üzerine başlamıştır.''

BİRA KUTUSU ORDAN ORAYA DOLAŞTIRILMIŞ
Bezm-i Alem Valide Sultan Camii Müezzini Fuat Yıldırım’ın camide içki içildiğini görmediği, protestocuların içki içmedikleri yönündeki beyanı ve Zaman Gazetesi İstihbarat Şefi İbrahim Doğan’ın bira kutusunun eylemcilerin camiyi boşaltmasından sonra konduğu yönündeki tweetleri de delil olarak gösterildi. Elinde bira kutusu olmakla suçlanan Emre Öztürk’ün kola kutusu taşıdığı yönündeki beyanına işaret edildi. Bira kutusunun hem camideki halı üzerinde, hem de ayakkabılıkta görüntülendiği ifade edilerek, “Boş bira kutusunun markası, rengi ve ezilme biçimi aynıdır. Çünkü her iki yerde çekilen boş bira kutusu aynı boş bira kutusudur. Bir bira kutusu, Cami’nin değişik yerlerine götürülmüş, buralarda fotoğrafı ve videosu çekilmiş ve birden fazla bira kutusu olduğu izlenimi yaratılmıştır” denildi.

ÖNCE YOK SONRA VAR
AA’nın servis ettiği 13 fotoğraf arasında hiçbir yerde boş bira kutusunun olmadığı vurgulandı.


(Gencin elindeki kutunun bira olduğu iddia edilmiş ancak, yapılan incelemede kola olduğu ortaya çıkmıştı)

Dilekçede, görüntü çelişkileri şöyle sıralandı:
* Protestocuların camiye sığındıkları gece ve sonrasında Doğan Haber Ajansı (DHA), Cihan Haber Ajansı (CHA), İhlas Haber Ajansı (İHA) ve Anadolu Ajansı (AA) tarafından toplam beş adet video çekimi yapılmıştır. AA ilk görüntüyü gece, ikinci görüntüyü ise gündüz çekmiştir.
İlk görüntü, AA kameramanı Murat Karadağ tarafından çekilmiştir. Eylemcilerin camiyi boşaltmasından hemen sonra, gece çekilen videonun 35-55’inci saniyeleri arasında, bira kutusunun bulunduğu iddia edilen yerler görüldüğü halde, hiçbir yerde bira kutusunun olmadığı net bir biçimde görülmektedir.

* Camide çekilen ikinci video, DHA tarafından o gecenin sabahında çekilmiştir. Bu çekimin 25. saniyesinde bira kutusunun fotoğraflandığı alan çok net olarak görüldüğü halde bira kutusu görülmemektedir.

* AA, kameraman Umut Özgan’ın çektiği bir videoyu daha servis etmiştir. Olaylardan saatler sonra ve gündüz çekilen bu videonun 40. saniyesinde, ilk çekimde olmayan boş bira kutusu, halı üzerinde görüntülenmiştir. Ayakkabıların olduğu yerde çekilen fotoğraflardaki boş bira kutusu, bu görüntülerde yer almamaktadır. Görüntünün 1 dakika 49. saniyesinde bira kutusunun fotoğraflandığı yerde kutunun olmadığı görülmektedir.

* CHA tarafından gündüz çekilen görüntünün 50’inci saniyesinde cami içinde bira kutusunun fotoğraflandığı alan görülmesine karşın bira kutusunun olmadığı anlaşılmaktadır. 58’inci saniyede ise ayakkabıların konulduğu bölümde bira kutusu görülmektedir. ( Bira kutusunun bulunduğu yer AA’nın servis ettiği gündüz (ikinci) görüntülerinin tam tersidir.)

* İHA’nın görüntüsünde ise cami içinde halı üzerinde bira kutusu görülmezken, cami dışında, ayakkabıların konulduğu bölümde bira kutusu görülmektedir.

* Fotoğraf ve video görüntüleri karşılaştırıldığında cami içindeki halı üzerinde ve ayakkabılıkta görüntülenen boş bira kutusunun markası, rengi ve ezilme biçimi aynıdır. Bu haliyle tek bir bira kutusu olduğu ortadadır.

* Aynı bira kutusu farklı yerlere götürülerek görüntülenmiştir:

* AA’nın göstericilerin camiden çıkmasından hemen sonra gece çektiği ilk görüntüde, camii içinde ve ayakkabılıkta (hiçbir yerde) bira kutusu yoktur.

* DHA’nın görüntüsünde bira kutusu ayakkabılığın üzerinde görülmektedir.

* CHA’nın görüntüsünde bira kutusu ayakkabılığın üzerinde görülmektedir.

* AA’nın gündüz saatlerinde çektiği kamera görüntülerinde ise bira kutusu caminin içindeki halının üzerinde görülmektedir.

* İHA’nın görüntüsünde ise bira kutusu ayakkabılığın üzerinde görülmektedir.

* Basına kim tarafından servis edildiği bilinmeyen fotoğraflarda ise bira kutusu iki yerde de görülmektedir.

* Buna göre; boş bira kutusu AA gece geldiğinde hiç yoktu. DHA gündüz geldiğinde bira kutusu ayakkabılığa konulmuştu. DHA gittikten sonra AA’nın ikinci gelişinde bira kutusu camii içine konulmuştu. CHA geldiğinde bira kutusunun yeri değiştirilmiş ve tekrar ayakkabılığa konulmuştu. İHA geldiğinde bira kutusu ayakkabılıktaydı. 

* Görüldüğü üzere; bir tek bira kutusu olmasına karşın sanki birden çok bira kutusu varmış gibi çekilen görüntülerdeki bira kutusunun protestocular camiden çıktıktan sonra, şüpheliler tarafından camiye getirilip konulduğu ve çeşitli basın organlarının fotoğraf ve video görüntülerine girmesi için sürekli olarak yerinin değiştirildiği görüntülerden ve bira kutusunun konuluş biçiminden anlaşılmaktadır.

(İsmail Saymaz / Hürriyet)

Mehmet Metiner'den Kabataş itirafı

AK Parti Adıyaman milletvekili Mehmet Metiner katıldığı bir TV programında Kabataş olayı hakkında konuştu.

Metiner Gezi olayları sırasında Kabataş’ta başörtülü bir kadına saldırıldığı yönündeki iddialara ilişkin o dönemin bazı polis müdürleri tarafından kandırıldıklarını söyledi.

Mehmet Metiner şunları söyledi:

Ben izlediğimi söylemedim mesela. Ama katıldığım TV programlarında bu görüntülerin var olduğunu söyledim. Niye var olduğunu da açıkladım. Çünkü biz iktidar partisiyiz. Biz emniyet müdürlerimizi ararız ilgili birimlerimizi arar sorarız.  Deriz ki ‘bu görüntüler var mı?’ O dönemin paralel müdürleri bu görüntülerin elimizde olduğunu söylediler. Biz de meğer namert olduklarını bilmeden onların söylemiş oldukları söze itibar ederek ‘evet bu olayın görüntüleri var’ dedik. 

Ben dedim ben… Gerçek böyle itiraf edilir. Ben izlediğimi söylemedim. Ama izlediğini söyleme yalanı üzerinden bir algı oluşturulmaya çalışılmışsa, bugün tırnak içinde gerçeğini açıklıyorum üzerinden de başka bir algı başka bir operasyon yapılmak isteniyor.

11 Mart 2015 Çarşamba

Berkin Elvan ölüm yıldönümünde anılıyor

Berkin Elvan, ölümünün birinci yıldönümünde anılıyor. Sanatçılardan, siyatsetçilere birçok isim Elvan'ın ölüm yıldönümünü unutmadı.

Gezi eylemleri sırasında 16 Haziran 2013'te İstanbul Okmeydanı’ndaki evinin üst sokağında başına isabet eden biber gazı kapsülüyle yaralanan ve 269 gün komada uyutulan Berkin Elvan, 11 Mart 2014 günü saat 07.00'da yaşamını yitirmişti. 5 Ocak 1999'da doğan Berkin Elvan hayata veda ettiğinde 15 yaşındaydı. Elvan, 12 Mart günü yüzbinlerin katıldığı bir cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlanmıştı.

10 Mart 2015 Salı

Berkin Elvan'ın ailesinden rekor tazminat istemi!

Gezi Parkı olayları sırasında polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın ailesi, oğullarının ölümünde "idarenin ağır kusurlu olduğu" gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı’ndan toplam 1 milyon TL maddi ve manevi tazminat talebinde bulundu.

Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan, annesi Gülsüm Elvan ile kardeşleri Özge ve Gamze Elvan adına avukatları tarafından İçişleri Bakanlığı’na sunulan 12 sayfalık tazminat talepli dilekçede, "Müvekkillerin Berkin’i kaybetmeleri para ile ölçülebilir nitelikte değildir. Ancak ülkemiz hukukunda sorumluluğun kabulü bu şekilde gerçekleşmektedir. Müvekkiller tazminattan ziyade, idarenin kusurunu kabul etmesini ve bünyesindeki Berkin’in katillerinin isimlerinin verilmesini önemsemektedirler. Bu sebeplerle, idarenin ağır kusurunu kabul ederek, müvekkiller Sami Elvan ve Gülsüm Elvan için kendi adlarına asaleten, çocukları Özge ve Gamze adlarına velayeten fazlaya dair haklarımız saklı kalarak, baba ve annenin her biri için 200 bin TL maddi, toplam 200 bin TL manevi; çocuklar Özge ve Gamze’nin her biri için 200 bin TL manevi tazminat olmak üzere toplam 1 milyon TL tazminat talep etmekteyiz. İdarenin ağır kusurunu kabul ederek talep konusu maddi ve manevi tazminat talep haklarımızın kabulünü, aksi takdirde hukuksal talep haklarımızı kullanacağımızı bildiririz" denildi.

"ÇOCUKLARININ ACI İÇİNDE ÖLÜMÜNÜ İZLEMİŞLER, BİR ŞEY YAPAMAMANIN ÇARESİZLİĞİNİ YAŞAMIŞLARDIR"

Dilekçede, "İçişleri Bakanlığı’nın Berkin Elvan’ın öldürülmesinde hem ihmal hem hizmet kusuru hem de kusursuz sorumluluğu vardır.

Devlet bir yandan öldürmeme yükümlülüğünü ihlal ederken, öbür yandan öldürülmemesi için gereken ortamı da ortadan kaldırmıştır. Ölüm bizzat polislerin atmış olduğu gaz fişeğinden meydana gelmiş olmasına rağmen, devletin Anayasa’da düzenlenen haklar ve uluslararası sözleşmelerdeki taahhütleri dikkate alındığında, kusursuz sorumluluğunun da olduğu açıktır. Bu anlamda, İçişleri Bakanlığı’nın açık ihmali ve kusuru nedeniyle müvekkiller zarar görmüştür. Vurulduğu anda henüz 15 yaşında olan çocuklarının/kardeşlerinin acı içinde ölümünü izlemişler, bir şey yapamamanın çaresizliğini yaşamışlardır. Üstelik çocuklarının katillerinin bulunarak adalet duygularının bir parça sağlanması yerine, günlerce seçim meydanlarında kitleler nezdinde aleyhlerinde propaganda yapılmıştır. Yaşadıkları acı ve üzüntü artmıştır" denildi.

"İDARE, SORUMLULUĞUNDAKİ PERSONELİN İSMİNİ SAVCILIĞA VERMEMEKTEDİR"

Dilekçede, İçişleri Bakanlığı’nın emrindeki personelini yeterince eğitemediği iddia edilirken, "Bakanlık gerekli denetimi sağlayamamış, halkı ve müvekkillerin çocuğunu koruma noktasında kusurlu davranmıştır. Olayda hem ihmal hem hizmet kusuru hem de kusursuz sorumluluk vardır. Berkin’in öldürülmesinden sorumlu polislerin fotoğrafları bellidir. İdare, sorumluluğundaki personelin ismini savcılığa vermemektedir. Bu idarenin yapması gereken bir görevdir. İdare bu yükümlülüğü yerine getirmektense, tam tersine personelini korumaktadır" denildi.

"BERKİN ELVAN’IN ’YAŞAM HAKKI’ AĞIR BİÇİMDE İHLAL EDİLMİŞ VE AİLESİNE DE BU YOLLA ZARAR VERİLMİŞTİR"

Dilekçede, şöyle denildi:

"Anayasa’nın 129. maddesinin 5. fıkrası, gerek Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesine göre ’Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar’. Yani var olan sistemde kamu gücü kullanmak özelliğine sahip olan ve bu nedenle kendisine çeşitli araç ve yetkiler tanınmış olan kamu görevlilerinin işledikleri kusurlardan doğan zararlardan idare sorumlu olacak ve Anayasa’nın 129. maddesinde belirtildiği şekliyle ’Memurlar ve diğer Kamu Görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilecektir.’ Yukarıda ayrıntılarıyla açıkladığımız nedenlerle, Berkin Elvan’ın en temel Anayasal hakkı olan ’Yaşam Hakkı’ ağır biçimde ihlal edilmiş ve ailesine de bu yolla zarar verilmiştir. Başvurucular, oğullarının ve kardeşlerinin gün gün ölümüne tanıklık ettirilmiş, devlet yetkililerinin yapmış olduğu açıklamalarla acıları büyütülmüş ve h?l? Berkin’in katilleri yargı önüne çıkarılmamıştır."

TOPLAM 1 MİLYON TL TAZMİNAT TALEBİ

Dilekçenin son bölümünde ise, "Dava öncesi uyuşmazlık çözme yolunu açmak üzere getirilen İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde yer alan başvurumuz değerlendirilerek, müvekkillerimizin maddi ve manevi zararının ölüm tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte karşılanması bir zorunluluktur. Bu sebeplerle idarenin ağır kusurunu kabul ederek müvekkiller Sami Elvan ve Gülsüm Elvan için kendi adlarına asaleten, çocukları Özge ve Gamze adlarına velayeten fazlaya dair haklarımız saklı kalarak baba ve annenin her biri için 200 bin TL maddi, toplamda 200 bin TL manevi, çocuklar Özge ve Gamze’nin her biri için 200 bin TL manevi tazminat olmak üzere toplam 1 milyon TL tazminat talep etmekteyiz. İdarenin ağır kusurunu kabul ederek, talep konusu maddi ve manevi tazminat talep haklarımızın kabulünü, aksi takdirde hukuksal talep haklarımızı kullanacağımızı bildiririz." DHA

6 Mart 2015 Cuma

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bir anne Kabataş'ta tacize maruz kaldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Metal Sendikası Kadın İşçileri 20. Büyük Kurultayı'nda yaptığı konuşmada ''Gezi olayları sırasında bir anne yanında çocuğu olduğu halde Kabataş'ta tacize maruz kaldı. Kimse o kadını taciz edenleri kınamadı, peşine düşmedi.Hani tacizde esas olan kadının beyanıydı'' dedi.

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

EY BATI, BİZE SIĞINAN MÜLTECİLER İÇİN NE YAPTINIZ?

Konuşmamın hemen başında bugün ebediyete uğurlayacağımız kahraman pilotlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine sabır diliyorum.
Ey Batı, lafa gelince kadın haklarını savunuyorsunuz. Ama bize sığınan mülteciler için ne yaptınız.
Biraz mali destek verin dediğinizde oraya hiç yanaşmazlar. Tüm Batı'da 150 bin sığınmacı var. Bizde ise 2 milyon.
Bu nerden geliyor. Bu kültürümüz ve inancımız gereği yaptığımız bir uygulamadır. Onun için Türkiye güçlüdür ve büyümeye devam edecektir.
İnsana değer vermeyen hiçbir ülkeyi büyükler kategorisinde saymam.

BOMBALAR ATARAK KADINI MAĞDUR ETMEK SUÇ DEĞİL Mİ?

Yıkılan evin başında gözyaşı döken, eşini kaybettiği için ağlayan, evi yıkıldığı için yüreği yanan kadındır. Acısı hissedilmeyen bu kadınların yaşadıkları insanlığın yarasıdır.
Bir tarafta kadın hakları diye kamuoyu ayağa kaldırılırken diğer tarafta kadınların yaşadıkları konusunda duyarsızlık var.
Bir tarafta eşitlik diye yer gök inletilirken diğer tarafta ölümler ve şiddet karşısında eşitlik oluyor. Bombalar atarak kadını mağdur etmek suç değil mi.
Kadının önce yaşama hakkına saygı duyulmalı.

O KADIN BARIŞ İSTİYOR

Hayatı her an tehdit altında bulunan evi başına yıkılmış olan aile fertlerinin her birinin geleceği hakkında endişe duyan kadına siz Kadınlar Günü'nü anlatamazsınız. Çünkü o her gün varlık yokluk içinde. O kadın kendisine çiçek uzatılmasını istemiyor. O kadın huzur istiyor, barış istiyor.
Mısır’da Esma'ları katledenlerin kadının adını ağzına almasına almaya hakkı yoktur.
Ülkelerinde bir meta gibi alınıp sayılan kadınlara ses etmeyip de kadının örtünmesini yasaklayanların kadının ağzını almaya hakkı yoktur.
Kadınla erkeği aynı yarışa sokmak kadının hakkını savunmak değildir.Kadını Allah’ın bir emaneti olarak görmek kadına karşı ayrımcılık değil tam tersi kadını baştacı etmek kadını yüceltmektir. Kadının analık vasfına vurgu yapmak ayrımcılık değildir.

ANASININ AYAKLARININ ALTINI ÖPEN BİR EVLADIM

Bazıları diyor ki 'Bize ana demeyin, biz kadınız.'
Ben anasının ayaklarının altını öpen bir evladım. Anacığım ayağını çekerdi ben zorla öperdim derdim ki benden cennetin kokusunu mu esirgiyorsun. Bu idrake varabilmek kolay bir iş değil.
Peygamberimiz kız çocuğunu erkekten ayırmayan ve en iyi şekilde yetiştiren babaları cennetle müjdelemiştir.
Kadın cinayetleri üzerinden bir milletin kültürünün, inancının itham edilmesine müsaade edemeyiz.
Geçmişte yaşanan sancılı olayların mağdurların başında kadınlar geliyor. Tüm yıkımların yükünü kadınlar omuzlamıştır.

SADECE BAŞÖRTÜLÜ DİYE MERVE HANIMA YAPMADIKLARINI BIRAKMADILAR

Bu ülkenin Meclisi'nde sadece başörtülü olduğu için Merve hanıma yapmadıklarını bırakmadılar. Hatta vatandaşlıktan çıkardılar.
Benim de iki kız evladım aynı akıbete uğradılar. Evlatlarım kotaya, katsayıya tabi tutuldu. Siz imam hatip mezunusunuz dediler üniversiteye sokmadılar. Bizim kızlarımızı cebren okullardan dışarı attılar.
Erkek ve belli kalıpta bayanlar kamuda çalışıyor da neden başörtülü kadınlar kamuda çalışmasın. Bu İngiltere’de ABD’de oluyor da benim ülkem de neden olmasın.
Başı açık başı örtülü bu ayrımcılık niye. Yıllarca bunu yaptılar.

BİR ANNE KABATAŞ'TA TACİZE MARUZ KALDI

Gezi olayları yaşadık değil mi. Gezi olayları sırasında bir genç kadın. Bir belediye başkanının gelini. Bir anne yanında çocuğu olduğu halde Kabataş’ta tacize maruz kaldı. Kimse o kadını taciz edenleri kınamadı, peşine düşmedi.
Tacize uğrayana kadına ise etmediklerini bırakmadılar. Terbiyesizce ahlaksızca o kadının üzerine gittiler.
Hatta o hanımefendiyle ilgili yazılar yazan 4 tane bayan köşe yazarına da olmadık hakaretler ettiler. Şimdi de sosyal medyada üzerine gitmeye devam ediyorlar.
Hatta bu hanımefendi ile ilgili gidip incelemesini yapıp olumlu yazılar yazan 4 tane bayan köşe yazarına da olmadık hakarette bırakmadılar.
Hani tacizde esas olan kadının beyanıydı.
Çarşaflı kadınlara rozetler takarken diğer tarafta çarşaflı kadınları köle olarak gösteren sergiler açtılar.
Benim annem de başörtülü edebiyatı yaparken elleri öpülesi anaları evlatlarının mezuniyetlerine almadılar.
Demek ki bunlar için önemli olan kadının kendisi değil sadece bazı kadınlar.

EN AZ 3 ÇOCUK TAVSİYESİNDE BULUNDUĞUMDA HAFİFE ALANLAR OLUYOR

Her türlü ayrımcılığa olduğu gibi kadına karşı ayrımcılığa karşı mücadele ettim. Bundan sonra da var gücümle mücadele edeceğim.
Şiddete maruz kalarak hayatını yitirmiş tüm kadınlarımıza, kızlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Şiddet uygulayanları da lanetle anıyorum.
Biz kadının çalışmasına asla karşı değiliz. Kariyer yapmak isteyen kendi işini kurmak isteyen kadının yanındayız. Sosyal hakların kısıtlanmasına kadının hakkının sömürülmesine asla müsaade etmeyiz.
Bugün kadınların iş hayatındaki yeri eskisiyle mukayese edilemeyecek kadar iyi durumdadır.
Çocuk her işin bereketidir. Çocuk rızkıyla gelir bunu da biliniz. Çocuk evin neşesidir. Geleceğin teminatıdır.
Ben katıldığım nikah törenlerinden en az 3 çocuk tavsiyesinde bulunduğumda bunu hafife alanlar oluyor. Onlar tehlikenin farkında değildir.
Bu bir para meselesi de değil. Zenginlerin ailelerine bakın. Ya bir ya iki çocuğu vardır. Bu para meselesi değil. Başka bir mesele. (hürriyet.com.tr)

2 Mart 2015 Pazartesi

Gezi'de akademisyenin gözünü böyle çıkardılar...

Gezi eylemlerinde Dr. Burak Ünveren'in biber gazı fişeğiyle gözünü kaybetmesiyle ilgili soruşturmada görüntülere ulaşıldı. Polisler, talimatlara aykırı şekilde yere paralel olarak fişeği ateşliyor, bazı polisler göstericilere taş atıyor.

İstanbul ’daki Gezi Parkı gösterilerine katılan Dr. Burak Ünveren’in gözünü kaybetmesine ilişkin soruşturmada, aradan geçen bir buçuk yılın ardından, biber gazı tüfeğiyle ateş eden iki polisin ve vurulma anının görüntüsüne ulaşıldı. Hazırlanan bilirkişi raporunda, kask takmayan iki polisin, mevzuatlara aykırı şekilde, 45 derece eğimle havaya değil, yere paralel şekilde ateş ettikleri görülüyor. Bazı polislerin de göstericilere taş attığı anlaşılıyor.

Dr. Burak Ünveren‘in biber gazıyla fişeğiyle gözünü kaybetmesine ilişkin soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, çevredeki MOBESE ve güvenlik kameralarını toplayarak, rapor hazırlaması için Ulusal Kriminal Büro’ya gönderdi. Ünveren’in vurulduğu o dakikaları tespit eden büro, hazırladığı raporu savcılığa gönderdi. Rapora kaynaklık eden görüntülerde, kasksız bir polisin göstericilerin üzerine nişan alarak, 45 derece eğimle değil, “yere paralel” şekilde atış yaptığı görülüyor. İki polisin de göstericilerin üzerine taş attığı ve el hareketi yaptığı anlaşılıyor. Raporda, saat 22.25’te bir gaz fişeğinin yere paralel şekilde ilerlediği ve kalabalık grubun içerisine düştüğü ifade edilerek, “Çok kuvvetle Burak’ın yaralandığı an bu zaman olmalıdır” deniyor. Zira gaz fişeğinin düştüğü noktada bir kargaşanın olduğunu ve insanların burada toplandığı vurgulanıyor.
Raporun sonuç kısmında, sokakta operasyonu yapanların “T-412” kask numaralı polisin de bulunduğu grup olduğu ifade edildi.  Biber gazı tüfeği olan ZET’le ateş eden polisin de bu grup içerisinde bulunuyor olabileceği kaydedildi. Çevik Kuvvet’in yapılanmasında, grupta bir şef, bir sağlıkçı, iki ZET’çi, sekiz kalkancı ve 12 cop’çunun bulunduğu, bu nedenle ”ortada kesinlikle iki ZET’çi polis olduğu” anlatıldı. Raporda, “ALKIM kitabevi önü ve caddede bekleşen ZET’çilerden, kasksız olan,  paralel sıkan memur olduğu değerlendirilebilir. Sadece bu iki ZET’çi sıkmaktadır” denildi. ZET’çilerden birisinin “saçları alın kısmından her iki yandan oldukça seyrek olan atletik yapılı ve uzun boylu” olduğu vurgulandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da rapor üzerine Emniyet’e yazı yazarak, görüntüdeki şüphelilerin isimlerinin bildirilmesini istedi. Ünveren’in avukatı Ayhan Erdoğan, “Burak’ı yaralayan polis, kask numarası belli olan polisin timinde görev yapıyor, görüntülerde de belli oluyor. Fail belli, adı belli değil. Emniyet’in bu adı bildirmesi ve iddianame düzenlenip dava açılması gerekiyor” dedi.

YTÜ’DE AKADEMİSYEN

Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Dr. Burak Ünveren, 1 Haziran 2013’te Beşiktaş ’taki gösterilere müdahale eden polisin sıktığı gaz bombası fişeğiyle sol gözünü kaybetmişti. O tarihte Radikal’e konuşan 31 yaşındaki Ünveren, “Evimin önünde olaylar oluyordu; ne olduğunu görmek için aşağıya indim. Ardından çok fazla gaz sıkıldığı için tekrar evime, yukarıya çıktım. Deniz gözlüğü taktım. Deniz gözlüğü takınca daha rahat yürüyebiliyordum. Üç dakikalık mesafe yürüyebildikten sonra polisin attığı gaz bombasının kapsülü yüzüme isabet etti” diye açıklama yapmıştı. Sokakta herhangi bir şiddet hareketi olmadığının altını çizen Ünveren “İnsanlar yalnızca alkışlıyor, tencereleri birbirine vuruyordu. Birileri çöp tenekelerini devirmişti. Zaten gazdan etraf çok görünüyordu. O kadar gaz vardı ki sis gibiydi. Bir şiddet hareketi yoktu, zannetmiyorum. Haksızlığa uğradığımızı düşünüyorum. Kamu güvenliğine karşı hiçbir tehdit oluşturmuyorken sadece olayların ne minvalde cereyan ettiğini görmek isterken gözümden oldum. Bence bu büyük bir haksızlık” demişti. (İsmail Saymaz / radikal.com.tr)

12 Şubat 2015 Perşembe

Yayına çıkmadan gözaltına alındı

Eğitim boykotu düzenleyen Birleşik Haziran Hareketi İzmir İl Koordinasyon Kurulu üyesi Onur Kılıç, CNN Türk'teki programa katılamadan gözaltına alındı.

İzmir’de valiliğin genelgeyle yasakladığı 13 Şubat eğitim boykotundan bir gün önce polis, eylemi düzenleyen Birleşik Haziran Hareketi İzmir İl Koordinasyon Kurulu’ndan Onur Kılıç’ı gözaltına aldı.

İzmir Vali Yardımcısı Mustafa Harputlu’nun İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gönderdiği yazıda; Birleşik Haziran Hareketi’nin (BHH) 13 Şubat’ta ülke genelinde yaptığı ‘laik ve bilimsel eğitim için okul boykotu’ çağrısına uyup eyleme katılacak milli eğitim personeli ve öğrenciler hakkında disiplin işlemi yapılacağı açıklanmıştı.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne, İzmir Vali Yardımcısı Mustafa Harputlu’nun imzasıyla geçen 6 Şubat’ta gönderilen yazıda, Birleşik Haziran Hareketi’nin ülke genelinde ‘Laik ve bilimsel eğitim için okul boykotu’ çağrısı yaptığı belirtildi. Boykota katılmaları halinde, milli eğitim personeli ile öğrencilere disiplin işlemi yapılması talimatı verildi.

Harputlu’nun gönderdiği yazıda, Birleşik Haziran Hareketi isimli yapılanmanın izleyeceği yol ile mücadele yönteminin Cumhurbaşkanı, Başbakan ile AKPi politikalarının karşıtı olduğu dile getirilerek, “Boykotlarda Gezi Parkı eylemlerini yeniden canlandırmak ve genel seçimler öncesi karmaşa yaşanmasına sebebiyet verilmek istendiği” vurgulanmıştı.

Bu yazı Türkiye’de gündem yaratırken gözler yarın yapılacak eğitim boykotuna çevrildi. Ancak ‘Laik ve Bilimsel Eğitim için Boykot’ eyleminden bir gün önce Birleşik Haziran Hareketi’nin İzmir’deki önemli isimlerinden Onur Kılıç bugün Terörle Mücadele Şubesi polislerince gözaltına alındı. Kılıç ifade için Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.
Şirin Payzın da Twitter hesabından yaşanan gözaltılara ilişkin şunları yazdı:

“Bu akşam Ne Oluyor’a konuk olarak katılacak İzmir Birleşik Haziran hareketi sözcüsü Onur Kılıç polis tarafından göz altına alındı. Boykot afişi asanlara da da gözaltı var. İç güvenlik yasası ya çıkacak ya çıkacak denmişti daha çıkmadan kokusu geldi.”

28 Ocak 2015 Çarşamba

Gezi davasında ders gibi karar

Kadıköy'de 2013 yılı Eylül ayında Gezi eylemleri sırasında çıkan olaylarla ilgili 1'i ABD vatandaşı 16 kişi hakkında açılan davada 15 sanık beraat etti. Amerika'da bulunan Sarah Elizabeth hakkındaki dosya ise ifadesi alınamadığı gerekçesiyle ayrıldı. Mahkeme gerekçeli kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına yer verilerek ‘Bu kararlara bakmak zorunludur’ ifadesi kullanıldı.


15 SANIĞA BERAAT, 1 SANIK HAKKINDA YARGILAMA DEVAM EDECEK
19. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasında mahkeme, sanıklar hakkında "Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama", "Görevi Yaptırmamak İçin Direnme" suçlarından dava açıldığını ve yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle 15 sanığın beraatına karar verdi. Sanıklardan Sarah Elizabeth'in savunmasının alınamamış olduğunu ifade eden mahkeme, Elizabeth hakkındaki davanın başka bir esas üzerinden devam edilmesine hükmetti.

"HERKES, İZİN ALMADAN YÜRÜYÜŞ DÜZENLEME HAKKINA SAHİPTİR"
19. Asliye Ceza Mahkemesi davaya ilişkin gerekçeli kararında ise Toplantı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararlarına yer verdi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü Hakkının, Demokratik Hukuk Devletinin en temel unsurlarından birisini teşkil ettiğini belirten mahkeme gerekçeli kararında, "Toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkı, Anayasamızın 34. maddesinde güvence altına alınmış durumdadır. Bu hükme göre, 'Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.' denilmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının hangi hallerde serbestçe kullanılabileceği ve hangi hallerde bu özgürlüğe müdahale edilebileceğini tayin etmek için Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na bakmak yeterli değildir. Bunun için, iç hukukumuzun parçası olup, kanunlarımızın üstünde bir konumda olan A.İ.H.S. ve bu sözleşmeyi yorumlayan A.İ.H.M. kararlarına bakmak zorunludur" cümlelerine yer verdi.

"DEMOKRATİK HUKUK TOPLUMUNDA YAŞAYAN HER BİREY..."
"Bir toplantı ve gösteri yürüyüşü için önceden izin alınmamış ya da bildirimde de bulunulmamış olması, ilgili gösteriye müdahale etmek için asla yeterli değildir" denilen kararda, "Yani böylesi bir durum, ilgili gösteriyi tek başına 'Kanunsuz' hale getirmemektedir. Demokratik hukuk toplumunda yaşayan her birey, hoşnutsuzluğunu, itirazını ve taleplerini; toplanarak, gösteri ve yürüyüş yaparak, bu şekilde kamuoyuna sesini duyurarak, cebir ve şiddete, tehdit yöntemlerine başvurmadan, korku ve baskı ile gizlenip hukuka aykırı faaliyetlere kalkışma ihtiyacı duymadan dile getirebilmelidir" şeklinde ifadelere yer verildi.

"SİLAHA BAŞVURMAMALI, BİREYİN GÜVENLİĞİNİ GÖZETECEK ŞEKİLDE BEKLENMELİ"
Toplantı ve gösteri sırasında istenmeyen bazı hadiseler gerçekleşmesi halinde kolluk gücünün, gerekli önlemleri almaları gerektiğine dikkat çekilen kararda, "Fakat silahsız olan ve saldırı amacı taşımayan insanlara karşı güç, yani zor kullanmamalı, özellikle de silaha başvurmamalı, bireyin can ve mal güvenliğini gözetecek şekilde beklemelidir. Somut olayda sanıkların bir kısmının  gösteri katıldığını,ancak şiddet içeren bir eylemde bulunmadıklarını savunurken bir  kısmı ise gösterinin ilçe merkezinde olup kendilerinin gösterinin ortasında kaldıklarını,gösteriye katılmadıklarını savundukları anlaşılmıştır" denildi.

"GAZA KARŞI KORUNMAK İÇİN TEDBİR ALINMASI NORMAL"
Eyleme bin 500 kişinin katıldığı ve içlerinden 16'sının sanık haline getirildiği belirtilen kararda, "Kolluk gücünün şüphelileri bu kadar kalabalık arasında teşhiş ederek grubun  dağıtılması sırasında tespit ettikleri kişileri yanılmadan gözaltına almalarının hayatın olağan seyrine uygun olmadığı, birkaç sanıkta baret ve maske ele geçmesinin de isnat edilen suça tek başına delil teşkil etmeyeceği, insanların yoğun gösterilerin olduğu bir dönemde kendilerini atılan gaza karşı korumak için bu şekilde tedbir almasının normal olduğu nazara alındığında; Her ne kadar sanıklar hakkında "Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama", "Görevi Yaptırmamak İçin Direnme" suçlarından dolayı cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmış ise de,üzerilerine atılı eylemleri işlediklerine dair, mahkumiyetlerine yeter, tüm kuşkulardan uzak, kesin ve inandırıcı delillerin elde edilmediği" sanıklara yakıştırılan eylemlerin sabit olmadığı kanısına varıldığından beraatlerine karar verilmiştir" cümlelerine yer verildi.

İDDİANAMEDEN
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 5 sayfalık iddianamede, Taksim Gezi olayları kapsamında sosyal medya üzerinden 12 Eylül'de saat 21.00 sıralarında Kadıköy Altıyol Boğa Heykeli önü ve Söğütlüçeşme metrobüs durağında toplanılacağı, toplanan grupların Ak Parti Kadıköy ilçe binası önüne yürüyeceği ve ilerleyen günlerde iskele polis karakolunun yanında bulunan parka çadır kurulacağının planlandığı anlatıldı. İddianamede 2 bin kişiye yakın bir grubun polisin ihtar ve zor kullanmasına rağmen direndikleri ve cebir kullandıkları, güvenlik güçlerine karşı görevlerini yaptırmamak için direndikleri kaydedildi. ABD vatandaşı Sarah Elizabeth Perrich'in de aralarında bulunduğu 16 kişi hakkında "Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama", "Görevi Yaptırmamak İçin Direnme" suçlarından, 1'er yıl 2'şer aydan 7'şer yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. (hürriyet.com.tr)

21 Ocak 2015 Çarşamba

Son tekmeyi atan polise 10 yıl 10 ay hapis

Gezi olayları sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz davasında karar açıklandı. Mahkeme, sanık polis memuruı Mevlüt Saldoğan’a 'ölüme sebebiyet vermek' suçundan 13 yıl hapis cezası verirken bunu 10 yıl 10 ay hapse çevirdi. Diğer polis memuru Yalçın Akbulut’a ise önce 12 yıl hapis cezası verilirken ceza10 yıla indirildi. Savcı mütaalasında sanık polis Saldoğan'a müebbet istemişti. Mahkemenin kararı açıklamasının ardından salonda gerginlik oldu. Salondakiler mahkemenin kararını protesto etti.



1’i polis 5’i tutuklu 8 kişi hakkında kasten adam öldürmek ve bu suçu kolaylaştırmaktan 10-15 yıl hapis ile müebbet hapis arasında ceza istemiyle Eskişehir’de açılan dava, kamu güvenliği gerekçesiyle Kayseri’ye nakledilmişti. Geçen celse beklenen karar, davanın tutuklu 1 numaralı sanığı Mevlüt Saldoğan böbrek ameliyatı mazeretiyle gelmeyince ertelenmişti.
Ankara 2 No’lu L tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nden önceki gün mahkemeye ulaşan yazıda sanığın Ankara Numune Hastanesi’nde tedavi gördüğü ve bugünkü duruşmaya SEGBİS ile katılabileceği bildirildi. Polis Saldoğan’ın SEGBİS ile katılıp son savunmasını yapacağı duruşmada karar bekleniyor. Savcı 5. celsede verdiği mütalaasında sanıklar, polis Mevlüt Saldoğan hakkında “kasten adam öldürme” suçlamasıyla müebbet hapis, polis Yalçın Akbulut hakkında “kasten yaralama suretiyle ölüme sebebiyet vermek” suçundan 12-16 yıl hapis, fırıncı İsmail Koyuncu ve Ramazan Koyuncu ile Muhammet Vatansever ve Ebubekir Harlar hakkında ise 8-12 yıl hapis cezası talep etmişti. Savcı sanık polisler Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin için ise beraat talebinde bulundu.

1 NUMARALI SANIK BÜYÜK EKRANDA

Duruşma hareketli başladı. İçeride ve dışarıda yoğun güvenlik önlemlerinin vardı. Duruşma salonunda resmi ve sivil polislerin seyirci sıralarında yoğun şekilde oturmasına avukatlardan itiraz geldi. Bazı izleyiciler Ali İsmail Korkmaz tişörtleriyle duruşmaya geldi. Korkmaz ailesinin yanı sıra Taksim Dayanışması’ndan Mücella Yapıcı ve Can Atalay, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, CHP’li vekiller Sezgin Tanrıkulu, Hüseyin Aygün, HDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ve Erol Dora katıldı.

Mahkeme heyeti yerini aldıktan sonra arkalarındaki büyük ekrana sanık Mevlüt Saldoğan Ankara Numune Hastanesi’nden görüntülü olarak katıldı. Mahkeme Başkanı savcıya mütalaasında bir değişiklik olup olmadığını sordu. Savcı mütalaasını tekrar etti, polis Yalçın Akbulut'un tutuklanması talep etti. Ardından sanıklara son sözleri soruldu.

BAŞKAN SANIK POLİSE GEÇMİŞ OLSUN DEYİNCE!

Sanık İsmail Koyuncu suçsuz olduğunu öne sürüp beraatını ve tahliyesini talep etti. Sanık Ebubekir Harlar “Ben kimseyi dövmedim, polis yakala dediği için yakaladım, siz de cezaevinde yatmamı istiyorsanız savcı gibi yatarım. Benim için adaletli davranmanızı, beraatımı ve tahliyemi talep ediyorum” dedi. Ekrandan mahkeme salonuna bağlanan Mevlüt Saldoğan’a son sözü soruldu. Mahkeme Başkanı geçmiş olsun dedi, bu sözlere salondan tepki geldi.


Sanık Saldoğan aileye başsağlığı dileyerek başladığı son sözlerine şöyle devam etti:
 “Benim dövdüğüm kişinin Ali İsmail olduğu hala ispat edilememiştir. Sözde tanık Semih Berkay’ın ekşi sözlükte yaptığı teşkilatıma yaptığı kin ve nefret yorumuna dayanılarak dövdüğüm şahsın Ali İsmail olduğu algısı yaratılmıştır. Sanığın lehine ve aleyhine delilleri toplamadı savcı. Tanıklardan beni gördüğünü iddia edenlerin baktığı pencere bir kişinin kafasını sığacağı büyüklüktedir, önünde tente vardır. Ali İsmail’in ilk muayenesini yapan doktora ilaç aldığını söylememiştir. Benim bulunduğum görüntüde darp edilen Ali İsmail değil. Ali İsmail 18 saat sonra beyin kanaması geçirmiştir. Devletin güvenlik güçlerine saldırmak, halkın malına zarar vermek, gasp etmek hangi demokraside ve yasada vardır? Gösteri kanununda güneş doğduktan, batmadan bir saat önce sonlanması gerekir der.  Olayımız gece yarısı meydana gelmiştir, bu demokratik bir hak kullanımı değildir. Gerçek fail aranıyorsa, Gürkan bey günah keçisi istemiyoruz demişti, katılıyorum, gerçek katil sanık sandalyesinde değil, o gençleri bu suçlara sürükleyenler arasında arayın. Katili benim teşkilatımda, sanık sandalyesinde değil, Gezi parkını organize edenler arasında arayın.”

SALDOĞAN’IN SÖZLERİ SALONU KARIŞTIRDI

Saldoğan’ın bu sözleri salonda “siyasi konuşma yapıyor, avukat olmuş” sözleriyle büyük tepki çekti. Konuşması sıkça kesilen sanık Saldoğan’ın son sözünü kısa söylemesi istendi. Müdahil avukatlarından Ayhan Erdoğan, “Onun katil olduğunu biliyoruz” diyerek salonu yatıştırmaya çalıştı. Saldoğan bu kez, “Ben yıllarca namusumla, şerefimle bu ülkeye hizmet ettim, ben kimseyi yaralama, öldürme kastıyla hareket etmedim. Bir polis memuruna, mesleğe alınırken yaptırılan yeminine sadık kalarak amirlerimin verdiği emirleri bedenen kullandım. Cezaevinde sağlığımı kaybettim.” dedi.

SANIKLAR BERAATLERİNİ İSTEDİ

Sanık Muhammet Vatansever, “Suçsuzum ve suçsuz yere ceza almamı isteyenler rahatlayacaksa bir şey diyemem, vicdanınıza sığınıyorum, tahliyemi ve beraatımı istiyorum” dedi. Ramazan Koyuncu, “Siz büyüklerimden beraatımı istiyorum. Suçsuz yere yatıyorum. Adaletinize sığınıyorum” derken, Yalçın Akbulut “Mütalaayı kesinlikle kabul etmiyorum, vurduğuma dair en ufak bir görüntü varsa kabul ediyorum, bana verilen talimat gereği şahsı oradan uzaklaştırmaktı, beraatımı talep ediyorum, adaletinize sığınıyorum” diye konuştu. Sanık Şaban Gökpunar ile Hüseyin Engin de beraatlarını istediler. Mahkeme Başkanı saat 11.00’e kadar ara verdiklerini belirterek, kararı açıklayacaklarını söyledi.

KARAR AÇIKLANDI

Ali İsmail Korkmaz davasında mahkeme heyeti sanık polis memuruı Mevlüt Saldoğan’a 'ölüme sebebiyet vermek' suçundan 13 yıl hapis cezası verirken bunu 10 yıl 10 ay hapse çevirdi. Diğer polis memuru Yalçın Akbulut’a ise önce 12 yıl hapis cezası verilirken ceza10 yıla indirildi.

Diğer sanıklar fırıncı İsmail ve Ramazan Koyuncu ile Muhammet Vatansever’e verilen 8’er yıl hapis cezaları 6’şar yıl 8’er ay hapis cezasına indirildi. Ebubekir Harlar adlı sanığa ise 8 yıl hapis cezası verilirken suç yardım düzeyinde kaldığından 3 yıl 4 aya indirildi. Bu sanığın tutukluluk süresi göz önüne alınarak tahliyesi kararlaştırıldı.

Tutuksuz yargılanan sanık polis memurları; Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin ise kanıt yetersizliğinden beraat etti.

Kararın açıklanmasının ardından mahkeme heyeti salondakiler tarafından protesto edildi.

SAVCI MÜEBBET İSTEMİŞTİ

Ali İsmail Korkmaz davasında savcı, sanık polis Mevlüt Saldoğan hakkında “kasten adam öldürmek” suçlamasıyla müebbet hapis cezası istemişti. Saldoğan ise, ''Bu ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı 'Gezi Parkı bir darbedir' diyor. Eğer bu darbeyse ben darbenin bastırılmasında görev aldım'' diye kendini savunmuştu. Saldoğan’ın avukatı da ''Eskişehir Emniyet Müdürü, Valisi, İçişleri Bakanı ve Başbakan da davaya dahil edilip, ifadeleri alınmalıdır'' demişti.

ALİ İSMAİL KORKMAZ'IN BABASI: "GÖRÜNTÜLERİ 1 KEZ İZLEYEBİLDİM"

Kayseri 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bugünkü karar duruşması öncesinde 4 ayrı güvenlik noktası oluşturulan Adliye Sarayı çevresindeki yollar trafiğe kapatıldı. Yaya geçişleri kontrollü olarak yapıldı. Bariyerlerle kapatılan Adliye Sarayı çevresinde yaklaşık 2 bin 500 polis önlem aldı. Kayseri'ye başta Ankara olmak üzere bazı illerden takviye polis ekipleri gönderildi.

Duruşmayı izlemek için diğer ellerden çok sayıda kişi de Kayseri'ye geldi. Bunlardan İstasyon Caddesi'nden yürüyerek geçen grup, 'Ali İsmail Korkmaz, Kayseri unutmaz' yazılı pankart taşıdı.

Hatay’da oturan Korkmaz ailesi Kayseri’deki duruşmaya minibüsle geldi. Minibüsün ön camında 'K. Atatürk' imzası ve Ali İsmail Korkmaz'ın fotoğrafları dikkati çekti. Minibüsü kullanan Ali İsmail'in amcası Suphi Korkmaz, "Ali İsmail yüreğimizde, içimizde yaşıyor. Fotoğraflarını da aracımızın en önünde taşıyoruz" dedi

Ali İsmail Korkmaz’ın babası Şahap Korkmaz, yüreği el vermediği için oğlunun dayak görüntülerini şimdiye kadar sadece 1 kez izleyebildiğini anlatırken, aile olarak rahat olmadıklarını söyledi.

ACILI ANNE: GÖZYAŞLARIM ARTIK KURUDU

Gözyaşlarının artık kuruduğunu belirten anne Emel Korkmaz ise şunları söyledi:
"Ali’den sonra hayatımız, her şeyimiz değişti. Biz hayattayız ama Ali’yle birlikte biz de ölüyüz yani. Mahkemenin vereceği karar, bize sadece 'Katiller cezalarını aldı' dedirtecek, yoksa bizim hayatımızda bir şey değişmeyecek. İlk günden itibaren her şey ortada olmasına rağmen bu dava bugüne kadar sürdürüldü. Yani bu 2 duruşmada, 2 celsede bitebilirdi."

Ağabey avukat Gürkan Korkmaz, bugün özgürlükçü, aydınlıkçı düşünen, kendini ifade etmek isteyen herkesin davasının görüleceğini, sanık polis Mevlüt Saldoğan'a ömür boyu hapis diğer sanıklara kasten yaralamanın ölümle sonuçlanmasından dolayı 8-12 yıl arası ve 8-16 yıl arası ceza verilmesini beklediklerini söyledi.
(Oktay ENSARİ- Zafer BARIŞ- Mükremin ÖKSÜZGİL- Doğan BİLMEZ/KAYSERİ - DHA)

31 Aralık 2014 Çarşamba

Gezi raporu açıklandı

Gezi Hukuki İzleme Grubu tarafından hazırlanan 'Gezi Raporu'nda, Türkiye'nin giderek otoriter, hatta totaliter rejime doğru hızla yol aldığı belirtildi.

Gezi Hukuki İzleme Grubu'nun bir süredir üzerinde çalıştığı 'Demokrasi ve Totalitarizm Sarkacında Türkiye' başlıklı 'Gezi Raporu' tamamlandı. Akademisyenler, avukatlar, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Tabip Odası, Çevre Mühendisleri Odası ve DİSK başta olmak üzere çok sayıda kişi, meslek odası ve sivil toplum örgütünün çok yönlü olarak katkı sunduğu belirtilen raporu, Taksim Hill Otel'de düzenlenen basın toplantısıyla Gezi Hukuk İzleme Grubu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu açıkladı.

Kaboğlu, "Türkiye'de seçimlerin demokrasi açısından anlamını, yargının demokrasi içindeki yerini, dil-devlet ilişkisine kadar, din özgürlüğüne kadar, demokratik rejim, hukuk devleti veya hukukun  üstünlüğü bağlamında bu konularını tartıştık. Bunları tartışırken, demokrasi anlayışı bakımından esasen çoğunlukçu demokrasinin öne çıktığını ve çoğunluk = milli irade şeklinde bir görünümün 2013-2014 Türkiye'sinde karşımıza çıktığını ve çoğu zaman hukukun üstünde bir görüntü yansıttığını saptamış bulunuyoruz" dedi.  
Kaboğlu, söz konusu milli iradenin, hukuk ve siyaset arasındaki çelişkinin ana eksenini oluşturduğunu ifade etti.

"TANZİMAT'TAN BU YANA..."

Prof. İbrahim Kaboğlu, demokratik devlet açısından bakıldığında din-devlet ilişkisinde yaşanan, dinin siyasete alet edilmesi şeklindeki uygulamaların, son Milli Eğitim Şurası'nda alınan tavsiye kararlarıyla iyice gün ışığına çıktığını belirterek, "Hatta Tanzimat'tan bu yana tanık olunan laikleşme yönündeki hareketler ilk kez bu kadar açık ve büyük bir dalgayla, dinselleşmeye doğru, dinsel eğitime doğru kayış şeklinde bir görünüm ortaya çıkmıştır. Burada demokratik rejim ve hukukun üstünlüğü üzerinde 3 yönlü tehdit veya kıskaç saptamasında bulunulmuştur. Birincisi, anayasal fren ve denge düzenekleri giderek bozulmuştur. İkincisi; merkeziyetçi eğilimle yani yetkilerin tek kişi üzerinde toplanması yönündeki eğilimle ülkedeki çevresel bozulma arasında tam bir paralellik saptanmaktadır. Bir tür yeşil neo-liberalizmin, kural tanımaz neo-liberalizmen çevresel ve doğal değerler üzerinde merkezileşme eğilimiyle birlikte musallat olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

"GEREKLİ KORUMA ANAYASAMIZDA VARDIR"

Kaboğlu, hak ve özgürlükler alanının giderek daraltılması ve bunun da belirli bir mezhep bakış açısının belirleyici olmasının raporun birinci bölümünün nedenini oluşturduğunu belirtti. Kaboğlu, birinci bölümde Gezi'ye giden sonuçları tartıştıklarını ve Gezi'nin bir sonuç olduğunu ifade ederek, "Esasen Gezi ekseninde meydana gelen olayların bir daha meydana gelmemesi için gerekli koruma anayasamızda vardır. Çok eleştirdiğimiz, karşı çıktığımız 1982 Anayasası asgari güvenceleri koymaktadır. Sağlıklı ve düzenli bir kentleşmeden ormanların korunmasına kadar asgari güvenceleri koymaktadır. Bu çerçevede yurttaşlara sadece hak tanımamakta, ödevler yüklemektedir" dedi.

RAPOR...

Gezi Raporu'nda şu ifadeler yer aldı:  
"2013 yazında bir kent ve çevre savunması hareketi olarak başlayan Gezi protestoları kısa zamanda toplumun değişik kesimlerinden gelen siyasi tepki ve talepleri içerisine alarak güçlü bir toplumsal muhalefete dönüşmüştür. Bu muhalefetin siyasi iktidar tarafından şiddetle bastırılmaya çalışılması, temel hak ve özgürlüklerin sürekli bir şekilde ihlal edildiği, hukuk devleti ve demokrasiyle bağların koparıldığı bir siyasi ortam yaratılmıştır. Barışçıl sokak gösterileri ile dile getirilen demokratikleşme ve özgürleşme talepleri siyasi iktidar tarafından bir darbe girişimi olarak topluma sunulmuş, bu suçlama göstericilere karşı hazırlanan iddianamelerde de yer almıştır. Bu ve Gezi sonrası meydana gelen diğer gelişmeler demokrasiden uzaklaşılarak otoriter, hatta totaliter bir rejime doğru hızla yol alındığını göstermektedir. Gezi'de gün yüzüne çıkan toplumsal muhalefet bizzat iktidarın politikaları sonucu şekillenmiştir. Özellikle kentsel ve ekolojik talan, kişi özgürlüğü ve özel yaşama müdahaleler, kadın bedeni üzerinden siyaset, toplumu muhafazakarlaştırma çabası, artan polis şiddeti gibi faktörlerden beslenen Gezi muhalefetinin, milli irade karşıtlığı, darbe savunuculuğu veya komplolarla ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Anayasa ve uluslararası insan hakları hukuku ışığında bakıldığında, Gezi protestoları geneli itibariyle  barışçıl eylemlerdir. Bu eylemlerin sistematik bir şekilde yasaklanması, zor kullanılarak bastırılması anayasa ve hukuka aykırıdır. Toplumsal muhalefetin tekrar canlanmasını önlemek amacıyla ifade ve örgütlenme özgürlüklerini kısıtlayıcı yeni düzenlemeler ivme kazanmıştır. Özgürlükler alanı daralırken, yasalaşma aşamasında olan iç güvenlik paketiyle kolluğun yetkileri genişletilmek istenmektedir."

20 Aralık 2014 Cumartesi

Erdoğan'a hakaretten 11 ay hapis

Karamanoğlu Mehhmetbey Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı 38 yaşındaki Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse, Gezi olaylarında hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümünün proteste edildiği gösteride dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a ’hakaret’ ettiği gerekçesiyle 11 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yrd. Doç. Dr. Köse’nin avukatı, mahkemenin hükmün açıklanmasını geri bıraktığı kararı temyiz edeceklerini söyledi.



İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini protesto eylemleri sırasında yaşamını yitiren 15 yaşındaki Berkin Elvan için düzenlenen protesto gösterisinde, Erdoğan aleyhine slogan atıp hakaret ettiği iddiasıyla Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse ile Mehmet Hüner ve Fatma Eser hakkında 4’üncü Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede, ”Şüphelilerin bu sloganlarla Başbakanlık görevini yürütmekte olan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek şekilde somut bir fiil isnat ettikleri, böylece hakaret suçunu işledikleri CD kayıtları kamera kaydı çözümleri kimlik tespit tutanakları ve tüm dosya kapsamında anlaşılmaktadır” denildi.

Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse ile birlikte Mehmet Hüner ve Fatma Eser hakim karşısına çıktı. Aralarında CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, İzmir Milletvekili Hülya Güven, Balıkesir Milletvekili Nedret Akova’nın da bulunduğu grup da duruşmayı izledi.

Mahkeme heyeti ’hakaret’ suçundan yargılanan Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse’ye 11 ay hapis cezası verdi. Ancak, ’hükmün açıklanmasının geri bırakılması’ kararı verildi. Heyet, sanıklar Mehmet Hüner ve Fatma Eser Gün hakkında da 7 biner lira para cezası verdi, bunu da hükmün açıklanmasını geri bıraktı.

Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse’nin avukatı Genco Yıldırım, kararı temyiz için Yargıtay’a başvuracaklarını belirterek, ”Evrensel hukuk kurallarına aykırı olarak oluşturulan dava yine evrensek hukuk kurallarına aykırı olarak sonuçlandı. Sonuna kadar gidilecek. Bu hem ifade özgürlüğünün kısıtlanması, hem de özel hayatın gizliliği anlamında ciddi bir problem. Hukuk her geçen gün daha kötüye gidiyor. Hukuk herkese lazım” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse de mahkemenin verdiği karar hakkında konuşmak istemediğini belirtildi.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, 35 yıllık bir hukukçu olduğunu belirterek, ”Bir ceza muhakemesinde usulünün böylesine ihlal edildiği bir uygulama görmedim. Yargının geldiği tabloya bakar mısınız? Doğrudan hükümetin yarattığı iklimin tesiriyle hükümetin baskı talimat ve telkinleriyle hüküm kuran bir yargı mekanizması” dedi. (Medyafaresi)

22 Kasım 2014 Cumartesi

O müezzin Diyanet'e dava açtı

Gezi Parkı eylemleri sırasında Dolmabahçe'de göstericilerin sığındıkları Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi'nin o dönemki müezzini Fuat Yıldırım, başka bir camiye atanması kararının iptali istemiyle açtığı davada yaşadıklarını "Polis gaz sıkınca eylemciler gruplar halinde camiye girmeye başladı. Akşam eylemci sayısı 50 bini buldu. İnsanlar çıldırmıştı, sanki küçük bir kıyametti. Durum vahimdi. Gün boyu polisten yardım talep ettim. Fakat hiçbir netice alamadım" sözleriyle anlattı.

İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nde görülen davanın duruşmasına davacı Fuat Yıldırım ve avukatı Ali Tizik ile davalı Diyanet İşleri Başkanlığı'nın avukatı katıldı.

Fuat Yıldırım, dava dilekçesindeki ifadelerini tekrarlayarak yer değiştirme kararının iptalini istedi. Diyanet İşleri Başkanlığı avukatı da kararın hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini talep etti. İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin, kararını bir ay içinde açıklaması bekleniyor.

'KAPILARI TEKMELEYİP, KİLİTLERİ KIRDILAR''

Müezzin Yıldırım, avukatı Ali Tizik tarafından 21 Mart 2014'de İstanbul 4. İdare Mahkemesi'ne verdiği dilekçede, Gezi Parkı olaylarının başladığı 31 Mayıs 2013 akşamı, polisin gaz sıktığı eylemcilerin bir kısmının duvarları aşarak caminin bahçesine, bir kısmının da içeriye girdiğini belirterek, ancak dışarı çıkarılan grubun kapıları tekmeleyip, kilitlerini kırdığını iddia etti.

''EYLEMCİLER CAMİYE DOĞRU PÜSKÜRTÜLDÜ''

Grubun cemaatle karşı karşıya gelmemesi için 00.30'da dışarı çıkarıldığını ifade eden Yıldırım, istenmesine rağmen polisten yardım alamadıkları gibi eylemcilerin camiye doğru püskürtüldüğünü aktardı.

''SABAHA KADAR GAZ YEDİK''

Yıldırım, eylemcilerin küçük gruplar halinde sabaha kadar caminin önünde slogan attığını, dolayısıyla kendilerinin sabaha kadar gaz yediklerini, hiçbir idarecinin de olaya müdahale etmediğini savunarak, şunları anlattı:
"Ertesi gün, etraftaki ilçelerden gelen insanlar Dolmabahçe Meydanı'nda toplanmaya başladı. Camide yalnızdım ve uğraşmama rağmen idarecilere ulaşamadım. Polis gaz sıkınca eylemciler gruplar halinde camiye girmeye başladı. Akşam eylemci sayısı 50 bini buldu. Caminin hemen 500 metre ilerisinde eylemciler bir polis otobüsünü yaktı. İtfaiye araçları alana sokulmadı. İnsanlar çıldırmıştı, sanki küçük bir kıyametti. Durum vahimdi. Gün boyu polisten yardım talep ettim. Fakat hiçbir netice alamadım. 2 Haziran'da da olaylar devam etti. Pazar günü izinli olmama rağmen gece yarısı camiye döndüm. Cami imamı Halil Necipoğlu o gün görevli olmasına rağmen yoktu. Cami yaralılarla doluydu. İnsanlar ayakkabıyla cami içinde dolaşıyorlardı. Herkes başıboş bir şekilde, kargaşa ve panik haldeydi. Hemen müdahale edemedim. Çünkü provoke edip beni linç edebilirlerdi. Camiye sürekli yaralılar taşınıyordu ve oradaki doktorlar tarafından tedavi ediliyordu. Cami içine giren eylemcilerin çoğunluğu dışarıda alkol almış, sarhoş ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Saatler geçtikçe olay büyüyordu. Ortam provoke ve sabote edilmeye çok hazırdı. Biber gazından gözlerimizi açamıyorduk."

''MİKROFONLA EYLEMCİLERE SESLENDİM, 'MADIMAK OTELİ OLAYINA DÖNEBİLİR' DEDİM''

Fuat Yıldırım, caminin yakılmasını, insanların birbirini öldürmesini, çevreye zarar verilmesini önlemek için mikrofonla eylemcilere seslendiğini kaydederek, onlara molotofkokteyli atılırsa caminin yanabileceği, yaralıların zarar göreceğini ve caminin Sivas'taki Madımak Oteli olayına dönebileceğini söylediğini aktardı.

''ORTALIK CEHENNEM GİBİYDİ''

Yıldırım, "Camideki yaklaşık 3 bin eylemci panik içindeydi. Dışında kalan eylemciler sinirlenerek caminin cam ve kapılarını tekmelemeye başladı. Önlerine ne geldiyse kırıyorlardı. Ortalık cehennem gibiydi. Allah korusun bir molotof veya bir el bombası atılsaydı hem insanlık olarak hem de ülke olarak biterdik. Belki de bu güzel ülke iç savaşa gidecekti" değerledirmesini yaptı.

''PENCERENİN ÖNÜNDE EZİK BİR BİRA KUTUSU, MAHFİLDE YARIM PAKET SİGARA''

Dışarıya çıkıp bir polis müdürüyle konuşmasının ardından grubu dışarı çıkartabildiğini dile getiren Yıldırım, caminin kan ve ilaçlarla dolduğunu, iç tarafta pencerenin önünde ezik bir bira kutusu ve müezzin mahfilinde yarım paket sigara tespit ettiklerini anlattı.

''3 GÜN 3 GECE TEK BAŞIMA MÜCADELE ETTİM''

Yıldırım, 3 gün 3 gece tek başına mücadele ettiğini ve büyük bir kriz yönettiğini vurgulayarak, "3 günlük bu mücadelem süresince tüm yetkilileri ve bana yardım edecek memur arkadaşları aramama rağmen kimseye ulaşamadım. Ulaştıklarımdan da netice alamadım" ifadelerini kullandı.

''EMNİYET'TE CAMİDE İÇKİ İÇİLDİĞİNİ GÖRMEDİĞİMİ SÖYLEDİM''

Camiye olay yeri inceleme ekibi gelmeden Milli Saraylar görevlisinin müftülük izniyle camide fotoğraf çektiğini, bazı basın mensuplarının da camiye girdiğini savunan Yıldırım, camide içki içilip içilmediği konusunda basınla mülakat, röportaj ve söyleşi yapmadığını, emniyet ifadesinde de bu yöndeki sorular üzerine görmediğini söylediğini anlattı.

''TEŞEKKÜR BEKLERKEN TENZİL EDİLDİM''

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın iki müfettiş görevlendirdiğini ve 15 gün boyunca inceleme yapıldığını aktaran Yıldırım, 2 ay sonra hazırlanan raporun basına sızdırıldığını öne sürdü. Yıldırım, rapor doğrultusunda görev yerinin değiştirilmesine çok şaşırdığını, teşekkür ve takdir beklerken tenzil edilmesinin kendisini çok üzdüğünü aktardı.

Müezzin Fuat Yıldırım, idare mahkemesine itiraz davası açacağını söylemesi üzerine ikinci bir soruşturma geçirdiğini ve evinden 90 kilometre uzaklıktaki Kayaşehir Hazreti Hüseyin Camisi'ne görevlendirildiğini, eşinin lösemi hastası olduğunun basına yansıması üzerine geçici olarak Karaköy'deki Arap Camisi'ne atandığını belirtti. Medyafresi