31 Ocak 2015 Cumartesi

Bülent Arınç gözyaşlarını tutamadı..

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Parti Manisa İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada geçmiş dönemde yaşadıkları zorlukları anlatırken duygusal anlar yaşadı.


Arınç, "Zor günler geçirmiştik. Geçmişte partilerimiz yüzde 3 buçuk alıyordu yüzde 7, yüzde 11 alıyordu. Yolumuzdan dönmedik. Allah bize en büyük zaferleri Ak Parti'de yaşamayı nasip etti. İlk mitingimizi yaptığımız Nisan 2002 tarihini hatırlıyorum. 3 bin kişiyle miting yaptığımızda geçmişte bu muhteşem insan seli diye başlayan rahmetli hocamızı o mitingte andım. Acaba 3 bin kişi mi olacaktık yoksa binlerce kişi mi bizi karşılayacaktı, Kırtık tarafından gelmeden önce hamalınkırı Sayın Başbakanım Manisalılar böyle bilirler. Hamalınkırı'ndan aşağı bir sallandık buraya 10 kilometre. Yollarımız kesildi, insan seli vardı, araçlar gidemiyordu. Gözyaşları içinde rabbimize hamd ettim" diye konuştuktan sonra gözyaşlarını tutamadı.

Böyle devam ederse Alo Fetva'yı kapatırız

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, CNN TÜRK'te "Baştan Sona" programında Akif Beki'nin sorularını cevapladı.

"Alo Fetva" konusunda medya mensuplarına yönelik sitemde bulunan Görmez, "Son iki, üç,dört yılda toplumun gündemine Diyanet'i ne kadar küçük düşüren ne kadar haber düşmüşse, bunların hiçbirisi Diyanet'in açıklaması değildir. Ne küpe meselesi, ne dövme meselesi, ne lades meselesi ne de iki bayram arası düğün meselesi..." dedi. Görmez, bu yöntemin devam etmesi durumunda "Alo Fetva" hattını kapatmak zorunda kalacaklarını söyledi.

İstanbul'u lodos vurdu

İstanbul'da sabah saatlerinde etkili olmaya başlayan lodos nedeniyle saat 11:00'de yapılan açıklamaya göre tüm vapur seferleri iptal edildi. İDO'nun iç hat seferleri yapılamıyor. THY de fırtına nedeniyle 229 seferinin yapılamadığını açıkladı.

İstanbul'da akşam saatlerinden itibaren etkili olan lodos nedeniyle denizde dev dalgalar oluştu. Kötü hava şartları nedeniyle tüm vapur seferleri de iptal oldu.

Beşiktaş iskelesinde “Yoğun Hava Muhalefeti Nedeniyle Seferler İptal" yazısını görenler diğer ulaşım araçlarına yöneldi.

İDO'NUN İÇ HAT SEFERLERİ İPTAL
İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO)'nden yapılan açıklama, tüm iç hat deniz otobüsü ile arabalı vapur seferleri iptal edildiği kaydedildi.

İptal edilen hızlı feribot ve dış hat deniz otobüsleri ise söyle belirtildi:
08:40 Kadıköy-Yenikapı-Bursa Deniz Otobüsü
08:55 Bursa-Armutlu-Armutlutk-Yenikapı-Kadıköy Deniz Otobüsü
09:00 Kartal / Yalova Deniz Otobüsü
09:00 Bursa-Yenikapı-Kadıköy Deniz Otobüsü
09:30 Bandırma - Yenikapı - Bostancı Deniz Otobüsü
10:30 Yalova - Yenikapı Ferry Cat tipi hızlı feribot
10:45 Pendik / Yalova Ferry Cat tipi hızlı feribot
10:45 Yalova / Pendik Ferry Cat tipi hızlı feribot
11:00 Yenikapı - Yalova Deniz Otobüsü
11:30 Yenikapı - Yalova Ferry Cat tipi hızlı feribot
11:30 Bursa-Yenikapı-Kadıköy Deniz Otobüsü
11:40 Kadıköy-Yenikapı-Bursa Deniz Otobüsü
12:30 Yalova / Kartal Deniz Otobüsü
12:30 Yalova - Yenikapı Deniz Otobüsü
13:00 Kadıköy-Yenikapı-Armutlutk-Armutlu-Bursa Deniz Otobüsü
13:00 Bursa-Yenikapı-Kadıköy Deniz Otobüsü
14:10 Kadıköy-Yenikapı-Bursa Deniz Otobüsü
14:30 Bursa-Yenikapı-Kadiköy Deniz Otobüsü
15:00 Kadıköy-Yenikapı-Armutlutk-Armutlu-Bursa Deniz Otobüsü
18:30 Bandırma - Yenikapı Hızlı Feribot
18:30 Bostancı - Yenikapı - Bandırma Deniz Otobüsü

BEŞİKTAŞ'TA AĞAÇ DEVRİLDİ, YOL KAPANDI
Sabah saatlerinden itibaren İstanbul genelinde etkili olan lodos nedeniyle, Barbaros Bulvarı Beşiktaş istikametinde yol kenarında bulunan ağaç devrildi. Devrilen ağaç yolu trafiğe kapattı; şans eseri yaralanan olmadı.

Ağacın devrildiği bölgeye gelen polis ekipleri, trafiğin Levent istikametinde olan şeritten çift yönlü akmasını sağladı. Bölgeye gelen belediye ekipleri de elektrikli testerelerle devrilen ağacı parçalara ayırdı. Ekiplerin yaklaşık yarım saat süren çalışmalarının ardından kesilerek parçalara ayrılan ağaç yoldan kaldırıldı.

Trafik, ağacın kaldırılmasının ardından normale döndü.

Duygun Yarsuvat "ABD Gülen'i iade etmez"

Galatasaray Başkanı Duygun Yarsuvat, CNN Türk'te gündeme dair çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Daha önce Şike Davası ile ilgili olarak ortaya attığı '50 milyon Dolar' iddası ile ses getiren Yarsuvat, bu kez daha net cümlelerle daha vurucu açıklamalar yaptı. Şike ve Balyoz gibi davaların 'cemaatci polisler' tarafından yapılan komplolar olduğunu ve buradaki amacın ise 'orduyu ortadan kaldırmak' olduğunu iddia eden Yarsuvat çok tartışılacak bir iddia daha ortaya attı: Gülen'i zaten oraya ABD çağırdı...

Duygun Yarsuvat'ın CNN Türk'te yayınlanan, Hakan Çelik'in sunduğu Hafta Sonu Keyfi programında yaptığı açıklamalardan satır başları şu şekilde;


"BU KOMPLOYU YAPAN KİM? CEMAATCİ POLİSLER"
('50 milyon Dolar' iddiası ile ilgili soruya cevabında) Açın bakın medayaya, Aziz Yıldırım olsun diğer Fenerbahçeliler olsun hep söyledi bunu; 'bunu yapanlar cemaattir'şeklinde beyanatlerı var. Demek ki Aziz Yıldırım'ı bu hale cemaat getirdi.

Bu komployu yapan kim? Cemaatci polisler. Cemaatci polisler sadece Aziz Yıldırım'a da yapmadı bu komployu. Balyoz Davası gibi bir dava yarattılar. Sahte deliller üreterek, kendi bilirkişileri vasıtasıyla insanlar yargılandı. 265 kişi bu davada yargılandı ve çoğu üst rütbeli subaylardı.



"AMAÇLARI ORDUYU ORTADAN KALDIRMAKTI"
Bence amaçları orduyu ortadan kaldırmaktı. Bence başardı da... Ordunun haline bakın...

Fetullah Gülen ABD'ye gitti. Gittiği tarihe bakın?

Gülen'in amacının dini esaslara göre kurulmuş bir devlet yapısı olduğunu düşünüyorum. Yanılabilirim. 1971 senesinde yaptığı bir açıklamada 'altın nesil yetiştireceğiz' demiştir. Yurt içindeki okullar, evler yurtlar... Kendisine güvenen bir gençlik yaratmıştır. Bu gençlik bugün idari mekanizmada belli mevkilere yerleştrilmiştir. Mülkiye, askeriye ve yargıya adam yetiştirmek istemişlerdir. Askeriye konusunda fazla başarılı olamamışlardır ama yine de vardır.

HÜKÜMETİN ATTIĞI ADIMLAR
Hükümetin bu konuda attığı adımlar haklı mı haksız mı beni alakadar etmez. Ben bir durum tespiti yapıyorum.

"GÜLEN'İ ABD ÇAĞIRDI"
Gülen'in iade edilmesi konusu... Siyasi amaçlı bir davada iade edilmez. Dava siyasiyse iade edilmez. Cumhurbaşkanı'nın deport edilsin demesi de zaten bu yüzden. Ama Gülen'i zaten ABD çağırdı oraya.

FUTBOL TAKIMININ YENİ CUMHURBAŞKANLIĞI SARAYI'NA YAPTIĞI ZİYARET
Galatasaray bir siyasi kuruluş değil. Cumhurbaşkanı davet ederse Galatasaray gider.  Cumhurbaşkanı beni de çağırsa ben de giderim. O gün telefonlarım kapalı olduğu için bana ulaşamamışlar, Abdürrahim Albayrak da takımı götürmüş. Bana ulaştıklarında saat 11:00'dı ve benim artık oraya ulaşmam mümkün değildi. Ayrıca insanları da aslanların öününe atmanın manası yok, cumhurbaşkanı çağırdıysa gidilir.

Bu ziyaret sonrasında 'bazı kapıların bize açıldığı, kolaylık çağrıldığı vs' iddialar gerçeği yansıtmıyor. Zaten bizim Bakanlığımızla bir sorunumuz yoktu ki...

"PASSOLİG UYGULAMASI KALDIRILMALI"
Bakın bu uygulama yapılmadan önce statlarımız doluyordu. Geçtiğimiz gün Eskişehir'de oynadığımız karşılaşmaya bakın. Burada bu uygulama yoktu ve tribünler tıklım tıklım doluydu. Passolig kaldırılmalı.

"ŞAMPİYONLUK ŞANSIMIZ YÜZDE 33"
Şampiyonluk şansımızı yüzde 33 olarak görüyorum...


"G.SARAY TARİHİNİN EN BAŞARILI BAŞKANI SÜREN"
Bana sorarsanız Galatasaray tarihinin en başarılı başkanı Faruk Süren'dir. Galatasaray'ı en üst seviyeye taşıyan, vizyonu geniş bir insandır. Tutucu Galatasaraylıların düşünemeyeceği şeyleri düşündü ve yaptı.  (hürriyet.com.tr)

30 Ocak 2015 Cuma

Boş eve 39 bin lira elektrik faturası

AĞRI'nın Doğubayazıt İlçesi'nde Cahit Tan'a ait boş eve, Aras Edaş Elektrik Dağıtım şirketi tarafından 39 bin 126 lira 40 kuruşluk elektrik faturası gönderildi.


Doğu Anadolu bölgesinde 7 ilde elektrik dağıtım hizmeti veren Aras Edaş, Doğubayazıt'ta kimsenin yaşamadığı boş eve bir aylık elektirik kullanım bedeli olarak 39 bin 126 lira 40 kuruşluk fatura gönderdi. Ağrı Caddesi üzerindeki Urartu apartmanı 6 nolu daireye boş olduğu halde fatura kesen elektrik dağıtım şirketine tepki gösteren ev sahibi Cahit Tan, "Evim şu anda tadilat aşamasında. Bir evin değil bir fabrikanın yıllık tüketimi bu kadar olamaz. Bu mağduriyetimin bir an önce giderilmesini istiyorum" diye konuştu.

Araş Edaş Elektrik Dağıtım şirketi yetkilileri ise faturada yanlışlık olduğunu düzeltileceğini belirtti.

Sigaraya yeni yasaklar geliyor

Dumansız hava sahası için 3 yıllık yeni bir dönem başlatılıyor. Sağlık Bakanlığı yeni eylem planıyla tütün ürünleri kullanımını azaltmayı ve toplumu bilinçlendirmeyi hedefliyor.


Sabah gazetesinin haberine göre, sağlık Bakanlığı'nın Ulusal Tütün Kontrol Programı 2015-2018 Eylem Planı yürürlüğe girdi. İşte o planının detayları:

AÇIK ALANA DA SINIR: AVM, sinema vb. yerlerin girişlerinde pasif etkilenim mesafesinde sigara yasağı.

KARA PAKET GELİYOR: İlk kez Avustralya'nın uyguladığı Kara Paket diye de bilinen tek tip düz paket uygulaması konusunda gerekli mevzuat değişiklikleri yapılarak hayata geçirilecek.

KAPLAMA VE KILIFA AYAR: Sağlık uyarılarını kapatan kaplama ve benzeri kılıfların önüne geçilecek.

GENÇLERE KİMLİK DENETİMİ: Gençlerden 18 yaş için kimlik sorulacak. eğitim kurumlarına 100 metre mesafede sigara satışı yasaklanacak.

BIRAKIN MESAJLARI: Sigara Bırakma Hattı hizmetleri SMS, elektronik posta ve web uygulamaları aracılığı ile geliştirilecek.

TİRYAKİSİZ İŞYERLERİ GELİYOR: Sigara içen çalışanı bulunmayan işyerlerinin olması için özendirme çalışması yapılacak.

VERGİLER ÇAPRAZ GELECEK: Sigara ve diğer tütün ürünlerinin vergilendirme politikası, karşılıklı olarak birbirlerine yönelmeye yol açmayacak şekilde düzenlenecek.

TÜFE'DEN ÇIKARILACAK: Tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) tütün ve tütün ürünlerini içermemesine yönelik gerekli mevzuat düzenlemesi için çalışma başlatılacak.

ÇİFTÇİYE TEŞVİK: Tek sigara, yaprak sigara kâğıdının satışı önlenecek. Tütün üretiminden vazgeçen üreticilere alternatif önerilecek. Ulusal Tütün Kontrol Programı 2015-2018 Eylem Planı açıklandı

* Kara paket geliyor * Bina girişlerinde sigara içilmeyecek

* Tütün üretiminden vazgeçen çiftçiye teşvik

* Sigara satışında kimlik gösterilecek

* Tek sigara satışı yasaklanacak

Kayıp-kaçak bedeli tüketiciden geri alınacak

Meclis'e sunulan Elektrik Piyasası Kanunu'na göre, dava açanlara ödenen kayıp-kaçak bedeli faturalandırılarak tüketiciden geri alınacak.

Elektrik Piyasası Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören 15 maddelik tasarı önceki gün hükümet tarafından TBMM’ye sunuldu. Tasarıda, elektrikte kayıp Kaçak bedellerine yönelik açılacak davaların önüne geçmek için ilginç bir hüküm de yer aldı.

Geçici bir madde ile kayıp kaçak konusunda bugüne kadar açılan davalar sonucunda yapılan ödemeler ile mahkeme masrafl arının, bundan sonraki dönemlerde hazırlanacak yeni faturalara eklenerek tüm tüketicilerden tahsilinin önü açılıyor. Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Tasarı, TBMM Genel Kurulu’na sunuldu.

Tasarı elektrik faturalarındaki kayıp kaçak bedellerine itiraza yönelik dava açılmasının önüne geçiyor. Ancak, tasarı ile Elektrik Piyasası Kanunu’na ilginç bir geçici madde ekleniyor. Bu na göre, elektrik faturalarındaki kayıp kaçak bedellerine itiraz edip dava açarak bu paraları geri alan tüketicilere ödenen tüm bedellerin yeniden müşteriden tahsilinin önü açılıyor.

Yasaya eklenen geçici 19’uncu madde ile ‘mahkeme ve tüketici hakem heyeti kararına istinaden dağıtım şirketi ya da tedarikçi tarafından yapılan iadeler ve mahkeme kararlarına yer alan giderler dağıtım tarifeleri yoluyla karşılanır’ hükmü yasaya eklendi. Bu hüküm, tüketicilere bugüne kadar ödenen tüm bedeller ile yapılan mahkeme masrafl arının dava açsın açmasın tüm tüketicilerden tahsil edilmesinin önünü açıyor.

Gerekçe: Davalar sürerse elektrik şirketleri iflas eder

Tasarının gerekçesinde mahkemeler tarafından mevzuata rağmen verilen kararların, elektrik dağıtım ile perakende satış hizmetlerini sürdürülemez hale getirdiği kayldildi. Yapılan düzenlemeyle hizmetlerin devam ettirilemez hale getirilmesinin önlenmesinin amaçlandığı kaydedildi. Gerekçede, 2013 yılında 21 dağıtım şirketinin hedef kayıp kaçak oranları baz alınarak hesaplanan kayıp kaçak enerjiye konu gelir ihtiyacının 5.85 milyar lira olduğu ancak bunların her şey dahil toplayabilecekleri toplam tutarın gelir tavanı toplamının 3.5 milyar lira olduğu belirtildi.

Gerekçede, ‘Bu şartlar altında 5.85 milyar liralık kayıp kaçağa konu enerji maliyetinin dağıtım şirketlerine yüklenmesinin şirketlerin tamamının faaliyetlerinin sürdürülemez hale gelmesi ve pek çoğunun ifl as etmesi anlamına geleceği açıktır’ ifadeleri yer aldı.

8 yılda 33 milyar TL kayıp kaçak tahsilatı

Aynı maddenin gerekçesinde, 2006-2014 arasında sayaç okuma bedeli, perakende satış hizmet bedeli, iletim bedeli ve dağıtım bedeli dışında sadece kayıp kaçak kapsamında 33 milyar liralık tahsilat yapıldığı belirtilerek, bu rakamın iadesinin fiili olarak mümkün olmadığı kaydedildi.

Gerekçenin son bölümünde, ‘Tedarikçiler tarafından tüketicilere ödenen bedellerin ve mahkeme masrafl arının tekrar bir dava sürecine gerek kalmaksızın dağıtım şirketlerine rücu edilerek dağıtım şirketlerinden tahsil edilmesi ve dağıtım şirketlerinin hem kendisinin katlandığı iade ve mahkeme giderlerini hem de tedarikçiler tarafından rücu edilmesi sonucu ödediği iade ve mahkeme masrafl arı kapsamındaki giderleri dağıtım tarifeleri yoluyla geri alması sağlanmaktadır’ bilgisi yer aldı.

Bazı yatırımlar çevre ve kıyı kanunundan muaf olacak

Tasarının birinci maddesi ile 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun yapılaşmaya ilişkin sınırlandırmalar getiren hükümleri de değiştirildi. Buna göre askeri yasak ve güvenlik bölgelerine yapılacak kamu ve özel sektöre ait, rafineri, petrokimya tesisleri ve eklentileri ile milletlerarası anlaşma hükümleri uyarınca yapılması öngörülen yatırımlara, Kıyı Kanunu’nun sınırlayıcı hükümleri uygulanmayacak. Yine milletlerarası anlaşma hükümleri uyarınca yapılması öngörülen üretim tesisleri için alınacak ruhsat ve diğer mevzuattan kaynaklanan inşaata izin, onay, lisans gibi belgeler, ilgili kurul tarafından belirlenen süre içinde sunulacak. Ancak üretim lisansı alınmadan önce üretim tesisiyle doğrudan ilgili olmayan yapıların inşasına başlanabilecek.

Milletlerarası anlaşma hükümleri çerçevesinde transit petrol boru hattı projelerinin inşa ve modernizasyonunu gerçekleştirenlere yapılan tüm teslim ve hizmetler KDV’ye tabi olmayacak. Bu kapsamda yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları nedeniyle yüklenen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilecek. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler ise mükellefin talebi üzerine iade edilecek.

2019’a kadar çevre mevzuatından muafiyet

EÜAŞ veya bağlı ortaklıklarına, kamu üretim şirketlerine ve bunlara ait üretim tesisleri ile daha önceden özelleştirilmiş şirketlere, çevre mevzuatı açısından gerekli izinlerin tamamlanması amacıyla 31 Aralık 2019’a kadar süre tanındı. Tasarı uyarınca ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde bir Nükleer Enerji Genel Müdürlüğü kurulacak.

Kaynak: Dünya

AA Fethullah Gülen'in kaldığı yeri görüntüledi

Anadolu Ajansı Fethullah Gülen’in kaldığı evi görüntüledi.


AA’nın geçtiği haberde, “bir zamanlar ziyaretçi akınına uğradığı söylenen Pensilvanya'daki malikanesinde sessizlik hakim” ifadeleri dikkat çekiyor. Haberde ayrıca AA muhabirlerinin, eve giren bir şoförün agresif tavırlarına maruz kaldığı öne sürülüyor… AA’nın haberinde, evin büyük ve sık ağaçlar nedeniyle etraftaki tepelerden tatmin edici şekilde görüntülenemediği vurgulanıyor. Fotoğraflardan birinde ise “Özel mülktür girilmez” yazan tabela dikkat çekiyor…






Paralel Yapıya karşı Karnabahar kürü.. Zaytung bombası

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığına getirilen bitki uzmanı İbrahim Saraçoğlu sosyal medyada günün konusu oldu. Mizah sitesi Zaytung'un Saraçoğlu haberi ise çok konuşulacak..


İŞTE ZAYTUNG'UN O HABERİ

Erdoğan'ın Başdanışmanlığına Atanan Prof. Saraçoglu'ndan İlk Açıklama: ''Paralelle mücadele için karnabahar kürü ve karabaş çayı...''

Botanik dünyasının sevilen ismi Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, yeni atandığı Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı görevine hızlı başladı. Dün, görevi teslim almasının ardından Ak Saray’ın bahçesinde ve mutfağında ilk incelemelerini gerçekleştiren ünlü profesör, öncelikli hedefinin paralel yapıyla mücadele olduğunu ortaya koydu. ‘Paralelle mücadele için karnabahar kürü ve karabaş çayı, CHP zihniyetine karşı ılık hatmi şurubu’ formülüyle işbaşı yapan Saraçoğlu, dış mihraklar içinse 3.Köprü Şerbeti adını verdiği karışımını hazırlayacak.

“Osmanlı’da da var”

Ak Saray’da düzenlediği basın toplantısıyla ilk kez Cumhurbaşkanı Başdanışmanı sıfatıyla gazetecilerin karşısına çıkan Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, göreve getirilmesine ve yapacaklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Roma döneminde Galya’dan bu yana bitkilerden anlayıp karışımlar elde eden danışmanların varlığına dikkat çeken Saraçoğlu “Biliyorsunuz Asterix gibi, Obelix gibi büyük liderler de hep bitkiyle haşır neşir olanlara akıl danışmışlardır. Ayrıca Osmanlı’da da padişahın baharatçıbaşısı kuvvet şuruplarıyla olsun, Mesir macunlarıyla olsun özellikle soyun devamında çok kilit rol oynamıştır” sözleriyle getirildiği pozisyonun tarihsel öneminin altını çizdi.

Kalbin düşmanı: Maklube

Paralel yapılanma nedeniyle toplum sağlığının gün geçtikçe bozulduğunu da kaydeden başdanışman, Gülen hareketinin yargıya sızdığı gibi kalp ve damar yollarına da yayılmış olduğunu sözlerine ekledi. Saraçoğlu, içinde bulunan pirinç ve etle maklubenin bir numaralı kalp düşmanı olduğunu aktarmasının yanısıra, sık sık gözyaşlarıyla gündeme gelen Fettullah Gülen’de de D vitamini eksikliği olabileceğine vurgu yaparak kendisinin derhal az güneş alan Pensilvanya’dan Türkiye’ye iade edilmesi gerektiğini kaydetti.

Hangi bitki neye iyi geliyor?

Basın toplantısının son bölümünde, siyasi arenada hangi bitkinin hangi soruna iyi geldiğine ilişkin de önemli bilgiler veren Prof.Saraçoğlu’nun kamuoyuyla paylaştığı son derece kritik ipuçları şöyle;

Karakulak otu: Dinlenmelere karşı iyi geldiği bilinen ot, kaynatılarak içilmesi halinde 8 ila 12 saat arasında dinleme aygıtlarını paralize etme özelliğine sahip.

Allium neapolitanum: Halk arasında ‘osuruk otu’ olarak da bilinen neapolitanum, kapatma kararına rağmen bulundukları yerleri terk etmemekte direnen dersane olursa kullanılacak. Havanda hafifçe ezilen osuruk otlarının dersanelerin içine atılıp atılıp kaçılması hedefleniyor.

Sumak: Ekşimtrak ve karakterli tadının yanında düzenli tüketildiğinde kredi faizlerini de %1 düşürdüğü gözlendi.

Cezayir menekşesi: Kaynar suya koyulup 1 gece bekletilmesinin ardından başta Cezayir olmak üzere Afrika’daki Gülen cemaati okullarını kapatma etkisi bulunuyor.

Mercanköşk: Köşk üzerinde vesayet bitirici etkiye sahip ot, seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından da geçtiğimiz yıl kullanıldı.

Hatmi çiçeği: Antioksidan, antialerjik ve antienflamatuar etkisinin yanısıra bitki aleminin en antidemokratik çiçeği olarak bilinen hatmi, CHP zihniyetine karşı birebir.

Sarımsak: C vitamini deposu olarak bilinen sarımsak, yarın öbür gün gerek fazla uzayan MGK toplantılarını erken sonlandırmak için, gerekse Yunanistan Başbakanı gibi misafirliğinin kısa sürmesi tercih edilen konuklar için kullanılacak.

Kereviz Sapı: Kerevizin en değersiz kısmı olarak görülen sap bölgesi, ayıklandıktan sonra yaygın kanının aksine çöpe atılmamalı. Çünkü kereviz sapı paralel yapı, dış mihrak dövmekte bire bir. Özellikle ıslak ıslak kullanıldığında acayip yakıyor...

Başkanlık sistemi neden padişahlık olsun?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gazetecilerin sorularını yanıtladı. İşte TRT Haber'de canlı yayınlanan programda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından önemli satırbaşları:



BAŞKANLIK SİSTEMİ

“Bir çok alışkanlıkları siz değiştirmeye yönelik adımlar atarsanız, bunların üzerinde spekülasyonlar yaparlar. Bizden önceki cumhurbaşkanları da başkanlık sistemini dile getirmiştir. Dünyada bugün G20 ülkeleri içinden 10 tanesi başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Artık bir gerçeği görmemiz lazım. Acaba çok daha seri, çok daha kolay nasıl muassır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarız sorusunu sormamız lazım. Biz bunun peşindeyiz. Çok başlı yapı bizim ayağımıza pranga vuruyor.”

“Başkanlık sistemi konusunda, başbakanlığımın ikinci, üçüncü yılındaki kamuoyu araştırmalarıyla bugünkü durum çok farklı. ‘Evet-hayır’da denge çok çok olumlu istikamette. Biz dünyayı yeniden keşfetmiyoruz.”


'BEN DAMDAN DÜŞMÜŞ BİRİYİM'

“Teori noktasında bir çok insanlar pek çok şeyin teorisini ortaya koyabilir ama yaşayarak bir şeyi yapıyorsanız o noktada çok daha farklı olur. Nasreddin Hoca’nın bana doktor değil damdan düşen birini getirin dediği gibi. Ben damdan düşmüş biriyim. Eğer bizde başkanlık sistemi olsaydı çok daha ileri bir noktada olurduk. Pek çok kez önümüz tıkandı. Abdullah Bey ile Ahmet Bey ile olan durumumuz farklı ama bu sistemde bir üçlü kararnamede bir atama yapmak çok zor. Ben istediğimle çalışırım ama bu sistemde sizinle gelen sizinle gitmiyor. Mesela yargı bunu engelliyor. Yargı ile 11 kere görevden alınan 12. kez geliyor. Mesela Nasuhi Bey’in durumu. Bu hükümet Nasuhi Bey’i TRT Genel Müdürlüğü’ne atadı. Kaç kere alındınız görevden? 2 kez. İşte bu kurum nasıl yürüyecek? Yargı alıyor, siz atıyorsunuz. Yargı alıyor, siz atıyorsunuz. O zaman kurumdaki alt üst ilişkisi bozuluyor. Tabii bu değişiklik için Anayasa değişikliği şart. Bizim hukuku zorlama noktasından sıyrılmamız için başkanlık sistemine ihtiyacımız var. Halkımızın bu tür sistemleri tanıması isabetli olur.”

"Amerika, Brezilya, Güney Kore, Meksika olunca padişahlık olmuyor, yani Türkiye'de böyle bir tez ileri sürülünce niye padişahlık oluyor? Eğer biz şu 12 seneyi bu kadar zor şartlarda yürüttüysek bu da demek ki gördüğümüz bazı şeyler var. İstiyoruz ki daha ileri gidelim, halkımızın yaşam standardını daha yüksek seviyelere çıkartalım."

"(Parlamento, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay gibi kurumların denetiminin geçerli olduğu başkanlık sistemi) Bu sistemler oluyor ama bu sistemlerin işleyişinde başkanın belli bir yere kadar yetkisi oluyor. Başbakan, bu defa başbakan olarak değil başkan birinci yardımcısı, ikincisi yardımcısı olarak görev alanlar var. Onların muadilleri, hükümet başkanlarının olduğu ülkelerde başbakanlar. Bu demek değildir ki başkan, başbakanlarla görüşemez. Onlarla da görüşür. Sistemin omurgaları vardır. O omurgalarla lüzumsuz olanlar varsa onları zaten koyarsınız bir kenara. Olması gerekenler varsa onlarla beraber zaten yola devam edilir."

ERMENİ SORUNU

"Ermeni diasporası rahat durmuyor. Onlar yine karıştırmaya, kurcalamaya devam edip, Türkiye ile bu noktada bir cedelleşmenin, adeta bir kavganın içerisinde bu süreci işletmek istiyorlar. Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil. Birilerinin siparişi üzerine biz, bir sözde Ermeni soykırımını da kabul etmeye mecbur değiliz. Biz diyoruz ki: Bu konuda samimiyseniz gelin bunları tarihçilere bırakalım. Tarihçiler bu konuda çalışsınlar."

ÇÖZÜM SÜRECİ

"Ben, Çözüm Süreci'nde hiçbir zaman maalesef, bu arkadaşların samimi olduğunu görmedim. Şu anda da samimi değiller. Eğer samimi olsalar 6-7 Ekim olayları, hala Cizre, Silopi, buralardaki olaylar olmazdı."

Başkanlık değil diktatörlük

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın başkanlık sisteminin çok başlılığı ortadan kaldıracağına ilişkin açıklamalarını eleştirerek “Kişiye göre rejim olmaz. Milletvekillerini ben belirleyeceğim. Valileri, rektörleri ben belirleyeceğim. Yargıçları ben belirleyeceğim.’ Bu mudur başkanlık sistemi? Bu başka bir sistemdir. Diktatörlüktür bu” dedi.

Bursa’da dün yerel bir televizyon kanalının programına katılan Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi:

PADİŞAHLIK MI GETİRECEKSİNİZ

“Siyasetçinin görevi zenginleşmek değil, halka hizmettir. Siyasete girenlerin, ‘Siyaset bana ne verecek?’ değil, ‘Ben topluma ne vereceğim?’ diye düşünmesi gerekir. Politika halk için üretilir. 150 yıllık parlamenter deneyimimiz var. Aksaklıkları elbette var. Aksaklıklar elbette giderilebilir. 150 yıllık bir geleneği, niye birden değiştiriyoruz? 'Birisi başkan olsun' diye. Peki hükümet, programına koydunuz mu 'Biz başkanlık sistemini getireceğiz' diye? Hayır. Halka verilmiş böyle bir sözünüz yok. Şimdi topluma bir başka rejimi dayatıyorsunuz. 'Ben başkanlık sistemini getireceğim' Niçin? Sorun Başbakan'ın görevini yapamamasından kaynaklanıyor. Çünkü Başbakan'ın seçimi, demokrasinin kaldıracağı türden bir seçim değildi. Daha Başbakan olmadan önce Başbakanlığı açıklandı. Kim tarafından? Başkan olma heveslisi olan kişi tarafından açıklandı. 'Bu kişi Başbakan olacak. Bu kişi AKP'nin Genel Başkanı olacak.' Kurultaydan sonra da öyle bir karar alındı. Buna demokrasi denmez. Kişilerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı rejimin adı demokrasi değildir. Kişiye göre başkanlık sistemi olmaz. Padişahlık mı getireceksiniz? Başkanlık sisteminden kastettiğiniz nedir? 'Milletvekillerini ben belirleyeceğim. Valileri, rektörleri ben belirleyeceğim. Yargıçları ben belirleyeceğim.' Bu mudur başkanlık sistemi? Bu başka bir sistemdir. Bu otoriter sistemidir. Dikta sistemidir, bu. Diktatörlüktür bu.

YOLSUZLUK DOSYASI ER GEÇ AÇILIR

(TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun katıldığı bir televizyon programında 4 eski bakan ile ilgili ‘Başbakan benim partimin lideri. Bakanlar, benim kankam. Bir kısmı benim dünürüm. Bu adamlarla neden muhalefet olayım. Demek istediğim, oğlan bizim, kız bizim’ sözlerine ilişkin) Eğer siz yolsuzluk yapanı korursanız, ahlaktan uzaklaşır ve o kavramı içselleştiremezsiniz. Böyle bir tabloyu bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bu dosya bugün için kapandı. Ama bu dosya er geç açılacak. Din, iman, Kuran üzerinden siyaset yaptılar. Niçin? Çalmak için. Din çalma aracı asla olamaz.

PARALEL DEVLET GÜNEYDOĞU’DA

(Çözüm süreci) Doğu, Güneydoğu’da PKK’nın bir üstünlüğü var şu anda. Trafik kontrolü yapıyorlar mı? Yapıyorlar. Mahkemeleri var mı? Var. Vergi daireleri var mı? Var. Askere alma daireleri var mı? Var. paralel devlet diyorlar. Paralel devlet diyorlar, paralel devlet orada var. Niye sesini çıkarmıyorlar, niye konuşmuyorlar? Caddenin ortasında trafik kontrolü yapıyorlar ellerinde kaleşnikof silahlarla. Nerede bu hükümet? Ne yapıyor bu hükümet? 6 – 7 – 8 Ekim olaylarında 50 kişi hayatını kaybetti değil mi? Hükümet ne yaptı? Koşa koşa İmralı’ya gitti Apo’ya yalvardı aman ne olursun söyle olaylar dursun. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu konuma sokulur mu?”                

Hasta ziyareti
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün sabah Bursa’da servis bekleyen ve çay ocağında oturan işçilerle sohbet etti, bir çorbacıya girerek kahvaltı yapanlarla selamlaştı. Taksi durağına geçen Kılıçdaroğlu, şoförlerin dertlerini dinledi. Bursaray'a Arabayağı durağından binen Kılıçdaroğlu, burada bulunanlarla da sohbet ettikten sonra Hacıvat Mahallesi'nde indi. Bu esnada Bursaray vatmanı da Kılıçdaroğlu ile selfie çekti. CHP Lideri, Hacıvat Mahallesi'nde 3 çocuk babası inşaat işçisi Mehmet Yücedağ'ın evinde kahvaltı yaptı, şikayetlerini dinledi. Mahalleli elektrik, su sıkıntısı çektiklerini ve asayişte sıkıntı yaşadıklarını dile getirdi.  Buradan Ankara yolu üzerindeki kamyon garajına geçen Kılıçdaroğlu, kamyoncuların beklediği kahvede çay içti. CHP Lideri, esnaf ziyaretinin ardından Bursa Akademik Odalar Birliği yerleşkesine gitti. Kılıçdaroğlu girişte, 143 günden beri grevde olan işçilerle sohbet etti.  Bülent CİVANOĞLU-Mehmet İNAN/ DHA

Suudi Arabistan Kralı'dan memur, emekli ve öğrencilere iki maaş ikramiye

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, göreve gelmesi münasebetiyle devlet memurları, emekliler ve öğrencilere 30 milyar dolar değerinde iki maaş ikramiye ödenmesini emretti.


Kral Selman, devlet memurları, emekliler ve öğrencilere iki maaş ikramiye ödenmesine, sivil mahkumlara kamu haklarından kaynaklanan 500 bin Suudi Arabistan Riyali'ni (yaklaşık 133 bin dolar) aşmayan para cezalarının affedilmesine, af kapsamındaki yabancı uyrukluların da sınır dışı edilip, haklarında ülkeye giriş yasağı konulmasına karar verdi.

EDEBİYAT KULÜPLERİ VE FUTBOL TAKIMLARINA DA DESTEK

Elektrik ve su hizmetlerine yönelik projelerde harcanmak üzere 20 milyar riyal tahsis edilmesini kararlaştıran Selman, ülkede kayıtlı tüm edebiyat kulüpleri ve süper lig takımlarına onar, birinci lig takımlarına beşer milyon ve ülkede kayıtlı diğer takımların her birine ise 2 milyon riyal ikramiye ödenmesi talimatını verdi.

Sosyal güvenlikten yararlananlar ve engellilere de iki maaş ikramiye ödenmesini emreden Selman, Sosyal İşler Bakanlığı'nda kayıtlı yardım kuruluşlarına destek için 2 milyar, Dayanışma Kooperatifleri Konseyi'ne 200 milyon ve kayıtlı ihtisas meslek birliklerinin her birine 10 milyon riyal ödenmesini kararlaştırdı.

"SİZİN HAKKINIZI ÖDEYEMEM"
Kral Selman, daha sonra Twitter hesabından yaptığı açıklamada, din ve vatana hizmet için Allah'tan yardım dilediğini belirterek, halkının hakkını ne yaparsa yapsın ödeyemeyeceğini söyledi.Selman, "Değerli halkım, ne yaparsam yapayım sizin hakkınızı ödeyemem. Daha fazlasını hak ediyorsunuz. Dine ve vatana hizmet için Allah'tan bana ve sizlere yardım etmesini dilerim. Dualarınızda beni unutmayın" dedi.

175 BİN RETWEET

Kralın tweetine yoğun ilgi gösteren halk, iki saat içinde mesajı 175 bin kez retweet etti. Kral Selman, tahta çıkışı münasebetiyle 30 milyar dolar tutarındaki 2 maaş ikramiye duyurusunun ardından yayınladığı mesajla insanların Twitter üzerinden odağı haline geldi. Görevinin 6. gününde Twitter hesabında takipçi sayısını 760 bin kişi artıran Selman'ın 1 milyon 860 bin takipçisi bulunuyor.

Trans kadını içeri almayan hamamcıya, ayrımcılık suçundan 3 bin TL ceza

Trans kadını hamama sokmayan işletmeciye ayrımcılık suçundan ceza verildi. Avukat Eren Keskin, ilk kez trans bireylerle ilgili bu maddeden bir ceza verilmiş olduğunu ifade ederek, "Bence bu karar, bu konuda trans bireylere güven sağlayacak bir karar olacak. Yargıtay da bu kararı onarsa biraz daha rahat bir hayat yaşayabilirler" dedi.

 İstanbul ’da, kadın arkadaşıyla gittiği tarihi Galatasaray Hamamı’nda “Sizin gibi dönmeleri almıyoruz, kendi hamamınıza gidin!” diyerek içeriye sokulmayan İpek Kırancı adlı trans bireyin şikâyeti üzerine iş yeri sahibine Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 122. maddesinde düzenlenen “ayrımcılık” suçundan 3 bin TL para cezası verildi. Bu maddeden ilk kez ceza verildiğini kaydeden Kırancı’nın avukatı Eren Keskin, “Bence bu karar, bu konuda trans bireylere güven sağlayacak bir karar olacak. Yargıtay da bu kararı onarsa biraz daha rahat bir hayat yaşayabilirler” dedi.

İstanbul’da yaşayan ve yıllar önce cinsiyetini değiştirerek kadın olan İpek Kırancı, iddiaya göre 26 Aralık 2013’te arkadaşı Helga Maria Margereta Binder ile birlikte yıkanmak için Galatasaray Hamamı’na gitti. Hamamı işleten Ahmet Karagüney, pembe nüfus cüzdanını göstermesine rağmen, “İçeriye kesinlikle giremezsin!” diyerek, Kırancı ve arkadaşını geri çevirdi. Bunun üzerine Kırancı, avukat Eren Keskin aracılığıyla şikayetçi oldu. Karagüney hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesinde düzenlenen “Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yapmak” suçlamasıyla altı aydan bir yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İstanbul 42. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın ilk duruşması, geçen yıl 13 Kasım’da görüldü. Sanık Karagüney, o gün Paskalya tatiliyle ilgili yoğunluk yaşandığını ve rezervasyonla çalıştıklarını belirterek, “Kırancı yanında yabancı uyruklu bir kadınla geldi. Tek kişilik yerimiz olduğunu, misafirlerini ağırlayabileceğimizi söyledik. Başka yerimiz olmadığını, kendilerini kabul edemeyeceğimizi söyledik. Ayrıldılar” dedi. Kırancı ise İstanbul LGBTT adlı eşcinsel örgütünün başkanlığını yaptığını, yirmi yıl önce ameliyatla kadın olduğunu ve kimliğini değiştirdiğini söyledi. Kırancı, o gün öğleden sonra arkadaşıyla hamama gittiklerinde kendilerine Karagüney’in “İçerisi dolu, sizin gibi dönmeleri almıyoruz. Kendi hamamınıza gidin, sadece arkadaşınızı alabiliriz” dediğini anlattı.

Davanın dün görülen ikinci duruşmasında, Kırancı’nın arkadaşı Binder, tanık olarak dinlendi. Binder “Sanık bize ‘Siz buraya giremezsiniz, emri ben verdim’ dedi. İpek, ‘Benim pembe kimliğim var. Neden bizi içeri almıyorsunuz?’ diye itiraz etti. Sanık da bağırarak, almayacağını söyledi. Bana da ‘Yalnızca siz girebilirsiniz’ dedi. İpek’e de ‘Sen kendi hamamına gir, buraya giremezsin’ dedi” diye konuştu.

Hakim Gönül Doğan, ayrımcılık suçunu işlediği için Karagüney’i 150 gün adli para cezasına mahkum etti. Bunu da 3 bin TL para cezasına çeviren Hakim Doğan, beş yıllık denetimli serbestlik uygulaması koyarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmetti. Avukat Eren Keskin, ilk kez trans bireylerle ilgili bu maddeden bir ceza verilmiş olduğunu ifade ederek, “Bence bu karar, bu konuda trans bireylere güven sağlayacak bir karar olacak. Yargıtay da bu kararı onarsa biraz daha rahat bir hayat yaşayabilirler” dedi. Radikal

Taşeron lastik işçisine "çifte" müjde

Lastik-İş Sendikası ile Kocaeli ve Sakarya'daki lastik fabrikaları arasında taşeron işçilerin kadroya alınması için yürütülen görüşmeler sonucu 1250 işçi kadroya alındı, en düşük işçi maaşı bin 750 lira oldu.

Sendikanın İzmit'teki sosyal tesislerinde düzenlenen toplantıda konuşan Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Abdullah Karacan, Goodyear, Pirelli ve Brisa'da çalışan taşeron işçiler için kasım ayından beri sürdürdükleri görüşmelerin bugün anlaşmayla sonuçlandığını belirtti.

BİN 250 İŞÇİYİ KAPSIYOR
Buna göre söz konusu fabrikalarda taşeron olarak çalışan bütün işçilerin 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren kadrolu sayılacağını dile getiren Karacan, böylece lastik iş kolunda 50'ye yakın taşeron firmanın kapatılarak, bu firmalarda çalışan 1250 işçinin ana iş yerinin kadrosuna alındığını söyledi.
Karacan, ücret dengesizliklerini ortadan kaldırmak için yapılan düzenlemeler sonucunda maaşlara 2015'in ilk 6 ayında yüzde 7 ile 56 arasında zam yapıldığını vurgulayarak, "İkramiye ve sosyal yardım ödemeleri ile 2015 yılının ilk 6 ayı içinde işçilerin toplam giydirilmiş aylıkları yüzde 30 ile 96 arasında artmış bulunmaktadır. Düzenlemeler sonucunda en düşük işçi maaşı bin 750, en yüksek işçi maaşı 2 bin 220 liraya yükselmiştir. Yılın ikinci 6 ayında işçilerin ücretlerine 6 aylık enflasyon oranında zam yapılacaktır" ifadesini kullandı.

3 İKRAMİYE ÖDENECEK
Bütün işçilere mart, haziran ve eylül ayları sonunda 15'er günlük olmak üzere 3 ikramiye ödeneceğini dile getiren Karacan, şöyle konuştu:
"Bütün işçilere ayda 1 günlük ücretleri tutarında prim ödemesi yapılacak. Ayrıca, 200 lira izin harçlığı, yılda iki kere 200 lira bayram harçlığı, 200 lira yakacak yardımı yapılacak. İlkokul için 60, lise için 100, üniversite için 150 lira öğrenim desteği verilecek. Net 100 lira ayakkabı ve aylık 35 lira aile ve çocuk parası ödenecek. Yemek, evlenme, doğum, ölüm ve maluliyet yardımları toplu iş sözleşmesindeki esas ve tutarlarına göre ödenecek."
Karacan, sosyal hakkı olmadan, çıplak maaşla ve mesaileri verilmeden "köle" gibi çalıştırılan insanların hakkını kuruşuna kadar savunduklarını belirterek, "Bugün kurduğumuz bu yapı içerisinde kadro alan kardeşlerimize yüzde 45-50 zam yapıldı. Bunlar bir başlangıç. Biz lastikte 60 yıla yakın süredir örgütlü bir sendikayız. Zaman zaman kanla elde ettiğimiz haklarımız süreç içerisinde daha iyi yerlere gelecek" dedi.

Tesislerin bahçesinde sevinç sloganları atan işçiler, konuşmasının ardından Karacan'ı omuzlarına alarak sevgi gösterisinde bulundu.Hürriyet

Erdoğan'ın başdanışmanı Aydın Ünal istifa etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başdanışmanı Aydın Ünal, Haziran'da yapılacak genel seçimlerde aday olabilmek amacıyla görevinden istifa etti.

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Aydın Ünal görevinden istifa etti. Ünal’ın milletvekili adayı olmak için istifa ettiği öğrenildi.

Ünal, uzun yıllardır Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarının metin yazarlığını yapıyordu.

Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde birkaç kez görevinden ayrılmak istemişti. Ancak Erdoğan kendisini bırakmamamıştı. Ünal’ın Ankara’dan aday olması bekleniyor. (Selçuk Şenyüz / Hürriyet)

29 Ocak 2015 Perşembe

Kendini açık artırmaya çıkardı

49 yaşındaki İngiliz kadın online alışveriş sitesi eBay üzerinden kendini açık artırmaya çıkardı.


Online alışveriş sitesi ebay’e giren kullanıcılar, sitede yer alan ilginç açık artırmanın kısa sürede sosyal alemde bir fenomene dönüşmesine sebep oldu. Hayalindeki eşi eBay'de bulmak için harekete geçen İngiliz kadın, siteye fotoğraflarıyla beraber ilan verdi.

NTV'nin haberine göre kısa sürede ülke çapında hatırı sayılır bir üne kavuşan 49 yaşındaki iki çocuk annesi Lois Curtis, sosyal medyanın en çok konuşulan konularından biri haline gelse de sadece iki kullanıcıdan teklif alabildi.

Gelen teklif sayısının az olmasının ardından ilanı yayından kaldıran Curtis, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan onlarca erkekten mesaj aldığını iddia etti.

Hayalinin Yunanistan’da yaşamak olduğunu belirten Curtis, ilanı Yunanistan’da yaşayan bir arkadaşının teklifi üzerine verdiğini de sözlerine ekledi.


İstanbul'da elektrik kesintisi

Şile, Ataşehir, Maltepe, Sancaktepe ve Sultanbeyli'nin bazı mahallelerine yarın ve 31 Ocak'ta elektrik verilemeyecek.

Şile, Ataşehir, Maltepe, Sancaktepe ve Sultanbeyli'nin bazı kesimlerinde, yarın ve 31 Ocak'ta elektrik kesintisi yapılacak. İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ'den yapılan açıklamaya göre, 30 Ocak'ta Şile'de 10.00 ile 16.00 saatleri arasında, Kumbaba Mahallesi, Kartopu, 7 Ekim ve Merve sokaklarına elektrik verilemeyecek.

Ataşehir'de 31 Ocak'ta, saat 08.30-17.00'de Atatürk Mahallesi, Kerembey, Nenehatun ve Fazılpaşa sokakları, Maltepe'de 10.00 ile 12.00 saatleri arasında Büyükbakkalköy Mahallesi, Yakacık Yolu, Çiftlik Yolu ve Ferhatpaşa Yolu, elektrik alamayacak.

Sancaktepe'de 31 Ocak'ta 10.00 ile 14.00 saatleri arasında, Kemal Türkler Mahallesi Yazlık Sokak'ta, Sultanbeyli'de saat 13.00-15.00'de Mecidiye Mahallesi, Çolak, Güzel, Artvin ve Süphan sokaklarda, Şile'de ise 10.00 ile 15.00 saatleri arasında, İmrenli Mahallesi'nde kesinti yapılacak.

28 Ocak 2015 Çarşamba

Çaykur 3 bin 500 işçi alacak

ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, 3 bin 500 işçi alınacağını açıkladı. Başvurular önümüzdeki haftadan itibaren alınmaya başlayacak.


Çaykur’a son olarak 2007 yılında işçi alımı gerçekleştirildiğini ve geçen sürede yaşanan azalma ile işçi sayısının, 6 bin 112’ si mevsimlik, 2 bin 366’ sı da kadrolu olmak üzere 8 bin 474’e düştüğünü kaydeden Sütlüoğlu şunları söyledi:

"Bu işçi sayısı yetersiz. Bu nedenle 4 bin 300 işçi talep ettik ancak 3 bin 500 işçi alımı için izin çıktı. Büyük çoğunluğu genelde yaş çay yükleme işinde çalışacak. Daha önce müteahhit firmalardan hizmet alımı ile yapmak zorunda kaldığImız bu işi artık kendi bünyemize alacağız. 3 bin 500 işçinin 2 bin 370’i en az ilkokul mezunu olacak ve yaş çay yükleme işçisi olarak çalışacak. Meslek ve teknik lise ile yüksek okul mezunu 600 teknik eleman alımı da yapacağız. Ayrıca bu yıl ilk kez 180 mevsimlik Ziraat ve Orman Mühendisi alımı yapacağız. Bu kişiler de vardiya amiri olarak çalışacak. Çay eksperi olarak da 350 işçi alımı yapılacak. Alınacak işçilerin 2 bin 375’ i Rize, 783’ü Trabzon, 276’sı Artvin ve 66’ sı da Giresun’da görevlendirilecek."


İŞÇİLER KURA İLE ALINACAK

İşçi alımının kura yöntemi ile yapılacağını ifade eden Sütlüoğlu, "İş müracaatları illerimizdeki İş-Kur Müdürlüklerine yapılacak. Önümüzdeki haftadan itibaren bu başvurular alınmaya başlanacak. Bu işçilerle sezona en iyi şekilde hazır halde gireceğiz" dedi.
ÇAYKUR bünyesinde 50 tesis bulunuyor.

İbrahim Adnan Saraçoğlu, Erdoğan'ın başdanışmanı oldu

Fuat Avni'nin bir iddiası daha doğru çıktı. Hazırladığı bitkisel kürlerle tanınan biyoteknoloji ve mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr İbrahim Adnan Saraçoğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı’na atandı. Saraçoğlu'nun atandığını Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da doğruladı.

Twitter'da Fuat Avni isimli kullanıcı, 22 Ocak'ta Saraçoğlu'nun özel kürler düzenlemesi için Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atandığını iddia etmişti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da bugün düzenlediği basın toplantısında Saraçoğlu'nun başdanışmanlığa getirildiğini doğruladı. (hürriyet.com.tr)

Bahçeli'den Atatürk selfie'sine kibarca ret

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis Grubu’nda, kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen Atatürk’e benzerliği ile tanınan Göksal Kaya’nın isteğini geri çevirdi.


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na sert eleştirilerde bulunarak, “Başbakan Saray’a zimmetlenmiş, mizaç ve meşrebini Saray’a göre sabitlemişse diyeceğim şudur: Sayın Davutoğlu, inanma dostuna, saman doldurur postuna. Türkiye gözlerini yummak üzeredir, Beştepe Hanedanlığı’nın kuklası olan Davutoğlu başka havalardadır” diye konuştu. Bahçeli, partisinin grup toplantısında özetle şunları söyledi:

SARAY’DAKİ DEĞİL ERMENEK’TEKİ RECEP 
“Davos’ta maval okuyan Başbakan, Somali’de atıp tutan Cumhurbaşkanı size söylüyorum, uzaklara gitmeyiniz, başka yerlerde mağdur aramayınız. Saray’daki Recep değil, Ermenek’teki Recep mağdurdur. Kaçakçı Rıza değil, Balıkesirli Rıza mağdurdur. Saray’a kapatılmış Davutoğlu değil, evlatlarımız mağdurdur. Millete gelince yok diyen, başka coğrafyalara gelince israfın dibini boylayan; çiftçimiz isteyince azarlayan, Suriyeli sığınmacılara milyar doları harcayan bu iktidarın emin olunuz ki yatacak yeri, kaçacak deliği yoktur.

Fotoğraf çektirmedi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis Grubu’nda, kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyen Atatürk’e benzerliği ile tanınan Göksal Kaya’nın isteğini geri çevirdi.


HA KOBANİ HA KANDİL’İ SELAMLAMIŞ


Osmaniye’de Ahmet Sani olduğunu anımsayan, Diyarbakır’da serok Ahmet olmayı yüzünde gülücükler açarak benimseyen Davutoğlu, gerçekte kimdir, kimlerdendir? Davutoğlu’nun Kobani’yi selamlaması; PKK-PYD’ye verilmiş bir selam, sıcacık bir merhabadır. Ha Kandil’i selamlamak ha Kobani’yi selamlamak, hiçbir fark yoktur. Başbakan selamladıklarıyla özlem gidermek istiyorsa, Kandil’in yolu kendisine açık, Kobani ise çok yakındır. Davutoğlu önce Cizre’de olan bitenleri gündemine almalıdır. Anlaşılan, AKP Hükümeti, Doğu ve Güneydoğu’da asayiş hizmetlerini PKK’ya devretmiştir. AKP, devleti geri çekmekte, boşalttığı alanı hainlere bırakmaktadır. 

KARAKUTU KAÇAK SARAY’DA

17-25 Aralık’ın göbeğinde Erdoğan’ın olduğu savcının ifşaatıyla açıklık kazanmıştır. Erdoğan, eski bakanların adalet karşısına çıkması halinde kendisi ve oğlunun yakayı ele vereceğinden korkmuştur. 17-25 Aralık’ın kara kutusu kaçak ve karanlık Saray’dadır.” (hürriyet.com.tr)

Gezi davasında ders gibi karar

Kadıköy'de 2013 yılı Eylül ayında Gezi eylemleri sırasında çıkan olaylarla ilgili 1'i ABD vatandaşı 16 kişi hakkında açılan davada 15 sanık beraat etti. Amerika'da bulunan Sarah Elizabeth hakkındaki dosya ise ifadesi alınamadığı gerekçesiyle ayrıldı. Mahkeme gerekçeli kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına yer verilerek ‘Bu kararlara bakmak zorunludur’ ifadesi kullanıldı.


15 SANIĞA BERAAT, 1 SANIK HAKKINDA YARGILAMA DEVAM EDECEK
19. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasında mahkeme, sanıklar hakkında "Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama", "Görevi Yaptırmamak İçin Direnme" suçlarından dava açıldığını ve yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle 15 sanığın beraatına karar verdi. Sanıklardan Sarah Elizabeth'in savunmasının alınamamış olduğunu ifade eden mahkeme, Elizabeth hakkındaki davanın başka bir esas üzerinden devam edilmesine hükmetti.

"HERKES, İZİN ALMADAN YÜRÜYÜŞ DÜZENLEME HAKKINA SAHİPTİR"
19. Asliye Ceza Mahkemesi davaya ilişkin gerekçeli kararında ise Toplantı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararlarına yer verdi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü Hakkının, Demokratik Hukuk Devletinin en temel unsurlarından birisini teşkil ettiğini belirten mahkeme gerekçeli kararında, "Toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkı, Anayasamızın 34. maddesinde güvence altına alınmış durumdadır. Bu hükme göre, 'Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.' denilmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının hangi hallerde serbestçe kullanılabileceği ve hangi hallerde bu özgürlüğe müdahale edilebileceğini tayin etmek için Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na bakmak yeterli değildir. Bunun için, iç hukukumuzun parçası olup, kanunlarımızın üstünde bir konumda olan A.İ.H.S. ve bu sözleşmeyi yorumlayan A.İ.H.M. kararlarına bakmak zorunludur" cümlelerine yer verdi.

"DEMOKRATİK HUKUK TOPLUMUNDA YAŞAYAN HER BİREY..."
"Bir toplantı ve gösteri yürüyüşü için önceden izin alınmamış ya da bildirimde de bulunulmamış olması, ilgili gösteriye müdahale etmek için asla yeterli değildir" denilen kararda, "Yani böylesi bir durum, ilgili gösteriyi tek başına 'Kanunsuz' hale getirmemektedir. Demokratik hukuk toplumunda yaşayan her birey, hoşnutsuzluğunu, itirazını ve taleplerini; toplanarak, gösteri ve yürüyüş yaparak, bu şekilde kamuoyuna sesini duyurarak, cebir ve şiddete, tehdit yöntemlerine başvurmadan, korku ve baskı ile gizlenip hukuka aykırı faaliyetlere kalkışma ihtiyacı duymadan dile getirebilmelidir" şeklinde ifadelere yer verildi.

"SİLAHA BAŞVURMAMALI, BİREYİN GÜVENLİĞİNİ GÖZETECEK ŞEKİLDE BEKLENMELİ"
Toplantı ve gösteri sırasında istenmeyen bazı hadiseler gerçekleşmesi halinde kolluk gücünün, gerekli önlemleri almaları gerektiğine dikkat çekilen kararda, "Fakat silahsız olan ve saldırı amacı taşımayan insanlara karşı güç, yani zor kullanmamalı, özellikle de silaha başvurmamalı, bireyin can ve mal güvenliğini gözetecek şekilde beklemelidir. Somut olayda sanıkların bir kısmının  gösteri katıldığını,ancak şiddet içeren bir eylemde bulunmadıklarını savunurken bir  kısmı ise gösterinin ilçe merkezinde olup kendilerinin gösterinin ortasında kaldıklarını,gösteriye katılmadıklarını savundukları anlaşılmıştır" denildi.

"GAZA KARŞI KORUNMAK İÇİN TEDBİR ALINMASI NORMAL"
Eyleme bin 500 kişinin katıldığı ve içlerinden 16'sının sanık haline getirildiği belirtilen kararda, "Kolluk gücünün şüphelileri bu kadar kalabalık arasında teşhiş ederek grubun  dağıtılması sırasında tespit ettikleri kişileri yanılmadan gözaltına almalarının hayatın olağan seyrine uygun olmadığı, birkaç sanıkta baret ve maske ele geçmesinin de isnat edilen suça tek başına delil teşkil etmeyeceği, insanların yoğun gösterilerin olduğu bir dönemde kendilerini atılan gaza karşı korumak için bu şekilde tedbir almasının normal olduğu nazara alındığında; Her ne kadar sanıklar hakkında "Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama", "Görevi Yaptırmamak İçin Direnme" suçlarından dolayı cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmış ise de,üzerilerine atılı eylemleri işlediklerine dair, mahkumiyetlerine yeter, tüm kuşkulardan uzak, kesin ve inandırıcı delillerin elde edilmediği" sanıklara yakıştırılan eylemlerin sabit olmadığı kanısına varıldığından beraatlerine karar verilmiştir" cümlelerine yer verildi.

İDDİANAMEDEN
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 5 sayfalık iddianamede, Taksim Gezi olayları kapsamında sosyal medya üzerinden 12 Eylül'de saat 21.00 sıralarında Kadıköy Altıyol Boğa Heykeli önü ve Söğütlüçeşme metrobüs durağında toplanılacağı, toplanan grupların Ak Parti Kadıköy ilçe binası önüne yürüyeceği ve ilerleyen günlerde iskele polis karakolunun yanında bulunan parka çadır kurulacağının planlandığı anlatıldı. İddianamede 2 bin kişiye yakın bir grubun polisin ihtar ve zor kullanmasına rağmen direndikleri ve cebir kullandıkları, güvenlik güçlerine karşı görevlerini yaptırmamak için direndikleri kaydedildi. ABD vatandaşı Sarah Elizabeth Perrich'in de aralarında bulunduğu 16 kişi hakkında "Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Silahsız Katılarak İhtara Rağmen Kendiliğinden Dağılmama", "Görevi Yaptırmamak İçin Direnme" suçlarından, 1'er yıl 2'şer aydan 7'şer yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. (hürriyet.com.tr)

İşte Hükümetin Cemaat okulları planı

Gülen Cemaati’nin yurtdışında 160 ülkede faaliyet gösteren okullarının kapatılması, Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilmesi ya da bu okulların yerine başka okulların ikame edilmesiyle ilgili çalışmanın detaylarına HABERTÜRK ulaştı.



Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı tarafından önceki günBakanlar Kurulu’na sunulan taslağın, şubat ayında tamamlanması ve ardından yasalaşması planlanıyor.

ERDOĞAN GÜNDEME GETİRMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen haftaki Etiyopya ziyareti sırasında Gülen Cemaati’nin bu ülkedeki okullarının kapatılmasını istemişti.

İLK ÖNERİ: AJANS KURULSUN

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) hazırladığı dosyada ilk öneri, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) benzeri bir ajans kurulması oldu. ‘Uluslararası Eğitim Ajansı Başkanlığı’ adını taşıyacak ajans, dünyanın her yerinde örgütlenecek. Bağımsız bir başkanlık olacak. Yurtdışındaki yapılanmayı, uzman koordinatörler yürütecek. Ajans, yurtdışına öğrenci götürecek, yabancı öğrencileri Türkiye’ye getirecek. Sivil toplum örgütleriyle işbirliğine gidecek. Yurtdışındaki okulların müfredatını MEBbelirleyip ders kitaplarını hazırlayacak. Bir ‘çatı’ kuruluş olacak ajans, kamudan, genel bütçeden pay alacak. Ayrıca bağış da toplayabilecek, iştirakler kurup alım-satım işleri yapabilecek.

AĞIRLIKLI GÖRÜŞ: VAKIF OLSUN

Öne çıkan bir diğer öneri ise bu çalışma için ajans yerine bir vakıf kurulması. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da vakıf fikrine sıcak baktığı öğrenildi. ‘Uluslararası Eğitim Vakfı’ adını taşıyacak vakıfla ilgili detaylar ise şöyle:

SİVİL YAPI: Dünyanın her yerinde devlet okulu kurmanın güçlükleri göz önüne alınarak, sivil bir yapı oluşturulacak. Başka bir devletin eğitim kurumuna sıcak bakmayan ülkelere, Türkiye Diyanet Vakfı gibi sivil kuruluşlarla girilecek.

KANUN ÇIKACAK: Uluslararası Eğitim Vakfı kanunla kurulacak. Bir mütevelli heyeti olacak.

DİPLOMATİK PASAPORT: Vakfın yönetiminde görev yapacak isimler diplomatik pasaport sahibi olacak.

BAŞBAKANLIK DENETİMİ: Doğrudan Başbakanlık tarafından denetlenecek.

HARCIRAH: Yurtdışında görevlendirilecek öğretmenler için Harcırah Kanunu’nda değişiklik yapılacak.

RUHSATLAR İPTAL: Cemaat okullarının özellikle Afrika ve Asya ülkelerinde Türk büyükelçilikleri aracılığıyla ruhsat aldıkları göz önünde bulundurularak, bu vakfa devredilmeyen veya satılmayan okulların lisansları iptal edilecek.

KALİTELİ EĞİTİM: Okulların devredilmediği yerlerde, bu vakıf aracılığıyla kaliteli eğitim ve burs imkânları sunularak, yeni okulların cazibesi artırılacak.

ABD VE AVRUPA: ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde ‘charter okul’ formülü işletilecek. Hazır binalar ve okullar satın alınacak veya kiralanacak.

BÜTÇE: Birkaç milyar dolarla bu işin bitirilebileceği, vakfın ayakta kalabilmesi için bir kamu bankasının hisselerinin yüzde 10’unun ve bir devlet üniversitesinin harç gelirlerinin kaynak aktarılabileceği belirtiliyor.

Kaynak: Habertürk

27 Ocak 2015 Salı

Yapılandırma başvurusunda son gün 2 Şubat

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından prim borçlarının yapılandırılması amacıyla 1 Ekim 2014 tarihinde başlatılan uygulama 2 Şubat Pazartesi günü sona erecek.

Antalya Sosyal Güvenlik İl Müdürü Selim Erol, bugüne kadar 68 bin 497 başvuru alındığını belirterek 1 milyar 89 milyon TL’lik alacağın yapılandırıldığını açıkladı.

Torba yasa olara bilinen 6552 sayılı Kanunla, Sosyal Güvenlik Kurumu’na prim borcu bulunan vatandaşların borçlarını yapılandırma imkanı buldukları uygulamanın son başvuru tarihi 2 Şubat Pazartesi tarihine alınmıştı. İşverenlerin personeline ait prim borçlarını, Bağ-Kur sigortalısı olan esnaf ve çiftçilerin prim borçlarını, emekli olduktan sonra ticari faaliyet yürütenlerin destek primi ve SGK alacakları kapsamına giren prim borçlarını yapılandırdıklarını belirten SGK İl Müdürü Selim Erol, prim borçlarının faizlerinin tamamen silinerek, TEFE ve ÜFE oranları ile gecikme zammının yeniden hesaplandığını aktardı.

Erol ayrıca idari para cezası borcu bulunan işverenlerin, cezalarının yüzde 50 oranında silindiğini kalan tutarın ise yapılandırma kapsamına dahil edildiğini dile getirdi. Eylül ayı sonu itibariyle 68 bin 497 başvuru alındığını belirten İl Müdürü Selim Erol, "Bunlardan 60 bin 504’ünün sonuçlandırılarak 1 milyar 86 milyon 880 bin 404 TL’lik tutar yapılandırılmıştır. Başvuruların hepsi sonuçlandırıldığında tutar 1 milyar 148 milyon 708 bin 638 TL olacaktır" dedi.

İşverenler tarafından yapılan 27 bin 787 başvuru sonucunda 626 milyon 253 bin 532 TL’lik tutarın yapılandırıldığını aktaran Erol, Bağ-Kur sigortalıları tarafından 34 bin 173 başvuru sonucunda 481 milyon 83 bin 250 TL’lik tutarın yapılandırıldığını söyledi. Emekli olduktan sonra ticari faaliyet yürütenlerin borçlarını yapılandırmak amacıyla 2 bin 553 başvuru olduğunu, 15 milyon 364 bin 111 TL’lik borcun yapılandırıldığını belirten Selim Erol, prim borcu bulunan vatandaşların yaptıkları 3 bin 940 başvuru neticesinde 25 milyon 538 bin 227 TL’lik tutarın yapılandırıldığını kaydetti.

Genel sağlık Sigortası için 30 Nisan tarihine kadar başvuru yapabileceklerini belirten Selim Erol, "Gelir testi sonucunda tahakkuk edecek olan prim tutarı GSS tescil tarihinden itibaren geçerli olacaktır. Prim borcu, peşin tutarının ve ilk taksitin 1 Haziran tarihine kadar ödenmesi halinde de herhangi bir gecikme zammı tahsil edilmeyecektir" dedi.

26 Ocak 2015 Pazartesi

Bebeğini satarken yakalandı

Çin’in başkenti Beijing’de bir anne çocuğunu 42 bin Yuan yaklaşık 6 bin 740 dolar ücretle satmaya çalışırken yakalandı.

Çinli anne yeni doğmuş olan erkek bebeğini 42 bin Yuan’a satmak istediği için insan tacirleriyle irtibat kurdu ve alıcıyı bulacak kişiye de bu paranın içinden 7 bin Yuan vereceğini taahhüt etti.

Bebeği için 6 bin dolar para isteyen anne

Xinhua haberine göre annenin bir önceki evliliğinden küçük bir bebeği vardı ve bebek sebebiyle yeni kocasıyla sürekli tartışıyordu. Yeni evliliğinden de bir bebeği olunca hastanede çalışan biriyle anlaşıp çocuğu satmaya karar verdi. Kocasının ailesine de bebeğin doğumdan hemen sonra öldüğünü söylediler. Ama polis sorgusunda gerçekler ortaya çıktı.

Çin’in “tek çocuk politikası” sebebiyle bebek ticareti çok aktif. Her yıl yüzün üzerinde çocuk bebek tacirlerinin elinden kurtarılıyor.

24 Ocak 2015 Cumartesi

Feyzioğlu: Kraldan çok kralcılar var

TÜRKİYE Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, İzmir Küçük Kulüp Derneği'nin düzenlediği toplantıya katılıp, 'Çıkış Yolu' adlı kitabını anlattı, “Türkiye de kraldan çok kralcılar var" dedi.

Küçük Kulüp Derneği'nde gerçekleşen sohbet ağırlıklı toplantıda önce Yönetim Kurulu Başkanı Emre Sarıgedik konuştu. Sarıgedik, “Hak, hukuk, adalet denildiğinde Türkiye Barolar Birliği gerektiği her yerde tam orada olmakta, Atatürk milliyetçiliğine inandığını ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğunu biz vatandaşlara hissettirmektedir" dedi. Sarıgedik, konuşmasının ardından Metin Feyzioğlu'na Küçük Kulüp onur üyeliği kartını verdi.


TÜRKİYE'Yİ BEŞİNCİ KEZ DOLAŞMAYA ÇIKTIM
Kitabını anlatan Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, “Aslında buradaki insanlar ve Türkiye'nin her yerindeki yol arkadaşlarım bu kitapta. Bu kitabı benimle birlikte yazarları onlar. Birlikte yazdık. Türkiye'yi 4 kez karış karış gezdim. Beşinci kez dolaşmaya başladım. Her yerde bir şeyler öğrendim. Yıllar önce bu yolculuğa başladığımda, ünlü bir profesör ve hukuk fakültesi dekanıydım. Ben bir şey biliyorum diye girdim kitabı yazmaya. Ben bu yolculukta gördüm ki, Türkiye'yi gezerken ne kadar az şey biliyormuşum. Türkiye aslında bizim öğretmenimiz. Her yerde ayrı insan hikayeleri ile karşılaştım.

Geldiğimiz nokta bu. Kamu hizmeti de, siyaset te artık bir başka pencereden bakılarak yapılmalı. O pencereden mutlaka bakan insanı görmeliyiz. Bu kitapta, halk ile siyasilerin arasındaki alışveriş listesi anlatılıyor. Halkın, sağlık, eğitim, hukuk ve özgürlük sorunları var. Bize bu sorunları nasıl çözeceğimize dair reçeteler lazım. Bu reçetelerin, siyasi partilerin genel merkezinin üst katlarında fil dişi kulelerde yazıp, 'işte biz bunları düşündük, çözüm için' diye ortaya reçete atmaları doğru değil. Zaten evde karı koca ve esnafın esnafta yaptığı sohbetlerde reçete hazırlanıyor. Bütün yapacağımız şey insanlarımızın hangi sorunlardan rahatsız olduklarını, sahada halkın içinde dolaşıp tespit etmektir. Sorunları yaşayandan dinlemek lazım" dedi.

"CUMHURİYETİ SİLMEYE ÇALIŞIYORLAR"
Cumhuriyet'in Osmanlı ve Selçuklu'nun devamı olduğunu, Osmanlı ve Cumhuriyet'in birbirine tezat olarak yansıtılmak istenmesinin bir algı operasyonu olduğunu da kaydeden TBB Başkanı Feyzioğlu, şunları söyledi: “Bize Cumhuriyet'in karşıtı olarak Osmanlı'yı ve Selçuklu'yu koyduklarında, Cumhuriyet birbirine tezattır dendiğinde bir algı operasyonu yönetiliyor aslında. Hayır efendim bu toprakların kültürüyle Atatürk Cumhuriyeti, birbirine tezat değil. Cumhuriyet kadimden taşıdığımız tüm kültürlerin sentezidir. Atatürk bunları Cumhuriyet rejiminin içinde yoğurmuştur.

Kuruluş felsefesinin bağrımıza basılması gerekirken, bundan kopmak ve hayal ürünü bir Osmanlı modeli yaratıp, olmayan bir Osmanlı modeli yaratıp, '3 kıta yayılmış iken bu topraklara sıkıştırıldık' diye cahilce ya da okuyup öğrenmek istemeyenleri kandırmaya yönelik haince senaryo yazmak tabiî ki tarihi değiştirmektir, çarpıtmaktır. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlının, Selçuklunun üzerine kurulmuş bir sentez. Bu topraklardan El Kaide, IŞID, El Nusra fışkırmıyorsa, bu topraklardan Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş'ın geçmiş olmasıdır. Anadolu'nun kültürü bu iken Cumhuriyet'e savaş açarak, Vahabi-Selefi bir kültürle değiştirmeye çalışmak Anadolu'nun zenginliğinden vazgeçmektir, Anadolu'yu çoraklaştırmaktır."

"BİZ KRALA ALIŞAMADIK"
Ak Parti Balıkesir Milletvekili Tülay Babuşçu'nun Cumhuriyet'in Osmanlı'nın 90 yıllık reklam arası olduğu şeklindeki sözleriyle başlayan tartışmaları da değerlendiren Metin Feyzioğlu, “O reklam arası diyen zat, kendisi bir reklam yapmaya çalışıyor. Reklam arası derken 'ben aslında bir reklam ürünüyüm' diye bas bas bağırıyor. Fakat ettiği yemini de sonuna kadar ihlal ederek, yeminini yutarak, aslında kötü bir reklam olduğunu söylüyor. Kraldan çok kralcılık var. Kraldan çok kralcılar daima krallığın gözüne girmek için cümleler sarf ederler. Bu laf kralın suçu yok diyerek kralı aklamak amacıyla kullanılır. Bir yerde kral yoksa kralcı olmaz. Birisinin kendisini kral ilan etmesi, birilerinin de 'sen büyüksün' diye önünde sıra dizilmesidir. Krala da kralcılara da pek alışamadığımız için biz Cumhuriyet diyoruz" dedi.

Katillerini öteki dünyadan işaret etti

Londra’da 2006 yılında radyoaktif materyalle zehirlenerek öldürülen KGB eski ajanı Alexander Litvinenko’nun ölümünden bir yıl önce kaydettiği ve Rusya lideri Vladimir Putin ile uluslararası bazı suçlular arasındaki yakın ilişkileri anlattığı bir ses kaydı ortaya çıktı.


Daily Telegraph gazetesinin ele geçirdiği kayıtta “Putin’in FBI’ın en çok arananlar listesinde bulunan Ukraynalı mafya babası Semion Mogilevich ile yakın arkadaş olduğunu” belirten Litvinenko ayrıca Mogilevich’in El Kaide’ye silah sattığını da iddia ediyor.

Litvinenko kayıtta “İtalyan siyasetçiler ile Sovyet İstihbarat ajansları arasındaki ilişkileri araştıran bir komisyon için çalıştığını ve bu komisyonun çalışmalarının Rus yetkilileri çok korkuttuğunu” da belirtiyor.

Litvinenko İtalya’da 2002 yılında kurulan Mitrohin Komisyonu için çalıştığını ve  komisyon başkanı Senatör Peolo Guzzanti ve komisyon için danışmanlık yapan avukat  Mario Scaramella’ya Rusya’nın İtalya’daki faaliyetleri ile ilgili istihbarat verdiğini söylüyor.

Eski ajan, bu görüşmeler sırasında Scaramella’ya Mogilevich hakkında da birçok bilgi verdiğini belirtirken,  Kremlin’in ona İtalya’daki komisyonla çalışmayı ve onlara Mogilevich hakkında bilgi vermeyi bırakması için kendisine şantaj yaptığını da iddia ediyor.

Öldüğünde 43 yaşında olan Litvinenko uzun süre KGB’de görev yaptıktan sonra 2000 yılında İngiltere’ye iltica etmişti. Eski ajanın 2006 yılının Kasım ayında Londra’daki bir otelde polonium-210 maddesi ile zehirlenerek öldürüldüğüne inanılıyor. Litvinenko’nun ailesi ve yakınları eski ajanın Rusya tarafından organize edilen resmi bir suikasta kurban gittiğini düşünüyor.

KGB  eski ajanları Andrey Lugovoy ve Dmitry Kovtun’un Litvinenko’nun ölümünden sorumlu olduğuna inanılıyor. Ancak her iki şüpheli de iddiaları reddediyor. İngiltere’nin Londra’ya gelip mahkemeye çıkmaları yönündeki tüm taleplerine rağmen hem Lugovoy hem de Kovtun hala Rusya’da bulunuyor.

“NSA KREMLİN BAĞLANTISINI KANITLADI” İDDİASI
Ayrıca Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın  (NSA) Litvinenko’nun ölümünü doğrudan Kremlin’e bağlayan yeni deliller elde ettiği iddia edildi.
İngiliz Daily Telegraph gazetesi konu ile ilgili haberinde NSA ajanlarının cinayette kilit rol oynayan kişiler arasındaki elektronik iletişimleri ele geçirmeyi başardığını ve Litvinenko’nun Rusya tarafından infaz edildiğini gösteren bu delilleri İngiliz yetkililere ilettiğini belirtti.

Litvinenko’nun ölümü ile ilgili resmi soruşturma 27 Ocak’ta İngiltere’de başlayacak. Büyük bir kısmı basına kapalı olarak gerçekleştirilecek soruşturmanın dokuz hafta sürmesi bekleniyor.

Erdoğan'ın doktoru konuştu

AK Partili vekil Cevdet Erdöl, doktorluğunu yaptığı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlığına ilişkin iddialarla ilgili konuştu. Erdoğan'ın bir sağlık probleminin bulunmadığını kaydeden Erdöl, "Dünya'nın en fit liderleri arasında Cumhurbaşkanımız da gösterilmiş. Turp gibi.. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?" diye sordu.


Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlığı ile ilgili olarak ortaya atılan iddialar, doktoru ve Ak Parti Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl tarafından yalanlandı. Erdöl, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlığı konusunda yapılan yayınlar hakkında Vahdet Gazetesi'ne değerlendirmelerde bulundu.

DÜNYANIN EN FİT LİDERİ

"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlığı ile ilgili bir sorunu yoktur” diyen Erdöl şöyle devam etti: “Biraz önce bir arkadaşımız söyledi. Bir Amerikan dergisinde yayınlanmış. Dünya'nın en fit liderleri arasında Cumhurbaşkanımız da gösterilmiş. Bundan daha başka bir şey söylemeye gerek var mı?"

ACİL SENARYOLARIMIZ HAZIR

Erdoğan'ın sağlığı konusunda her zaman gerekli tedbirleri aldıklarını anlatan Erdöl, "Cumhurbaşkanımız için yurt içerisinde ve yurtdışı için acil senaryolarımız vardır. Gideceğimiz her yerde acil durumlarda başvuracağımız Hastaneler önceden araştırılır. Eksiklikler varsa tespit edilir. Buralara gerekirse malzeme ve uzman götürülür. Ankara için gidilecek hastane Atatürk Hastanesi oluyor. Cumhurbaşkanımızın yanında sürekli olarak ya ben bulunuyorum ya da Prof. Dr. Serkan Topaloğlu oluyor" ifadelerini kullandı.

KAN İHTİYACI DÜŞÜNÜLÜYOR

Erdöl şöyle devam etti: "Mesela, Afrika'ya gidiyoruz. Burada olacağımız yerlerde, gerekirse acil olarak başvuracağımız hastaneler belirleniyor. Varsa eksikliklerini tespit edeceğiz. Kan ihtiyaçları falan vs önceden düşünülüyor."

ÇAY FAZLA TÜKETMİYOR

"Cumhurbaşkanımız bildiğimiz klasik çayı çok tüketmiyor. Ben şahsen çok çay içmiyorum. Eskiden çok içerdim. Sonra şekersiz içmeye başladım. Tadını alamadım. Bir müddet direndim ve alıştım. Şimdi şekerli içemiyorum.  Şekersiz de çok canım istemedi. Cumhurbaşkanımızın özel bir kısıtlaması yok ne isterse onu içiyor. Özel olarak şunu içiyor diye bir şey yok." Kaynak: Yeni Şafak

Ali İsmail polise taş atmış! Skandal savunma

Ali İsmail Korkmaz cinayetine ilişkin tazminat talebiyle açılan davada İçişleri Bakanlığı skandal nitelikte bir savunma yaptı. Bakanlık, dava dosyasında bulunmadığı halde "Ali İsmail Korkmaz güvenlik güçlerine taş atmakta ve aktif olarak polise mukavemet göstermektedir" dedi ve Korkmaz'ın ölümünün "kendi söz ve eylemlerinin etkisiyle gelişen ve kişisel kusurundan" kaynaklandığını savundu.

Radiikal'den İsmail Saymaz'ın haberine göre; Ali İsmail Korkmaz’ın ailesinin avukatlarının tazminat talebiyle Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nde açtığı davaya, İçişleri Bakanlığı adına Hukuk Müşavir Yardımcısı Adnan Türkdamar tarafından 19 Aralık’ta savunma dilekçesi gönderildi.

Korkmaz Davası’nda karar çıkmadan bir ay önce mahkemeye gönderilen savunmada, “Somut olayda Ali İsmail Korkmaz’ın personelimizin idari bir eyleminden kaynaklı olarak hayatını kaybettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak bir delil bulunmamaktadır. Bu husus ancak cezayargılaması tamamlandığında kesinleşecektir” denildi. Savunmada, Korkmaz’ın dövülerek öldürülmesine ilişkin iddianameye atıfta bulunularak, iddianamede “Ölümün kafa travmasına bağlı beyin kanaması ve buna bağlı komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, kalp rahatsızlığı nedeniyle kullandığı ilaçların kafa travması sonucu oluşan beyin kanaması ile irtibatı bulunabileceği, yani kendisinden mevcut hastalık ile ölümünü hızlandırdı” denildiği anlatıldı. Ardından “Şahsın ölümünün polisin eylemine bağlı olarak gerçekleşip gerçekleşmediği hususu henüz net olarak ortaya konmuş değildir” iddiasına bulunuldu. İdarenin bir kusurunun olmadığı savunularak, davanın reddedilmesi istendi. Savunmada, Korkmaz’ın sadece kaçarken ve dövülürken görüntülerinin bulunduğu ve sanıklar dahi gencin ‘taş attığı’ yönünde iddiayı ileri sürmediği halde, “Ali İsmail Korkmaz güvenlik güçlerine taş atmakta ve aktif olarak polise mukavemet göstermektedir” denildi.

Ardından Danıştay 10. Dairesi’nin 25 Nisan 2007 tarihli bir kararına değinildi. Kararda, “Bu durumda, ölen şahsın söz ve eylemlerinin etkisiyle gelişen ve kişisel kusurundan kaynaklanan ölüm olayında kişinin olaya katılımı, zarar ile idare arasındaki illiyet bağını kestiğinden olayda idarenin tazmin sorumluluğundan söz etmeye olanak bulunmadığı” belirtildi.

‘SUÇU, GEZİ PARKI’NA KATILMAK MI?’ 

Korkmaz Ailesi’nin avukatı Özlem Şen Abay, sanıkların Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada mahkum edildiklerini hatırlattı. Ali İsmail Korkmaz’ın, iddia edildiği gibi polise taş atarken ve direnirken bir görüntüsünün olmadığını vurgulayan Abay, “Sanıkların da böyle bir iddiası yok. Sadece Ali İsmail’in öldürülme anı görüntüleri var. Bu görüntülerde de açık bir şekilde ellerinden kurtulmaya çalıştığı tespit edildi. Görüntüler, son derece savunmasız bir gencin canice öldürüldüğünü ispat ediyor. Bu ifade tümüyle dönemin başbakanının ‘Polis destan yazdı’ ve ‘Benim esnafım gerektiğinde Alperen’dir’ ifadesiyle aynı paralelliktedir” dedi. Ali İsmail Korkmaz’ın, kendi ölümüne gerekçe gösterilen herhangi bir söz ve eylemi olmadığını anlatan Abay, “ söz konusu eylemde idarenin açık hizmet kusuru bulunmaktadır. Adeta, ‘Barışçıl bir gösteriye katılan bir gence polisin bu muameleyi yapma hakkı vardır’ deniyor. Bu, hukuken de vicdanen de kabul edilebilir değildir” diye konuştu.

Korkmaz Davası’na bakan Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi, geçen 21 Ocak’ta verdiği kararında, sanık polis Mevlüt Saldoğan’a ‘yaralama suretiyle ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 10 yıl 10 ay, polis Yalçın Akbulut’a 10 yıl, üç sivil sanığa altı yıl sekiz ay, bir sivil sanığa da üç yıl dört ay hapis cezası vermişti.

23 Ocak 2015 Cuma

Nükleer kıyamet uyarısı!

Uluslararası nükleer bilim insanları, dünyanın nükleer kıyameti yaşaması olasılığının arttığına dikkati çekti.

1947 yılından bu tarafa dünyanın karşı karşıya kaldığı tehlikelere dikkat çekmek amacıyla ayarlanan sembolik nükleer kıyamet saati, 12’ye 3 kalaya ayarlandı. En son 1984 yılında soğuk savaşın en üst seyiyeye ulaştığı dönemde nükleer kıyamet saatinin 12’ye 3 var’a ayarlandığı kaydedildi. Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre, dünya genelinde nobel ödüllü 17 nükleer bilimcinin “Bulletin of the Atomic Scientists” dergisine yaptığı uyarı, önlem alınmazsa dünyanın sonunun iyi olmadığı yönünde.

TEMEL SORUN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Nükleer kıyamet saatinin bu denli endişe verici olmasında, nükleer savaş tehlikesinden ziyade, iklim değişikliğinin önemli rol oynadığı belirtildi. Bilim insanları “Bulletin of the Atomic Scientists” dergisine yaptıkları açıklamada,”Nükleer kıyamet saati 12’ye 3 var, çünkü sorumlu politikacılar insanların sağlıklarını ve yaşamlarını korumak için sorumluluklarını yerine getirmediler” ifadelerini kullanıyor.

2014 EN SICAK YIL OLDU

Bilim insanlarının nükleer kıyamet uyarısında, sıcaklık ölçümlerinin kayıt altına alınmaya başlamasından bu yana, en sıcak on yılın dokuzunun 2000 yılından bu tarafa yaşanması ve 2014 yılının ise en sıcak yıl olmasının önemli rol oynadığı belirtiliyor. Dünya İklim Konseyi IPCC’ye göre, önlem alınmazsa, yüzyılın sonunda dünya genelinde sıcaklık 3 ile 8 derece artacak.

NÜKLEER KIYAMET SAATİ

Dünyanın karşı karşıya kaldığı tehlikelere dikkat çekmek amacıyla sembolik olarak ayarlanan “Nükleer kıyamet saati” 1947 yılından bu tarafa ayarlanıyor. ABD ve Rusya’nın 1953 yılında hidrojen bombası denedikleri yıl, 12’ye 2 kala ile tehlikenin en yüksek olduğu, iki ülkenin Nükleer Silahların Azaltılması Anlaşması'nı (START) imzaladığı 1991 yılı ise, 12’ye 17 kala ile en rahat yıl olarak kayıtlara geçti. “Nükleer kıyamet saati” bugüne kadar 18 kez ayarlandı ve 2007 yılından bu tarafa iklim değişiklikleri de değerlendirmelerde gözönünde bulunduruluyor.