30 Nisan 2015 Perşembe

4 aylık bebek 22 saat sonra sağ çıktı

Nepal'de bir mucize gerçekleşti. Depremden 22 saat sonra 4 aylık bir erkek bebeğin ekiplerce kurtarıldığı açıklandı.

Nepal'de 7,8 büyüklüğündeki depremin üzerinden günler geçtikçe, yaşamını yitirenlerin sayısı da artıyor.

Depremde hayatını kaybedenlerin sayısı 5 bini aşmış durumda. 10 bine yakın yaralının olduğu ve 8 milyon kişiyi etkileyen depremin yaşandığı bölgeden mucize gibi bir haber geldi. Enkaz altında kalan 4 aylık bebek 22 saat sonra kurtarma ekipleri tarafından kurtarıldı. Bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu açıklandı.



Hindistan medyasında yer alan habere göre, bölgede arama kurtarma çalışmaları yapan ekip, çaresizce enkaz altındaki kişi veya kişilere ulaşmak için uğraşırken bir ağlama sesi işitti. Bunun üzerine çalışmalarını sesin geldiği bölgeye yoğunlaştıran ekip, Sonit Awal isimli bebeği enkazdan çıkardı.

Geçtiğimiz günlerde yaşlanan olay, bölgedeki iletişim olanaklarının kısıtlı olmasından dolayı ancak dün ortaya çıktı.

Bölgede hala yüzlerce kişinin enkaz altında kurtarılmayı beklediği tahmin ediliyor. Yetkililer ölü sayısının 10 binin üzerine çıkabileceğini belirtiyor.

(milliyet.com.tr)

Davutoğlu: Pensilvanya'da Gülen'le görüştüm ve...

Başbakan Davutoğlu, 2013’te Gülen ile operasyonlardan 3 ay önce yaptığı son görüşmeyi anlattı. Davutoğlu, görüşmede Gülen’e son kez ‘dön’ çağrısı yaptıklarını belirterek ‘Dışarıda ne çevirmekte olduğunu biliyorduk’ dedi. Davutoğlu, ‘Son bir hamle, çağrı yapmak istedik… Aralık ayında yapılacaktı darbe, neredeyse Humeyni’nin İran’a döndüğü gibi dönecekti’ diye devam etti.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 2013’te ABD Pensilvanya’da Fethullah Gülen’le yaptığı son günlerde gündeme getirilen görüşmesinin detaylarını ilk kez Milliyet’e anlattı. Gülen’i, Eylül 2013’te, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve ile o tarihte Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ziyaret ettiğini belirten Davutoğlu, “Elimizde istihbarat raporları var, neyi hedeflemekte olduklarını görüyorduk. Dışarıda ne çevirmekte olduğunu biliyorduk. Son bir hamle, çağrı yapmak istedik. Fırtına gelir ya, hissedersiniz... Meşruiyet çizgisi içinde kalınması ve Türkiye’ye dönmesini istedik” dedi.

Erdoğan’ın 2013 yılı Mayıs ayında Gülen’e “dön” çağrısı yaptığını anımsatan Davutoğlu, “Bunu iyi niyetimizle yaptık, sivil toplum alanında tutabilir miyiz diye yaptık. Yurtdışında örgütlenerek başka istihbarat ya da dış ülkelerin tesiri altında olan bir yapıya dönüşmüş olmaları konusu vardı. Onun için Türkiye’ye davet ettik” dedi. Gülen’in kendisine “Şimdi vakti değil” yanıtı verdiğini belirten Davutoğlu, “Bugün anlıyorum ki, ‘Şimdi değil’ demekle Aralık ayındaki darbeyi bekliyormuş. Humeyni’nin İran’a döndüğü gibi dönecekti” diye konuştu.

‘HANIMEFENDİ BİZİM ARKAMIZI TOPLUYOR’

Her mitingin ardından danışmanlarının kendisine “En iyisi buydu” dediklerini ifade eden Davutoğlu, “Meydanlardaki heyecan bana enerji veriyor” diye konuştu. Eşi Sare Davutoğlu’na da espriyle “Hanımefendi bizim arkamızı topluyor, doktorluk yapıyor” dedi. Davutoğlu, Milliyet’in sorularına şu yanıtları verdi:

- RAPORLAR VARDI: (Sizin de Pensilvanya’ya gittiğiniz haberleri yapılıyor, sorusu üzerine…) Bakın ben hayatta yalan söylemedim, hiçbir şeyi gizli yapmadım, devletin gizli işleri hariç. 2013 yılında Eylül ayında BM Genel Kurulu’na gittiğimizde, Başbakanımızın (2013’te Başbakan olan Erdoğan), Cumhurbaşkanımızın (2013’te Cumhurbaşkanı olan Gül) bilgisi dahilinde gittim, doğrudur. Fethullah Gülen ile 2 veya 3 kere karşılaştım. Ondan önceki son karşılaşmam da 1995 yılında sempozyumda tebliğ sundum, kendisi teşekkür etti, o kadar. Son bir kez, gidişatın kötüye doğru gitmekte olduğunu biliyorum. Elimizde istihbarat raporları var. Ne yapmakta, neyi hedeflemekte olduklarını görüyorduk.

- GELSİN İSTEDİK: Açık ve net mesajımızı onlara son bir kez, açıkçası vermek istedik. Birkaç saat görüştük, son bir çağrı ile meşruiyet çizgisi içinde, sivil toplum ya da cemaat yapısı içinde kalınması ve bunun için de Türkiye’ye dönmesini istedim. Cumhurbaşkanımız 2013’ün Mayıs’ındaGezi olayları oldu, Mayıs’ta ‘gel diye’ çağrı yapmıştı. Çünkü dışarıda ne çevirmekte olduğunu ve hangi yabancı unsurların tesirinde olduğunu bildiğimiz için Türkiye’ye gelsin istedik. Bu bir testti, sınavdı. Kendisi ‘şimdi vakti değil’ dedi. Her ne surette olursa olsun, hükümete karşı, devlete karşı bir tavır içinde olmayacağını söyledi. Ak Parti’ye karşı da tavır içinde olmayacağını söyledi.

- SON BİR HAMLEYDİ: Onlar kaydetmeye meraklı, neyse kayıtları çıkarsınlar. Hayatta yalan söylemedim. Ekrem Dumanlı denilen kişi beni tehdit ediyor, ‘Yedi, içti’ diyor. Biz yemeğe mi gitmişiz? Son derece saygılı karşıladılar. Saygı ifade ettiler. Yayın organlarınız, Suriye konusunda, rejim ağzıyla yayın yapıyor, Türkiye’yi eleştiriyor, bilmediğiniz konu ise bana sorun, bildiğiniz konu ise başka ülkelerin devletlerine yakın tavır sergilemeyin’ dedim. Şunu da söyledim; ‘büyük bir birikim, insan birikimi var bürokraside, ama yanlış işlerle bunu kimse harcamamalı, yanlış iş yapmamalı’ dedim. Meşruiyet zeminine çağrı için son bir hamleydi. Eğer o gün dediklerimizi dinleselerdi bugün meşruiyet sınırları içinde kalsalardı ve çekilselerdi sivil toplum alanına iddia ettikleri gibi eğitim alanına çekilselerdi, istihbaratçılık yapmaktan, devlete nüfuz etmekten kaçınıp doğru dürüst birçok diğer yapı gibi kendi doğasında seyreden bir sivil toplum olsalardı şu anda ne Türkiye devleti zarar görürdü ne yaptıkları faaliyet zarar görürdü ne de bu gereksiz süreçler yaşanırdı.

- KCK GİBİ: Tahliye kararını veren 32. Asliye Mahkemesi kime hesap veriyor? Yargı bağımsızlığı ile yargı tarafsızlığı karıştırılıyor. Yargı bağımsızlığı yasama ile yürütmenin ve yargının arasındaki ilişkidir. Yürütmeye karşı bağımsızdır ama aynı zaman tarafsız da olmalıdır. Tarafsız olması; yargı içinde örgütlenen herhangi bir yapının yargıyı kontrol ederek toplumun diğer kesimine karşı tavır almamasıdır. 1960 ihtilali öncesinde Silahlı Kuvvetlerde bir yapı vardı; yüzbaşı, general üzerinde otorite kullandı. Genelkurmay Başkanı tutuklandı, yüzbaşı generallerin üzerine çıktı. Silahlı Kuvvetlerin hiyerarşisi bozuldu. 12 Eylül’de olmadı ama 27 Mayıs’ta oldu. Bunlar da yargının hiyerarşisini bozdu, yargının görev dağılımını bozuyor.     Bunun açık adı yargıdaCuntalaşmadır. Dışarıda bunlar  adına karar veren bir imam var. Dışarıdan biri talimat veriyor, KCK gibi. 27 Mayıs öncesi cuntalaşma gibi. Sivil toplum görüntüsünü terk ediyor, bürokrasi üzerinden devleti kontrol altına almaya çalışıyor.

- DEVLETE MEYDAN OKUYORLAR: Şu anda sistematik mücadele var. Hukuki olmayan hiçbir adım atılmıyor. Bu hareketleriyle “Biz hâlâ güçlüyüz, buradayız” demek istiyorlar. Güçlü olsalar şu anda dışarıda olurlardı. Kararın ertesi günü “Türkiye Cumhuriyeti Devleti burada” dedim. Bakın “Ak Parti burada” demedim. Bizim rakibimiz değil. Burada bunlar devlete meydan okuyorlar. Bürokratik işleyişe meydan okuyorlar. Devlet burada olacak. Buna izin verirsek yarın başka bir grup, ertesi gün başka bir grup çıkar. Devlet hiyerarşisi parsellenir. Burada ‘şucular’, ‘bucular’ çıkar. Ehliyet, liyakat devlette esastır. Devlet içinde cunta ile mücadele ediyoruz.

- SÜLÜK GİBİ EMEN YAPI: (Yeni dönemin ana konusu paralel yapı ile mücadele diyebilir miyiz?) Tabii, ikinci atılım dönemi,  Cumhurbaşkanımız yapmıştı benzetmeyi roket fırlatıldı, füze ikinci bir hamle daha yapar. Demokrasimizin de reaktif olmaması lazım. Yeni Türkiye sözleşmesi açıkladık, sitem ediyorum aydınlarla doğru dürüst bu konu tartışılmadı. Görmezden geliniyor bu tür şeyler. 12 yıl biz demokrasi önündeki engelleri kaldırmaya çalıştık, siyasal sistemi rayına oturmaya çalıştık. 27 Nisan, parti kapatma, Cumhuriyet mitingleri, Gezi hareketi, paralel yapılanma hepsi devlet içinde egemenlik kurmaya çalışan yapılar. Devletin dışına iterek siyasal meşruiyet dışına iterek koruma hattı oluşturuyor. Siyasal sisteme musallat olmuş yapıları, sülük gibi emen yapıları demokrasiden arındırdık. Ayakları üstünde yeni Anayasa ile yeni bir siyasal yapıyla devleti tekrar inşa etmeliyiz. Devleti restore etmek durumundayız. Şu veya bu grubun insan onuru değil vatandaşların insan onuru ön planda olmalı. Düşük orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna geçmemiz lazım.

- TEHDİT SUÇTUR: (Sosyal medyanın MGK’da ele alınıp alınmayacağının, iç güvenlik tehdidi şemsiyesinin genişletilmesi iddialarının sorulması üzerine) Kırmızı kitaba girmesine gerek yok ki. Kim yaparsa suçtur. Halkı kim kışkırtırsa sosyal medyada olsa da suçtur. X etnik gruptakiler haindir derse x mezhep mensup olanlar bu ülkeden sürülmeli derse sosyal medya nerde olsa ben desem başbakan olarak ben de suçlu olurum. Tehdit dili suçtur.

(Kıvanç El/Milliyet)

29 Nisan 2015 Çarşamba

Pamir'in ölümüne ilişkin davada karar

Sarıyer Zekeriyaköy'de kaybolduktan 30 saat sonra komşu evin havuzunda ölü bulunan 3 buçuk yaşındaki Pamir Dikdik'in annesi Süverce Dikdik ile babası Serdar Dikdik'in "Taksirle ölüme neden olma" suçundan 6'şar yıla kadar hapis istemiyle yargılandıkları dava ilk duruşmada karara bağlandı. Hakim, aileye "Yeteri kadar acı çektiğinizi düşünüyorum, ceza vermiyorum. Dava bitti" dedi.

İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan 59. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmaya  Anne Süverce Dikdik ve Baba Serdar Dikdik ile avukatları hazır bulundu. Kimlik tespiti yapılan sanık Serdar Dikdik elekronik mühendisi olduğunu ve İzmir'de ikamet ettiğini belirtti. Anne Süverce Dikdik ise üniversite mezunu olduğunu belirtti.

"ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR İYİ BİR ANNE VE BABA OLMAYA ÇALIŞTIK"
Duruşmada ilk olarak savunmasını baba Serdar Dikdik yaptı. Serdar Dikdik, "Çocuğumuzu kaybettik. Elimizden geldiği kadar iyi bir anne ve baba olmaya çalıştık. Dosya içinde bulunan bilirkişi raporunu ve suçlamayı kabul etmiyorum" dedi.

"O BİZİM AŞKIMIZDI"
Anne Süverce Dikdik ise "O (Pamir Dikdik) bizim aşkımızdı. Yedi yirmidört kendimizi çocuğumuza adamıştık. Ailenin tek çocuğuydu. Suçlamayı kabul etmiyorum" ifadelerini kullandı. Duruşmada söz alan Dikdik Ailesi'nin avukatı Fazıl Erat "Bu acıyla ilgili müvekkillerim konuşmak istemiyor. Dosyada bulunan bilirkişi raporu özensizce hazırlanmıştır. Anne ve baba çocuğa kendini adamıştır. Anne ve baba bu olaydan sonra acıyı duymamak için İzmir'e gitmişlerdir. Müvekkilllerimin beraatini talep ediyorum" dedi. Ailenin diğer 2 avukatı da anne ve babaya ceza verilmemesini istedi.



"YETERİ KADAR ACI ÇEKTİĞİNİZİ DÜŞÜNÜYORUM"
Davayı karara bağlayan mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 22/6 maddesi gereğince sanıklara ceza verilmemesine karar verdi. Hakim, anne ve baba Dikdik'e hitaben, "Yeteri kadar acı çektiğinizi düşünüyorum, ceza vermiyorum. Dava bitti" dedi.

ANNE DURUŞMA SALONUNDA AĞLADI
Duruşmanın ardından Anne Süverce Dikdik ağladı. Duruşmaya izleyici olarak katılan Pamir Dikdik'in babaannesi de hakime teşekkür etti.

TCK'NIN 22/6 MADDESİ: 
"Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir."

İDDİANAME
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede anne Süverce Dikdik ve baba Serdar Dikdik şüpheli sıfatıyla yer almıştı. İddianamede, adli muayene, otopsi ve Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun 17 Eylül 2014 tarihli raporuna göre Pamir Dikdik'in ölümünün "suda boğulma" sonucu meydana geldiği ifade edilmişti. Soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda Türk Medeni Kanunu'na göre ergin olmayan çocuğun velayetinin anne ve babasına ait olduğu, evliliğin devam ettiği sürece anne ve babanın velayeti ortaklaşa kullanacağı norm altına alınmıştır. Buna göre Pamir Dikdik'in bakım ve gözetiminin her iki ebeveyn tarafından ortaklaşa gerçekleştirilmesi gerektiği, çocuğun vefatında bir takım ihtimallerinin bulunduğu ve her iki ebeveynin de ortak sorumluluğa sahip olduğu değerlendirilmiştir" denilmişti. Raporda,  Pamir Dikdik'în vefatı ile sonuçlanan olayda anne ve babanın zincirleme ihmali nedeniye asli olmak üzere ağır kusurlu oldukları sonucuna ulaşıldığı vurgulandı.  İddianamede "Bu olaydan dolayı şüphelilerin münhasıran kişisel ve ailevi durumu bakımından  artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olduğu görülmüş ise de, bu durumun yargılama aşamasında mahkeme tarafından değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatiyle şüpheliler hakkında "taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet verme" suçundan kamu davası açılmasına karar verilmiştir" denilmişti.  Pamir Dikdik'in annesi Süverce Dikdik ile babası Serdar Dikdik'in "Taksirle ölüme neden olma" suçundan 6'şar yıla kadar hapsi isteniyordu.

 Serpil Kırkeser / DHA

Ya kabul edecekler ya yok olacaklar

CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, Kuveyt dönüşü uçakta açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin Kıbrıs’ta garantör ülke olduğunu belirten Erdoğan, “Cumhurbaşkanı Akıncı müzakereleri kafasına göre götüremez” dedi. CNN TÜRK'ün haberine göre Erdoğan şöyle konuştu:

“(Paralel yapı) Bu yapının adamı olduğu tespit edilenler açığa alınacak. Ya bu devletin varlığını kabul edecekler ya yok olacaklar. MGK’dan sonra kararlarımız çok farklı devam edecek.

(Çözüm süreci) Kürt sorunu var demek artık ayrımcılıktır. Kürt sorunu, bizzat Kürt sorunu vardır diyenlerden kaynaklanıyor. Ülkemizde artık bir Kürt sorunu yoktur. Zaman zaman taraflar diyorlar, sen kim oluyorsun da taraf diyorsun. Bu ülkede devlet vardır. Karşı karşıya oturulan bir masa olması devletin çöktüğü anlamına gelir. Devlet silah bırakmaz, terörist silah taşırsa devlet de gereğini yapar. İç güvenlik konusunun hassas olmasının sebebi de budur. HDP illegal yollarla işimizi sıkıntıya soktu.

(Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı) Diyarbakır Belediyesi’ne arkadan giriyor. Niye arka kapıdan giriyorsun, demek ki burada bir şey var. Hayatta bir araya gelemeyenlerin şimdi gelmesi ilginç.

(KPSS) Haksız yere memur olanlardan maaşların geri alınması düşünülebilir.”

28 Nisan 2015 Salı

Ayak parmaklarını gören şok oldu

İngiltere bu baba oğlun dramını konuşuyor. Sert geçen kış mevsiminde 4 odalı evlerinin her bir odası için vergi ödemeye zorlanan ancak ödeyemedikleri için kendi evlerinden tahliye edilen Keith ve Mitchell Keenan kışı çadırda geçirmek zorunda kaldı. Durum böyle olunca buz yanması sebebiyle 32 yaşındaki Mitchell ayak parmaklarını kaybetti. 62 yaşındaki babasına ise bunama teşhisi konulurken yaşlı adamın uyuz olduğu da anlaşıldı.


Mitchell Keenan yaklaşık 6 haftadır hastanede tedavi görüyor.  Buz yanığı teşhisi konan genç adam ayak parmaklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Sert kış aylarını bir çadırda geçirmek zorunda kalınca genç adamın üşümekten ayak parmaklarının gittikçe karardığını gören babası ve halası Mitchell'ı zorla hastaneye gönderince korkunç olay aydınlandı.

Olayın en acı tarafı 4 yatak odalı büyük bir evleri olmasına rağmen baba oğlun sokakta kalmak zorunda olması. Maddi açıdan zor bir kış geçiren aile, kanuna göre her bir yatak odası başına vergi istenen evlerinin  ödemelerini karşılayamayınca onları kendi evlerinden tahliye edildi.


Bir anda sokakta kalan baba oğul için 62 yaşındaki baba Keith’in kız kardeşi çadırı çözüm olarak gördü. Onlara çadır alan 54 yaşındaki Dawn Doyle, onları evine alamadığı için çok üzgün olduğunu ancak kendisinin de bekar bir anne olarak ancak geçinebildiğini söyledi.

Bu yüzyılda yaşanan bu olayın çağ dışı ve mide bulandıcı olduğunu anlatan hala Dawn Doyle kardeşinin ve yeğeninin 30 yıllık evlerinden olduklarını başlarına gelen sağlık sorunlarının büyük bir skandal olduğunu belirtti.

Mahkeme Mitchell Keenan için geçici bir kalacak yer temin ederken, baba Keith Keenan ise bir sosyal yardım evine alındı. Ancak  Mitchell Keenan artık ayak parmaklarını hissetmiyor. Bu sebeple bir daha eskisi gibi desteksiz yürüyemeyecek ve kalıcı konaklama sorunu henüz çözümlenmiş değil.

(milliyet.com.tr)


Kara haber: Karın ağrısı diye gitti...

Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletindeki Filderstadt şehrinde yaşayan 21 yaşındaki Esra O. adlı Türk kızı, rutin bir ameliyat için gittiği hastanede yapılan hata sonucu girdiği komadan çıkamadı.



KARIN AĞRISIYLA HASTANEYE GİTMİŞTİ

Bild gazetesinin internet sayfası ve Stuttgarter-nachrichten.de haber portalının bildirdiğine göre, karın ağrısı şikayetiyle geçen hafta Salı günü Filderstadt’taki bir kliniğe giden Esra’ya, yapılan tetkikler sonucunda yumurtalıklarında kist teşhisi konuldu.

Kendi isteğiyle aynı gün ameliyata alınan Esra’nın ameliyat esnasında yanlışlıkla bir damarı kesildi. Damar tekrar dikilinceye kadar çok miktarda kan kaybeden talihsiz genç kız, komaya girdi.  Pazartesi sabahı Reutlinger polisi tarafından yapılan açıklamada, bir haftadır komada olan Esra’nın, Pazar gecesi hayatını kaybettiği belirtildi.

DOKTOR HATASI OLUP OLMADIĞINI BİLİRKİŞİ RAPORU ORTAYA KOYACAK 

Olay nedeniyle hastane yönetiminin Savcılığa haber verdiği ve Esra’nın ölümünde doktor hatası olup olmadığının araştırıldığı kaydedildi.

Konuya ilişkin savcılık tarafından yapılan ilk açıklamada, doktor raporlarının ilk incelemesinde doktor hatasının tespit edilemediği kaydedildi.

Savcılığın isteği üzerine Esra’ya otopsi yapılırken, doktor hatası olup olmadığının bilirkişi raporu ile ortaya konulacağı bildirildi. Bilirkişi raporunun tamamlanmasının bir kaç ay sürmesi bekleniyor.

Ahmet YILDIRIM / DHA

Emekliye kötü haber

Emekli maaşının kredi kartı borcunun bulunduğu banka şubesi tarafından bloke edildiğini görünce şok olan vatandaş, banka aleyhine alacak davası açtı. Mahkeme, tüketici Recep P.'i haklı bulunca banka kararı temyiz etti. Davacının yürürlükteki yasaları bilerek sözleşmenin her sayfasını ayrı ayrı imzaladığına dikkat çeken Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkansızlaşmasının kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğuracağına dikkat çekti.


Ankara'da yaşayan Recep P., bir kamu bankasının Sincan şubesi ile 4 Şubat 2010'da kredi kartı üyelik sözleşmesi imzaladıktan sonra sırasıyla 29 Nisan 2010'da 8 bin lira, 27 Ocak 2011'de 5 bin 500 lira ve 28 Aralık 2011'de 6 bin 200 lira bireysel kredi çekti. Banka şubesinin kendisine verdiği sözleşmeyi imzalayan Recep P., emekli maaşını da aldığı bankada kredi kartı borcu nedeniyle maaşına bloke konulduğunu öğrenince konuyu yargıya taşıdı.

Ankara 2. Tüketici Mahkemesi'nde kamu bankası aleyhine alacak davası açan Recep P., hesabına konulan blokenin kaldırılmasını talep ederek, 3 bin 450,62 liranın davalıdan tahsilini istedi. Davalı banka avukatı mahkemede yaptığı savunmada davacı tüketicinin takip borçlusu olduğunu hesabında bloke olmadığını öne sürdü.

Mahkeme, blokenin kaldırılmasına, bilirkişi incelemesi sonucu fazladan kesilen 3 bin 450,62 liranın davacıya iadesine karar verince hüküm, davalı bankaca temyiz edildi. Dava dosyasını yeniden değerlendiren Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, manifesto niteliğinde bir karara imza attı. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının kredi kartı ile bankadan kullandığı tüketici kredilerini ödememesi üzerine emekli maaşına bloke konulup konulmayacağı, ödenen bedellerin geri istenip istenemeyeceği konusunda olduğuna dikkat çekti.

EMEKLİ MAAŞINA BLOKE KONULMASINA DAİR İMZA VERMİŞ
Davacı tarafından imzalanan sözleşmelerde ve aynı tarihli alınan taahhütnameler ile borcun ödenmemesi halinde banka nezdinde bulunan tüm alacakları, mevduat ve hesapları üzerinde bloke, hapis, mahsup ve takas etme yetkisini davalı bankaya verdiğinin hatırlatıldığı kararda, SGK'dan aldığı maaşının kesilmesine kredinin geri ödemelerinin maaşı üzerinden yapılmasına da muvafakat ettiği belirtildi. Davacının sözleşmeden dönmediğine göre borcu ne şekilde ödeyeceğini de açıklamadığının vurgulandığı Yargıtay kararında şu ifadelere yer verildi: "Bankada bu taahhüde inanarak başka teminat istemeden davacıya krediyi kullandırmıştır.
Davalı banka sözleşme hükümlerine göre kesinti yapmıştır. Hemen belirtilmelidir ki davacının bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak maaşından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü mümkün değildir. Zira davacı yürürlükteki bu yasaları bilerek sözleşmenin her sayfasını ayrı ayrı imzalamış olup, serbest iradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin bankadan aldığı maaşından kesilmesi için talimat verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilerek kararlaştırılmadığı söylenemez."

BANKA; BORCUNUN ÖDEYEBİLECEĞİNE GÜVENDİĞİ İÇİN KREDİ VERMİŞTİR
Bankanın yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğunun kabul edilemeyeceğinin dile getirildiği Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararında, "Davacının bankadan kullandığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi zorunludur.

Davacının taksitlerin maaşından ödenmesini ihtirazı kayıtsız kabul edip daha sonra dava açıp kesinti bedelini geri istemesi hakkın kötüye kullanılması olup iyi niyet kurallarıyla bağdaşmaz. Tüketici haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimin tek taraflı geri istenmesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde; kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkansızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır. Hal böyle olunca mahkemece uyuşmazlığın sözleşmeye bağlılık, ahde vefa ilkesi ve tarafları bağlayan sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. İzah edilen sebeplerle davalının temyiz isteğinin kabulüne hükmün davalı yararına bozulmasına oy birliğiyle karar verildi." denildi.

(hürriyet.com.tr)

Hakan Şükür'den sosyal medyayı sallayan tweet

'Paralel yapı' iddialarıyla ilgili soruşturma kapsamında tutuklanan 62 polis ile Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca hakkında dün gece Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen tahliye kararının ardından yaşanan gelişmelerle ilgili Milletvekili Hakan Şükür de attığı bir tweetle tartışmaya katıldı.

Eski milli futbolcu ve milletvekili Hakan Şükür Twitter hesabından Deniz Gezmiş'le ilgili paylaşımı sosyal medyayı salladı.

Hakan Şükür, Deniz Gezmiş'in mahkemede  çekilen ve altında "Hakim: Neye gülüyorsun? Deniz Gezmiş: Duvarda adalet yazıyor ona gülüyorum" diyalogu bulunan fotoğrafını paylaşarak, "Şimdi de duvarlarda adalet değil 'saray' yazıyor Deniz!" diye yazdı.


Selvi: Gülen talimatı 1 hafta önce vermiş

Yani Şafak Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi, 14 Aralık olaylarında tutuklanan polislerin ve Samanyolu Grubu çalışanlarının tahliye kararını köşesine taşıdı.. İşte o yazı...


Bu ülkede Recep Tayyip Erdoğan’a darbe girişiminde bulunmanın hangi haklı gerekçesi olur? Bir cemaatin işi, dindarların en çok rahat ettiği Alem-i İslam’ın ise ümit bağladığı Erdoğan’a darbe yapmak olabilir mi?

Cemaatler hizmetlerle ilgilenir cuntalar gibi darbe peşinde koşmazdı. Fetullah Gülen hocalık kisvesini kötü şeylere alet etti.

Gülen, yargı darbesinin talimatını tam 1 hafta önce vermiş. Alamut kalesinden, pardon Pensilvanya’dan talimat gelince paralel hakimlere sorgusuz sualsiz bir şekilde bunu yerine getirmek düşmüş. Tam bir kamikaze durumu yani.

…HSYK’nın incelemesinin ötesinde aynen emniyette olduğu gibi bir yasal düzenleme ile paralel yargıya neşter vurulması artık bir zorunluluk haline geldi. Bundan kaçınılırsa yarın kaçınılamayacak bedeller ödenir.

(medyafaresi.com.tr)

26 Nisan 2015 Pazar

Anıtkabir nöbeti

Çanakkale Savaşları’nın 100. yıldönümünde, ‘Anafartalar Kahramanı Albay Mustafa Kemal’i Anmak’ temasıyla düzenlenen etkinlikte ilk kez 24 saat açık kalan Anıtkabir, keskin soğuğa rağmen vatandaşların akınına uğradı.


Genelkurmay Başkanlığı’nın izniyle Sanayici Girişimci ve Yatırımcı İşadamları Derneği (SAGİYAD) ve Anıtkabir Komutanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği etkinlik için Anıtkabir, tarihinde ilk kez kapılarını kapatmadı. Anıtkabir’de görevli askerler, Çanakkale’de giyilen üniformalar içinde şehitler için tüm gün saygı nöbeti tuttu. Havanın kararmasıyla birlikte Atatürk, silah arkadaşları ve şehitler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Anıtkabir Komutanı Albay Muzaffer Taytak’ın konuşmasının ardından Atatürk’ün 1934’te Çanakkale Savaşları anma töreni için hazırladığı konuşmada yer alan ve ölen Anzak askerlerinin anneleri için söylediği sözler, ardından da bir Anzak annesinin Atatürk’e yanıtı niteliğindeki mektup okundu.

DİLEK FENERLERİ UÇURULDU

TSK Armoni Mızıkası Grubu’nun Çanakkale Türküsü ve 10. Yıl Marşı’na binlerce vatandaş eşlik etti. Şehitler için 1915 adet dilek feneri gökyüzüne bırakıldı. Saatler sabah 04.00’ü gösterdiğinde Çanakkale’de askerlerin öğünü olan kırık buğday çorbası, somun ekmek ve lokum ikram edildi. Anma gecesinde, dönemin üniformaları içindeki 15-18 yaş gençlerden oluşan Turhal Belediyesi Gençlik Meclisi üyeleri büyük ilgi gördü. Gençler, 15 yaşındayken ellerine kına yakılarak cepheye gönderilenleri anma amacıyla ellerine kına yaktı.

ŞAFAK YÜRÜYÜŞÜ

Saatler 06.00’yı gösterdiğinde ziyaretçiler, Şafak Yürüyüşü için Aslanlı Yol’un başında toplanıp Atatürk’ün mozolesine yürüdü. Ziyaretçiler ellerinde Türk bayrakları taşırken, kortejdeki iki dev Türk bayrağı da dikkat çekti. Yürüyüş Atatürk’ün mozolesine üzerinde “Türk Milleti” yazılı çelenk bırakılması ve ardından okunan İstiklal Marşı ile son buldu.





Lan kelimesine hapis cezası!

Yargıtay, günlük yaşamda en küçük bir öfke sonucu bile söylenebilen "lan" kelimesinin hakaret olmadığı yönündeki içtihadını değiştirdi ve "hakarettir, hapis cezası verilmelidir" dedi.


Yargıtay, günlük yaşamdaki kavgaların hemen hemen hepsinde söylenen "lan" kelimesiyle ilgili içtihadını değiştirdi; bu sözün hakaret olduğuna ve hapis cezası verilmesi gerektiğine karar verdi. "Lan" kelimesi, çok sayıda hakaret davası nedeniyle Yargıtay'ın gündemine gelmişti.

'HAKARETTİR KARARI'

Hakaret davalarına bakan Yargıtay 4'üncü Ceza Dairesi bu davalarda, lan sözü için, "kaba ve rahatsız edici" olarak kabul edip verilen cezaları bozuyor, beraat kararlarını da onuyordu. Ancak bu kez konu ceza davalarındaki son karar yeri olan Ceza Genel Kurulu'nda görüşüldü ve "bu söz hakarettir" kararı verildi. Karar bu yönüyle içtihat değişikliği anlamına geliyor ve emsal niteliği taşıyor.

POLİSE 'LAN' DEYİNCE...

Davaya konu olay, Ankara'nın Beypazarı ilçesinde yaşandı. Atilla A. isimli kişi, bir iş için geldiği karakolda tartıştığı polise "Yeter lan" ifadesini kullandı. Bu tepki, polis memuru tarafından tutanak altına alındı. Atilla A. hakkında olay nedeniyle "hakaret"ten açılan dava sonucu Mahkeme, sanığa 1 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Ceza, 7 bin lira para cezasına çevrildi. Dosya, temyiz üzerine Yargıtay 4'üncü Ceza Dairesi'ne geldi. Hakaret suçunun oluşabilmesi için "açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edici nitelikte, somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi gerektiğini" belirten Daire, Beypazarı Sulh Ceza Mahkemesi'nin mahkûmiyet kararını bozdu. Bu kez devreye Yargıtay Başsavcılığı girdi. Başsavcılık, 4'üncü Ceza Dairesi'nin "sanığın beraat etmesi gerekir" yönündeki bozma kararını, itiraz yoluyla Genel Kurulu'na götürdü.

SAYGINLIĞINI RENCİDE ETTİ

Başsavcılık, sanığın "lan" sözünün hakaret niteliğinde olduğunu polis memurunun saygınlığını rencide ettiğini, onun şeref ve haysiyetini incittiğini savundu. Ceza, Genel Kurulu oy çokluğuyla, Başsavcılığın itirazını yerinde buldu ve "ayıp ama suç değil" diyen 4'üncü Ceza Dairesi'nin kararını kaldırdı. Buna göre sanık Atilla A., 7 bin TL'lik para cezasını ödeyecek. Bundan sonra da mahkemeler "lan" sözünü hakaret kabul edecek. (Sabah)

"Allah'tan kork Cübbeli"

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan bugün köşesinde 'soykırım' diyen ülkelere karşı Türkiye'nin tepkinisi yazdı. ''Kınama işini öğrendik'' dedi. Hakan yazısının bir bölümünü ise Cübbeli Ahmet Hoca'ya ayırdı. "Tehcir Allah'ın emridir, atalarımız Allah'ın emrini yerine getirmiştir" diyen Cübbeli Ahmet Hoca'ya, ''Allah'tan kork'' dedi.


Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı

BÜTÜN dünyaya şunu ispatladık:
Türkiye, dünyanın "en iyi kınayan" ülkesidir.

Çok iyi bir kınama stratejimiz var.
Çok derin.
Çok yönlü.
Çok proaktif.
Çok uyanık.
Çok taktiksel.

Mesela Avusturya "soykırım" dediğinde...
Çekiyoruz hemen bizim elçiyi.

Ama sıra Rusya'ya geldiğinde...
Elçi çekmeyi bir tarafa bırakıp...
"Sana laflar hazırladım bay Putin" edasıyla atarlanıyoruz ve "sen kendine bak be" demekle yetiniyoruz.

Obama'ya kibarca "çok seçici ve çok tarafgirsiniz bay başkan" demekle yetinirken...
Alman Cumhurbaşkanı'na "bu yaptığını asla unutmayacağız" diye bir "tık" fazla tepki gösteriyoruz.
Fakat ne hikmetse...
Ne ABD'den, ne de Almanya'dan elçi çekiyoruz.



Avuç içi kadar Vatikan'dan anında elçi çekiyoruz.
Ama sıra Fransa'ya gelince...
Sadece kınamakla yetiniyoruz.

Ülkelerin gücüne göre koyuyoruz tepkimizi...
Büyük ve güçlü olana sitem ediyoruz, orta büyüklükte olana "yakışmadı ama" diyoruz, küçük ve güçsüz olana ise basıyoruz Osmanlı tokadını...

Biz öğrendik bu kınama işini...
Bazı alanlarda sonlardayız ama kınama alanında birinciyiz birinci.

Ey Cübbeli Ahmet Allah'a iftira etme

CÜBBELİ Ahmet demiş ki:
"Tehcir Allah'ın emridir, atalarımız Allah'ın emrini yerine getirmiştir".


Allah'tan kork Cübbeli!
Allah'a iftira atma.


Bak!
Başbakan Davutoğlu "tehcir insanlık suçudur" diyor.
Sense Allah'ı bu suça ortak etmeye çalışıyorsun.
Tövbe de.
Kendine gel.



Allah'tan kork Cübbeli!
Günahsız sabi sübyanların evlerinden barklarından sökülüp atılmasına Allah'ı ortak etme.
Hiçbir çete faaliyetine katılmamış masum çaresizlerin yollarda katledilmelerine Allah'ı ortak etme.
Çıkan fitneye ortak olmamış, fitnenin içinde yer almamış, fitneyle işi olmamış mazlumların öldürülmelerine Allah'ı ortak etme.


"Siyaset" de.
"Olmuş bir şeyler" de.
"Onlar da bize yaptı" de.
"Mukatele" de.
"Tatsızlık" de.
Ne dersen de...
Ama Allah'ı bu işe karıştırma.
Merhamet dinini kirletme.

Cep telefonu ile tacize 9 yıl istendi

KADIKÖY-Kartal metrosuna 5 Nisan’da evlerine gitmek üzere binen B.M. (19), D.O. (27) ve H.Y. (28) saat 00.30’da Maltepe durağına geldi.

Bu sırada karşılarında oturan T.Y.’nin (63) telefonuyla kızların fotoğraflarını çektiğini fark eden bir yolcu adama tepki gösterdi. Yanındaki arkadaşlarını uyaran 3 kızdan H.Y. de hemen polis çağırdı.

15 KARE ÇEKMİŞ

Gözaltına alınan T.Y.’nin cep telefonunda kızlara ait 15 kare fotoğraf bulundu. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan T.Y. hakkında Anadolu Adalet Sarayı Cumhuriyet Savcılığı’nca hazırlanan iddianamede ‘hukuka aykırı olarak kişisel verilerin kaydedilmesi’ suçundan toplam 1.5 yıldan 9 yıla kadar hapis ile cezalandırılması istendi (medyafaresi.com.tr)

Yelda Kahvecioğlu'nun ölüm nedeni belli oldu

Ünlülerin diyetisyeni Yelda Kahvecioğlu’nun ölümüyle ilgili olarak son noktayı Adli Tıp Kurumu koydu. Raporda ayrıca kolunda enjeksiyon izi olmadığı belirtildi.


Ezgi Mola, Ceyda Düvenci gibi birçok ismi zayıflatan ünlü diyetisyen Yelda Kahvecioğlu’nun kesin ölüm raporu açıklandı. Adli Tıp Kurumu’nun raporuna göre ‘kalp ritm bozukluğu’ nedeniyle ölen genç diyetisyenin DNA ve kan örneklerinde ise herhangi bir uyuşturucuya rastlanmadığı ifade edildi. Evinde ölü olarak bulunan Yelda Kahvecioğlu’nun ön otopsi raporunda sol kolunda bir adet muhtemel enjeksiyon izine rastlandığı bilgisine yer verilse de adli tıp raporunda bu izin enjeksiyon izi olmadığı ifade edildi. Adli Tıp Raporunda Kahvecioğlu’nun vücudunda başkaca bir darp ve kesici delici alet yaralanmasına ilişkin bir iz bulunamadığı belirtildi.

Darp izi yok

İstanbul Etiler Polis Merkezi Amirliği, 1 Mart 2015 günü savcılığı arayarak Ulus’ta oturan Yelda Kahvecioğlu’na 27 Şubat 2015 gününden beri ulaşılamadığını bildirdi. Kapının açılmaması üzerine yakınları tarafından çilingir çağrıldı ve kapı açıldı. İçeri girildiğinde ise yatak odasında Kahvecioğlu’nun cansız bedeni bulundu. Kahvecioğlu’nun ölümünün ardından birçok ünlü sosyal medya hesaplarından üzüntülerini dile getirmişti.

25 Nisan 2015 Cumartesi

Cübbeli Ahmet: Ermenileri tehcir Allah'ın emriydi..

24 Nisan 1915’in 100’üncü yıl dönümünde yaşanan tartışmalara kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Vahdet yazarı Ahmet Mahmut Ünlü de katıldı. Ünlü, “Ermeniler ülkemizde zulüm yaptığı için ecdadımız da Allah’ın emrini uygulamıştır” dedi.



Vahdet gazetesinin "Tehcir Allah’ın emri" başlığıyla manşettten duyurduğu yazısında Kuran’daki Maide Suresi’ne atıf yapan Ünlü şunları söyledi:

“Maide Suresi’nde yeryüzünde fesat çıkaranların cezası belli. ‘Öldürülecekler, asılacaklar ya da elleri ayakları çaprazlama kesilecek’ buyruluyor. 4. şık ‘sürgüne gönderilecekler’. Sen kesilmeyi bile hak etmişsin, ecdadımız 4. şıkkı yapıp sürmüş, ne var bunda.”

‘Özür dilemek caiz değil’

Ermenilerden özür dilemenin de ‘caiz’ olmadığını savunan Ünlü şöyle devam etti:

“Onlar zalimlik yapmışken biz niye özür diliyoruz? Sen özür diledikçe üstüne üstüne geliyorlar. Güneydoğu’yu PKK’ya ver. Öbür tarafı Ermeni’ye ver. Bir şey kalmadı yahu!”

Cübbeli Ahmet'in Vahdet'te "Tehcir Allah'ın emridir" başlığıyla yayımlanan (25 Nisan 2015) yazısı şöyle:

Kur’an’ı Kerim’de “Allah'a ve peygamberine karşı savaşmaya kalkışan ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, öldürülmelerinden veya asılmalarından veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesinden veya bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz” buyruluyor. Ermeniler ülkemizde zulüm yaptığı için ecdadımız da Allah’ın bu emrini uygulamıştır. Soykırım değil tehcir yapılmıştır.

İslam’da yeri geldiğinde kılıç da vardır. İslam’da cihat var, kâfirleri püskürtmek var, sürgün var. Biz zamanında Ermenileri tehcir ettik. Soykırım yapmadık. Müslüman soykırım yapmaz. Soykırımı onlar yaptı. Biz tehcir yaptık. Şimdi birisi “Tehcir yaptık” diyor, diğeri “Tehcir insanlık suçudur” diye cevap veriyor.

‘İslam ile savaştılar’

Tehcir sürgün etmek demektir. Sürgün İslam’da vardır. Ayette var. “Allah'a ve peygamberine karşı savaşmaya kalkışan ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, öldürülmelerinden veya asılmalarından veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesinden veya bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu, onların dünyada çekecekleri bir zillettir. Ahirette ise kendilerine büyük bir azap vardır.” (Maide Suresi, 33) buyruluyor. Ermeniler İslam ve Kur’an ile savaştı. Yeryüzünde fesat çıkarttı. Gidin Erzurum tarafına bir bakın.vatanımıza sahip çıkalım. (Vahdet)


İlkokul mezunlarına askerlik müjdesi

Kara Kuvvetleri Komutanlığı, ilköğretim ve dengi okullardan mezun olanların da sözleşmeli er olmak için başvurabileceklerini bildirdi

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan yapılan açıklamada, Milli Savunma Bakanlığı'nın onayladığı değişikliğe göre, ilköğretim ve dengi okullardan mezun olup, askerlik hizmetine başlamamış veya askerliğini er ya da erbaş olarak yapmış ve 25 yaşını bitirmemiş kişilerin sözleşmeli er olabileceği kaydedildi.
 
Açıklamada, MSB'nin başvuranların sözleşmeli erliğe alınıp alınmayacaklarını kaynak ihtiyacını dikkate alarak belirleyeceğine dikkat çekildi.
 
Sözleşmeli er olmak için yapılan bu düzenlemeden önce herhangi bir ortaöğretim kurumundan mezun olma şartı aranıyordu.

24 Nisan 2015 Cuma

Hac ve Umre yolcularına aşı ve dinlenme uyarısı

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Uzm. Dr. Hüsem Hatipoğlu, bu yıl Hac ve Umre’ye gidecek olan vatandaşlara uyarıda bulunarak, bulaşıcı hastalıklardan korunmaları için, seyahatten 10 gün önce aşı yaptırmalarını ve yolculuk öncesi son gün dinlenmelerini önerdi.

Atatürk Havalimanı’nda, sağlık bakanlığı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında Hac ve Umre’ye gidecek olan vatandaşların karşılaşacakları sağlık riskleri ve koruyucu önlemler ile ilgili konferans düzenlendi.

Konferansa, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Uzm. Dr. Hüsem Hatipoğlu, tur operatörleri, havayolu taşıyıcıları temsilcileri ve terminal İşletmeleri katıldı.

Açılışta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın seslendirdiği Bayrak şiiri ve Çanakkale Belgeseli gösterildi. Konferansta konuşan Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Uzm. Dr. Hüsem Hatipoğlu, havalimanlarında virüs ve bulaşıcı hastalıklara yönelik her türlü tedbirin alındığını açıkladı.

"AŞI YAPILMASI ŞART"

Konferans sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Uzm. Dr. Hüsem Hatipoğlu, Biz başka ülkeler gibi değiliz. 365 gün boyunca havalimanlarına dışarıdan gelen herhangi bir virüs tehdidine karşı gerekli sağlık tedbirlerini almış bulunmaktayız. Genel Müdürlüğümüz, Diyanet İşleri Başkanlığı, THY ve Devlet Hava Meydanları ile uyum içerisinde çalışıyor. Tabii Hacca ve Umre’ye giden vatandaşların seyahatten en az 10 gün önce aşı yapmaları gerekir dedi.

Hatipoğlu ayrıca, Hac ve Umre’ye gidenler için en büyük riskin, halk arasında kan zehirlenmesi olarak bilinen ve bulantı, kusma, baş ağrısı ve bilinç bulanıklığı gibi belirtileri görülen rahatsızlık olduğunu vurgulayarak, kısa sürede ölümle sonuçlanan meningokok hastalığı konusunda uyarıda bulundu. Hatipoğlu, hastalığın en yaygın olarak bulaştığı yerlerin Orta Afrika ve Arap Yarımadası olduğunu dile getirdi.

"SON GÜN DİNLENİN"

Hacı adaylarının yola çıkmadan önceki son geceyi dostlarıyla ve eşleriyle geçirmek yerine, dinlenmeleri gerektiğini belirten Uzm. Dr. Hüsem Hatipoğlu, "Hacı adayları yola çıkmadan önce mutlaka bir sağlık kuruluşunda muayene olmalılar. Hacı ve Umre adaylarımız yola çıkmadan önce mutlaka ve mutlaka son geceyi dostları ve eşleriyle geçirmek yerine, dinlenmeliler dedi.

"HİÇBİR MERS VİRÜSÜNE RASTLAMADIK"

Geçen yıl hacı adaylarının yurda dönüş zamanında büyük bir senaryo ortaya atıldığını dile getiren Hatipoğlu, "Geçen yıl kamuoyunda çok sayıda vatandaşımız mers virüsünden dolayı ölebilir algısı yaratılmıştı. Fakat biz 1.500 civarında vatandaşımızı tahlil ettiğimizde hiçbirine virüs bulaşmadığını gördük" dedi.

Murat ÇAKIR - İbrahim YILDIZ /  (DHA)

Felçli kadına tecavüze eden sanığa 'iyi hal' indirimi

Diyarbakır’da 2014 yılının Ocak ayında felçli ve görme engelli 70 yaşındaki H.A.’ya tecavüz suçundan 21 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanık Abdullah T.'ye eylem teşebbüste kaldığı gerekçesiyle ve iyi hal indirimi uygulanarak 8 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Sanığa 'konut dokunulmazlığını ihlal’ suçundan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezası ise ertelendi.


Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre; akrabaları ile aynı binada oturan ve felç geçirdiği için yatalak olan görme engelli H.A.’ya gece evine giren bir kişi tecavüz etti. Yaşlı kadının üst kattaki yeğenine seslenmesi üzerine paniğe kapılan şüpheli kaçarken, yakınlarının ihbarı üzerine olay yerine polis ekipleri geldi.

SİGARA İZMARİTİ, ERKEK AYAKKABISI

Evde inceleme yapan polis sigara izmariti, bir çift erkek ayakkabısı ve bir gömlek buldu. İlk ifadesinde utancından tecavüze uğradığını gizleyen mağdur H.A., "Gece biri cama vurarak kapıyı açmamı istedi. Kapıyı açmayınca kurcalamaya başladı. Gözlerim görmüyor ve felçliyim. Bu kişi kapıyı bir süre kurcaladıktan sonra içeri girdi. Vücudumun belirli bölgelerini elledi. Ben bağırınca yeğenimin eşi geldi. Bu sırada kaçtı" dedi.

''UTANDIĞI İÇİN TECAVÜZÜ POLİSE SÖYLEMEMİŞ''

Olayla ilgili ifadesine başvurulan yaşlı kadının akrabaları, "Gece bağırma sesi duyunca aşağıya indik. Bir şahsın elinde elbiselerle, yalınayak kaçtığını gördük. Halamın yanına gittiğimizde çıplak vaziyette yerde yatıyordu. Korkudan titriyordu. Utandığı için tecavüzü polise söylememiş. Sonra bize söyledi" diye konuştu.

Yaşlı kadının utandığı için tecavüzü söylemediğini öğrenen polis H.A.’nın yeniden ifadesini aldı. İkinci ifadesinde olayı anlatan yaşlı kadın, 1 yaşından beri gözlerinin görmediğini ve 2 yıldan bu yana da felçli olduğunu belirterek, ilk ifadesinde utandığı için tecavüze uğradığını anlatamadığını söyledi.

SİGARA İZMARİTİNDEN TESPİT EDİLDİ

Evde yapılan incelemede ele geçirilen sigara izmariti daha sonra kriminal incelemeye gönderildi. İzmaritten alınan tükürük örneğini inceleyen polis, bir silahla yaralama olayının failinden alınan kan örneği ile DNA eşleşmesi sağlandığını tespit etti.
DNA eşleşmesi ile bir fabrikada gece bekçisi olarak çalışan Abdullah T.'nin kimliğine ulaşan polis, evli ve 3 çocuk babası olan şüphelinin cep telefon kayıtlarını da incelemeye aldı. İncelemede şüphelinin cep telefonunun, olay günü yaşlı kadının evinin yakınlarında sinyal verdiği tespit edildi. 4 aylık araştırma sonucunda kimliği tespit edilen şüpheli çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Bu arada mağdurenin Dicle Üniversitesi’nde yapılan muayenesinde beden ve ruh sağlığının bozulduğu belirtildi.

SUÇU PKK’YA ATTI

İddianamenin kabul edilmesinin ardından sanık Abdullah T.'nin yargılanmasına geçen Aralık ayında 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Davanın ilk duruşmasında ifadesi alınan sanık T., "Suçlamayı kabul etmiyorum. Olay yerinde bulunan sigara izmaritinin oraya nasıl gittiğini bilmiyorum. Devlete çalıştığım için PKK tarafından tehdit edildim. Onların başıma açtığı bir dert olduğunu düşünüyorum. Mağdurum tahliyemi istiyorum" dedi.

Mağdur kadının ise yatalak olduğu için duruşmaya gelemeyeceğinin anlaşılması üzerine ifadesi evinde alındı.

Davanın 7’nci celsesinde esas hakkındaki görüşünü açıklayan savcı, sanığın eyleminin 'nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs' kapsamında kaldığını belirterek bu yönde cezalandırılmasını istedi. Duruşmada son sözleri sorulan sanık Abdullah T., "Ben bu suçu işlemedim. Beraatimi istiyorum. Yüce adaletinize sığınıyorum" dedi.

TEŞEBBÜSTE KALDIĞI İÇİN VE 'İYİ HAL'DEN İNDİRİM

Daha sonra kararını açıklayan mahkeme sanık Abdullah T.'yi önce 9 yıl hapis cezasına çarptırdı. Eylemin bedenen kendini savunamayacak kişiye karşı işlendiğini belirten mahkeme, sanığa 13 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Eylemin teşebbüs aşamasında kalmasını dikkate alan mahkeme cezanın 6 yıl 9 aya indirilmesine hükmetti. Mağdurun beden ve ruh sağlığının bozulması nedeniyle cezayı 10 yıl hapise çıkaran mahkeme, sanığın yargılama sırasındaki davranışlarını ’olumlu’ değerlendirerek cezayı 8 yıl 4 aya indirdi.

Sanığın 'geceleyin konut dokunulmazlığını ihlal' suçundan da 2 yıl hapisle cezalandırılmasına karar veren mahkeme, Abdullah T.'nin yargılama sırasındaki olumlu davranışlarını dikkate alarak bu cezayı 1 yıl 8 aya indirip erteledi.

Felat BOZARSLAN/DİYARBAKIR, (DHA)

Abonelik sözleşmelerinde yeni dönem

Elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet gibi birçok mal veya hizmete ilişkin abonelik sözleşmelerinde tüketici lehine yeni dönem başladı. Artık hizmet bedeli alınmayacak ve tüketici istediğinde sözleşmesini feshedebilecek.

Elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet gibi birçok mal veya hizmete ilişkin abonelik sözleşmelerinde tüketici lehine yeni dönem başladı.        

Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, bugün itibarıyla yürürlüğe giren " Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği", tüketiciler açısından zaruri ihtiyaç haline gelen birçok mal veya hizmete ilişkinabonelik sözleşmelerinde tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunmasını amaçlıyor.    

Yeni düzenleme ile ön ödemeli hizmetler hariç olmak üzere hizmete ilişkin ücretlendirme işlemi hizmetin tüketiciye fiilen sunulmasıyla başlatılabilecek. Bu şekilde tüketiciye sunulmamış hiçbir hizmetin bedeli talep edilemeyecek.

TÜKETİCİNİN ONAYI OLMADAN SÖZLEŞME UZATIMI YOK
Satıcı veya sağlayıcı tarafından uygulanacak faturalandırma dönemleri sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça 1 ay olacak. Faturanın zamanında ödenmemesi durumunda uygulanacak gecikme zammı oranına da 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un ilgili maddesine göre belirlenen zam oranını aşmamak kaydıyla üst sınır getirilecek.
Tüketicinin onayı alınmadan abonelik sözleşmesi uzatılamayacak. Belirli süreli abonelik sözleşmelerine, sözleşmenin belirlenen süre kadar uzayacağına ilişkin hükümler konulamayacak.

SÖZLEŞMELER ANLAŞILABİLİR DİLDE, AÇIK VE OKUNABİLİR OLACAK

Abonelik sözleşmeleri en az 12 punto büyüklüğünde, anlaşılabilir dilde, açık, sade ve okunabilir şekilde düzenlenecek.
Sözleşmedeki eksiklik, sözleşmeyi düzenleyen tarafından tüketiciden ilave bir ödemede bulunmasını istemeksizin derhal giderilecek. Aksi takdirde, tüketici herhangi bir ödemede bulunmaksızın sözleşmeyi feshedebilecek.
Taahhüt süresince sözleşme ve taahhütname koşullarında tüketici aleyhine değişiklik yapılamayacak.

SÜRESİNDEN ÖNCE ABONELİĞİN FESHEDİLMESİ

Yeni düzenleme ile taahhütlü aboneliğini süresinden önce fesheden tüketicilerden talep edilecek bedel, tüketicinin taahhüdüne son verdiği tarihe kadar tüketiciye sağlanan indirim, cihaz veya diğer faydaların bedellerinin tahsil edilmemiş kısmının toplamı ile sınırlı olacak.

BİR YIL İÇİNDE ÖDEME TUTARINA İTİRAZ EDİLEBİLECEK

Düzenleme ile tüketiciler abonelik süresince ödeme bildiriminin ayrıntılarına ücret ödemeksizin erişebilecek. Ödeme bildiriminin tüketiciye son ödeme tarihinden en az 7 gün önce gönderilecek, ödeme bildiriminin gönderilmesine ilişkin masraflar ise tüketiciden talep edilemeyecek.
Tüketiciler ödeme bildiriminde yer alan tutarın hatalı olduğu gerekçesiyle bildirimin düzenlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde ödeme bildirimine itiraz edebilecek.

TÜKETİCİ İSTEDİĞİ ZAMAN SÖZLEŞMEYİ FESHEDEBİLECEK

Öte yandan, tüketiciler istediği zaman abonelik sözleşmesini feshetme hakkına sahip olacak. Aboneliğe son verme isteği süresi içinde yerine getirilmezse, abonelikten faydalanılmış olsa dahi tüketiciden herhangi bir bedel talep edilemeyecek ve sözleşmenin feshi, sözleşmenin kurulmasından daha ağır şartlara bağlanamayacak. (hürriyet.com.tr)

Memenizin fotoğrafını isteyenlere sakın inanmayın!

İnternet dolandırıcılıklarına bu kez enteresan bir dolandırma şekli eklendi. Facebook'da ve Twitter'da Sağlık Bakanlığı adına hesap açan bir dolandırıcı kadınlara mesaj göndererek, meme kanseri olanlara destek olmak amacıyla kadınlardan memelerinin fotoğrafını çekerek göndermelerini istedi.

Uyanık dolandırıcı mesajında şunları söyledi, "Sağlık Bakanlığı tarafından genç kızlarda meme kanseri olup olmadığını öğrenmek için görevlendirildim. Sizde bize destek olmak ve genç yaşta meme kanseri olan arkadaşlarımıza yardım etmek için lütfen memenizin birkaç resmini yollar mısınız."

SAĞLIK BAKANLIĞI: BU MESAJLARA İTİBAR ETMEYİN

Bunun üzerine sağlık bakanlığı olası bir krizin önüne geçmek için resmi Twitterhesabından açıklama yaptı. Açıklamada "Bu sayfa Sağlık Bakanlığı'nın Twitter'daki tek resmi hesabıdır. Sağlık Bakanlığı'na ait sosyal medya hesapları üzerinden "Tıbbi Gerekçeler" öne sürülerek hiçbir fotoğraf veya  video talep edilmemektedir. "Sağlık Bakanlığı" adını kullanarak, sizlerden bu gibi taleplerde bulunan hesap ve mesajlara lütfen itibar etmeyin." denildi.

Olay ise sosyal medyada esprilere neden oldu.

(Buse Özel-Hürriyet)

23 Nisan 2015 Perşembe

Cübbeli hocaya 2,5 yıl hapis cezası istemi

Cübbeli Ahmet Hoca ile Yazar Mustafa İslamoğlu mahkemelik oldu. İslamoğlu’nun şikayeti üzerine Cübbeli'nin 2,5 yıla kadar hapsi istendi.


Yazar Mustafa İslamoğlu, geçtiğimiz aylarda kamuoyunda "Cübbeli Ahmet Hoca" olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü hakkında suç duyurusunda bulundu. İslamoğlu, Ahmet Hoca'nın kendisine ait web sitesinden yayınladığı videoda, kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu iddia etti.

Savcılık tarafından olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Cübbeli Ahmet Hoca verdiği savcılığa vermiş olduğu ifadesinde, Ahmet Yesevi Derneği'nin onursal üyesi olduğunu, düzenli olarak dernekte perşembe akşamları sohbetler yaptığını, yaptığı bu sohbetleri internet üzerinden paylaştığını söyledi. Mustafa İslamoğlu'nun yazdığı "3 Muhammed ve Yahudileşme Temayülü" isimli kitaplar için kendisinin reddiyelerde bulunduğunu, eleştiriler yaptığını ve yayınlanan bu konuşmalar da kesinlikle suç kastının olmadığını söyledi.

CÜBBELİ HOCA'NIN 2,5 YIL HAPSİ İSTENDİ

Savcılık, Cübbeli Ahmet Hoca tarafından yayınlanan söz konusu videonun incelenmesi için dosyayı bilirkişiye verdi. Bilirkişi raporunda, Cübbeli Ahmet Hocanın, İslamoğlu'nun onur şeref ve saygınlığına karşı saldırıda bulunduğu belirtildi. Savcılık, bilirkişi raporu ardından Ahmet Mahmut Ünlü hakkında iddianame düzeledi. Cübbeli Hoca," hakaret" suçu kapsamında 2,5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

(Kaynak:medyafaresi.com.tr)

Emine Ülker Tarhan'dan çok sert 23 Nisan konuşması

Anadolu Partisi Genel Başkanı Emine Ülker Tarhan, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Meclis'in 95'inci yaşı dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda düzenlenen 23 Nisan Özel Oturumu'nda konuştu

Hükümeti eleştirdiği konuşmasında Tarhan, "Kindar ve tehlikeli adamlara, 400 emir eri peşine düşüp, öfkeden kıpkırmızı kesilip kutuplaştıranlara yüz vermeyin, doğasını dizginleyemeyenlere, diktatörlük de diktatörlük diye yanıp tutuşanlara dikkat edin diyeceğim. Onlara inat, bin kez düşmüş ama bin kez ayağa kalkmış özgürlüklerinize sahip çıkın diyeceğim.

"MASUMİYETİNİZLE DERS VERİN"

Kızlı erkekli oturmayı yoldan çıkmak olarak görenlere masumiyetinizle ders verin, sarsın onları kendine getirin diyeceğim. Her şeyi sadece çıkarları için yaptılar, zenginleştiler. Üstelik kendilerine yoksul süsü vererek. Ve acımadan, oy veren iyi insanları da bu suça ortak etmek istediler diyeceğim. Hem terörist terörist diye bağırıp, hem terörle pazarlık yapanları sakın ciddiye almayın diyeceğim. Sağlıklı bir eğitim sistemi, bağımsız ahlaklı bir yargı, cumhuriyet kardeşliğini yeniden inşa etmek için  şansımız varken, hepsini onlar yüzünden kaçırdı bu ülke" dedi.

"ASMAYIN, KESMEYİN"

Meclis kürsüsünde konuşan Tarhan, "Şu an bu kürsüden seslenmemi sağlayan büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk, sığ sulardan ayrılıp zorlu bir yolculuğu göze almış, kadınıyla, erkeğiyle bu topraklarda ilk kez halkın egemenliğini kurmuştu.  Çocuklarıyla olacağız bugün. İşledikleri günahları tek bir dua ile bağışlatmak isteyenler, 23 Nisan'da çocukları koltuklarına oturtup 'Artık asarsın da kesersin de' demişlerdi ya, ben de onlara inat  asmayın da kesmeyin de diyeceğim. Çünkü, asmaya kesmeye, destana meraklı olanlar yüzünden ölen çocuklar, çocuğu ölen nice kadınlar gördüm.

"GAZ FİŞEĞİ İLE VURULAN OĞULLARI İÇİN AĞLAYAN ANNELER GÖRDÜM"

Tekmelerle öldürülen, gaz fişeği ile vurulan çocuk yaştaki oğulları için ağlayan anneler gördüm. Onlarla beraber yeryüzü, gökyüzü ağladı. Duvarlar ağladı. Tüm canlılar  ağıtlarına eşlik etti. Ben böyle dehşetli, korkunç anlar görmedim. Kıyamadığı oğlunu, gözünün nurunu, canından bir parçayı kaybetmişti onlar. Başını göğsüne dayayan diğer oğluna o haldeyken bile, anne işte, 'Üzülme sen üzülme oğlum' diyebiliyordu  gördüm. Evet, öldürmekten, asmaktan, kesmekten, yakmaktan çok acılar yaşadı bu ülke. Kafa kesmeye pek meraklı olanlara, dahilde ve hariçte kanlı oyunlar oynayanlara inat kindarlığı değil, şiddeti değil, sevgiyi öğrenin, diyeceğim onlara" diye konuştu.

"KENDİLERİNE YOKSUL SÜSÜ VEREREK ZENGİNLEŞTİLER"

Anadolu Partisi Genel Başkanı Tarhan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Kindar ve tehlikeli adamlara, 400 emir eri peşine düşüp, öfkeden kıpkırmızı kesilip kutuplaştıranlara yüz vermeyin, doğasını dizginleyemeyenlere, diktatörlük de diktatörlük diye yanıp tutuşanlara dikkat edin diyeceğim. Onlara inat, bin kez düşmüş ama bin kez ayağa kalkmış özgürlüklerinize sahip çıkın diyeceğim. Kızlı erkekli oturmayı yoldan çıkmak olarak görenlere masumiyetinizle ders verin, sarsın onları kendine getirin diyeceğim. Her şeyi sadece çıkarları için yaptılar, zenginleştiler. Üstelik kendilerine yoksul süsü vererek. Ve acımadan, oy veren iyi insanları da bu suça ortak etmek istediler diyeceğim.

"MACERALARI BİTTİ"

Hem terörist terörist diye bağırıp, hem terörle pazarlık yapanları sakın ciddiye almayın diyeceğim. Sağlıklı bir eğitim sistemi, bağımsız ahlaklı bir yargı, cumhuriyet kardeşliğini yeniden inşa etmek için  şansımız varken, hepsini onlar yüzünden kaçırdı bu ülke. Oysa Türkiye, sadece sizin için değil çocuklar, genç ortadoğulular için de parlamenter demokrasisi ve laik birikimiyle örnek olabilecek bir ülkeydi. Her şey daha güzel olabilirdi. Şimdilik olmadı diyeceğim. Ama bekleyin, üzülmeyin, geçmişi birer tutam minare tozu ve davul gölgesi eşliğinde piyasaya sürüp, saraylarda altın varaklı kadehler eşliğinde yeni Osmanlıcılık yapmaya kalkışanların maceraları bitiyor.

Öyle Ortadoğu'nun lideriymiş, halifesiymiş geçmiş ola diyeceğim. İstedikleri kadar geçmişi çarpıtıp, belleklerimizi silmeye çalışsınlar, kazanımlarımızı asla geri alamayacaklar. Heyhat öyle meskunlar ki yerlerinde, yıkmak istediklerini yıkamayacaklar diyeceğim. Geçmiş ola tadını almışız ki, aydınlanmanın, eşit yurttaşlığın, kadın olarak var olmanın geçmiş ola. Yeni Osmanlıcılığı tutturamayanlar şimdi başka kapıya. Gidip kendilerine oyalanacak başka akımlar bulsunlar. Dillerinden düşürmedikleri, muassır medeniyeti,  neye borçlusun diye sorun onlara. Sizin soru zamanınız artık. cevap alamayacaksınız ama sorun korkmayın, diyeceğim. Yoksul Anadolu'nun üzerine soğuk kış gecesinin ardından doğan güneşi hatırlayın, güzel gözlerinizden öperim, bayramınız kutlu olsun, onu size armağan eden, o temiz kalbi hiç unutmayın çocuklar"

22 Nisan 2015 Çarşamba

RTÜK'ten şiirli tanıtım filmine özel formül

Cumhurbaşkanlığı'nın Çanakkale Zaferi’nin 100. yıldönümü dolayısıyla hazırladığı 3 dakikalık ‘Şehitleri anma’ filmi ilgi çekti ve büyük bir tartışma yarattı. Kanallar filmin, 12 dakika ile sınırlı olan reklam bölümünün içinde sayılıp sayılmayacağı konusunda kararsız kaldı. RTÜK formülü açıkladı, filmin sonuna "İlgili kanalın katkılarıyla hazırlanmıştır” ibaresi eklendi. Böylece 12 + 3 dakika yayına izin verildi.


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Arif Nihat Asya’nın ‘Dua’ şiirini okuduğu anma filmi, çeşitli kanallarda yayınlandı. Film, Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesine ise “100 Yıllık Destan Çanakkale” başlığı altında konuldu. Üç dakika süren filmde Erdoğan, Çanakkale Şehitliği’nde dua ederken görülüyor. Fonda ezanın da yer aldığı, Türk bayrağı ile Atatürk’ün görüntüsünün bulunduğu film, “Çanakkale Zaferi’nin 100. yılında şehit ve gazilerimizi, rahmet ve minnetle anıyoruz” yazısı ve ardından Cumhurbaşkanlığı forsunun ekranda belirmesiyle sona eriyor.

KANALLAR RTÜK’E SORDU
Filmin yayınına ilişkin perde arkası da dikkat çekti. Cumhurbaşkanlığı, 180 saniyelik filmi kanallara gönderdi. Mevzuata göre kanallar, bir saatte en çok 12 dakika reklam yayınlayabiliyor. Kanallar, filmin 12 dakikalık bölüm içinde sayılıp sayılmayacağı konusunda kararsız kalınca, konu RTÜK’e iletildi. RTÜK, filmin sonuna “İlgili kanalın katkılarıyla hazırlanmıştır” ibaresi konulursa reklam kuşağı olarak algılanamayacağı ve 12 dakika içinde sayılmayacağı görüşünü kanallara iletti. RTÜK’ün bu formülüyle kanallar da reklam sürelerini kaybetmemiş oldu. Filmin, parti reklamlarının yayınlandığı döneme denk gelmesi ise tartışma yarattı.              

Siyasi reklam

RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyesi Ali Öztunç, filmin siyasi nitelikte olduğunu belirtti: “Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları ve tavrı nedeniyle siyasi bir reklamdır. Siyasi reklamlarda Türk bayrağı ve dini öğeler kullanılamaz. AKP’nin Nevruz’daki reklamında hem Türk bayrağı, hem dini ibareler kullanılmıştı. YSK o reklamı yayınlayan tüm kanallara ceza verdi. Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan bu siyasi reklam da YSK’nın kararlarına aykırıdır.”
Şehitlerimizi incitiyor

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, film için, “AKP zihniyeti, şehitlerimizin ruhlarını incitmektedir. Hepimiz 18 Mart’ta camilerde dualarımızı ettik. Böyle bir konunun bir siyasi reklam aracı olarak kullanılması yakışıksız olmuştur. Reklam amaçlı kullanmak, duanın mahiyetini de bozar” dedi. RTÜK’ün MHP kontenjanından seçilen üyesi Esat Çıplak da seçim dönemine girildiği için Cumhurbaşkanı’nın rol aldığı bu filmin propagandaya yönelik bir faaliyet olduğunu söyledi.
100. yıl kürekleri

ÇANAKKALE Kara Savaşları'nın 100. yılı kapsamında düzenlenen ‘sörf bot’ etkinliğine katılanlar, Eceabat ilçesi sahilinden Çanakkale Boğazı'na açılıp kürek çekmeye başladı. İki gün sürecek ve Kabatepe’de sona erecek organizasyona 26 sörf botuyla katılan 300'e yakın Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve Türk kürekçi, sert esen rüzgara rağmen Kilitbahir Kalesi önünden geçerek Şehitler Abidesi yanındaki Morto Koyu'na ulaşabilmek için mücadele ediyor. Avustralya'nın takım antrenörü Alan Gibbons, Atalarını anmak için bu etkinliğe katıldıklarını söyledi. Organizasyonu başlatan Vali Yardımcısı Bekir Sıtkı Dağ ise "Aslında konuklarımız bu etkinliği her yıl yapıyorlar ama bu sene 100. Yıl olduğu için daha kalabalık ve coşkuyla geldiler" dedi.      

(hürriyet.com.tr)

Ak Parti'den Kürtçe seçim şarkısı! VİDEO

Ak Parti, 7 Haziran'da yapılacak olan seçimler öncesi hazırladığı seçim şarkılarına 'Carek Di' yani "Bir daha" anlamına gelen Kürtçe şarkıyı da ekledi.


'Carek Di' adlı Kürtçe şarkının sözleri Aydın Aydın ve Ferzende Kaya'ya, müzik ise Aydın Aydın'a ait. İşte o şarkının Kürtçe ve Türkçe sözleri...

Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Tu her hebî Ak Parti - Sen Hep Varol Ak Parti
Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Dîsa dîsa ak partî - Tekrar Tekrar Ak Parti

Adalet dozameye - Amacımız Adalet
Biratî riyameye - Kardeşlik Yolumuz
Em milletek mezinin - Biz büyük bir Milletiz
Ew welate yê meye - Burası Vatanımız

Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Tu her hebî ak parti - Sen Hep Varol Ak Parti
Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Dîsa dîsa ak partî - Tekrar Tekrar Ak Parti

Ronahîyek pir geşe - Aydınlık bir ışıktır o
Dinya pê te di meşe - Dünya arkasından yürüyor
Riya te riyek raste - Yolu doğruluk yoludur
Ew dilane pir xweşe - Bu güzel bir şenliktir

Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Tu her hebî ak parti - Sen Hep Varol Ak Parti
Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Dîsa dîsa ak partî - Tekrar Tekrar Ak Parti

Tu her hebî her hebî - Sen her zaman var ol
Çavême riya tebî - Yollarını gözledik
Aşitî hevîya teye  - Barış senin umudun
Ew can kurbana te bî - Bu can kurban olsun sana

Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Tu her hebî ak parti - Sen Hep Varol Ak Parti
Carek dî Carek dî - Bir Daha Bir Daha
Dîsa dîsa ak partî - Tekrar Tekrar Ak Parti

HABERİN VİDEOSU İÇİN TIKLA

Zaytung haberini paylaştı, hapis cezası aldı

Gündemdeki olayları mizahi bir bakış açısıyla haberleştiren Zaytung’un Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’la ilgili haberini paylaşan Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü birinci sınıf öğrencisi Meral Tutcalı, 1 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Mahkeme, Tutcalı’nın daha önce sabıkası olmadığı gerekçesiyle hükmün açıklamasını geri bıraktı.


İKİ KEZ EVİ BASILDI

Cumhuriyet Gazetesi'nden Hilal Köse'nin haberine göre; Tutcalı, 6 Ocak 2014’te “Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, özerkliğini ilan etti. RTE’den daha forslu..” ifadesinin yer aldığı, fotoğraflı Zaytung haberini paylaştı. Bu tweet’i nedeniyle iki kez evi polislerce basına Tutcalı hakkında, Coş’un şikayetiyle dava açıldı.

Tutcalı’nın Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dava, dün 5. celsede sonuçlandı. Mahkeme, Tutcalı’yı, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 1 yıl hapse mahkum etti. Ceza iyi halden 10 ay hapse indirilirken, Tutcalı’nın sabıkası olmaması nedeniyle hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Tutcalı’nın avukatı Remzi Ümit Atay, karara itiraz edeceklerini belirtti.

TUTCALI: HAK ETMEDİM
Meral Tutcalı da beraat beklediklerini ancak mahkeme kararını duyunca çok şaşırdığını söyleyedi. Tutcalı, “Bu kararı farklı düşünenlere baskı ve yıldırma politikasının bir parçası olarak görüyorum. Böyle bir cezayı da hak etmediğimi düşünüyorum. Gelecek güzel günlere olan umudumu yitirmedim” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun seçim vaatleri Penguen'in kapağında

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun çok tartışılan seçim vaatleri mizah dergisi Penguen'in kapağına taşındı.

Kemal Kılıçdaroğlu, derginin kapağında "Game Of Thrones bölümlerini ilk siz izleyeceksiniz" vaadinde bulunuyor.


CHP 'Gelin oy verin, gitsinler' sloganını değiştirdi

TRT’nin reklam filmini yayınlamayı reddederken “Gelin oy verin, gitsinler” sloganını gerekçe göstermesinin ardından slogandan “Gitsinler” bölümü çıkarıldı.

Seçim kampanyasına nisan ayının ikinci haftasında, Kartal mitinginden birkaç gün önce, “Milletçe Alkışlıyoruz” filmiyle başlayan CHP yönetimi, yaklaşık 10 gün kullandığı, “Gelin oy verin, gitsinler” sloganında değişikliğe gitti.

Milliyet'ten Meriç Tafolar'ın haberine göre; seçim materyallerinde bundan sonra sadece “Gelin oy verin” sloganı kullanılacak. Slogan değişikliğine iki temel neden sebep oldu.

TRT’nin itirazı
Sloganın değişmesinde ilk olarak TRT’nin reklam filmini yayınlamamasına gerekçe gösterilen sloganın o bölümünün çıkarılmasıyla, hem gerekçenin fiilen ortadan kaldırılması düşüncesi hem de bundan sonraki kampanya reklamlarında benzer engellemelerle karşılaşılmaması düşüncesi etkin oldu.

Siyasal iletişim
Sloganın değişmesinde ikinci gerekçe olarak ise siyasal iletişim perspektifinden bakıldığında, “gitsinler” sözünün olumsuz bir anlam içerdiği, bir başka partinin iktidardan düşmesine ilişkin negatif bir kampanya yaratmaktansa, CHP’nin iktidara geleceği algısının daha güçlü bir vurguyla seçmelene iletilmesi gerektiği görüşünün etkili olduğu öğrenildi.

Bugüne kadar basılan az sayıda broşürlerde ve bilboard ilanlarında ise, “Gelin oy verin, gitsinler” sloganının yer almasına ise, “sticker” formülüyle çözüm getirilmesi kararlaştırıldı.

Erdoğan'a hakaretten tutuklandı

Afyonkarahisar Barosu’na kayıtlı Avukat Umut Kılıç, dün Adalet Bakanlığı’nda girdiği hakim adaylığı mülakat sınavında çıkan tartışma sonrasında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Kılıç’ın tutuklanma gerekçesi “adli kontrol yetersiz kalır, orantılı tedbir” olarak kayda geçti.

KAÇABİLİR

Sınav komisyonu tarafından tutulan bir tutanak ile savcılığa sevk edilen ve Ankara Nöbetçi 4. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan Avukat Kılıç’ın, tutuksuz yargılanma veya adli kontrol ile serbest bırakılma talebini hakim Ramazan Kanmaz, “orantılı tedbir” gerekçesiyle reddetti. Avukat Kılıç mahkemede olayı şöyle anlattı:

AMACIM TEPKİMİ GÖSTERMEKTİ

“Ben geçen yıl da 85 puan aldım ancak mülakat sınavında elendim. İşsiz kaldım çok acılar yaşadım. Bu sefer yine alınmayacağımı bildiğim için sınava tepki göstermek amacıyla katıldım. Sınavda bana kimlik bilgilerimi sordular, kendilerinde olduğunu beyan ettim. Düzenden sistemden, kayırmacılıktan dolayı bir konuşma yapmak istedim ama engellendim. Kendilerinin de buna ortak olduğunu söyledim. Hükümetten kişiler olduğunu söyledim. Dışarı çıkmamı istediler, ben de konuşmaya devam ettim. Bana mesleğimle ilgili soru sormak istediler, ben de tepkimi dile getirmek için konuşmaya devam ettim. Ben sistemi eleştirdim, kendi üzerlerine alındılar. Polis çağırdılar dışarı çıkarken sinirden bir söz sarfettim. Cumhurbaşkanına hakaret içeren sözler söyledim, ancak bu sözler Başbakanlık dönemine ilişkindi.

AVUKATI TUTUKSUZ YARGILANSIN

Kılıç’ın avukatı Murat Koç da avukat müvekkilinin evli olduğunu, yaşanan olayın karşılıklı polemik sonucu geliştiğini, kaçma şüphesinin bulunmadığını, sabit ikametgah sahibi, mesleki faaliyeti ve itibarı gözönünde bulundurularak tutuklanma talebinin reddelmesini, hakimlik aksi kanaatte ise adli kontrol ile serbest bırakılmasını talep etti.

ADLİ KONTROL YETERSİZ

Nöbetçi Hakim Ramazan Kanmaz, suçun işlendiği yer ve biçimi nedeniyle adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, atılı suçlar karşısında tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliği taşıdığı gerekçesiyle şüphelinin, isnat edilen “Cumhurbaşkanına hakaret ve kamu görevi yapan kurula görevlerinden dolayı hakaret” suçundan tutuklanmasına karar verdi.

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu : Bütün hukuki yollara başvurulacaktır
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Afyonkarahisar Barosu’na kayıtlı Avukat Umut Kılıç, Adalet Bakanlığı’nda girdiği hakimlik mülakat sınavında yaşanan tartışma sırasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret suçundan tutuklanarak cezaevine konulması ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Feyzioğlu açıklamasında, "Meslektaşımızın tutuklanması ile ilgili bütün hukuki yollara başvurulacaktır. Ayrıca, uluslararası meslek örgütlerimiz, insan hakları örgütleri, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği de hukuksuzluğun geldiği bu son nokta hakkında bilgilendirilecektir. Türkiye'de fedakârca, hukuka uygun olarak görevini yerine getiren binlerce avukatımız, hâkimimiz ve savcımız vardır.  Türkiye adaletini er ya da geç bulacaktır" ifadesini kullandı.

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle; "Afyon Barosu'na kayıtlı meslektaşlarımızdan Avukat Umut Kılıç, 21.04.2015 Salı günü, yazılı sınavını kazandığı hâkimlik mülakatına girmiştir. Bir önceki yazılı sınavda 85 puan almasına rağmen keyfi olduğunu düşündüğü mülakatta büyük bir haksızlık yapılarak elenmesini içine sindiremeyen Avukat Kılıç, tekrar girdiği mülakatta, mülakatı yapan ve tamamı hâkim kadrosunda  olmasına rağmen bürokrat olarak görev yapan üyelere hitaben, orada bulunma sebebinin mülakatlardaki keyfiliklerin insanların hayatlarına ne kadar büyük zarar verdiğini yüzlerine anlatmak olduğunu ifade etmiştir. Heyet, 10 dakika tahammül edip, bir çay ısmarlayıp dinlemek suretiyle bitecek bu demokratik düşünce açıklamasına maalesef büyük tahammülsüzlük göstermiş ve polis marifetiyle meslektaşımızı dışarı çıkartmıştır. Bu sırada her iki taraf da birbirlerine sert sözler sarf etmişlerdir. Avukat Umut Kılıç, savcı tarafından tutuklama talebiyle, ÖGM'lerin yerine kurulduklarını bir kez daha ispatlamış olan Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Sulh Ceza Hâkimi, gerekçesiz olarak Avukat Umut Kılıç'ı tutuklamıştır."

SULH CEZA HÂKİMİNE TEK TEK SORUYORUZ...

"Şimdi, kanun tanımadan, insanları iki dudağının arasından çıkan emirle zindana gönderme gücünü kendinde bulan bu Sulh Ceza Hâkimine tek tek soruyoruz:

1- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kamu görevlileri ve siyasetçiler yaptıkları görevler sebebiyle ağır şekilde eleştirilebilir, bu suç değildir, diyor. Bu kararlardan haberin yok mu?

2- Avukat Umut Kılıç, haksız yere mahkûm edilse bile, verilebilecek ceza hükmün açıklamasının geri bırakılması sınırında olacaktı. Yani tutuklamanın orantılı şartı gerçekleştirilmemiş. Buna rağmen, orantılıdır deyip, nasıl tutuklama kararı verdin?

3- Avukatın yeri yurdu bellidir; bürosu, barosu, evi bellidir; yaptığı iş bellidir. Hangi hukuka aykırı dürtüyle, hangi vicdanla bu gencecik avukat için "kaçabilir" dedin?

4- Olayın tek delilin tutanak olduğunu yazmışsın kararında; bu tutanak, dosyada değil mi? Nasıl oldu da &tutuklanmazsa, delilleri karartabilir' diyebildin?

5- Sayın Hâkim, bize 'hâkim verdiği kararlarla konuşur' ezberini tekrarlama. Verdiğin karar, tutuklamanın gerekçesini anlatmıyor. Ancak doğru, sen verdiğin kararla konuşmuşsun; demişsin ki hâkimlerin, devlet büyüklerinin canını sıkan birini burnu sürtülsün diye zindana atarım. Bir soru daha sorayım sana, bu sözleri söyleyen bir avukat değil de bir hâkim olsaydı, aynı heves ve heyecanla tutuklama kararı verir miydin? Ben cevap vereyim, vermezdin. Zaten savcı da tutuklamaya sevk etmezdi."
"BİLDİĞİMİZ BİR ŞEY VARSA, BU OLAYDA HİÇBİR ŞARTIN OLUŞMADIĞI" 

"Neyse ki, artık elimizde emin olup çok kullanacağımız bir içtihat var. İçi ağzına kadar mühimmatla dolu TIR'ların aranması emrini veren bir savcı hakkında biliyorsunuz, kanundaki şartlar oluşmadığı halde, arama talebinde bulunduğu için 3 yıla kadar hapis istemiyle ceza davası açıldı. Bu olayda şartlar oluştu mu, oluşmadı mı bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa, bu olayda hiçbir şartın oluşmadığı. Biz bu işin peşini bırakmayız. Biz derken, 87 bin avukatı ve haklarını savunduğumuz için eziyet gördüğümüz, bedel ödediğimiz milyonlarca yurttaşımızı kastediyorum."

"TÜRKİYE ADALETİNİ ER YA DA GEÇ BULACAKTIR"

"Meslektaşımızın tutuklanması ile ilgili bütün hukuki yollara başvurulacaktır. Ayrıca, uluslararası meslek örgütlerimiz, insan hakları örgütleri, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği de hukuksuzluğun geldiği bu son nokta hakkında bilgilendirilecektir. Türkiye'de fedakârca, hukuka uygun olarak görevini yerine getiren binlerce avukatımız, hâkimimiz ve savcımız vardır.  Türkiye adaletini er ya da geç bulacaktır."

(Kaynak:Nurettin Kurt/hürriyet.com.tr)

Fethullah Gülen'e kötü haber

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ABD'deki resmi temasları sonrası basın mensuplarının sorularını cevaplarken Gülen hakkındaki kırımızı bülten konusuna da açıklık getirdi.


Fetullah Gülen'in iadesi konusunu değerlendiren Bakan Çavuşoğlu; "Bu konudaki tutumuzu hem yönetim biliyor hem de Dışişleri Bakanlığı biliyor. Tabi burada Türkiye de devam eden yargı süreci var. Kırmızı bültenli, ilgili hukuki süreç devam ediyor. O bittikten sonra da Adalet Bakanlığı kırmızı bülten konusunda gerekeni yapacak. Bu hukuki süreç tamamlanmadan kırmızı bülten yayınlanması söz konusu değil." dedi. (medyafaresi.com.tr)

Devlet Bahçeli Twitter'dan ateş püskürdü!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Twitter hesabından açıklamalarda bulundu.


Bahçeli, "Tokat’ta Kur’an-ı Kerim tasarımlı pasta hazırlayan, bu pastayı keserek yiyenleri tarif ve izah edecek sözcükler henüz sözlüklerde yoktur" dedi. Üsküdar Belediyesi'nin kabe maketi için çok sert konuşan Bahçeli, "Asr-ı Saadet Köyü kuruyorlar; Kabe'nin, Hira Dağı'nın, Muallak Taşı'nın maketini yapıyorlar! Yüce dinimizi, ruhumuza zem zem suyu şifası veren değerlerimizi sömürenler sapkınlık ve sapıklık deryasında yüzüyor" diye konuştu.

Devlet Bahçeli'nin takipçileriyle paylaştığı mesajlar şöyle:

'Mübarek günlerin feyiz ve bereketiyle müşerref olduğumuz bir dönem, bir süreç, bir zaman aralığındayız. Hamd olsun manevi lezzet ve ikramlarla doluyoruz. Sevap kapılarına yüz sürüyor, ihsan ve ihlas çemberinden ayrılmıyoruz. Allah da ayırmasın.

Çalkantı ve dalgalanma eşliğinde de olsa, Türk-İslam Dünyası'nın kutlu ve ulvi üç aylarına ulaşmış bulunuyoruz. Hepimize mübarek olsun. Dua devadır, dua huzurdur, dua umuttur, dua güzelliktir, dua nimettir, dua özlemdir, dua adanmışlıktır, dua hoşgörü ve barıştır.

Allah'tan niyazım odur ki, duanın hikmetiyle gönüllerdeki paslar silinsin, kalplerdeki mühür çözülsün, gönüllerdeki durgunluk dağılsın. Din samimiyettir, nasihattir, akıldır, diriliştir, manevi kurtuluş ve ümidin sığınağı ve yurdudur.

Muhakkak Allah'ın indinde dŒn, İslƒm'dır. Fakat istismarcılar için din farklı manadadır. Cehalet yuvaları, bilimi dışlayan kafalar, şirk koşan odaklar dini karalayan günahkarlardır. Sakal-ı Şerif'i VİP salonlarına getirten bakanları millet unutmadı.

Dini siyasete alet eden münafık ve gıybet ehlileri de unutulmayacak. Tokat'ta Kur'an-ı Kerim tasarımlı pasta hazırlayan, bu pastayı keserek yiyenleri tarif ve izah edecek sözcükler henüz sözlüklerde yoktur.

Hadi rüşveti yediniz, hadi haramı yediniz, hadi her şeyi yediniz yuttunuz; Kur'an-ı Kerim'den ne istediniz? Bu günaha nasıl ortak oldunuz?

Cahiliye Döneminde, her akşam helvadan put yapıp ertesi gün çöl sıcağında acıkınca yiyenler, Kur'andan pasta yapıp yiyenlerle esasen aynıdır. Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar inkarcılara 'Ey kendilerini bilgisizliğe feda edenler' diye seslenir.

İnanın bunlardan öyle çok ki… Cahiliye devri putları olan Hübel, Lat, Menat ve Uzza tekrar ayaklanıyor, ayağa kaldırılıyor. Nemrut kol geziyor, Firavun tur atıyor. Şükrediyorum ki, kız çocuklarını diri diri gömmeye kalkan veya niyetlenen iblis piyonları, insanlık düşmanları şimdilik görülmüyor.

Ya Üsküdar Belediyesi'nin yaptığına ne demeli? Asr-ı Saadet Köyü kuruyorlar; Kabe'nin, Hira Dağı'nın, Muallak Taşı'nın maketini yapıyorlar! Yüce dinimizi, ruhumuza zem zem suyu şifası veren değerlerimizi sömürenler sapkınlık ve sapıklık deryasında yüzüyor.

Allah affetsin! Her bakana uçak almayı hedefleyen, hırsızlığı baş tacı eden, Patrikhane'de Ermeni çetelerini anmayı öven zihniyet batıyor, bitiyor, çöküyor. Allah her şeyi bilmekte ve görmektedir. Günah batağında çırpınan, maneviyat ticareti yapan meymenetsizler son kozlarını oynuyor. Merhum şairimiz Arif Nihat Asya, 'Bilmek' isimli şiirinde bakın ne kadar anlamlı şeyler söylemiş:

Gidecekleri bilir; gelecekleri, doğacakları, ölecekleri, ağlayacakları, gülecekleri bilirsin Biz, olanları bilmeyiz;sen olacakları bilirsin. Efendimiz Resulullah'ın yeryüzüne teşrif edişinin, bu yüksek ahlak ve aklın insanlığa nur gibi inişinin 1444.yıl dönümünü de idrak ediyoruz. Nebiler nebisi Efendimiz haysiyet vahası, adalet kutbu, iman zirvesidir. O'nun kutsal tebliği, muazzam hayatı bizlerin rehber ve pusulasıdır. Sizlerin ve milletimizin, iki gün sonra idrak edeceğimiz Regaip Kandili'ni bugünden tebrik ediyor, dualarımızın kabul olmasını diliyorum.'

Kaynak: CNN Türk