Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde 2 yıl önce düzenlenen 29 Ekim cumhuriyet bayramı kutlamalarına elinde Türk bayrağı ile katılan Fedon, kendisine ait sosyal paylaşım sitesinde paylaşılan yorumlara bugün yanıt verdi. ’Duygu sömürüsü yapıyor’ eleştirilerine tepki gösteren Fedon "Böyle düşünen şerefsizleri, bizlerin tırnağı kadar Türk olmaya davet ediyorum. Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun" dedi.
Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde iki yıl önce düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerine elinde Türk bayrağı ile katılan sanatçı Fedon, koluna yaptırdığı Atatürk imzalı dövmesi, kulağında ay yıldızlı küpesi ve elinde Türk bayrağı ile fotoğraflarını kendisine ait sosyal paylaşım sitesinde paylaştı. Fotoğrafın altına yapılan ’Duygu sömürüsü yapıyor’ yorumlarına çok kızan Fedon, sosyal paylaşım sitesinde verdiği yanıtta "Kulağıma bazı arkadaşlarımın ’duygu sömürüsü yapıyor’ gibi sözleri geliyor. Böyle düşünen şerefsizleri bizlerin tırnağı kadar Türk olmaya davet ediyorum. Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun" dedi.
’BU ÜLKE BÖLÜNMEYECEK’
DHA muhabirine telefon ile açıklamada bulunan 68 yaşındaki Fedon bugün İstanbul’da olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Yarın oğlum Fedon ve eşim ile birlikte hem gündüz yapılacak etkinliklere motosikletlerimizle, hem de gece yapılacak Fener alayına elimizde Türk bayrakları ile katılacağız. Çanakkale’de şehit olan bir dedenin torunuyum. Türkiye Cumhuriyeti’nde bugün refah içerisinde yaşıyorsak, atalarımızın döktüğü kanlar sayesindedir. Bugün Atatürk’e borcumuzu ödemeye çalışıyoruz. Bizim rahat yaşamamız için kan dökenlere bu borcumuzu ödemek zorundayız. Bu ülke bölünmeyecek. Bayrağımızı son kanımıza kadar havada tutmak bizim ve her Türk’ün görevidir. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Bayrağı ilelebet yaşayacak. Buna engel olmak isteyenler emellerine ulaşamayacak. Öğrendiğim ilk üç sevgi Allah, ana ve Atatürk sevgisi oldu." Milliyet
28 Ekim 2014 Salı
Korkunç sözler! 'Kaçanın anası ağlamaz' Tepki yağdı
Karaman'daki maden ocağında su baskınıyla ilgili maden ocağı yetkilisi Şahin Uyar 'Başımız sağ olsun' dedi.
Bir akrabasının da madende bulunduğunu belirten Uyar, kendi akrabasının sudan korkup kaçtığını ancak diğer çalışanların aldırış etmediğini söyledi. Uyar “Hani bir laf varya ‘kaçanın anası ağlamaz’ diye bazı arkadaşlarımız kaçar, bazıları da ne olacak der. Vahim bir olay olmuş keşke olmasaydı.” diye konuştu. Öte yandan karaman Valisi Murat Koca, işçilerin isimlerinin belirlendiğini, göçük altında 18-20 işçi olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.
Habertürk’te katıldığı programda maden kazasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Şahin Uyar şunları söyledi:
Suyu boşaltmak en mantıklısı. Bu mavi borularla sular çekiliyor. Su indikçe borular aşağı doğru itiliyor. Arkadan gelen suyun miktarına bağlı. Buradaki mühendislerin söylediğine göre milyon metreküp su var diyorlar. Bu bir iki gün sürebilir. Tersine galeriye kaçmışlarsa kurtulma şansları çok yüksek. İnsan bir şey yemediği zaman 15-20 gün dayanabilirler.
Kömür ocağında işçiler mahsur kaldı!Kömür ocağında işçiler mahsur kaldı!
“YERALTINDA ÇALIŞILMIŞ MADENLER VAR”
Yukarıda olduğu için oraya su dolma şansı yok. Ama bağlantılı yerler suyla dolduysa sıkıntılı olabilir. Yer altındaki sulardan oluşan su toplulukları varsa, bir göleti düşünün, altında maden olduğunu düşünün. Bu çevrede gölet yok ama oraya doğru yaklaşınca ani su geliyor. Yeraltında diğer çalışmış madenler var. O madenlere yaklaştığı için, geçmişte çalışmalar olmuş, böyle bir olay olmuş olabilir. Çalışılıp kömürler alındığı için su birikiyor. Biriktiği için yeni maden ocağındaki sular bu tarafa gelmiş. Onu tespit etmek daha önceden mümkün değil. Zaten belirli bir metreye indiği zaman belirli bir su gelir. Şu şekilde olabilir. Maden kanunu var. Gideceği zaman, 15 metre öncesine sondaj yapılmak zorunda. Orada da böyle bir sondaj yapıldı yapılmadı bilmiyorum. Vali bey şöyle söylüyor. Olay yanlış anlamış herhâlde. 26 kişi çalışıyormuş 28 kişi kendi imkanlarıyla çıkmış. 18 kişi kalmış.
“YAŞAM ODASI OLSA BİR ŞEY FARK ETMEYECEK”
Bu galeride çalışan işçi sayısı 26 kişi. Madende çalışan 78 kişi. Kurtulanlar kurtarma ekiplerine yardım ediyor. Şu anda 78-80 kurtarma ekibimiz var. İtfaiye müdürlüğü beni aradılar. Onlar daha büyük pompaları olduğu söylediler İstanbul Büyükşehir’den. Ahtapot adı verilen su tahliye araçları yönlendirilmiş durumda. Yaşam odası yok. burası çok büyük bir maden olmadığı için yaşam odası gerekmiyor. Küçük madende yaşam odası kuralı yok. Yaşam odası olsa da bir şey fark etmiyor.
“BAŞIMIZ SAĞ OLSUN”
Herkes zannediyor ki çok can kurtaran bir şey. Olaya ulaşmak için de mesafe kat etmek lazım. Herkes bu olayı yanlış anlıyor yada anlatılıyor. Göçük yada su baskını olmazsa yaşam odasına gidilebilir. Su baskınında yaşam odasının hiçbir etkisi yoktur. Başımız sağ olsun, bütün arkadaşlarımızın.
“KAÇANIN ANASI AĞLAMAZ”
Kurtulan arkadaşımızdan birisi benim akrabam. Nereye kaçtılar, can havliyle ne yaptılar bilinmiyor. Diğer işçilerin kaçmadığını anlattı bana. Öbür arkadaşları bu kadar sudan korkulur mu dediler dedi, ben kaçtım dedi. Bazı insanların canı tatlı olur ya, hemen kaçarlar korkarlar. Diğer arkadaşlar herhalde aldırış etmemişler. Hani bir laf varya ‘kaçanın anası ağlamaz’ diye bazı arkadaşlarımız kaçar, bazıları da ne olacak der. Vahim bir olay olmuş keşke olmasaydı. (Milliyet)
Bir akrabasının da madende bulunduğunu belirten Uyar, kendi akrabasının sudan korkup kaçtığını ancak diğer çalışanların aldırış etmediğini söyledi. Uyar “Hani bir laf varya ‘kaçanın anası ağlamaz’ diye bazı arkadaşlarımız kaçar, bazıları da ne olacak der. Vahim bir olay olmuş keşke olmasaydı.” diye konuştu. Öte yandan karaman Valisi Murat Koca, işçilerin isimlerinin belirlendiğini, göçük altında 18-20 işçi olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.
Habertürk’te katıldığı programda maden kazasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Şahin Uyar şunları söyledi:
Suyu boşaltmak en mantıklısı. Bu mavi borularla sular çekiliyor. Su indikçe borular aşağı doğru itiliyor. Arkadan gelen suyun miktarına bağlı. Buradaki mühendislerin söylediğine göre milyon metreküp su var diyorlar. Bu bir iki gün sürebilir. Tersine galeriye kaçmışlarsa kurtulma şansları çok yüksek. İnsan bir şey yemediği zaman 15-20 gün dayanabilirler.
Kömür ocağında işçiler mahsur kaldı!Kömür ocağında işçiler mahsur kaldı!
“YERALTINDA ÇALIŞILMIŞ MADENLER VAR”
Yukarıda olduğu için oraya su dolma şansı yok. Ama bağlantılı yerler suyla dolduysa sıkıntılı olabilir. Yer altındaki sulardan oluşan su toplulukları varsa, bir göleti düşünün, altında maden olduğunu düşünün. Bu çevrede gölet yok ama oraya doğru yaklaşınca ani su geliyor. Yeraltında diğer çalışmış madenler var. O madenlere yaklaştığı için, geçmişte çalışmalar olmuş, böyle bir olay olmuş olabilir. Çalışılıp kömürler alındığı için su birikiyor. Biriktiği için yeni maden ocağındaki sular bu tarafa gelmiş. Onu tespit etmek daha önceden mümkün değil. Zaten belirli bir metreye indiği zaman belirli bir su gelir. Şu şekilde olabilir. Maden kanunu var. Gideceği zaman, 15 metre öncesine sondaj yapılmak zorunda. Orada da böyle bir sondaj yapıldı yapılmadı bilmiyorum. Vali bey şöyle söylüyor. Olay yanlış anlamış herhâlde. 26 kişi çalışıyormuş 28 kişi kendi imkanlarıyla çıkmış. 18 kişi kalmış.
“YAŞAM ODASI OLSA BİR ŞEY FARK ETMEYECEK”
Bu galeride çalışan işçi sayısı 26 kişi. Madende çalışan 78 kişi. Kurtulanlar kurtarma ekiplerine yardım ediyor. Şu anda 78-80 kurtarma ekibimiz var. İtfaiye müdürlüğü beni aradılar. Onlar daha büyük pompaları olduğu söylediler İstanbul Büyükşehir’den. Ahtapot adı verilen su tahliye araçları yönlendirilmiş durumda. Yaşam odası yok. burası çok büyük bir maden olmadığı için yaşam odası gerekmiyor. Küçük madende yaşam odası kuralı yok. Yaşam odası olsa da bir şey fark etmiyor.
“BAŞIMIZ SAĞ OLSUN”
Herkes zannediyor ki çok can kurtaran bir şey. Olaya ulaşmak için de mesafe kat etmek lazım. Herkes bu olayı yanlış anlıyor yada anlatılıyor. Göçük yada su baskını olmazsa yaşam odasına gidilebilir. Su baskınında yaşam odasının hiçbir etkisi yoktur. Başımız sağ olsun, bütün arkadaşlarımızın.
“KAÇANIN ANASI AĞLAMAZ”
Kurtulan arkadaşımızdan birisi benim akrabam. Nereye kaçtılar, can havliyle ne yaptılar bilinmiyor. Diğer işçilerin kaçmadığını anlattı bana. Öbür arkadaşları bu kadar sudan korkulur mu dediler dedi, ben kaçtım dedi. Bazı insanların canı tatlı olur ya, hemen kaçarlar korkarlar. Diğer arkadaşlar herhalde aldırış etmemişler. Hani bir laf varya ‘kaçanın anası ağlamaz’ diye bazı arkadaşlarımız kaçar, bazıları da ne olacak der. Vahim bir olay olmuş keşke olmasaydı. (Milliyet)
Bill Cosby bana tecavüz etti!
Barbara Bowman, geçmişte birlikte çalıştığı Bill Cosby'nin kendisine tecavüz ettiğini söyledi.
1985 yılında özel bir seçme ile Bill Cosby için çalışmaya başlayan Barbara Bowman, Cosby'nin iki yıl sonra kendisine tecavüz ettiğini iddia etti. Daily Mail'a konuşan Bowman, "Bana ilaç verdi ve tecavüz etti. O bir canavar, bana bir canavar gibi geldi. Umudum diğer insanların da ünlü, zengin ve güçlü kişiler tarafından tehdit edilip susmayı tercih etmemesi. Eğer bir kişiyi bile yardım edebilirsim, amacıma ulaşmışım demektir" diye konuştu.
Bowman, Cosby'nin kendisine onu bir baba gibi görmesini ve ona yüzde yüz güvenmesini istediğini söyledi. Bowman 19 yaşındayken, bir akşam otel odasında uyandığından Cosby'yi fark ettiğini, panik olduğunu ve Cosby'nin ona saldırdığını anlattı. Cosby'nin kemerinin çıkardığı sesi unutamadığını söyleyen Barbara, tecavüzün detaylarını aktardı.
Bu olaydan sonra kendisinin kovulduğunu ve hiçbir yerde iş bulamadığını anlatan Bowman, 25 yıl sonra gerçeklerin açığa çıkmasını istediğini belirtti. (Medyafaresi)
1985 yılında özel bir seçme ile Bill Cosby için çalışmaya başlayan Barbara Bowman, Cosby'nin iki yıl sonra kendisine tecavüz ettiğini iddia etti. Daily Mail'a konuşan Bowman, "Bana ilaç verdi ve tecavüz etti. O bir canavar, bana bir canavar gibi geldi. Umudum diğer insanların da ünlü, zengin ve güçlü kişiler tarafından tehdit edilip susmayı tercih etmemesi. Eğer bir kişiyi bile yardım edebilirsim, amacıma ulaşmışım demektir" diye konuştu.
Bowman, Cosby'nin kendisine onu bir baba gibi görmesini ve ona yüzde yüz güvenmesini istediğini söyledi. Bowman 19 yaşındayken, bir akşam otel odasında uyandığından Cosby'yi fark ettiğini, panik olduğunu ve Cosby'nin ona saldırdığını anlattı. Cosby'nin kemerinin çıkardığı sesi unutamadığını söyleyen Barbara, tecavüzün detaylarını aktardı.
Bu olaydan sonra kendisinin kovulduğunu ve hiçbir yerde iş bulamadığını anlatan Bowman, 25 yıl sonra gerçeklerin açığa çıkmasını istediğini belirtti. (Medyafaresi)
Kömür ocağında dehşet.. 18 işçi göçük altında!
Karaman'daki maden ocağında su baskınıyla ilgili maden ocağı yetkilisi Şahin Uyar 'Başımız sağ olsun' dedi. Bir akrabasının da madende bulunduğunu belirten Uyar, kendi akrabasının sudan korkup kaçtığını ancak diğer çalışanların aldırış etmediğini söyledi. Uyar "Hani bir laf varya 'kaçanın anası ağlamaz' diye bazı arkadaşlarımız kaçar, bazıları da ne olacak der. Vahim bir olay olmuş keşke olmasaydı." diye konuştu. Öte yandan Karaman Valisi Murat Koca, işçilerin isimlerinin belirlendiğini, göçük altında 18-20 işçi olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.
Habertürk'te katıldığı programda maden kazasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Şahin Uyar şunları söyledi:
Suyu boşaltmak en mantıklısı. Bu mavi borularla sular çekiliyor. Su indikçe borular aşağı doğru itiliyor. Arkadan gelen suyun miktarına bağlı. Buradaki mühendislerin söylediğine göre milyon metreküp su var diyorlar. Bu bir iki gün sürebilir. Tersine galeriye kaçmışlarsa kurtulma şansları çok yüksek. İnsan bir şey yemediği zaman 15-20 gün dayanabilirler.
"YERALTINDA ÇALIŞILMIŞ MADENLER VAR"
Yukarıda olduğu için oraya su dolma şansı yok. Ama bağlantılı yerler suyla dolduysa sıkıntılı olabilir. Yer altındaki sulardan oluşan su toplulukları varsa, bir göleti düşünün, altında maden olduğunu düşünün. Bu çevrede gölet yok ama oraya doğru yaklaşınca ani su geliyor. Yeraltında diğer çalışmış madenler var. O madenlere yaklaştığı için, geçmişte çalışmalar olmuş, böyle bir olay olmuş olabilir. Çalışılıp kömürler alındığı için su birikiyor. Biriktiği için yeni maden ocağındaki sular bu tarafa gelmiş. Onu tespit etmek daha önceden mümkün değil. Zaten belirli bir metreye indiği zaman belirli bir su gelir. Şu şekilde olabilir. Maden kanunu var. Gideceği zaman, 15 metre öncesine sondaj yapılmak zorunda. Orada da böyle bir sondaj yapıldı yapılmadı bilmiyorum. Vali bey şöyle söylüyor. Olay yanlış anlamış herhâlde. 26 kişi çalışıyormuş 28 kişi kendi imkanlarıyla çıkmış. 18 kişi kalmış.
"YAŞAM ODASI OLSA BİR ŞEY FARK ETMEYECEK"
Bu galeride çalışan işçi sayısı 26 kişi. Madende çalışan 78 kişi. Kurtulanlar kurtarma ekiplerine yardım ediyor. Şu anda 78-80 kurtarma ekibimiz var. İtfaiye müdürlüğü beni aradılar. Onlar daha büyük pompaları olduğu söylediler İstanbul Büyükşehir'den. Ahtapot adı verilen su tahliye araçları yönlendirilmiş durumda. Yaşam odası yok. burası çok büyük bir maden olmadığı için yaşam odası gerekmiyor. Küçük madende yaşam odası kuralı yok. Yaşam odası olsa da bir şey fark etmiyor.
"BAŞIMIZ SAĞ OLSUN"
Herkes zannediyor ki çok can kurtaran bir şey. Olaya ulaşmak için de mesafe kat etmek lazım. Herkes bu olayı yanlış anlıyor yada anlatılıyor. Göçük yada su baskını olmazsa yaşam odasına gidilebilir. Su baskınında yaşam odasının hiçbir etkisi yoktur. Başımız sağ olsun, bütün arkadaşlarımızın.
"KAÇANIN ANASI AĞLAMAZ"
Kurtulan arkadaşımızdan birisi benim akrabam. Nereye kaçtılar, can havliyle ne yaptılar bilinmiyor. Diğer işçilerin kaçmadığını anlattı bana. Öbür arkadaşları bu kadar sudan korkulur mu dediler dedi, ben kaçtım dedi. Bazı insanların canı tatlı olur ya, hemen kaçarlar korkarlar. Diğer arkadaşlar herhalde aldırış etmemişler. Hani bir laf varya 'kaçanın anası ağlamaz' diye bazı arkadaşlarımız kaçar, bazıları da ne olacak der. Vahim bir olay olmuş keşke olmasaydı.
VALİ KOCA: 18-20 İŞÇİ GÖÇÜK ALTINDA
Karaman Valisi Murat Koca, Ermenek ilçesinde maden işçilerinin mahsur kalmasına ilişkin, göçük altındaki galeride biriken suyun tahliye çalışmalarının sürdüğünü belirterek, "Göçük altında 18-20 işçi olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların isimleri belli" dedi.
Vali Murat Koca yaptığı açıklamada, ocaktaki galeride ciddi su birikintisi olduğunu söyledi. Koca, "Galerideki suyun tahliye çalışmaları sürüyor. Göçük altında 18-20 işçi olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların isimleri belli. AFAD ve Türkiye Taşkömürü Kurumu ekipleri de yolda" diye konuştu.
Habertürk'te katıldığı programda maden kazasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Şahin Uyar şunları söyledi:
Suyu boşaltmak en mantıklısı. Bu mavi borularla sular çekiliyor. Su indikçe borular aşağı doğru itiliyor. Arkadan gelen suyun miktarına bağlı. Buradaki mühendislerin söylediğine göre milyon metreküp su var diyorlar. Bu bir iki gün sürebilir. Tersine galeriye kaçmışlarsa kurtulma şansları çok yüksek. İnsan bir şey yemediği zaman 15-20 gün dayanabilirler.
"YERALTINDA ÇALIŞILMIŞ MADENLER VAR"
Yukarıda olduğu için oraya su dolma şansı yok. Ama bağlantılı yerler suyla dolduysa sıkıntılı olabilir. Yer altındaki sulardan oluşan su toplulukları varsa, bir göleti düşünün, altında maden olduğunu düşünün. Bu çevrede gölet yok ama oraya doğru yaklaşınca ani su geliyor. Yeraltında diğer çalışmış madenler var. O madenlere yaklaştığı için, geçmişte çalışmalar olmuş, böyle bir olay olmuş olabilir. Çalışılıp kömürler alındığı için su birikiyor. Biriktiği için yeni maden ocağındaki sular bu tarafa gelmiş. Onu tespit etmek daha önceden mümkün değil. Zaten belirli bir metreye indiği zaman belirli bir su gelir. Şu şekilde olabilir. Maden kanunu var. Gideceği zaman, 15 metre öncesine sondaj yapılmak zorunda. Orada da böyle bir sondaj yapıldı yapılmadı bilmiyorum. Vali bey şöyle söylüyor. Olay yanlış anlamış herhâlde. 26 kişi çalışıyormuş 28 kişi kendi imkanlarıyla çıkmış. 18 kişi kalmış.
"YAŞAM ODASI OLSA BİR ŞEY FARK ETMEYECEK"
Bu galeride çalışan işçi sayısı 26 kişi. Madende çalışan 78 kişi. Kurtulanlar kurtarma ekiplerine yardım ediyor. Şu anda 78-80 kurtarma ekibimiz var. İtfaiye müdürlüğü beni aradılar. Onlar daha büyük pompaları olduğu söylediler İstanbul Büyükşehir'den. Ahtapot adı verilen su tahliye araçları yönlendirilmiş durumda. Yaşam odası yok. burası çok büyük bir maden olmadığı için yaşam odası gerekmiyor. Küçük madende yaşam odası kuralı yok. Yaşam odası olsa da bir şey fark etmiyor.
"BAŞIMIZ SAĞ OLSUN"
Herkes zannediyor ki çok can kurtaran bir şey. Olaya ulaşmak için de mesafe kat etmek lazım. Herkes bu olayı yanlış anlıyor yada anlatılıyor. Göçük yada su baskını olmazsa yaşam odasına gidilebilir. Su baskınında yaşam odasının hiçbir etkisi yoktur. Başımız sağ olsun, bütün arkadaşlarımızın.
"KAÇANIN ANASI AĞLAMAZ"
Kurtulan arkadaşımızdan birisi benim akrabam. Nereye kaçtılar, can havliyle ne yaptılar bilinmiyor. Diğer işçilerin kaçmadığını anlattı bana. Öbür arkadaşları bu kadar sudan korkulur mu dediler dedi, ben kaçtım dedi. Bazı insanların canı tatlı olur ya, hemen kaçarlar korkarlar. Diğer arkadaşlar herhalde aldırış etmemişler. Hani bir laf varya 'kaçanın anası ağlamaz' diye bazı arkadaşlarımız kaçar, bazıları da ne olacak der. Vahim bir olay olmuş keşke olmasaydı.
VALİ KOCA: 18-20 İŞÇİ GÖÇÜK ALTINDA
Karaman Valisi Murat Koca, Ermenek ilçesinde maden işçilerinin mahsur kalmasına ilişkin, göçük altındaki galeride biriken suyun tahliye çalışmalarının sürdüğünü belirterek, "Göçük altında 18-20 işçi olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların isimleri belli" dedi.
Vali Murat Koca yaptığı açıklamada, ocaktaki galeride ciddi su birikintisi olduğunu söyledi. Koca, "Galerideki suyun tahliye çalışmaları sürüyor. Göçük altında 18-20 işçi olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların isimleri belli. AFAD ve Türkiye Taşkömürü Kurumu ekipleri de yolda" diye konuştu.
3 üniversite bitirdi kazma-kürek çalışıyor
Balıkesir’de yaşayan 4 çocuk annesi 40 yaşındaki Sonay Baş, üç üniversite bitirmesine rağmen sürekli bir iş bulamayınca, İŞKUR’un Toplum Yararına Çalışma Projesi kapsamında Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde geçici işçi olarak çalışmaya başladı. Çevre yeşillendirmesi çalışmaları kapsamında kazma- kürek sallayarak ekmek parası kazanan Sonay Baş, "Türkiye’de iş bulmak zor. Çocuklarıma helal lokma götürmek için mücadele ediyorum. Buna da şükür" dedi. Bir üniversite bitiren bile iş bulamazken, üç üniversite bitiren Sonay Baş, çaresizlikten kazma-kürek çalışıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de resmi işsiz sayısı 2014 yılı Temmuz döneminde 2 milyon 867 bin kişiyi buldu. Aynı dönemde işsizlik oranı erkeklerde yüzde 8.8, kadınlarda ise yüzde 12 düzeyine ulaştı. İş bulmakta güçlük çekenlerden üç üniversite mezunu Sonay Baş, Balıkesir’de geçici işler yaparak 2 oğlu ve 2 kızı ile yaşam mücadelesi veriyor.
ÇOK SAYIDA DA KUS BİTİRMİŞ
Son olarak Balıkesir’de İŞKUR’un Toplum Yararına Çalışma Projesi’nde iş bulan Baş, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü bünyesinde çalışmaya başladı. Kentin çeşitli yerlerinde yeşillendirme çalışmaları kapsamında dikilecek çiçekler için kimi zaman kazma kürek sallayıp, kimi zaman da tırmık çekerek zemin hazırlayan Sonay Baş, 3 üniversite diplomasına rağmen yaptığı işten hiç gocunmadığını kaydetti. Kendini her alanda geliştirmek için çaba harcadığını belirten Sonay Baş şunları anlattı:
"Konya Ereğli’de liseyi bitirdikten sonra evlendim. Bir süre bu şehirde kaldıktan sonra eşimin görevi nedeniyle Muş’a taşındık. Burada Muş Meslek Yüksekolu’nun Çocuk Gelişimi Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra anadolu üniversitesi’nin iki yıllık Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdim. Bu zaman zarfında çocuklarım oldu. 5 yıl önce Balıkesir’e geldik. Bu arada eşimden ayrılıp çocuklarımla kaldım. Bu aşamada bir kozmetik firmasının ürünlerini satarken, bilgisayar kursundan, biçki dikiş nakış kursuna kadar pek çok kursa katıldım. KOSGEB’den girişimcilik sertifikası aldım. Kantin işletmeciliği kursunu tamamladım. Balıkesir’de bir özel güvenlik şirketinde yöneticilik, SGK’da güvenlik müdürlüğü yaptım. Yerel bir TV’de reklam bölümünde çalıştım. Bu işleri yaparken Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdim. Fakat dersler, kurslar ve çocuklarımın bakımı nedeniyle KPSS’de 71’den fazla not alamadım."
DÜZENLİ BİR İŞ BEKLİYOR
Tüm çabasına rağmen sürekli bir iş bulamadığını vurgulayan Sonay Baş, bu işe girme öyküsünü de şöyle aktardı:
"Kadrolu bir iş bulamayınca Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ndeki İŞKUR masasına başvurdum. Geçen günlerde telefon geldi ve geçen hafta pazartesi günden bu yana, yeşillendirme yapmak için zemin düzeltmeleri yapıyoruz. İşimden memnunum bir sıkıntım yok. Biliyorsunuz, Türkiye’de iş sıkıntısı var. Daha iyi şartlarda çalışmak isterim ama buna da şükrediyorum. Allah sağlık verdiği müddetçe, çocuklarıma helal lokma götürmek için çalışacağım. Kazma kürek de olsa 40 yıl düşünsem aklıma gelmeyecek yapamayacağım işleri yapmak zorunda kaldım. Belli bir kurumda düzenli bir iş yapmak için pek çok başvuru yaptım ve haber bekledim, hala bekliyorum. İnşallah bu yaştan sonra iyi bir iş çıkar ve ben de hayallerime kavuşurum. Allah bana da hayırlı bir emeklilik nasip eder." (Hürriyet)
3 günlük işçiye 16 maaş tazminat hakkı geldi
Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) geçen hafta 6356 sayılı Sendikalar Yasası'nın bazı maddelerinde verdiği iptal kararı tüm çalışanların yüzünü güldürdü. Bundan sonra 'sendikal faaliyet nedeniyle' işten atılan tüm işçiler, işe iade davası ya da sendikal tazminat davası açabilecekler. Böylece bir iş yerinde 3 günlük çalışan bile sendikal gerekçeyle işten atıldığında 16 maaş tazminat alabilecek.
28 yıldır binlerce davada işçi avukatlığı. sendika danışmanlığı yapan ve çalışma hayatına ilişkin onlarca tebliği bulunan, son olarak AYM'nin dinlediği isimler arasında yer alan Dr. Murat Özveri, AYM kararını Hürriyet'e yorumladı. Özveri, 3 günlük işçinin bile sendikal faaliyetten işten atıldığında 16 maaş tazminat alabileceğini söyledi.
16 YA DA 12 MAAŞ TAZMİNAT HAKKI
Özveri, 6356 sayılı yasa gereği 30 ve daha az işçi çalıştıran iş yerlerinde çalışan işçilerin ya da herhangi bir holdingte 6 aydan az çalışanlar ile belirli süreli iş sözleşmesi imzalayanların sendikal faaliyet nedeniyle işten atılması durumunda 'sendikal tazminat' alamadığı gibi, işe iade davası da açamadıklarına dikkat çekti.
Ancak AYM'nin iptaliyle, artık tüm çalışanların sendikal faaliyet nedeniyle işten çıkarılması durumunda isterse 'sendikal tazminat' isterse de 'işe iade davası' açabileceğini söyledi. Özveri, iki davanın birden açılamayacağını vurguladı. Yeni durumu şöyle örnekledi:
"Mevcut İş Kanunu gereği 30 ve altında işçi çalıştıran iş yerlerine işe iade davası açılamıyor. Yine bir işyerinde 6 aydan az çalışanlar ile belirli süreli iş sözleşmesi imzalayanlar da bu haktan yararlanamıyor. AYM kararı sonrası bir işçi sendika toplantılarına katıldığı ya da sendikaya üye olduğu için işten atılırsa, o işyerinde ne kadar süredir çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın dava açabilecek. Bu isterse işe iade davası isterse de 'sendikal tazminat davası' olacak.
Bir başka ifadeyle, bir işçi sendikal nedenle işten atılırsa süresine, nerede, hangi sözleşmeyle çalıştığına bakılmaksızın; işe iade davası açabilecek. Bu durumda mahkeme iki karar verebilir. O işçinin işe iadesine hükmederse işçiye sadece 4 aylık çalıştırılmayan süre ücreti ödenir ve işçi işine geri döner. İşine geri dönmek istemezse, 12 aylık maaşı kadar 'tazminat' alır.
Mahkeme, ikinci olarak işe iadesi yerine 1 yıllık ücretinden az olmayacak şekilde 'işe iade tazminatına' hükmedebilir. Ki bu durumda, işçi 12 maaş tazminat, ilave olarak da 4 maaş çalıştırılmayan süre ücreti olmak üzere toplam 16 maaş alabilir."
Murat Özveri, işçinin 'sendikal tazminat' davası açması durumunda ise mahkemenin 12 maaştan az olmamak üzere 'sendikal tazminata' hükmedebileceğini anlattı. Bu durumda da işçinin 12 brüt maaş alacağını söyledi.
31 YILLIK YASAK SONA ERDİ
Özveri, 2012 yılında yenilenen 6356 Sayılı Sendikalar Yasası'nın 12 Mart ve 12 Eylül yasaklarını devam ettiren önemli bir hükmünün AYM tarafından iptal edildiğine dikkat çekti. ILO'nun yıllardır Türkiye'yi uyarmasına rağmen şehir içi ulaşımında ve bankacılık sektöründe grev ve lokavtı yasaklayan hükmün 6356 sayılı yasa tasarısına sonradan eklendiğini anımsattı. AYM'nin iptaliyle 1983 yılı esas alındığında 31 yıllık yasağın bittiğini anlatan Özveri, bundan sonra her iki sektörde çalışanların da greve çıkabileceğini vurguladı.
ILO'ya göre grevin sadece iki durumda sınırlanabileceğini ifade eden Özveri, "Birincisi nüfusun tümünün veya bir bölümünün yaşamını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye atabilecek zorunlu temel hizmetlerde. Örneğin hastaneler, elektrik-su, polis ve silahlı güçler, itfaiye, hava trafik kontrolü. İkinci olarak da bunlar dışında kalan temel hizmetlerde insanların yaşamı, güvenliği çok zora girerse sadece bunu kolaylaştırıcı düzeyde devlet greve müdahale edebiliyor. Yoksa grev yasaklanamaz. Mutfak atıklarının toplanması- çöp işleri, demiryolu taşımacılığında uzun süren bir grev olursa geçici müdahale edilebilir, diyor. Yoksa yasaklamaya izin vermiyor. Örneğin asker sevkiyatı gerekiyor, ilaç gönderilecek bunun için demiryolunu çalıştırırsın, işini tamamlarsın greve devam edilir, diyor.
(Aysel Alp / Hürriyet)
Bacağı bu hale geldi
Venezüella'da 13 yaşındaki bir kızın bacağına görenler şaştı kaldı. İnanılmaz tahribatın sebebi ise yılan ısırığı.
Yılan tarafından ısırılan 13 yaşındaki zavallı kızın bacağı çürüdü. Şok eden olayda sol bacağı tamamıyla çürüyen kız yılan tarafından ısırıktan bir ay sonra doktora başvurdu. Bu sebeple tedavi için çok geç kalındığı ve kas dokusunun çürümeye başladığı görüldü. Doktorlara göre şiddetli yılan zehri dokunun erken ölmesine neden olmuş.
Yılan zehirlerinin çok karmaşık ve farklı türleri bulunuyor. Uzmanlar yılan ısırığı durumlarında hastanın acilen tedavi edilmesi gerektiğine aksi takdirde zehrin düşük kan basıncı ile birleştiğinde böbreklerin zarar görmesine hatta ölüme bile yol açabileceğine dikkat çekiyor.
Yılan tarafından ısırılan 13 yaşındaki zavallı kızın bacağı çürüdü. Şok eden olayda sol bacağı tamamıyla çürüyen kız yılan tarafından ısırıktan bir ay sonra doktora başvurdu. Bu sebeple tedavi için çok geç kalındığı ve kas dokusunun çürümeye başladığı görüldü. Doktorlara göre şiddetli yılan zehri dokunun erken ölmesine neden olmuş.
Yılan zehirlerinin çok karmaşık ve farklı türleri bulunuyor. Uzmanlar yılan ısırığı durumlarında hastanın acilen tedavi edilmesi gerektiğine aksi takdirde zehrin düşük kan basıncı ile birleştiğinde böbreklerin zarar görmesine hatta ölüme bile yol açabileceğine dikkat çekiyor.
Dere kenarında çok acı olay!
Rize’nin Fındıklı İlçesi Sümer Köyü’nde dere kenarında göğsünde tek kurşun yarası bulunan 19 yaşındaki Emine Kocakoç’un cesedi bulundu.
Dere kenarında ceset gören vatandaşlar durumu jandarmaya bildirdi. Olay yerinde inceleme yapan ekipler, cesedi bulunan genç kızın aynı köyde yaşayan Emine Kocakoç olduğunu belirledi. Göğsünde tek kurşun yarası bulunan Kocakoç’un yanında bulunan tabancayla intihar ettiği ihtimali de değerlendiriliyor.
Kocakoç’un cesedi otopsi için Trabzon Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Dere kenarında ceset gören vatandaşlar durumu jandarmaya bildirdi. Olay yerinde inceleme yapan ekipler, cesedi bulunan genç kızın aynı köyde yaşayan Emine Kocakoç olduğunu belirledi. Göğsünde tek kurşun yarası bulunan Kocakoç’un yanında bulunan tabancayla intihar ettiği ihtimali de değerlendiriliyor.
Kocakoç’un cesedi otopsi için Trabzon Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Ebolaya karşı korunmada püf noktaları
Tedavisi yok, korunmak şart; ama nasıl!?
Ebola virüsü ortaya çıktığı günden bu yana binlerce can aldı. Dünyada giderek büyüyen ve ne yazık ki tüm önlemlerin yetersiz kaldığı bu ölümcül salgın nedeniyle ortalama 4 bin kişi hayatını kaybetti. Peki dünyanın bu korkulu salgın hastalığı Ebola virüsünden korunmak için kişisel ne gibi önlemler alabiliriz, nelere dikkat etmeliyiz? Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi ve Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Kuşoğlu, milliyet.com.tr'ye önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Ne ilacı var ne aşısı! Korkunun adı, Ebola virüsü. Üstelik tehdit önlenemez şekilde artarak devam ediyor. Afrika'dan sonra Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa için de risk oluşturan, adını Kongo'daki nehirden alan 'Ebola' salgını Türkiye için de uluslararası seyahatlerin olduğu her ülke kadar tehlike oluşturuyor. Ebola virüs hastalığı 1976’dan bu yana bilinmekte ancak bu yıl ilk görülmeye başlandığı mart ayından bu yana binlerce can aldı. Dört binden fazla kişi tıbbın şimdilik çaresiz kaldığı bu ölümcül virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi ve Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Kuşoğlu, hastalığın virüs ile enfekte kişilerden temas yoluyla geçebileceği için kişisel korunma tedbirlerinin önemine dikkat çekiyor. Ebola virüsü nefes yoluyla bulaşmıyor. Hastanın vücut sıvılarının (kan, idrar, dışkı, kusmuk, tükürük, balgam ve diğer vücut sıvıları) başkasının ağız, göz, burun içine veya ciltteki açık yaralarına bulaşması ile hastalık oluşturuyor. Salgın yaşanan ülkelerde enfekte olan kişilerin vücut sıvılarıyla temastan kaçınılması gerekiyor. Her şeyde olduğu gibi Ebola’dan korunmada da su ve sabunun son derece önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Kuşoğlu "Ebola virüsü insandan insana her türlü tükürük, kan, idrar, ter gibi vücut sıvıları ile bulaşan bir hastalık olduğu için su ve sabun en önemli tedbirlerin başında geliyor. 20-30 saniye süren el yıkama pek çok enfeksiyon için en güzel korunma yöntemi olduğu gibi hayat kurtarıcı da oluyor" diyor.
Şüpheli teması olanlar 21 gün süre ile izlenmeli
Henüz ülkemizde bir vaka yaşanmamasına rağmen, Dünya sağlık Örgütü ve TC Sağlık Bakanlığının tedbir amaçlı hazırlık önerileri sık sık güncellenerek hastanelere bildiriliyor. Salgının yaşandığı ülkeler ile teması olan kişilerin dikkatli olması gerektiğini belirten Dr. Kuşoğlu “Enfekte kişiler salgının yaşandığı ülkeler ile teması olan kişilerdir. Uluslararası seyahatlerin giderek yaygınlaştığı, havayoluyla insanların bir günde birkaç ülkeyi birden dolaşabildiği günümüzde, kişiler sağlıklı görünse dahi, salgının aktif olarak yaşandığı ülkelerle bir teması olduğunda hastalığın kuluçka süresi olan 21 gün süre ile klinik belirtiler yönünden yakından izlenmelidir” diyor. Dr. Kuşoğlu çok önemli bir noktanın da altını çiziyor: “Riskli bölgelerden gelip enfeksiyon bulguları olan kişilere karşı temkinli olunması şart. Ayrıca o ülkelerde bulunanlar Ebola virüsünün belirtilerine karşı da son derece uyanık olmalı. Salgının olduğu ülkelerle teması olup ek olarak grip gibi başlayan yüksek ateş, bulantı, halsizlik, kusma, kas ağrısı gibi durumlarda hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor. Ancak şu unutulmamalıdır ki kişide ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi bulgular yokken başka insanlara virüs bulaştırması olası değildir." Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Kuşoğlu, "Kişiler yurt dışında bilmedikleri yerlerde avlanmış hayvanların etlerini kesinlikle tüketmemeli. Hayvanlarla temas etmemek de büyük önem taşıyor" diyor.
Salgının yaşandığı ülkeler ile temasınız varsa hekime danışın
Hastalığın henüz aşısı da yok tedavi edici ilacı da. Antibiyotik tedavisi dahil hiçbir tedavi yöntemi fayda sağlamıyor. Dünya alarmda ve çalışmalar hızla devam ediyor ancak ne zaman işe yarayacağı belirsiz. Dr. Kuşoğlu bu noktada sık sık el yıkamanın yanısıra, kişilerle öpüşme yerine uzaktan selamlaşılması, çantada Alkol bazlı güvenilir dezenfektan ürünleri bulundurulması gerektiğini vurguluyor. Grip benzeri belirtileri olduğundan dolayı hastanelere Ebola şüphesi ile başvuran hastaların sayısında son dönemde büyük artış yaşanırken, Dr. Kuşoğlu "Bilinmelidir ki öncelikle salgının yaşandığı ülkeler ile temasın olması gerekiyor. Salgın olan ülkelere seyahati olan, Ebola ile enfekte olan kişi ile teması olup ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi belirtilerin başlaması halinde hastaneye başvurmalı ve başvurana kadar başka kişilere dokunmamalı. Hastane personelini enfeksiyon riskinden dolayı bilgilendirmeli, hasta, kişisel korunma önlemlerini almış hastane personeli tarafından tetkik edilmelidir” diyor.
Ebola virüsü ortaya çıktığı günden bu yana binlerce can aldı. Dünyada giderek büyüyen ve ne yazık ki tüm önlemlerin yetersiz kaldığı bu ölümcül salgın nedeniyle ortalama 4 bin kişi hayatını kaybetti. Peki dünyanın bu korkulu salgın hastalığı Ebola virüsünden korunmak için kişisel ne gibi önlemler alabiliriz, nelere dikkat etmeliyiz? Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi ve Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Kuşoğlu, milliyet.com.tr'ye önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Ne ilacı var ne aşısı! Korkunun adı, Ebola virüsü. Üstelik tehdit önlenemez şekilde artarak devam ediyor. Afrika'dan sonra Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa için de risk oluşturan, adını Kongo'daki nehirden alan 'Ebola' salgını Türkiye için de uluslararası seyahatlerin olduğu her ülke kadar tehlike oluşturuyor. Ebola virüs hastalığı 1976’dan bu yana bilinmekte ancak bu yıl ilk görülmeye başlandığı mart ayından bu yana binlerce can aldı. Dört binden fazla kişi tıbbın şimdilik çaresiz kaldığı bu ölümcül virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi ve Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Kuşoğlu, hastalığın virüs ile enfekte kişilerden temas yoluyla geçebileceği için kişisel korunma tedbirlerinin önemine dikkat çekiyor. Ebola virüsü nefes yoluyla bulaşmıyor. Hastanın vücut sıvılarının (kan, idrar, dışkı, kusmuk, tükürük, balgam ve diğer vücut sıvıları) başkasının ağız, göz, burun içine veya ciltteki açık yaralarına bulaşması ile hastalık oluşturuyor. Salgın yaşanan ülkelerde enfekte olan kişilerin vücut sıvılarıyla temastan kaçınılması gerekiyor. Her şeyde olduğu gibi Ebola’dan korunmada da su ve sabunun son derece önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Kuşoğlu "Ebola virüsü insandan insana her türlü tükürük, kan, idrar, ter gibi vücut sıvıları ile bulaşan bir hastalık olduğu için su ve sabun en önemli tedbirlerin başında geliyor. 20-30 saniye süren el yıkama pek çok enfeksiyon için en güzel korunma yöntemi olduğu gibi hayat kurtarıcı da oluyor" diyor.
Şüpheli teması olanlar 21 gün süre ile izlenmeli
Henüz ülkemizde bir vaka yaşanmamasına rağmen, Dünya sağlık Örgütü ve TC Sağlık Bakanlığının tedbir amaçlı hazırlık önerileri sık sık güncellenerek hastanelere bildiriliyor. Salgının yaşandığı ülkeler ile teması olan kişilerin dikkatli olması gerektiğini belirten Dr. Kuşoğlu “Enfekte kişiler salgının yaşandığı ülkeler ile teması olan kişilerdir. Uluslararası seyahatlerin giderek yaygınlaştığı, havayoluyla insanların bir günde birkaç ülkeyi birden dolaşabildiği günümüzde, kişiler sağlıklı görünse dahi, salgının aktif olarak yaşandığı ülkelerle bir teması olduğunda hastalığın kuluçka süresi olan 21 gün süre ile klinik belirtiler yönünden yakından izlenmelidir” diyor. Dr. Kuşoğlu çok önemli bir noktanın da altını çiziyor: “Riskli bölgelerden gelip enfeksiyon bulguları olan kişilere karşı temkinli olunması şart. Ayrıca o ülkelerde bulunanlar Ebola virüsünün belirtilerine karşı da son derece uyanık olmalı. Salgının olduğu ülkelerle teması olup ek olarak grip gibi başlayan yüksek ateş, bulantı, halsizlik, kusma, kas ağrısı gibi durumlarda hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor. Ancak şu unutulmamalıdır ki kişide ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi bulgular yokken başka insanlara virüs bulaştırması olası değildir." Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Kuşoğlu, "Kişiler yurt dışında bilmedikleri yerlerde avlanmış hayvanların etlerini kesinlikle tüketmemeli. Hayvanlarla temas etmemek de büyük önem taşıyor" diyor.
Salgının yaşandığı ülkeler ile temasınız varsa hekime danışın
Hastalığın henüz aşısı da yok tedavi edici ilacı da. Antibiyotik tedavisi dahil hiçbir tedavi yöntemi fayda sağlamıyor. Dünya alarmda ve çalışmalar hızla devam ediyor ancak ne zaman işe yarayacağı belirsiz. Dr. Kuşoğlu bu noktada sık sık el yıkamanın yanısıra, kişilerle öpüşme yerine uzaktan selamlaşılması, çantada Alkol bazlı güvenilir dezenfektan ürünleri bulundurulması gerektiğini vurguluyor. Grip benzeri belirtileri olduğundan dolayı hastanelere Ebola şüphesi ile başvuran hastaların sayısında son dönemde büyük artış yaşanırken, Dr. Kuşoğlu "Bilinmelidir ki öncelikle salgının yaşandığı ülkeler ile temasın olması gerekiyor. Salgın olan ülkelere seyahati olan, Ebola ile enfekte olan kişi ile teması olup ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi belirtilerin başlaması halinde hastaneye başvurmalı ve başvurana kadar başka kişilere dokunmamalı. Hastane personelini enfeksiyon riskinden dolayı bilgilendirmeli, hasta, kişisel korunma önlemlerini almış hastane personeli tarafından tetkik edilmelidir” diyor.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tatili kaç gün?
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı yaklaşıyor. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda okulların tatil olacak mı? 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı hakkında tüm detaylar haberimizde...
Cumhuriyet Bayramı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye'de ve Kuzey Kıbrıs'ta kutlanan bir millî bayramdır.
Cumhuriyet Bayramı'nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku'nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.
28 Ekim 2014 salı günü öğle saat 13:00 da başlayacak olan cumhuriyet bayramı tatili 29 Ekim günü ile birlikte bir buçuk saat sürecek. 28 Ekim salı günü memurlar yarım gün mesai yapacaklar.
Cumhuriyet Bayramı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye'de ve Kuzey Kıbrıs'ta kutlanan bir millî bayramdır.
Cumhuriyet Bayramı'nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku'nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.
28 Ekim 2014 salı günü öğle saat 13:00 da başlayacak olan cumhuriyet bayramı tatili 29 Ekim günü ile birlikte bir buçuk saat sürecek. 28 Ekim salı günü memurlar yarım gün mesai yapacaklar.
Palyaçolar terör estirdi
Fransa'da son günlerde esrarengiz bir palyaço saldırıları yaşanıyor. Palyaço kılığına bürünmüş kişiler, ellerinde kesici aletlerle, akşam saatlerinde sokaklarda terör estiriyor. Dün akşam çıkan olaylarda polis palyaço kılığına girmiş 14 genci gözaltına aldı.
Fransa ile ABD’nin Kaliforniya eyaletinin son haftalarda ortak bir yanları var: Palyaçolar. Kaliforniya’da, bazı Hollywood prodüksiyonu filmleri örnek alarak etrafa terör saçan palyaçolar Fransa’da da paniğe neden oluyor. Bu yıl ilk olarak bahar aylarında ortaya çıkan fenomen, sosyal medya aracılığıyla hızla yayılarak tüm ülkeyi saran bir psikoza dönüşüyor.
ETRAFA SALDIRIYORLAR
Haftasonu ülkenin güney sahillerindeki Montpellier kentinde yoldan geçen 35 yaşındaki bir kişi, elinde demir sopa olan palyaço kıyafetli bir kişinin saldırısna uğradı. Palyaçonun yakalandığını duyuran polis, ülkenin güneyindeki Herault ilinde otomobillere saldıran bir diğer palyaçoyu daha ele geçirdi. Palyaçonun, sorgusunda, “ABD’de sosyal medyada başlatılan ‘saldıran palyaço’ modasına uyduğunu” söylediği bildirildi. Polis, Herault ilinde altı benzer şikayet daha aldığını açıkladı. Perigueux kentinde sokaktan geçenleri elindeki hançerle korkutan 17 yaşındaki bir palyaço yakalandı. Ülkenin İsviçre sınırındaki Mulhouse kentinde ise beyzbol ve çekiçle insanları korkutan beş palyaço ele geçirildi. Fransız polisi, ülkenin kuzeyindeki Douai kentinde orta dereceli okulların çıkışında öğrencileri korkutan palyaçoları aramaya ise devam ediyor.
GÖRÜNTÜLER SOSYAL MEDYADA YAYILIYOR
Özellikle akşam saatlerinde, okul çıkışlarında, otoparklarda veya parklarda çocuk ve gençleri korkutan palyaço kılıklı kişilerin çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu belirtiliyor. Bunlardan bazıları sadece korkutmak niyetiyle hareket ederken, kimileri ellerinde elektrikli testere, balta, çekiç veya bıçak gibi aletlerle yoldan geçenlere saldırıyor. Bu saldırılar, palyaçolarla beraber hareket eden kişiler tarafından kamerayla kaydedilip, sosyal medya aracılığıyla dağıtılıyor. Fransa’nın kuzeyindeki palyaçolar tarafından açılan Facebook sayfasında kayıtlı 58 bin abone bulunuyor. Bordeaux kentindeki palyaçoların açtığı Facebook sayfasına ise ilk iki günde 4 bin 400 kişinin abone olduğu söyleniyor.
POLİS PALYAÇOLARI TUTUKLAMAYA BAŞLADI
Benzer şikayetlerin ülkenin doğu ve kuzey bölgeleri ile başkent Paris ve çevresinde de polis tarafından kaydedildiği belirtiliyor. Korkutan palyaço vakalarını son derece ciddiye alan polis, medya aracılığıyla palyaço kılığında sokaklarda halkı korkutan gençleri uyarıyor. Bu arada, yakalanan palyaçolar da derhal yargı önüne çıkarılmaya başlandı. Ülkenin kuzeyindeki Pas-de-Calais bölgesinde bulunan Douvrin kasabasında günlerce sokaktan geçenleri korkutan 19 yaşındaki bir diğer genç, 6 ay tecilli hapis ve 105 saat kamu yararına çalışma cezasına mahkum edildi. Mahkum olan genç, elinde sahte bir bıçakla yoldan geçenleri tehdit etmekle suçlanıyordu.
Palyaçoların ünlü çizgi roman kahramanı Batman’ın düşmanı palyaço kılıklı Joker ve DM Pranks Production adlı, palyaçoların rol aldığı korku klipleri çeken ve İtalya merkezli olduğu belirtilen bir şirketin filmlerinden esinlendiği söyleniyor. Korkutan palyaço fenomeni ABD ve Fransa dışında İngiltere ve İtalya’da da gözlemleniyor.
Fransa ile ABD’nin Kaliforniya eyaletinin son haftalarda ortak bir yanları var: Palyaçolar. Kaliforniya’da, bazı Hollywood prodüksiyonu filmleri örnek alarak etrafa terör saçan palyaçolar Fransa’da da paniğe neden oluyor. Bu yıl ilk olarak bahar aylarında ortaya çıkan fenomen, sosyal medya aracılığıyla hızla yayılarak tüm ülkeyi saran bir psikoza dönüşüyor.
ETRAFA SALDIRIYORLAR
Haftasonu ülkenin güney sahillerindeki Montpellier kentinde yoldan geçen 35 yaşındaki bir kişi, elinde demir sopa olan palyaço kıyafetli bir kişinin saldırısna uğradı. Palyaçonun yakalandığını duyuran polis, ülkenin güneyindeki Herault ilinde otomobillere saldıran bir diğer palyaçoyu daha ele geçirdi. Palyaçonun, sorgusunda, “ABD’de sosyal medyada başlatılan ‘saldıran palyaço’ modasına uyduğunu” söylediği bildirildi. Polis, Herault ilinde altı benzer şikayet daha aldığını açıkladı. Perigueux kentinde sokaktan geçenleri elindeki hançerle korkutan 17 yaşındaki bir palyaço yakalandı. Ülkenin İsviçre sınırındaki Mulhouse kentinde ise beyzbol ve çekiçle insanları korkutan beş palyaço ele geçirildi. Fransız polisi, ülkenin kuzeyindeki Douai kentinde orta dereceli okulların çıkışında öğrencileri korkutan palyaçoları aramaya ise devam ediyor.
GÖRÜNTÜLER SOSYAL MEDYADA YAYILIYOR
Özellikle akşam saatlerinde, okul çıkışlarında, otoparklarda veya parklarda çocuk ve gençleri korkutan palyaço kılıklı kişilerin çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu belirtiliyor. Bunlardan bazıları sadece korkutmak niyetiyle hareket ederken, kimileri ellerinde elektrikli testere, balta, çekiç veya bıçak gibi aletlerle yoldan geçenlere saldırıyor. Bu saldırılar, palyaçolarla beraber hareket eden kişiler tarafından kamerayla kaydedilip, sosyal medya aracılığıyla dağıtılıyor. Fransa’nın kuzeyindeki palyaçolar tarafından açılan Facebook sayfasında kayıtlı 58 bin abone bulunuyor. Bordeaux kentindeki palyaçoların açtığı Facebook sayfasına ise ilk iki günde 4 bin 400 kişinin abone olduğu söyleniyor.
POLİS PALYAÇOLARI TUTUKLAMAYA BAŞLADI
Benzer şikayetlerin ülkenin doğu ve kuzey bölgeleri ile başkent Paris ve çevresinde de polis tarafından kaydedildiği belirtiliyor. Korkutan palyaço vakalarını son derece ciddiye alan polis, medya aracılığıyla palyaço kılığında sokaklarda halkı korkutan gençleri uyarıyor. Bu arada, yakalanan palyaçolar da derhal yargı önüne çıkarılmaya başlandı. Ülkenin kuzeyindeki Pas-de-Calais bölgesinde bulunan Douvrin kasabasında günlerce sokaktan geçenleri korkutan 19 yaşındaki bir diğer genç, 6 ay tecilli hapis ve 105 saat kamu yararına çalışma cezasına mahkum edildi. Mahkum olan genç, elinde sahte bir bıçakla yoldan geçenleri tehdit etmekle suçlanıyordu.
Palyaçoların ünlü çizgi roman kahramanı Batman’ın düşmanı palyaço kılıklı Joker ve DM Pranks Production adlı, palyaçoların rol aldığı korku klipleri çeken ve İtalya merkezli olduğu belirtilen bir şirketin filmlerinden esinlendiği söyleniyor. Korkutan palyaço fenomeni ABD ve Fransa dışında İngiltere ve İtalya’da da gözlemleniyor.
Müthiş Kobani iddiası
IŞİD lideri Ebubekir Bağdadi'nin, örgütün önde gelen isimlerine gönderdiği mesajda Beka, Arsel ve Kobani’deki güçlerin çekilmesini istediği iddia edildi.
Milliyet'te yer alan habere göre; Kobani'ye yönelik 40 günü aşkın süredir saldırılarını sürdüren IŞİD'in can kayıpları 500'lü rakamlara ulaşınca örgüt içinde tartışmalar başladı. Reyu'l Yovm gazetesinin Rakka'daki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Ebubekir Bağdadi, örgüt yöneticilerine gönderdiği mesajda, Lübnan'da çatışmaların erken başlatıldığını belirterek, sert eleştirilerde bulundu. Haberde, IŞİD'in üst düzey komutanlarının bir toplantı yaparak, Kobani'den çekilme konusunu değerlendirmeye başladığı da ifade edildi.
Gazetenin Rakka’daki kaynaklara dayandırdığı haberine göre Bağdadi, Lübnan ’daki militanlarına gönderdiği mesajda, örgütün Lübnan’daki hücrelerinin, Lübnan ordusu ile çatışmalara erken başladığını bildirdi.
Bağdadi, mesajında Lübnan’daki militanların tepkisel hareket ettiklerini belirterek Lübnan ordusunun örgütün liderlerinden İmad Ahmed Cuma’yı tesadüfen ele geçirmesine rağmen örgütün hazırlık sürecini tamamlamadan Lübnan ordusuyla çatışmaya girmesinin ise Arsel ve Beka’daki militan sayısının ve konumlarının ortaya çıkmasına neden olduğunu ifade etti.
Raka’daki kaynaklar, IŞİD’in üst düzey komutanlarının bir toplantı yaparak Kobani’den çekilme konusunu değerlendirmeye başladığını belirtti.
Bazı örgüt liderlerinin Kobani’den çekilme konusuna itiraz ettiklerinin belirtildiği haberde örgütün Irak ’taki liderlerinin ise buradan çekilmeyle ilgili kararı örgütün şura meclisine bıraktığı bildirildi.
Milliyet'te yer alan habere göre; Kobani'ye yönelik 40 günü aşkın süredir saldırılarını sürdüren IŞİD'in can kayıpları 500'lü rakamlara ulaşınca örgüt içinde tartışmalar başladı. Reyu'l Yovm gazetesinin Rakka'daki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Ebubekir Bağdadi, örgüt yöneticilerine gönderdiği mesajda, Lübnan'da çatışmaların erken başlatıldığını belirterek, sert eleştirilerde bulundu. Haberde, IŞİD'in üst düzey komutanlarının bir toplantı yaparak, Kobani'den çekilme konusunu değerlendirmeye başladığı da ifade edildi.
Gazetenin Rakka’daki kaynaklara dayandırdığı haberine göre Bağdadi, Lübnan ’daki militanlarına gönderdiği mesajda, örgütün Lübnan’daki hücrelerinin, Lübnan ordusu ile çatışmalara erken başladığını bildirdi.
Bağdadi, mesajında Lübnan’daki militanların tepkisel hareket ettiklerini belirterek Lübnan ordusunun örgütün liderlerinden İmad Ahmed Cuma’yı tesadüfen ele geçirmesine rağmen örgütün hazırlık sürecini tamamlamadan Lübnan ordusuyla çatışmaya girmesinin ise Arsel ve Beka’daki militan sayısının ve konumlarının ortaya çıkmasına neden olduğunu ifade etti.
Raka’daki kaynaklar, IŞİD’in üst düzey komutanlarının bir toplantı yaparak Kobani’den çekilme konusunu değerlendirmeye başladığını belirtti.
Bazı örgüt liderlerinin Kobani’den çekilme konusuna itiraz ettiklerinin belirtildiği haberde örgütün Irak ’taki liderlerinin ise buradan çekilmeyle ilgili kararı örgütün şura meclisine bıraktığı bildirildi.
"İyi ki kollarını kaybetmişsin şerefsiz!" demişti... İşte cezası!
Ankara Büyükşehir Belediyesi, Şırnak’ta 2007’de girdiği çatışmada iki kolunu, sağ ayağını ve bir gözünü kaybeden gazi Yılmaz Yiğit’e, arka cebindeki gazi kimliğini gösteremediği için 3 yaşındaki kızının yanında hakaret eden belediye otobüsü şoförü Vahit Çatal’a ceza kesti.
Olaydan sonra hakkında soruşturma açılan ve açığa alınan Çatal’ın soruşturma sonrasında büyük ihtimalle işine son verileceği belirtildi.
26 Ekim’de 3 yaşındaki kızı Zeynep’le birlikte TSK Rehabilitasyon Merkezi’ne gitmek üzere Çatal’ın kullandığı belediye otobüsüne binen Yiğit, büyük bir şok yaşadı. “Gaziyim” diyerek geçen Yiğit’e, otobüs şoförü Çatal, “Kartını bas, yoksa binemezsin” diye bağırdı. Yiğit de, “Gazi kartım pantolonumun arka cebinde. Ellerim yok çıkaramıyorum, siz alır mısınız?” dedi.
Çatal ise polis tutanaklarına göre, “Benim için mi kollarını kaybettin? İyi ki kollarını kaybetmişsin şerefsiz! Bana ne... Çıkarmak zorunda mıyım? Bunlar hep böyle. Senin gibi şerefsiz bir gaziden 2 bin 500 lira tazminat aldım” diye konuştu. Çatal, Yiğit’e yumruk atmaya da çalıştı. Diğer yolcuların da karıştığı kavga karakolda bitti.
Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü, basına yansıyan olaydan sonra şoför Çatal hakkında soruşturma başlattı. İşten el çektirilerek açığa alınan Çatal, Müfettiş Teftiş Kurulu’na verildi. EGO yetkilileri, Çatal’ın aslında belediyenin Belka Şirketi’nin personeli olduğunu ve şirketin Disiplin Kurulu’na da sevk edildiğini bildirdi.
‘Gerçeği yansıtmıyor’
Konu hakkında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada ise şunlar kaydedildi: “Üzücü haberler üzerine araçlarımızda bulunan kamera kayıtları derhal temin edilerek incelendi. Basında yer alan gazilere yönelik olumsuz ifadelerin gerçeği yansıtmadığı görüldü. Ancak vatanımız için canlarını hiçe sayan gazilerimizin en ufak şekilde incitilmesi bile kabul edilemeyeceği için soruşturma sonrasında şoförün kusurlu bulunması halinde gerekli cezai işlem yapılacak.” (Milliyet)
Olaydan sonra hakkında soruşturma açılan ve açığa alınan Çatal’ın soruşturma sonrasında büyük ihtimalle işine son verileceği belirtildi.
26 Ekim’de 3 yaşındaki kızı Zeynep’le birlikte TSK Rehabilitasyon Merkezi’ne gitmek üzere Çatal’ın kullandığı belediye otobüsüne binen Yiğit, büyük bir şok yaşadı. “Gaziyim” diyerek geçen Yiğit’e, otobüs şoförü Çatal, “Kartını bas, yoksa binemezsin” diye bağırdı. Yiğit de, “Gazi kartım pantolonumun arka cebinde. Ellerim yok çıkaramıyorum, siz alır mısınız?” dedi.
Çatal ise polis tutanaklarına göre, “Benim için mi kollarını kaybettin? İyi ki kollarını kaybetmişsin şerefsiz! Bana ne... Çıkarmak zorunda mıyım? Bunlar hep böyle. Senin gibi şerefsiz bir gaziden 2 bin 500 lira tazminat aldım” diye konuştu. Çatal, Yiğit’e yumruk atmaya da çalıştı. Diğer yolcuların da karıştığı kavga karakolda bitti.
Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Genel Müdürlüğü, basına yansıyan olaydan sonra şoför Çatal hakkında soruşturma başlattı. İşten el çektirilerek açığa alınan Çatal, Müfettiş Teftiş Kurulu’na verildi. EGO yetkilileri, Çatal’ın aslında belediyenin Belka Şirketi’nin personeli olduğunu ve şirketin Disiplin Kurulu’na da sevk edildiğini bildirdi.
‘Gerçeği yansıtmıyor’
Konu hakkında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada ise şunlar kaydedildi: “Üzücü haberler üzerine araçlarımızda bulunan kamera kayıtları derhal temin edilerek incelendi. Basında yer alan gazilere yönelik olumsuz ifadelerin gerçeği yansıtmadığı görüldü. Ancak vatanımız için canlarını hiçe sayan gazilerimizin en ufak şekilde incitilmesi bile kabul edilemeyeceği için soruşturma sonrasında şoförün kusurlu bulunması halinde gerekli cezai işlem yapılacak.” (Milliyet)
Suriye'li gelin sevdası bu ilimizde boşanmaları patlattı
Kilis’te “Suriyeli kadınla evlilik” kentte boşanmaları ikiye katladı. Kilisliler, neden Suriyeli kadınlarla evlendiklerini anlattı.
Kilis Baro Başkanı Hayri Muammer Fazlıağaoğlu’nun, “Suriyeli mülteci kadınlar yüzünden kentte boşanmalar arttı” şeklindeki açıklamaları, gözlerin bu kente çevrilmesine neden oldu.
SURİYELİLER İMAM NİKAHIYLA YAŞIYOR
Kilis Evlendirme Memurluğu’nun kayıtlarına göre bu yıl 78 Suriyeli evlendi. Ancak sivil toplum kuruluşlu temsilcilerine göre, Suriyeliler büyük oranda imam nikâhıyla yaşıyor. Suriyeli kadın krizi, boşanma dilekçelerine yansısa da çoğu kadın gururuna yediremediğinden boşanma gerekçesini dilekçede “şiddetli geçimsizlik” olarak gösteriyor. Yüzde 60 artan boşanmaların yüzde 20’sinin bu sebeplerden kaynaklandığı dile getiriliyor.
‘KARADENİZLİ KADINLARLA AYNI’
“Kilis’te aile birliği tehdit altında” diyen Kilis Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Şeyma Gürses Kepekçi, kentteki genel durumu şöyle özetliyor: “Geçmişte Karadeniz kadınının yaşadığı sorunu bu kez Kilisli kadınlar yaşıyor. Karadenizli kadınlar, ‘Bir gün mutlaka gidecekler’ diye susmayı tercih etti. Şimdi de Kilisli kadınlar susuyor. Bu olay kucağımızda bomba gibi. Toplumsal olaylar sel felaketi gibidir. Acil önlem alınmalı.” İstatistiklerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Kepekçi, “Kadınlar, kocasının Suriyeli bir kadınla yaşadığını çocuğuna anlatamıyor. Psikolojisi bozuk. Kadın gidecek yeri olmadığı için boşanamıyor. Biz avukatlar da genellikle erkek iki ayrı ev açtığı için ‘Kendi evine bakmıyor’ diye nafakaya yönlendiriyoruz. Bir de Kilisli kadın 60 liraya temizlik yapıyorsa, Suriyeli kadın 20 liraya tüm gün temizlik yapıyor” diye konuştu.
‘SURİYELİ KADINI 42 YILLIK EŞİNE TERCİH ETTİ’
Kilis Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Üyesi Zehra Kevser Arslan ise isim vermeden bir müvekkilinin yaşadığı sıkıntıyı anlattı: “Müvekkilim 64 yaşında ve 3 çocuğu var. 42 yılık evliliği Suriyeli bir kadın nedeniyle bitiyor. Kadın müvekkilimin onuru kırılmasın diye anlaşmalı boşanmaya dönüştürdük.”
‘TÜRK ERKEĞI LOKUM KADINLAR BAKIMSIZ’
Kilis'te Suriyeli kadın meselesi biraz da dedikodu üzerinden ilerliyor. Kulaktan kulağa yayılanlara göre Suriyeli kadınlar, “Türk erkekleri lokum gibi ama kadınları kendine bakmıyor” diye konuşuyor. Bu söz Kilisli kadınları kızdırsa da ortak fikir; Suriyeli kadınların kişisel bakım ve makyajlarına gösterdikleri özen.
Kozmetik mağazasını eniştesiyle işleten Meral Yılmaz ise gözlemlerini, “Kozmetikte sınır tanımıyorlar. Parfümden makyaj malzemesine, kokulu ve simli krem ve pudralara kadar her tür ihtiyaçlarını alıp çıkıyorlar” diye anlattı.
KAYNAK: Haberturk
Kilis Baro Başkanı Hayri Muammer Fazlıağaoğlu’nun, “Suriyeli mülteci kadınlar yüzünden kentte boşanmalar arttı” şeklindeki açıklamaları, gözlerin bu kente çevrilmesine neden oldu.
SURİYELİLER İMAM NİKAHIYLA YAŞIYOR
Kilis Evlendirme Memurluğu’nun kayıtlarına göre bu yıl 78 Suriyeli evlendi. Ancak sivil toplum kuruluşlu temsilcilerine göre, Suriyeliler büyük oranda imam nikâhıyla yaşıyor. Suriyeli kadın krizi, boşanma dilekçelerine yansısa da çoğu kadın gururuna yediremediğinden boşanma gerekçesini dilekçede “şiddetli geçimsizlik” olarak gösteriyor. Yüzde 60 artan boşanmaların yüzde 20’sinin bu sebeplerden kaynaklandığı dile getiriliyor.
‘KARADENİZLİ KADINLARLA AYNI’
‘SURİYELİ KADINI 42 YILLIK EŞİNE TERCİH ETTİ’
Kilis Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Üyesi Zehra Kevser Arslan ise isim vermeden bir müvekkilinin yaşadığı sıkıntıyı anlattı: “Müvekkilim 64 yaşında ve 3 çocuğu var. 42 yılık evliliği Suriyeli bir kadın nedeniyle bitiyor. Kadın müvekkilimin onuru kırılmasın diye anlaşmalı boşanmaya dönüştürdük.”
‘TÜRK ERKEĞI LOKUM KADINLAR BAKIMSIZ’
Kilis'te Suriyeli kadın meselesi biraz da dedikodu üzerinden ilerliyor. Kulaktan kulağa yayılanlara göre Suriyeli kadınlar, “Türk erkekleri lokum gibi ama kadınları kendine bakmıyor” diye konuşuyor. Bu söz Kilisli kadınları kızdırsa da ortak fikir; Suriyeli kadınların kişisel bakım ve makyajlarına gösterdikleri özen.
Kozmetik mağazasını eniştesiyle işleten Meral Yılmaz ise gözlemlerini, “Kozmetikte sınır tanımıyorlar. Parfümden makyaj malzemesine, kokulu ve simli krem ve pudralara kadar her tür ihtiyaçlarını alıp çıkıyorlar” diye anlattı.
KAYNAK: Haberturk
5 Alman kurdu güvenlikçiyi parçaladı
İstanbul Çatalca’da bir fabrikada güvenlik görevlisi olarak çalışan Samet Çelik (24), sabaha karşı bahçede devriye gezerken fabrikanın Alman kurdu cinsi 5 köpeğinin saldırısına uğradı. Hastaneye kaldırılan Çelik, hayata veda etti.
İstanbul Silivri’de yaşayan Samet Çelik (24), 2 ay önce Çatalca Kaleiçi Mahallesi’ndeki bir fabrikada güvenlik görevlisi olarak işe başladı. Önceki gece nöbete giden Çelik, saat 05.00 sıralarında fabrika bahçesinde devriyeye çıktı. Ancak bu sırada her gece saat 24.00’ten itibaren salıverilen fabrikaya ait Alman kurdu cinsi 5 köpek Çelik’e saldırdı.
Çelik, diğer güvenlik görevlisi arkadaşından yardım istemeye çalıştı. Ancak arkadaşı sadece köpek seslerini duyup Çelik’in şaka yaptığını zannetti. 5 köpeğin saldırdığı Çelik, ağır yaralı halde sürünerek güvenlik kulübesine ulaştı. Arkadaşı tarafından Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Çelik, tüm çabalara rağmen kurtarılamadı.
1 yıllık evli olan Çelik’in cenazesi Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsinin ardından toprağa verilmek üzere Silivri’ye götürüldü. Çelik’in ailesinin avukatı, olayda sorumluluğu bulunanlardan şikâyetçi olacaklarını söyledi. Habertürk
İstanbul Silivri’de yaşayan Samet Çelik (24), 2 ay önce Çatalca Kaleiçi Mahallesi’ndeki bir fabrikada güvenlik görevlisi olarak işe başladı. Önceki gece nöbete giden Çelik, saat 05.00 sıralarında fabrika bahçesinde devriyeye çıktı. Ancak bu sırada her gece saat 24.00’ten itibaren salıverilen fabrikaya ait Alman kurdu cinsi 5 köpek Çelik’e saldırdı.
Çelik, diğer güvenlik görevlisi arkadaşından yardım istemeye çalıştı. Ancak arkadaşı sadece köpek seslerini duyup Çelik’in şaka yaptığını zannetti. 5 köpeğin saldırdığı Çelik, ağır yaralı halde sürünerek güvenlik kulübesine ulaştı. Arkadaşı tarafından Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Çelik, tüm çabalara rağmen kurtarılamadı.
1 yıllık evli olan Çelik’in cenazesi Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsinin ardından toprağa verilmek üzere Silivri’ye götürüldü. Çelik’in ailesinin avukatı, olayda sorumluluğu bulunanlardan şikâyetçi olacaklarını söyledi. Habertürk
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









