İsrail'de aşırı sağcı Evimiz İsrail Partisi milletvekili Robert Ilatov, ezanın gürültü kirliliği yaptığını iddia etti
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın partisi Evimiz İsrail milletvekili Robert Ilatov, İsrail sınırları içerisinde 5 vakit ezanın yasaklanması yönünde bir yasa tasarısı hazırlandı.
İngiliz The Telegraph gazetesinde yer alan habere göre, "gürültü kirliliği" nedeniyle ezanın yasaklanması yönünde yasa tasarısı hazırlayan Ilatov'un bu önerisinin İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman tarafından da desteklendiği belirtildi.
Ezanın günde 5 kez yüksek sesle okunduğuna dikkat çeken İsrailli aşırı sağcı milletvekili Robert Ilatov, bu durumun uyuyan birçok vatandaşı rahatsız ettiğini ileri sürdü.
Yasa teklifinde, "Negev, Galilee, Kudüs ve İsrail'in tüm şehirlerinde yaşayan yüzbinlerce vatandaş, müezinin camide düzenli olarak çıkardığı gürültüden rahatsız olmaktadır" denildi.
Yasa tasarısının önümüzdeki haftalarda bakanlar kurulu gündemine geleceği iddia edildi. Ancak yasa tasarısının dini özgürlüklere engel olacağı gerekçesiyle reddedileceği belirtiliyor.
İsrail'de benzer bir yasa tasarısı 2011 yılında "Evimiz İsrail' tarafından gündeme gelmişti. O dönem yasa tasarısı Başbakan Binyamin Netanyahu tarafından desketlenmesine rağmen rafa kalkmıştı.
İsrail sınırları içerisinde yaklaşık yüzde 20 oranında Arap yaşıyor. İsrail'de yaşayan Arapların büyük çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor. Medyafaresi
31 Ekim 2014 Cuma
Isparta'ta trafik faciası: 15 ölü!
Isparta’nın Yalvaç İlçesi’nden elma bahçesinde çalışan işçileri Gelendost’a götüren midibüs kaza yaptı. İlk belirlemelere göre 15 kişi öldü, 27 kişi de yaralandı.
Kaza saat 07.15 sıralarında Yalvaç’ın Balkonak Köyü’ne 2 kilometre uzaklıktaki meydana geldi. Yalvaç’tan Gelendost’a elma toplama işinde çalışanları götüren ve sürücünün kimliği henüz öğrenilemeyen midibüs, virajlı yolda şarampole yuvarlandı.
Kazada ilk belirlemelere göre 15 kişi öldü, 27 kişi de yaralandı.
Yalvaç ve Isparta’dan kaza yerine sağlık ekipleri ve ambulanslar sevk edildi.
Yalvaç Kaymakamı Ahmet Altıntaş, ilçenin Balkonak mevkisinde Akşehir'den Gelendost'a elma toplamaya giden işçileri taşıyan midibüsün ilk belirlemelere göre freninin boşalması sonucu yol kenarında istinat duvarına çarpıp yan yattığını belirtti. DHA
Kaza saat 07.15 sıralarında Yalvaç’ın Balkonak Köyü’ne 2 kilometre uzaklıktaki meydana geldi. Yalvaç’tan Gelendost’a elma toplama işinde çalışanları götüren ve sürücünün kimliği henüz öğrenilemeyen midibüs, virajlı yolda şarampole yuvarlandı.
Kazada ilk belirlemelere göre 15 kişi öldü, 27 kişi de yaralandı.
Yalvaç ve Isparta’dan kaza yerine sağlık ekipleri ve ambulanslar sevk edildi.
Yalvaç Kaymakamı Ahmet Altıntaş, ilçenin Balkonak mevkisinde Akşehir'den Gelendost'a elma toplamaya giden işçileri taşıyan midibüsün ilk belirlemelere göre freninin boşalması sonucu yol kenarında istinat duvarına çarpıp yan yattığını belirtti. DHA
Meteorolojiden kuvvetli yağış uyarısı
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Marmara'nın doğusu ile Batı Karadeniz kıyıları için kuvvetli yağış uyarısında bulundu.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bugün öğle saatlerine kadar İstanbul'un Boğaz çevresi ve Anadolu Yakası, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Bursa, Bilecik, Zonguldak, Bartın, Düzce, Kastamonu'nun kıyı ilçelerinde yerel olarak kuvvetli sağanak yağış beklendiğini açıkladı. Uyarıda, sağanak yağış sırasında sel, su baskını, ağaç veya direklerin devrilmesi, heyelan ve ulaşımda aksamalar gibi meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, bugün öğle saatlerine kadar İstanbul'un Boğaz çevresi ve Anadolu Yakası, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Bursa, Bilecik, Zonguldak, Bartın, Düzce, Kastamonu'nun kıyı ilçelerinde yerel olarak kuvvetli sağanak yağış beklendiğini açıkladı. Uyarıda, sağanak yağış sırasında sel, su baskını, ağaç veya direklerin devrilmesi, heyelan ve ulaşımda aksamalar gibi meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.
Etiketler:
haber,
hava durumu,
istanbul,
meteoroloji
Gülen Cemaati kendi içine kapanıyor
Habertürk'ten Ruşen Çakır, Gülen Cemaati'nin 17 Aralık'tan sonra kendi içine kapandığını ve eskisi kadar popüler olmadığını köşesine taşıdı. İşte o yazı...
Fethullah Gülen’in sohbetlerinin yayınlandığı herkul.org adlı internet sitesi 17 Aralık sürecinde epey popüler olmuştu. Ne var ki bir süredir Gülen sohbetleri, Cemaat’le organik ilişkisi olmayan kesimlerin ilgisini eskisi kadar çekmiyor. Zaten 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Gülen’in sohbetlerinde esas olarak, doğrudan kendi cemaatine mesajlar verdiğini görüyoruz. Örneğin “Yolumuzun Kaderi ve Vazifemiz” başlığıyla yayınlanan sohbetinde Gülen’in öncelikli amacının cemaatini bir arada tutmanın olduğu kolaylıkla anlaşılıyor:
“Konjonktür bizi şöyle bir duruma itti. Bu durumda biz, gaye-i hayalimiz, mefkuremiz için rantabl olarak nasıl çalışırız? Şu anda içinde bulunduğumuz şartlar, neler yapmamıza müsaittir? Bu mevzuda hizmet adına ne türlü alternatifler oluşturabiliriz. İşte buna bakmamız lazım. Yoksa ‘Falan zalim şunu yaptı, filan zalim bunu yaptı. Falan kara yayıncı şunu yaptı, filan ak yayıncı bunu yaptı…’ Bunlarla meşgul olduğunuz zaman, kafa dağınıklığına düşersiniz; nöronlar taşımaz bunu; korteks çatlayıverir birden bire. Sonra yapacağınız işlerde üst üste fiyasko yaşarsınız. Öyleyse, dağılmamak lazım.”
SABIR TELKİNİ
21 Eylül “Musîbetlerin Perde Arkası ve Son Nefese Kadar Hizmet” başlıklı sohbetindeyse Gülen, devletten Cemaat’e yönelik baskılara karşı takipçilerine “sabır” telkin etti.
“Bu dünyada hiçbir zaman firavunsuz yaşanmamıştır. Her zaman Yezidler, Haccaclar bulunmuştur ve onların karşısında da mazlum sahabi ve tâbiin bulunmuştur. Ama dişlerini sıkıp sabretmişlerdir. Kim sabreder, dişini sıkar, katlanırsa, Allah’ın izni ve inayetiyle zaferyâb olur, umduğu şeylere nail ve mazhar olur. Sabır, kurtuluşa ermenin sırlı anahtarıdır.”
Bu cümlelerin benzerleri “Bayrama Hasret Asırlar ve Yumruklandıkça Güçlenen Bahadırlar” başlıklı sohbette de karşımıza çıkıyor: “Bir yolda yürüyorsunuz! -Benim sözüm inandırıcı olmayabilir, fakat kendim inanarak söylüyorum!- Zerre kadar kendinizi inhirafa salmadan yürüdüğünüz bu yol; baskılar ne kadar şiddetli olursa olsun, yürüdüğünüz yol, doğru yoldur!..”
12 Ekim tarihli “İman hem nurdur hem kuvvettir” başlıklı sohbetinde Gülen tüm baskılara rağmen dağılmadığını söylediği Cemaat mensuplarına teşekkür edip onları motive etmeye çalışıyor:
“O îsâr ruhunu anlamayanlar, öylesine kendini milletine adamışları tanımayanlar, hemen bir el darbesiyle, bir balyozla onları dağıtacaklarını, ürküteceklerini, korkutacaklarını veya algı operasyonlarıyla baskı altına alacaklarını zannettiler, zannederler, zannedecekler.”
GİZLİ TANIK ENDİŞESİ
Kuşkusuz Gülen’in konuşmalarında AKP iktidarına yönelik eleştiriler güçlü bir şekilde var. Fakat sohbetlere bir bütün olarak baktığımızda Gülen’in ve cemaatinin “saldırı”dan “savunma”ya geçtiğini net olarak görüyoruz. Sanıyorum, Cemaat’in çok yakından bildiği ve yakın geçmişte fazlasıyla kullandığı “gizli tanıklık” ve “itirafçılık” gibi yöntemlerle kendileri için de başvurulması ihtimaline karşı bir tür savunma hattı oluşturmak isteniyor. Bu misyonu da esas olarak Fethullah Gülen üstlenmişe benziyor. Bu amaca uygun olarak “haklılık”, “güçlülük” ve “bir arada olma” gibi kavramlar, İslam tarihinden örneklerle ön plana çıkarılıyor.
Son bir not: Gülen’in Kürt sorunu, PKK ve IŞİD üzerine değerlendirmeler yaptığı 11 Ekim tarihli 424. Nağme Cemaat dışına seslendiği ender sohbetlerden biri olarak dikkat çekiyor.
Fethullah Gülen’in sohbetlerinin yayınlandığı herkul.org adlı internet sitesi 17 Aralık sürecinde epey popüler olmuştu. Ne var ki bir süredir Gülen sohbetleri, Cemaat’le organik ilişkisi olmayan kesimlerin ilgisini eskisi kadar çekmiyor. Zaten 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Gülen’in sohbetlerinde esas olarak, doğrudan kendi cemaatine mesajlar verdiğini görüyoruz. Örneğin “Yolumuzun Kaderi ve Vazifemiz” başlığıyla yayınlanan sohbetinde Gülen’in öncelikli amacının cemaatini bir arada tutmanın olduğu kolaylıkla anlaşılıyor:
“Konjonktür bizi şöyle bir duruma itti. Bu durumda biz, gaye-i hayalimiz, mefkuremiz için rantabl olarak nasıl çalışırız? Şu anda içinde bulunduğumuz şartlar, neler yapmamıza müsaittir? Bu mevzuda hizmet adına ne türlü alternatifler oluşturabiliriz. İşte buna bakmamız lazım. Yoksa ‘Falan zalim şunu yaptı, filan zalim bunu yaptı. Falan kara yayıncı şunu yaptı, filan ak yayıncı bunu yaptı…’ Bunlarla meşgul olduğunuz zaman, kafa dağınıklığına düşersiniz; nöronlar taşımaz bunu; korteks çatlayıverir birden bire. Sonra yapacağınız işlerde üst üste fiyasko yaşarsınız. Öyleyse, dağılmamak lazım.”
SABIR TELKİNİ
21 Eylül “Musîbetlerin Perde Arkası ve Son Nefese Kadar Hizmet” başlıklı sohbetindeyse Gülen, devletten Cemaat’e yönelik baskılara karşı takipçilerine “sabır” telkin etti.
“Bu dünyada hiçbir zaman firavunsuz yaşanmamıştır. Her zaman Yezidler, Haccaclar bulunmuştur ve onların karşısında da mazlum sahabi ve tâbiin bulunmuştur. Ama dişlerini sıkıp sabretmişlerdir. Kim sabreder, dişini sıkar, katlanırsa, Allah’ın izni ve inayetiyle zaferyâb olur, umduğu şeylere nail ve mazhar olur. Sabır, kurtuluşa ermenin sırlı anahtarıdır.”
Bu cümlelerin benzerleri “Bayrama Hasret Asırlar ve Yumruklandıkça Güçlenen Bahadırlar” başlıklı sohbette de karşımıza çıkıyor: “Bir yolda yürüyorsunuz! -Benim sözüm inandırıcı olmayabilir, fakat kendim inanarak söylüyorum!- Zerre kadar kendinizi inhirafa salmadan yürüdüğünüz bu yol; baskılar ne kadar şiddetli olursa olsun, yürüdüğünüz yol, doğru yoldur!..”
12 Ekim tarihli “İman hem nurdur hem kuvvettir” başlıklı sohbetinde Gülen tüm baskılara rağmen dağılmadığını söylediği Cemaat mensuplarına teşekkür edip onları motive etmeye çalışıyor:
“O îsâr ruhunu anlamayanlar, öylesine kendini milletine adamışları tanımayanlar, hemen bir el darbesiyle, bir balyozla onları dağıtacaklarını, ürküteceklerini, korkutacaklarını veya algı operasyonlarıyla baskı altına alacaklarını zannettiler, zannederler, zannedecekler.”
GİZLİ TANIK ENDİŞESİ
Kuşkusuz Gülen’in konuşmalarında AKP iktidarına yönelik eleştiriler güçlü bir şekilde var. Fakat sohbetlere bir bütün olarak baktığımızda Gülen’in ve cemaatinin “saldırı”dan “savunma”ya geçtiğini net olarak görüyoruz. Sanıyorum, Cemaat’in çok yakından bildiği ve yakın geçmişte fazlasıyla kullandığı “gizli tanıklık” ve “itirafçılık” gibi yöntemlerle kendileri için de başvurulması ihtimaline karşı bir tür savunma hattı oluşturmak isteniyor. Bu misyonu da esas olarak Fethullah Gülen üstlenmişe benziyor. Bu amaca uygun olarak “haklılık”, “güçlülük” ve “bir arada olma” gibi kavramlar, İslam tarihinden örneklerle ön plana çıkarılıyor.
Son bir not: Gülen’in Kürt sorunu, PKK ve IŞİD üzerine değerlendirmeler yaptığı 11 Ekim tarihli 424. Nağme Cemaat dışına seslendiği ender sohbetlerden biri olarak dikkat çekiyor.
30 Ekim 2014 Perşembe
5 bin kişi bir bebek yüzünden öldü
Dünya bu iddiayı tartışıyor. Yaklaşık 5 bin kişinin ölümüne neden olan Ebola salgınının, geçen yıl Gine'de ölen 2 yaşındaki Emile Ouamouno adlı erkek bebekten çıktığı belirtiliyor.
Emile'nin annesi, kız kardeşi ve anneannesinin de aralarında bulunduğu 14 kişinin de Ebola’dan öldüğünü kaydediyor. Dünya sağlık Örgütü verilerine göre, Ebola salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı 5 bine yaklaştı.
Örgüt küresel düzeyde Ebola vakası sayısı, son rapordan bu yana 3000 daha arttığını ve 13 bin 703'e ulaştığını açıkladı. Geçen Cumartesi ise, Ebola vakalarının sayısı 10 bin 141 olarak açıklanmıştı. Ancak kısa bir sürede bu kadar büyük artışın, yeni vakaların duyurulmasından değil, verilerin, eski vakalarla güncellenmesinden kaynaklandığı belirtiliyor.
Eboladan ölenlerin sayısı son açıklanan rakama göre 4920. Bu ölümlerin 10'u dışında hepsi Liberya, Sierra Leone ve Gine'de meydana geldi.
Emile'nin annesi, kız kardeşi ve anneannesinin de aralarında bulunduğu 14 kişinin de Ebola’dan öldüğünü kaydediyor. Dünya sağlık Örgütü verilerine göre, Ebola salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı 5 bine yaklaştı.
Örgüt küresel düzeyde Ebola vakası sayısı, son rapordan bu yana 3000 daha arttığını ve 13 bin 703'e ulaştığını açıkladı. Geçen Cumartesi ise, Ebola vakalarının sayısı 10 bin 141 olarak açıklanmıştı. Ancak kısa bir sürede bu kadar büyük artışın, yeni vakaların duyurulmasından değil, verilerin, eski vakalarla güncellenmesinden kaynaklandığı belirtiliyor.
Eboladan ölenlerin sayısı son açıklanan rakama göre 4920. Bu ölümlerin 10'u dışında hepsi Liberya, Sierra Leone ve Gine'de meydana geldi.
'Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı'
Ermenek ilçesinde suyla dolan kömür ocağında mahsur kalan 18 işçiden Tezcan Gökçe'nin anne ve babası, oğullarına sağ salim kavuşacaklarına dair umutlu bekleyişlerini sürdürüyor. Acılı annenin sözleri yürek burktu: 'Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı...'
Kömür ocağında yaşanan kazanın ardından Tezcan Gökçe'den iyi bir haber gelmesini bekleyen 75 yaşındaki babası Recep ile annesi Ayşe Gökçe, büyük endişeyle gelişmeleri takip ediyor.
Ayşe Gökçe, ellerinden hiçbir şey gelmemesinin üzüntüsü içerisinde olduklarını söyledi. Olayı duyunca ne yapacaklarını bilemediğini dile getiren Gökce, o günden sonra sürekli ağladığını ifade etti.
"Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı? Geceleri uyuyamıyorum. 'Ocağa gitme artık' diye kaç defa söylememe rağmen beni dinlemedi" diyen Gökçe, geceleri kendileri için Sabah olmadığını vurguladı. Baba Gökçe ise torunlarına babalarının ocakta olduğunu ve geleceğini söylediklerini anlattı.
"Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın"
Böyle bir olayın başlarına geleceğini hiç düşünmediklerini belirten Gökce, şöyle konuştu:
"Olayı duyduğumuzda acımızdan çok ağladık. Annesinin ve eşinin 'işi bırak' demesine rağmen onları hiç dinlemedi. 'Burada dursam ne yapacağım. Gidip çalışayım' derdi. Hala oğlumdan iyi bir haber alamadığımız için perişan olduk. İki gündür 'akşam gelecek' diye gözümüz kapıda ama hala gelmedi. Kimse de bir şey söylemiyor."
Röportaj sırasında Gökçe, "Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın" diye sorduğu AA muhabirinden, "Henüz hiçbir şey belli değil. Çalışmalar sürüyor" cevabını alınca biraz rahatladı.
Kömür ocağında yaşanan kazanın ardından Tezcan Gökçe'den iyi bir haber gelmesini bekleyen 75 yaşındaki babası Recep ile annesi Ayşe Gökçe, büyük endişeyle gelişmeleri takip ediyor.
Ayşe Gökçe, ellerinden hiçbir şey gelmemesinin üzüntüsü içerisinde olduklarını söyledi. Olayı duyunca ne yapacaklarını bilemediğini dile getiren Gökce, o günden sonra sürekli ağladığını ifade etti.
"Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı? Geceleri uyuyamıyorum. 'Ocağa gitme artık' diye kaç defa söylememe rağmen beni dinlemedi" diyen Gökçe, geceleri kendileri için Sabah olmadığını vurguladı. Baba Gökçe ise torunlarına babalarının ocakta olduğunu ve geleceğini söylediklerini anlattı.
"Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın"
Böyle bir olayın başlarına geleceğini hiç düşünmediklerini belirten Gökce, şöyle konuştu:
"Olayı duyduğumuzda acımızdan çok ağladık. Annesinin ve eşinin 'işi bırak' demesine rağmen onları hiç dinlemedi. 'Burada dursam ne yapacağım. Gidip çalışayım' derdi. Hala oğlumdan iyi bir haber alamadığımız için perişan olduk. İki gündür 'akşam gelecek' diye gözümüz kapıda ama hala gelmedi. Kimse de bir şey söylemiyor."
Röportaj sırasında Gökçe, "Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın" diye sorduğu AA muhabirinden, "Henüz hiçbir şey belli değil. Çalışmalar sürüyor" cevabını alınca biraz rahatladı.
Kıskançlıktan kız arkadaşının yüzünü kesti!
Tayvan’da 79 yaşındaki bir adam, kız arkadaşının burnunu, kulaklarını ve dudağını kesip tuvalete attıktan sonra tutuklandı.
Soy isminin Huang olduğu belirtilen adam, kız arkadaşının kendisini aldattığından şüphelendiği için bu korkunç saldırıyı gerçekleştirdi.
Çanghua şehrinde yaşanan olayda Huang, yatağa bağladığı 47 yaşındaki sevgilisine bıçakla saldırdı. Yaşlı adam ambulansı aramadan önce kestiği parçaları tuvalete atarak sifonu çekti.
Emlak zengini olan Huang, karısını geçtiğimiz ay kaybetmiş, sevgilisiyle ise 6 önce ilişki yaşamaya başlamış. Polis kaynaklarından alınan bilgiye göre yoga eğitmeni olan kadın kendisiyle evlenmek isteyen başka biri olduğunu açıklayınca Huang korkunç saldırıyı gerçekleştirmiş.
Soy isminin Huang olduğu belirtilen adam, kız arkadaşının kendisini aldattığından şüphelendiği için bu korkunç saldırıyı gerçekleştirdi.
Çanghua şehrinde yaşanan olayda Huang, yatağa bağladığı 47 yaşındaki sevgilisine bıçakla saldırdı. Yaşlı adam ambulansı aramadan önce kestiği parçaları tuvalete atarak sifonu çekti.
Emlak zengini olan Huang, karısını geçtiğimiz ay kaybetmiş, sevgilisiyle ise 6 önce ilişki yaşamaya başlamış. Polis kaynaklarından alınan bilgiye göre yoga eğitmeni olan kadın kendisiyle evlenmek isteyen başka biri olduğunu açıklayınca Huang korkunç saldırıyı gerçekleştirmiş.
TSK'dan o görüntülere açıklama
Genelkurmay Başkanlığı sınırda Türk askerlerinin IŞİD militanlarıyla karşılaşmasına ilişkin bir açıklama yaptı.
Dicle Haber Ajansı (DİHA) tarafından 22 Ekim’de çekildiği belirtilen görüntülerde, sınırdaki teller arasında kalan bir bölgede Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) üyeleri ve Türkiye askerleri birbiriyle konuşuyor.
Zırhlı akrep tipi aracın açık kapısının arkasında nöbet kulübesinde bir IŞİD’li ile bir Türkiye askeri sohbet ediyor. IŞİD’liler ayrılırken Türkiye’nin askerlerine ellerini kaldırarak veda ediyor. Haberciler turuncu kamuflaj boyalı nöbet kulübelerinin Kobani’nin batısında kalan bölgelerde olduğunu aktarıyor.
IŞİD üyelerinin Suruç sınırının sıfır noktasından Kobani’ye geçişleri İMC TV’nin canlı yayınında ekranlara yansımıştı.
GENELKURMAY'DAN O GÖRÜNTÜ İÇİN AÇIKLAMA
Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye-Suriye sınırında Türk askerlerinin, sınırın diğer tarafındaki iki kişi ile görüntülendiği ve basına "Ankara-IŞİD ilişkisi" başlıklarıyla yansıyan fotoğraflar konusunda açıklama yaptı. Genelkurmay, fotoğraftaki Türk askerlerinin, sınırın diğer yanındaki kişileri "mayınlı sahayı terketmeleri konusunda ikaz ettiklerini, uymamaları halinde ateş açılacağını bildirdiklerini" söyledi.
Genelkurmay'ın açıklaması şöyle;
"28 ve 29 Ekim 2014 tarihli bazı gazetelerde "İşte Kanıtı: Ankara - IŞİD İlişkisi Görüntülendi" ve "Bu görüntüler Uluslararası Savaş Mahkemesine götürür" başlıkları ile haberler yayımlanmıştır.
Söz konusu haberler ile ilgili olarak yapılan incelemede; resmin çekildiği bölgenin, 3'üncü Hudut Alay Komutanlığı (Suruç / Şanlıurfa) Karaca Hudut Karakolu sorumluluk bölgesinde bulunan bir nöbet yeri olduğu, resimde görülen Kobra aracı ve askerî personelin, bu nöbet yerinde görev yapan ve devriye görevi icra eden unsurlarımız olduğu, ancak;
a. Sınır hattı olan demiryolunu geçerken hudut nöbetçilerimiz tarafından iki kişinin görüldüğü,
b. Bölgeye iki adet Devriye Timi sevk edildiği,
c. Bölgeye ulaşan Devriye Timleri tarafından mayınlı sahayı terketmeleri konusunda ikaz edildikleri ve ikaza uymamaları halinde ateş açılacağının kendilerine bildirildiği,
ç. Bunun üzerine şahısların "Hududu tel örgü olarak bildiklerini" ifade ederek Suriye topraklarına geri döndükleri tespit edilmiştir.
Sonuç olarak, bazı basın yayın organlarında yer alan iddialar tamamen gerçek dışı olup Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Silahlı Kuvvetlerini karalamaya matuftur." (Medyafaresi)
Dicle Haber Ajansı (DİHA) tarafından 22 Ekim’de çekildiği belirtilen görüntülerde, sınırdaki teller arasında kalan bir bölgede Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) üyeleri ve Türkiye askerleri birbiriyle konuşuyor.
Zırhlı akrep tipi aracın açık kapısının arkasında nöbet kulübesinde bir IŞİD’li ile bir Türkiye askeri sohbet ediyor. IŞİD’liler ayrılırken Türkiye’nin askerlerine ellerini kaldırarak veda ediyor. Haberciler turuncu kamuflaj boyalı nöbet kulübelerinin Kobani’nin batısında kalan bölgelerde olduğunu aktarıyor.
IŞİD üyelerinin Suruç sınırının sıfır noktasından Kobani’ye geçişleri İMC TV’nin canlı yayınında ekranlara yansımıştı.
GENELKURMAY'DAN O GÖRÜNTÜ İÇİN AÇIKLAMA
Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye-Suriye sınırında Türk askerlerinin, sınırın diğer tarafındaki iki kişi ile görüntülendiği ve basına "Ankara-IŞİD ilişkisi" başlıklarıyla yansıyan fotoğraflar konusunda açıklama yaptı. Genelkurmay, fotoğraftaki Türk askerlerinin, sınırın diğer yanındaki kişileri "mayınlı sahayı terketmeleri konusunda ikaz ettiklerini, uymamaları halinde ateş açılacağını bildirdiklerini" söyledi.
Genelkurmay'ın açıklaması şöyle;
"28 ve 29 Ekim 2014 tarihli bazı gazetelerde "İşte Kanıtı: Ankara - IŞİD İlişkisi Görüntülendi" ve "Bu görüntüler Uluslararası Savaş Mahkemesine götürür" başlıkları ile haberler yayımlanmıştır.
Söz konusu haberler ile ilgili olarak yapılan incelemede; resmin çekildiği bölgenin, 3'üncü Hudut Alay Komutanlığı (Suruç / Şanlıurfa) Karaca Hudut Karakolu sorumluluk bölgesinde bulunan bir nöbet yeri olduğu, resimde görülen Kobra aracı ve askerî personelin, bu nöbet yerinde görev yapan ve devriye görevi icra eden unsurlarımız olduğu, ancak;
a. Sınır hattı olan demiryolunu geçerken hudut nöbetçilerimiz tarafından iki kişinin görüldüğü,
b. Bölgeye iki adet Devriye Timi sevk edildiği,
c. Bölgeye ulaşan Devriye Timleri tarafından mayınlı sahayı terketmeleri konusunda ikaz edildikleri ve ikaza uymamaları halinde ateş açılacağının kendilerine bildirildiği,
ç. Bunun üzerine şahısların "Hududu tel örgü olarak bildiklerini" ifade ederek Suriye topraklarına geri döndükleri tespit edilmiştir.
Sonuç olarak, bazı basın yayın organlarında yer alan iddialar tamamen gerçek dışı olup Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Silahlı Kuvvetlerini karalamaya matuftur." (Medyafaresi)
İmam Hatip öğrencisi kaymakamın elini sıkmadı!
Dereceye giren imam hatip öğrencisi ödülü veren kaymakamın elini sıkmadı.
Büyükçekmece Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen Cumhuriyet Bayramı kutlamaları coşkuya sahne olurken, ödül töreninde yaşananlar kaymakamın buz kesmesine neden oldu.
İlçe genelinde düzenlenen “Cumhuriyet” konulu kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödülleri ilçe protokolünce verildi.
Haberdar.com sitesinin haberine göre, Belediye Başkanı Hasan Akgün ve Garnizon Komutanı Albay Ayhan Akkaya öğrencilere ödüllerini verdikten sonra, kompozisyon dalında ödül kazanan İmam Hatip öğrencisine ödülünün Büyükçekmece Kaymakamı Mustafa Hulusi Arat’ın vereceği anons edildi.
Kaymakam Arat heyecanla dereceye giren öğrenciyle tokalaşmak ve tebrik etmek için elini uzattı. Ancak kaymakamın eli havada kaldı.
Ne yaşandığını anlamayan Kaymakam Arat ikinci kez elini uzatınca da, Büyükçekmece İmam Hatip Ortaokulu Öğrencisi bu kez “Hayır, elimi veremem” diyerek Kaymakamı uyardı ve uzaklaştı. (Medyafaresi)
Büyükçekmece Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen Cumhuriyet Bayramı kutlamaları coşkuya sahne olurken, ödül töreninde yaşananlar kaymakamın buz kesmesine neden oldu.
İlçe genelinde düzenlenen “Cumhuriyet” konulu kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödülleri ilçe protokolünce verildi.
Haberdar.com sitesinin haberine göre, Belediye Başkanı Hasan Akgün ve Garnizon Komutanı Albay Ayhan Akkaya öğrencilere ödüllerini verdikten sonra, kompozisyon dalında ödül kazanan İmam Hatip öğrencisine ödülünün Büyükçekmece Kaymakamı Mustafa Hulusi Arat’ın vereceği anons edildi.
Kaymakam Arat heyecanla dereceye giren öğrenciyle tokalaşmak ve tebrik etmek için elini uzattı. Ancak kaymakamın eli havada kaldı.
Ne yaşandığını anlamayan Kaymakam Arat ikinci kez elini uzatınca da, Büyükçekmece İmam Hatip Ortaokulu Öğrencisi bu kez “Hayır, elimi veremem” diyerek Kaymakamı uyardı ve uzaklaştı. (Medyafaresi)
43 öğrencinin faili zalim ‘first lady’
Meksika’yı ayağa kaldıran kayıp öğrenci olayında, ölüm emrini eyaletin ‘first lady’si Pineda’nın verdiği ortaya çıktı. Pineda’yı protesto edeceği düşünülen öğrenciler, polis tarafından mafyaya teslim edildi.
Meksika’da yaklaşık bir ay önce kaybolan 43 öğrencinin akıbeti hakkında şoke edici gelişmeler yaşanıyor. Iguala kentinde gerçekleşen olayla ilgili korkunç detaylar su yüzüne çıkarken, öğrencilerin ölüm emrini eyaletin Belediye Başkanı Jose Luis Abarca Velazquez’in karısının verdiği iddia ediliyor. Kayıplara karışan Başkan ve eşi, şu an Meksika’nın en çok aranan kişileri arasında...
Geçtiğimiz günlerde Meksika Başsavcılığı, Guerrero eyaleti Belediye Başkanı ve eşi Maria de Los Angeles Pineda Villa’nın öğrencilerin kayboluşunun ardındaki kişiler olabileceğini duyurdu. Basına yansıyan yeni soruşturma detaylarına göre, Başkan’ın eşi Pineda, olay günü Iguala’da büyük bir kampanya etkinliği düzenliyordu. Sayısız hayır işi faaliyeti bulunan Pineda, görev süresi dolduktan sonra eşinin yerini almayı planlıyordu. Ancak Pineda gizlice, hayır işleri için aldığı paranın her ay 40 bin dolarlık bir bölümünü, polis ve bölgede faaliyet gösteren Guerreros Unidos mafyasına rüşvet olarak veriyordu.
Canlı canlı yaktılar
Olayın yaşandığı 26 Eylül günü polis, Pineda’ya yabancı bir grubun şehre girdiğini bildirdi. Bu kişilerin geçen yıl olduğu gibi kendisini protesto etmeye geldiklerini düşünen Pineda, polise “Onlara bir ders verin” diye emretti. Ancak grup, başkentteki bir etkinliğe katılmak için yola çıkan ve Iguala’da mola veren masum öğrencilerdi. Polis otobüslerle seyahat eden öğrencilerin önünü kesti. İddianameye göre, bir kadın polis öğrencilerden birini başından vurdu. Ateş açılmaya devam edilirken 6 öğrenci olay yerinde can verirken, diğerleri polis tarafından Guerreros Unidos mafyasının lideri Chucky’ye teslim edildi. Mafya üyeleri kentin dışında ıssız bir yerde öğrencilere işkence yapıp onları canlı canlı yaktı.
Kayıp öğrenciler için on binlerce kişi günlerce gösteri yapınca hükümet olaya göz yumamadı. Yetkililer 22 polisi gözaltına aldı.
Mafya lideri itiraf etti
Ancak çok fazla şey bilen bu polislerin konuşmasını istemeyen mafya üyelerinden yetkililere, “22 polisi bırakın. Yoksa bizim için çalışan politikacıların adlarını açıklamaya başlarız. Savaş yeni başladı” yazılı bir mesaj gönderildi. Ancak hükümet tehditlere boyun eğmedi. Guerreros Unidos’un yeni lideri yakalanmıştı. Mafya lideri, emri kendilerine Pineda’nın verdiğini itiraf etti. Derhal Belediye başkanı ve eşi için tutuklama emri çıkarılsa da çift, çoktan kayıplara karışmıştı. Milliyet
Meksika’da yaklaşık bir ay önce kaybolan 43 öğrencinin akıbeti hakkında şoke edici gelişmeler yaşanıyor. Iguala kentinde gerçekleşen olayla ilgili korkunç detaylar su yüzüne çıkarken, öğrencilerin ölüm emrini eyaletin Belediye Başkanı Jose Luis Abarca Velazquez’in karısının verdiği iddia ediliyor. Kayıplara karışan Başkan ve eşi, şu an Meksika’nın en çok aranan kişileri arasında...
Geçtiğimiz günlerde Meksika Başsavcılığı, Guerrero eyaleti Belediye Başkanı ve eşi Maria de Los Angeles Pineda Villa’nın öğrencilerin kayboluşunun ardındaki kişiler olabileceğini duyurdu. Basına yansıyan yeni soruşturma detaylarına göre, Başkan’ın eşi Pineda, olay günü Iguala’da büyük bir kampanya etkinliği düzenliyordu. Sayısız hayır işi faaliyeti bulunan Pineda, görev süresi dolduktan sonra eşinin yerini almayı planlıyordu. Ancak Pineda gizlice, hayır işleri için aldığı paranın her ay 40 bin dolarlık bir bölümünü, polis ve bölgede faaliyet gösteren Guerreros Unidos mafyasına rüşvet olarak veriyordu.
Canlı canlı yaktılar
Olayın yaşandığı 26 Eylül günü polis, Pineda’ya yabancı bir grubun şehre girdiğini bildirdi. Bu kişilerin geçen yıl olduğu gibi kendisini protesto etmeye geldiklerini düşünen Pineda, polise “Onlara bir ders verin” diye emretti. Ancak grup, başkentteki bir etkinliğe katılmak için yola çıkan ve Iguala’da mola veren masum öğrencilerdi. Polis otobüslerle seyahat eden öğrencilerin önünü kesti. İddianameye göre, bir kadın polis öğrencilerden birini başından vurdu. Ateş açılmaya devam edilirken 6 öğrenci olay yerinde can verirken, diğerleri polis tarafından Guerreros Unidos mafyasının lideri Chucky’ye teslim edildi. Mafya üyeleri kentin dışında ıssız bir yerde öğrencilere işkence yapıp onları canlı canlı yaktı.
Kayıp öğrenciler için on binlerce kişi günlerce gösteri yapınca hükümet olaya göz yumamadı. Yetkililer 22 polisi gözaltına aldı.
Mafya lideri itiraf etti
Ancak çok fazla şey bilen bu polislerin konuşmasını istemeyen mafya üyelerinden yetkililere, “22 polisi bırakın. Yoksa bizim için çalışan politikacıların adlarını açıklamaya başlarız. Savaş yeni başladı” yazılı bir mesaj gönderildi. Ancak hükümet tehditlere boyun eğmedi. Guerreros Unidos’un yeni lideri yakalanmıştı. Mafya lideri, emri kendilerine Pineda’nın verdiğini itiraf etti. Derhal Belediye başkanı ve eşi için tutuklama emri çıkarılsa da çift, çoktan kayıplara karışmıştı. Milliyet
Bakan Çelik'ten acı itiraf
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'ten acı itiraf: Benim gördüğüm, bu madene ruhsat verilmemeliydi.
Çalışma Bakanı Çelik, VATAN'dan Murat Çelik'e konuştu: Türkiye'de Karaman'daki gibi çok sayıda küçük maden var. Bunlar efektif değil. İşveren, daha fazla kar için yatırım yapmıyor. İşte bu tür madenler kapatılmalı...
Dün saat 21.13...
Gergin bekleyişin sürdüğü Ermenek’te bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile 12 dakikalık telefon görüşmesi yaptık. Bir telefon röportajı...
Bakan Faruk Çelik, hiç eğip bükmeden, açık açık, tabiri caiz ise dobra dobra yanıtladı sorularımızı.
- Sayın Bakan, öncelikle geçmiş olsun. Pek umut yok ama umarım iyi haberler alırız oradan...
Teşekkür ederim, sağolun. İnşallah, inşallah...
- Sizin Ermenek’teki ilk temaslarınızın ardından, CHP milletvekillerinin de bulunduğu ortamda bu madenin kapatılması gerektiğini söylediğinize dair haberler var internette. Bu mu düşünceniz?
Bakın benim söylediğim şudur. Açıkça söylüyorum. Kim alınıyorsa, sözlerim kime gidiyorsa gitsin. İçim yanıyor benim. Gerçekleri konuşmayacak mıyız? Şunu söylüyorum... Soma’da 301 kişi öldü. Daha birkaç gün sonra ‘İlla ki maden tekrar açılsın’ dendi. Bunu oradaki işçi de istedi, işveren de istedi, esnaf, yöre halkı, herkes istedi. Bölge halkından gelen bu talep doğrultusunda, yaşanan sosyal sorunlar üzerine, yetkililer, mülki amirler, bölge milletvekillerine kadar herkes açılması için talepte bulundu, baskılar yaptı.
- Bakan arkadaşlarınızdan da geldi mi ‘açılsın’ talebi?
Yok canım, bakanlar biziz zaten. Ama dediğim gibi herkesten geldi. Hatta bizlere, eş, dost, tanıdıklarımızı araya sokup ulaşmaya çalışanlar bile oldu. Biz bu duruma rağmen önce açmadık. Ne zaman ki bir galeri sağlıklı hale getirildi, yalnız o galeriyi açtık. Işıklar Ocağı... Onu da her gün başına müfettiş koyarak açtık. 2 gün sonra o galeride yangın çıktı. 50 olması gereken gaz seviyesi 150’ye çıktı. Hemen tahliye edildi, duvar örüldü ve oksijensiz bırakılıp yangın söndürüldü. Allah’tan böyle tedbirli davranmışız ve hemen yine kapatmışız.
Bu kaza değil aslında
- Ermenek’teki durum nedir peki? Yine ihmal mi var?
Bakın buradaki kazada... Gerçi bilemiyorum kaza demek ne kadar doğru. Bu kaza değil aslında. Yer altından buraya bir su patlaması var. Altını çizerek söylüyorum, kesin değil ama ilk incelemelere ve tespitlere göre, daha önce kullanılan ama şu anda metruk halde duran galeriler var, oralarda su birikintileri var. Belli ki çok su birikti o terk edilmiş olan, kullanılmayan galerilerde. Tekrar ediyorum kesin değil, ilk tahminler bu yönde, buralarda biriken suyun aşağıya deşarj olması gibi bir durum var. Böyle görünüyor.
- Siz de indiniz madene. Nedir izlenimleriniz?
Murat bey bakın, çok açık söylüyorum. Benim gördüğüm, bu madene ruhsat verilmemeliydi. Madene Sayın Başbakan ile indik. Ondan önce, 3 bakan indik. Çıkarken hepimizin ceketleri sırılsıklam oldu. Düşünün içerideki durumu. Yüzde 35 eğimli, 350 - 400 metre aşağı iniyor işçi. Raylı sistem yok, asansör yok. Yaya olarak... ‘Geri çıkmamız 45 dakika alıyor’ diyor işçiler. Biz 200 metre indik, çıkıncaya kadar hiç birimizde takat kalmadı. Bu işçi nasıl çalışacak? Herkesle konuşmaya varım
- Siz böyle söyleyince, insanlar da haklı olarak, “İyi ama icra makamında olan sizlersiniz, neden gereği yapılmıyor” diyor.
Tamam, tabii ki biz yapacağız. Sorunların bir çoğunu çözüyoruz ama çözülemeyenleri de konuşmamız gerekiyor. Bakın bu madencilik işinde, biliyorsunuz, önce yer projelendiriliyor ve arama ruhsatı veriliyor. Ara kardeşim burada. Ne kadar bir rezerv var bak. Bölgenin 3 boyutlu görüntülerine kadar çekiliyor. Sonra da, 3 yıllık dönem içinde işletme ruhsatı veriliyor. Bizim görevimiz bu aşamadan sonra başlıyor. Yani aslında tali görev bizimki. Denetimleri yapmak bizim görevimiz. Ama bakın açıkça söylüyorum, Türk madenciliğinin yapısal sorunları var. Hodri meydan, bunları her yerde, herkesle konuşmaya varım ben. Bakın mesela Zonguldak’taki düzen... Orada basıyorsunuz asansörün düğmesine, iniyorsunuz yüzlerce metre aşağıya. Keza raylı sistem... Yatırım ortada. Burada ise yatırım yok. Burası ve burası gibi küçük işletmelerde, adam para harcamıyor, yatırım yapmıyor. Bu küçük işletmeler, güvenlik açısından yatırıma engel işletmeler.
- Ve bu yüzden, bu tür küçük madenlerin kapatılmasından yanasınız öyle mi?
Aynen öyle. Türkiye’de yüksek rezervli büyük madenlerin yanı sıra çok sayıda küçük maden var. Bunlar efektif değil. Buradaki, Karaman’daki maden gibi... İş sağlığı güvenliği hükümlerine uygun olmayan... İşveren, böyle küçük madenler olunca, az sayıda işçinin çalıştığı, rezervi tükenmek üzere olan bu tip ocaklara gereken yatırımı yapmıyor. Daha fazla kar elde etmek için maliyeti minimumda tutmaya çalışıyor ve bu sebeple mevzuatın gereği olan tedbirlerin yarattığı masraftan kaçınıyor. Ben işte bu tür madenlerin kapatılması gerekir diyorum. Bunların kapatılması ve bunların yerine, daha büyük ve iş sağlığı güvenliği koşullarının sağlanabileceği madenlere ağırlık verilmesi gerekir. Söylediğim budur.
Bakan’dan acı itiraf
- Sayın Bakan, tüm bu anlattıklarınız, en yetkili ağızdan gelen bir ‘acı itiraf’ değil mi? İtiraf tabii ki. Bakın ben geçenlerde İstanbul’daki asansör olayında da söyledim bunu. Acı gerçekler var. İmar rantı yok mu bu memlekette? Ben bunları söyleyince bazıları tepki gösteriyor ama kimse kusura bakmasın. Sözlerim nereye gidiyorsa gitsin. Belediyeye ise belediyeye, bakanlığa ise bakanlığa, kendi bakanlığıma ise kendi bakanlığıma. Bu kadar da açık konuşuyorum. İnsanlar ölüyor, içimiz yanıyor. Bazı şeylerin açık açık konuşulması gerekmiyor mu?
Çalışma Bakanı Çelik, VATAN'dan Murat Çelik'e konuştu: Türkiye'de Karaman'daki gibi çok sayıda küçük maden var. Bunlar efektif değil. İşveren, daha fazla kar için yatırım yapmıyor. İşte bu tür madenler kapatılmalı...
Dün saat 21.13...
Gergin bekleyişin sürdüğü Ermenek’te bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile 12 dakikalık telefon görüşmesi yaptık. Bir telefon röportajı...
Bakan Faruk Çelik, hiç eğip bükmeden, açık açık, tabiri caiz ise dobra dobra yanıtladı sorularımızı.
- Sayın Bakan, öncelikle geçmiş olsun. Pek umut yok ama umarım iyi haberler alırız oradan...
Teşekkür ederim, sağolun. İnşallah, inşallah...
- Sizin Ermenek’teki ilk temaslarınızın ardından, CHP milletvekillerinin de bulunduğu ortamda bu madenin kapatılması gerektiğini söylediğinize dair haberler var internette. Bu mu düşünceniz?
Bakın benim söylediğim şudur. Açıkça söylüyorum. Kim alınıyorsa, sözlerim kime gidiyorsa gitsin. İçim yanıyor benim. Gerçekleri konuşmayacak mıyız? Şunu söylüyorum... Soma’da 301 kişi öldü. Daha birkaç gün sonra ‘İlla ki maden tekrar açılsın’ dendi. Bunu oradaki işçi de istedi, işveren de istedi, esnaf, yöre halkı, herkes istedi. Bölge halkından gelen bu talep doğrultusunda, yaşanan sosyal sorunlar üzerine, yetkililer, mülki amirler, bölge milletvekillerine kadar herkes açılması için talepte bulundu, baskılar yaptı.
- Bakan arkadaşlarınızdan da geldi mi ‘açılsın’ talebi?
Yok canım, bakanlar biziz zaten. Ama dediğim gibi herkesten geldi. Hatta bizlere, eş, dost, tanıdıklarımızı araya sokup ulaşmaya çalışanlar bile oldu. Biz bu duruma rağmen önce açmadık. Ne zaman ki bir galeri sağlıklı hale getirildi, yalnız o galeriyi açtık. Işıklar Ocağı... Onu da her gün başına müfettiş koyarak açtık. 2 gün sonra o galeride yangın çıktı. 50 olması gereken gaz seviyesi 150’ye çıktı. Hemen tahliye edildi, duvar örüldü ve oksijensiz bırakılıp yangın söndürüldü. Allah’tan böyle tedbirli davranmışız ve hemen yine kapatmışız.
Bu kaza değil aslında
- Ermenek’teki durum nedir peki? Yine ihmal mi var?
Bakın buradaki kazada... Gerçi bilemiyorum kaza demek ne kadar doğru. Bu kaza değil aslında. Yer altından buraya bir su patlaması var. Altını çizerek söylüyorum, kesin değil ama ilk incelemelere ve tespitlere göre, daha önce kullanılan ama şu anda metruk halde duran galeriler var, oralarda su birikintileri var. Belli ki çok su birikti o terk edilmiş olan, kullanılmayan galerilerde. Tekrar ediyorum kesin değil, ilk tahminler bu yönde, buralarda biriken suyun aşağıya deşarj olması gibi bir durum var. Böyle görünüyor.
- Siz de indiniz madene. Nedir izlenimleriniz?
Murat bey bakın, çok açık söylüyorum. Benim gördüğüm, bu madene ruhsat verilmemeliydi. Madene Sayın Başbakan ile indik. Ondan önce, 3 bakan indik. Çıkarken hepimizin ceketleri sırılsıklam oldu. Düşünün içerideki durumu. Yüzde 35 eğimli, 350 - 400 metre aşağı iniyor işçi. Raylı sistem yok, asansör yok. Yaya olarak... ‘Geri çıkmamız 45 dakika alıyor’ diyor işçiler. Biz 200 metre indik, çıkıncaya kadar hiç birimizde takat kalmadı. Bu işçi nasıl çalışacak? Herkesle konuşmaya varım
- Siz böyle söyleyince, insanlar da haklı olarak, “İyi ama icra makamında olan sizlersiniz, neden gereği yapılmıyor” diyor.
Tamam, tabii ki biz yapacağız. Sorunların bir çoğunu çözüyoruz ama çözülemeyenleri de konuşmamız gerekiyor. Bakın bu madencilik işinde, biliyorsunuz, önce yer projelendiriliyor ve arama ruhsatı veriliyor. Ara kardeşim burada. Ne kadar bir rezerv var bak. Bölgenin 3 boyutlu görüntülerine kadar çekiliyor. Sonra da, 3 yıllık dönem içinde işletme ruhsatı veriliyor. Bizim görevimiz bu aşamadan sonra başlıyor. Yani aslında tali görev bizimki. Denetimleri yapmak bizim görevimiz. Ama bakın açıkça söylüyorum, Türk madenciliğinin yapısal sorunları var. Hodri meydan, bunları her yerde, herkesle konuşmaya varım ben. Bakın mesela Zonguldak’taki düzen... Orada basıyorsunuz asansörün düğmesine, iniyorsunuz yüzlerce metre aşağıya. Keza raylı sistem... Yatırım ortada. Burada ise yatırım yok. Burası ve burası gibi küçük işletmelerde, adam para harcamıyor, yatırım yapmıyor. Bu küçük işletmeler, güvenlik açısından yatırıma engel işletmeler.
- Ve bu yüzden, bu tür küçük madenlerin kapatılmasından yanasınız öyle mi?
Aynen öyle. Türkiye’de yüksek rezervli büyük madenlerin yanı sıra çok sayıda küçük maden var. Bunlar efektif değil. Buradaki, Karaman’daki maden gibi... İş sağlığı güvenliği hükümlerine uygun olmayan... İşveren, böyle küçük madenler olunca, az sayıda işçinin çalıştığı, rezervi tükenmek üzere olan bu tip ocaklara gereken yatırımı yapmıyor. Daha fazla kar elde etmek için maliyeti minimumda tutmaya çalışıyor ve bu sebeple mevzuatın gereği olan tedbirlerin yarattığı masraftan kaçınıyor. Ben işte bu tür madenlerin kapatılması gerekir diyorum. Bunların kapatılması ve bunların yerine, daha büyük ve iş sağlığı güvenliği koşullarının sağlanabileceği madenlere ağırlık verilmesi gerekir. Söylediğim budur.
Bakan’dan acı itiraf
- Sayın Bakan, tüm bu anlattıklarınız, en yetkili ağızdan gelen bir ‘acı itiraf’ değil mi? İtiraf tabii ki. Bakın ben geçenlerde İstanbul’daki asansör olayında da söyledim bunu. Acı gerçekler var. İmar rantı yok mu bu memlekette? Ben bunları söyleyince bazıları tepki gösteriyor ama kimse kusura bakmasın. Sözlerim nereye gidiyorsa gitsin. Belediyeye ise belediyeye, bakanlığa ise bakanlığa, kendi bakanlığıma ise kendi bakanlığıma. Bu kadar da açık konuşuyorum. İnsanlar ölüyor, içimiz yanıyor. Bazı şeylerin açık açık konuşulması gerekmiyor mu?
IŞİD 250 kişiyi idam etti
IŞİD terör örgütüyle ilgili yine kan donduran bir iddia gündeme geldi. Örgüt bu kez 250 Sünni Iraklı'yı kaçırıp idam etti. Üstelik cesetlerin bir kısmını yolda halka "ibret" olsun diye sergilercesine bıraktı.
Enbar Operasyonlar Komutanı Korgeneral Raşid Felih, terör örgütü IŞİD'in, Irak'ın Enbar kentinde Sünni Bunmer aşireti mensubu 250 kişiyi kaçırdıktan sonra idam ettiğini öne sürdü.
Enbar vilayetinin Hit kasabasında yaşanan vahşette IŞİD kasabada yerel halka ibret olsun diye kendilerine karşı çıkan Sünnileri infaz ettikten sonra, cesetlerini yan yana dizip yolda bıraktı. Söz konusu infaza dair görüntüyü ise Associated Press haber ajansı paylaştı. (Milliyet)
Enbar Operasyonlar Komutanı Korgeneral Raşid Felih, terör örgütü IŞİD'in, Irak'ın Enbar kentinde Sünni Bunmer aşireti mensubu 250 kişiyi kaçırdıktan sonra idam ettiğini öne sürdü.
Enbar vilayetinin Hit kasabasında yaşanan vahşette IŞİD kasabada yerel halka ibret olsun diye kendilerine karşı çıkan Sünnileri infaz ettikten sonra, cesetlerini yan yana dizip yolda bıraktı. Söz konusu infaza dair görüntüyü ise Associated Press haber ajansı paylaştı. (Milliyet)
Yüreği kaldırmayan okumasın
İzmir’in Menemen İlçesi’nde, 4 yıl önce torunları 8 yaşındaki M.B.Ö.’ye kol ve cinsel organını çakmakla yakıp işkence yaptıkları iddiasıyla tutuksuz yargılanan dede, anneanne ve teyzeye 180-225 gün arası hapis cezası verildi
İzmir'in Menemen İlçesi’nde 51 yaşındaki H.Ö., ikinci evliliğini yaptığı 4.5 yıllık eşi 24 yaşındaki F.A.’dan 2010 yılı mayıs ayında boşandı. Mahkeme, çocukları M.B.Ö.’nün velayetini babasına verdi. Ancak, boşanmalarından 1 hafta sonra M.B.Ö., annesinin özlemine dayanamadı. Baba, bunun üzerine velayeti kendisinde olmasına rağmen oğlunun babasının evine dönen annesi ile kalmasına izin verdi. Baba, oğlunu annesine yakın bir anaokuluna da yazdırdı.
BABA BOŞANDIĞI EŞİNİ ÖLDÜRDÜ
12 Temmuz 2010’da bir ihtiyacı olup olmadığını öğrenmek için anokuluna uğradığında, oğlu M.B.Ö.’nün vücudunda dayak izleri gören baba Ö., işyerine götürdüğü oğlunun vücudundaki izleri sorduğunda, “Annem ve anneannem Tokat attı, dedem ısırdı, teyzem de kollarımı çakmakla yaktı.
‘Yeliz teyzem bana bıçak soktu ama ölmedim” dediğini anlattı. Bunun üzerine boşandığı eşi F.A. ve yakınlarından, olay tarihinde 4 yaşındaki oğlu M.B.Ö.’yü dövüp kötü muamelede bulundukları iddiasıyla şikâyetçi oldu. Polis tarafından devlet hastanesi’ne kaldırılan M.B.Ö.’nün muayenesinde kol, bacak ve belinde “dayak ve cebir izleri” olduğu belirtilen rapor verildi. Babanın şikâyeti üzerine polis, küçük M.B.Ö.’nün annesi F.A., dedesi F.A., anneannesi F.A., teyzesi Y.D. ile teyzesinin eşi Z.D.’nin ifadelerine başvurdu. Anne F.A. eşinin iddialarının asılsız olduğunu söyledi. Soruşturma devam ederken, 6 Ekim 2011’de anne F.A., çalıştığı işyerine gitmek üzere evden çıktığında, boşandığı H.Ö. tarafından kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. H.Ö.’ye toplam 27 yıl hapis cezası verildi.
AİLE BOYU CEZA PARAYA ÇEVRİLDİ
Bu davanın bitmesinin ardından, H.Ö.’nün oğluna karşı yapılan işkence şikâyeti üzerine, olayı soruşturan cumhuriyet savcısı; dede F.A., anneanne F.A., teyze Y.D. ile onun eşi Z.D. hakkında “kasten yaralama” suçundan 2-5 yıl hapis cezası istemiyle dava açtı. Menemen 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasında, dede, anneanne ve teyzeye 180- 225 gün arasında değişen hapis cezası verilerek para cezasına çevrildi. M.B.Ö. ise halasının yanında kalıyor. DHA
İzmir'in Menemen İlçesi’nde 51 yaşındaki H.Ö., ikinci evliliğini yaptığı 4.5 yıllık eşi 24 yaşındaki F.A.’dan 2010 yılı mayıs ayında boşandı. Mahkeme, çocukları M.B.Ö.’nün velayetini babasına verdi. Ancak, boşanmalarından 1 hafta sonra M.B.Ö., annesinin özlemine dayanamadı. Baba, bunun üzerine velayeti kendisinde olmasına rağmen oğlunun babasının evine dönen annesi ile kalmasına izin verdi. Baba, oğlunu annesine yakın bir anaokuluna da yazdırdı.
BABA BOŞANDIĞI EŞİNİ ÖLDÜRDÜ
12 Temmuz 2010’da bir ihtiyacı olup olmadığını öğrenmek için anokuluna uğradığında, oğlu M.B.Ö.’nün vücudunda dayak izleri gören baba Ö., işyerine götürdüğü oğlunun vücudundaki izleri sorduğunda, “Annem ve anneannem Tokat attı, dedem ısırdı, teyzem de kollarımı çakmakla yaktı.
‘Yeliz teyzem bana bıçak soktu ama ölmedim” dediğini anlattı. Bunun üzerine boşandığı eşi F.A. ve yakınlarından, olay tarihinde 4 yaşındaki oğlu M.B.Ö.’yü dövüp kötü muamelede bulundukları iddiasıyla şikâyetçi oldu. Polis tarafından devlet hastanesi’ne kaldırılan M.B.Ö.’nün muayenesinde kol, bacak ve belinde “dayak ve cebir izleri” olduğu belirtilen rapor verildi. Babanın şikâyeti üzerine polis, küçük M.B.Ö.’nün annesi F.A., dedesi F.A., anneannesi F.A., teyzesi Y.D. ile teyzesinin eşi Z.D.’nin ifadelerine başvurdu. Anne F.A. eşinin iddialarının asılsız olduğunu söyledi. Soruşturma devam ederken, 6 Ekim 2011’de anne F.A., çalıştığı işyerine gitmek üzere evden çıktığında, boşandığı H.Ö. tarafından kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. H.Ö.’ye toplam 27 yıl hapis cezası verildi.
AİLE BOYU CEZA PARAYA ÇEVRİLDİ
Bu davanın bitmesinin ardından, H.Ö.’nün oğluna karşı yapılan işkence şikâyeti üzerine, olayı soruşturan cumhuriyet savcısı; dede F.A., anneanne F.A., teyze Y.D. ile onun eşi Z.D. hakkında “kasten yaralama” suçundan 2-5 yıl hapis cezası istemiyle dava açtı. Menemen 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasında, dede, anneanne ve teyzeye 180- 225 gün arasında değişen hapis cezası verilerek para cezasına çevrildi. M.B.Ö. ise halasının yanında kalıyor. DHA
Madenden yürek yakan detaylar!
Ermenek Güneyyurt'ta su dolan Has Şeker Madencilik'e ait ocakla ilgili tüyler ürperten itiraflar ortaya çıktı. Maden işçileri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e artan maliyetler nedeniyle işverenin servisleri kaldırdığını ve yemek vermeyi kestiğini söylediler. Madencilerden korkunç bir de açıklama geldi: Maden ağaları tuvalet izni bile vermiyordu. Arkadaşlarımız pet şişelere ihtiyaçlarını gideriyordu.
Öte yandan maden ocağının girişinde bekleyen aileler perişan... Ocakta mahsur kalan 18 işçiden biri olan İsmail Gürses'in 3 yaşındaki oğlu Mustafa, "Babam bana mama getirecek" diyerek ağlayanları susturuyor.
Öte yandan maden ocağının girişinde bekleyen aileler perişan... Ocakta mahsur kalan 18 işçiden biri olan İsmail Gürses'in 3 yaşındaki oğlu Mustafa, "Babam bana mama getirecek" diyerek ağlayanları susturuyor.
İşçiler, torba yasa sonrası korkunç gelişmeleri ve sorunları şöyle aktardılar:
Herkes evinden zeytin, peynir, domates, soğan ve ekmek getiriyordu. İşveren yalnızca 15 dakika öğle arası veriyordu. Bu arada madenden geri çıkıp-inmek mümkün olabilir mi? Bu yüzden yerin yüzlerce metre altında yere sofra kurup getirdiklerimizi yiyoruz. Facia da böyle bir yemek sırasında oldu.
PET ŞİŞEYE İHTİYAÇ
Daha acısı maden ağaları tuvalet izni bile vermiyordu. Arkadaşlarımız pet şişelere ihtiyaçlarını gideriyor, vardiya bitiminde dışarı çıkarıyordu.
Ermenek'te hiç bir madende sendika yok, işverenin insafına kalıyoruz. Buradan çıkıp başka bir madene gitsek, bizden önce adımız gidiyor. İşverenler söz birliği yapıyor, bu şartlarla çalışmaya zorluyor.
'BABAM MAMA GETİRECEK'
Ermenek ilçesindeki maden ocağında mahsur kalan işçilerden İsmail Gürses'in evinde hüzün ve gözyaşı hakim. Gürses'in eşi Fatma ve yakınları sinir krizleri geçiriyor.
İki çocuğu olan Gürses'ten gelecek iyi bir haber umutla bekleniyor.
Ailenin 3 yaşındaki oğlu Mustafa ise "babam bana mama getirecek" diyerek ağlayanları susturmaya çalışıyor.
Gürses'in annesi 48 yaşındaki Ayşe Gürses, acılarının çok büyük olduğunu ancak hala ümitlerini yitirmediklerini söyledi.
Daha önce Soma'daki yaşananları da gözyaşları içinde izlediğini ifade eden Gürses, o olayın ardından sürekli oğlunu dikkatli olması konusunda uyardığını kaydetti.
SOĞUKTA BEKLEDİLER
İsmail'in mahsur kaldığı haberinin ardından hemen maden ocağına gittiklerini, akşam olunca da evlerine dönmek zorunda kaldıklarını dile getiren anne Gürses, "Akşam soba yakamadım. İsmailim sular içindeyken evde soba yakıp ısınmaya yüreğim elvermedi. Evde televizyondan gelişmeleri takip ettim" diye konuştu.
O MADENDEN AYRILACAKTI
Kendisi de maden işçiliğinden emekli olan baba Mustafa Gürses ise oğluyla en son görüştüğünde kendisine başka bir madende çalışmayı düşündüğünü söylediğini kaydetti.
CUMHURİYET
Etiketler:
çocuk,
haber,
kaza,
maden işçisi,
torba yasa
Annesi ve kardeşlerine o bakıyor
Adana’da Cumhuriyet Bayramı dönüşünde kaldırımda ders çalışan çocuğun, babası cezaevinde olduğu için annesi ve 3 kardeşine okuldan arta kalan dönemlerde tartıcılık yaparak baktığı ortaya çıktı.
Tüm Türkiye’de dün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle coşkulu kutlamalar oldu. Adana’da da Uğur Mumcu Meydanı’nda yapılan kutlamaya katılan 11 yaşındaki Bilal Özel bayram bittikten sonra elindeki Türk bayraklarıyla birlikte kaldırımda ders çalışırken görülmüştü. Bilal’in her gün aynı yere gelerek burada tartıcılık yaparak ailesini geçindirdiği ortaya çıktı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan göç eden ailelerin yoğunlukta olduğu Gülbahçesi Mahallesi’nde oturan ve 3 kardeşi daha olan Bilal’in babası bir süre önce cezaevine girdi. Bunun üzerine evin en büyük çocuğu olan ve çalışmak zorunda kalan Bilal, her gün tartıcılık yaptığı yere kitaplarını da getirerek burada ders çalışmaya başladı. Bilal öğleden sonra okula gittiği için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yürüyerek Ziyapaşa Bulvarı’na gelip kaldırıma tartısını koyarak işe başlıyor. Günlük 15-20 lira kazanan Bilal bunu götürüp annesine vererek evin geçimini sağlıyor.
"OKUYUP HAKİM OLACAĞIM"
Bilal, okumayı çok istediğini ancak babası cezaevine girdiği için aynı zamanda da çalışmak zorunda kaldığını belirterek, "Diğer kardeşlerim benden küçük. Evin en büyüğü ben olduğum için ben çalışıyorum. 2 kardeşim zaten kız onlar çalışamaz. Ben buraya her sabah gelerek tartıcılık yapıyorum. Günde 15-20 lira para kazanıyorum onu da anneme veriyorum. Okumayı çok istiyorum bu nedenle tartıcılık yaparken de ders çalışıp ödevlerimi yapıyorum. Okuyup hakim olmak istiyorum" dedi.
Dün de burada hem bayrama katıldığını hem de işini yaptığını anlatan Bilal, arkadaşları gibi oyun oynamak istediğini ancak hayat şartlarının buna el vermediğini, futbol oynamayı çok özlediğini, hiç sinemaya, tiyatroya gitmediğini bu ortamları çok merak ettiğini söyledi.
Tüm Türkiye’de dün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle coşkulu kutlamalar oldu. Adana’da da Uğur Mumcu Meydanı’nda yapılan kutlamaya katılan 11 yaşındaki Bilal Özel bayram bittikten sonra elindeki Türk bayraklarıyla birlikte kaldırımda ders çalışırken görülmüştü. Bilal’in her gün aynı yere gelerek burada tartıcılık yaparak ailesini geçindirdiği ortaya çıktı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan göç eden ailelerin yoğunlukta olduğu Gülbahçesi Mahallesi’nde oturan ve 3 kardeşi daha olan Bilal’in babası bir süre önce cezaevine girdi. Bunun üzerine evin en büyük çocuğu olan ve çalışmak zorunda kalan Bilal, her gün tartıcılık yaptığı yere kitaplarını da getirerek burada ders çalışmaya başladı. Bilal öğleden sonra okula gittiği için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yürüyerek Ziyapaşa Bulvarı’na gelip kaldırıma tartısını koyarak işe başlıyor. Günlük 15-20 lira kazanan Bilal bunu götürüp annesine vererek evin geçimini sağlıyor.
"OKUYUP HAKİM OLACAĞIM"
Bilal, okumayı çok istediğini ancak babası cezaevine girdiği için aynı zamanda da çalışmak zorunda kaldığını belirterek, "Diğer kardeşlerim benden küçük. Evin en büyüğü ben olduğum için ben çalışıyorum. 2 kardeşim zaten kız onlar çalışamaz. Ben buraya her sabah gelerek tartıcılık yapıyorum. Günde 15-20 lira para kazanıyorum onu da anneme veriyorum. Okumayı çok istiyorum bu nedenle tartıcılık yaparken de ders çalışıp ödevlerimi yapıyorum. Okuyup hakim olmak istiyorum" dedi.
Dün de burada hem bayrama katıldığını hem de işini yaptığını anlatan Bilal, arkadaşları gibi oyun oynamak istediğini ancak hayat şartlarının buna el vermediğini, futbol oynamayı çok özlediğini, hiç sinemaya, tiyatroya gitmediğini bu ortamları çok merak ettiğini söyledi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






