5 Kasım 2014 Çarşamba

Savcı cinsel tacize müebbet istedi

Edirne'nin Keşan İlçesi'nde geçen yıl 14 yaşında olan lise öğrencisi E.K. adlı kıza cinsel istismarda bulundukları suçlamasıyla yargılanan ve haklarında 16 yıldan, ağırlaştırılmış ömür boyuna kadar hapis cezaları istenen 5 sanığın yargılanmasına başlandı. Sanıklar suçlamaları kabul etmedi.

Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nden yapılan ilk duruşmaya tutuklu sanık D.S. (27) ile haklarında adli kontrol kararı bulunan sanıklar S.C. (21), Z.D.K. (20), T.S. (21) ve N.C.Ç. (21), mağdur kızın babası A.K. ile annesi Ü.K. ile tarafların avukatları katıldı. Cumhuriyet Savcısı Ulaş Yılmaz, lise öğrencisi E.K.'ya karşı işlenen 'nitelikli cinsel istismar', 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçlamalarıyla ilgili 5 sanık hakkında 16 yıldan, ağırlaştırılmış ömür boyuna kadar hapis cezaları istedi. Savcı Yılmaz hazırladığı iddianamede, mağdur E.K.'nın psikolog eşliğinde ifadesinin alındığını, olay tarihinde 14 yaşında olduğunu ve sanık 27 yaşındaki D.S.'nin mağdur ile tanıştıktan sonra 5- 6 ay süreyle Keşan'da değişik kafelerde buluştuklarını yazdı. Sanık D.S.'nin mağduru eve götürerek burada cinsel ilişki teklif ettiğini ancak kızın bunu kabul etmediğini kaydeden Savcı Ulaş Yılmaz, bir hafta sonraki buluşmada ise sanığın, "Bana güvenmiyor musun, benimle evlenmeyecek misin?" sözleri ile liseli kızı ikna ederek cinsel ilişkiye girdiğini ve Ocak 2014'e kadar defalarca ilişkiye girdiklerini, yaşının küçük olduğunun farkında olduğunu belirtti.

Savcı Yılmaz, sanıklardan 21 yaşındaki T.S.'nın ise 2014 yılının Ocak ayında liseli E.K.'yı, babasının işte, annesinin de komşuda olduğu bir sırada evine götürerek, cinsel ilişkiye girdiğini kaydedip, onun da suçu birden fazla işlediğini kaydetti.

Savcı Yılmaz iddianamesinde, sanıklardan 21 yaşındaki N.C.Ç.'in ise mağdur ile bir barın bitişiğinde cinsel ilişkiye girdiğini, sanıklardan 21 yaşındaki S.C.'nin de mağdure ile sosyal paylaşım sitesi üzerinden tanışarak bir süre mesajlaştıklarını ardından bir arkadaşının evinde buluştuklarını ve burada ilişkiye girdiklerini, sanık 20 yaşındaki Z.D.K.'nın mağdureyi diğer sanık S.C. aracılığı ile eve çağırdığını, daha sonra bir başka odaya girerek burada cinsel ilişkiye girdiğini belirtti.

SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİLER

Duruşmada ifade veren tutuklu sanık D.S., yöneltilen suçlamaları kabul etmeyerek, "Mağdur E.K. ile 2013 yılının Mart ayından beri arkadaşlık boyutunda ilişkim var. Kendisini alıkoymadım ve cinsel ilişkiye girmedim. Arkadaşlık yaptığım dönemde bir başka erkekle arkadaşlık yaptığını ve sosyal paylaşım sitesinde uygunsuz yazışmalarını görünce arkadaşlığımı kestim. Bundan dolayı beni şikayet etmiştir. Annesi kızı ile evlenmemi istiyordu. Ben evli olduğum için istemedim" diyerek kendini savundu.
Diğer sanıklar liseli kızla ilişkiye girmediklerini söyleyip, suçlamaları kabul etmediklerini söylediler.

Duruşmada ifade veren baba A.K. ise sanıklardan D.S.'yi tanıdığını, kızı ile arkadaşlık yaptığını bildiğini anlatarak, "Bir gün kızım telefonu açmadı ben de D.S.'yi arayarak yanında olup olmadığını sordum. Daha sonra D.S. kızımı bulmuş ve eve getirdi. Kızımın sanıklarla ilişkiye girip girmediğini bilmiyorum" dedi.

Anne Ü.K. da ifadesinde, "Kızımın D.S. ile arkadaşlık yaptığını ve sevdiğini biliyordum. Diğer sanıkları tanımıyorum. Kızımı D.S. ile evlendirmeye çalışmadım. Kızım alkol ve uyuşturucu kullanmaz ama sigara kullanıyordu. Kızım lise 1. sınıfa gidiyor ve dersleri çok iyiydi. Ben bu olayları duşunca şoke oldum" diye konuştu.

Mahkeme heyeti sanıkların, mağdur E.K.'nın ifadelerinin tamamlanmasından sonra tanık ifadelerinin de alınması için duruşmayı erteledi. Heyet, sanık D.S.'nin tutukluluk halinin, diğer sanıklar S.C., Z.D.K., T.S, ve N.C.Ç. hakkındaki adli kontrol kararlarının devamına karar verdi.

Ali Can ZERAY/DHA

Üniversiteli anne kan dondurdu!

Adıyaman’da üniversite öğrencisi bir kişi gayri meşru çocuğunu doğurduktan sonra bodruma attı.

Bebek hayatını kaybederken, anne aşırı kan kaybından hastaneye kaldırıldı.
Edinilen bilgiye göre, Adıyaman Üniversitesi’nde öğrenci olduğu öğrenilen 19 yaşındaki D.D adlı kişi, sevgilisi olduğu öğrenilen bir kişiden hamile kaldı. Hamile olan öğrenci hamilelikte 9 ayı tamamladı. Doğum esnası geldiğinde hastaneye gitmeyen 19 yaşındaki D.D adlı öğrenci oturduğu binanın bodrum katında bebeği doğurdu.

Tek başına doğum yapan D.D kanlar içerisinde kaldı. Bebeği dünyaya getiren kadın, bebeği beze sararak bodrumda bulunan tahta beşiğe bıraktı.

ARKADAŞLARI DURUMU SAĞLIK EKİPLERİNE BİLDİRDİ
Şahsın üniversiteden arkadaşları, D.D’yi telefonla aradığında ulaşamayınca hayatından endişe ettiği için D.D’nin evine geldi. Eve geldiklerinde D.D’nin evde olmadığı ve bodrum kattan ses geldiğini fark edince bodruma baktılar. Arkadaşlarını bodrum katta kanlar içerisinde gören öğrenciler 112 sağlık ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri kanlar içerisindeki D.D’ye ilk müdahaleyi yaparak hastaneye kaldırdı. D.D’nin kanamasının hamilelikten olduğunu fark eden sağlık ekipleri, bebeği göremeyince durumu polise bildiriyor.
Olay yerine gelen polis ekipleri binanın bodrum katında aradıkları bebeği bezler içerisinde bodrumun içerisinde buldu. Bebeğe müdahale etmek isteyen sağlık ekipleri bebeğin ölü olduğunu fark ettiler.
Bebek otopsi yapılmak üzere Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna gönderildi. Aşırı kan kaybı nedeniyle annenin durumunun ciddi olduğu öğrenilirken, olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor. (Mrdyafaresi)

Aksaray-Yenikapı metrosu açılıyor

İstanbul’daki raylı sistemler arası büyük entegrasyon sağlayacak “Aksaray-Yenikapı” metro hattı 9 Kasım Pazar günü açılacak.

Böylece Kartal’dan yola çıkan biri, Atatürk Havalimanı’na kadar seyahat edebilecek. Bunun yanı sıra Üsküdar’dan Başakşehir’e, Maltepe’den Bağcılar’a, Göztepe’den Mahmutbey’e, Kadıköy’den Aksaray’a, Taksim’den Atatürk Havalimanı’na, Levent’ten otogara, Maltepe’den esenler’e ve Maslak’tan da Bayrampaşa’ya yine raylı sistemle kesintisiz yolculuk yapılabilecek.

Madenci çocuklarının çizdiği resimler

Karaman’ın Ermenek İlçesi’ne bağlı Pamuklu Köyü yakınlarındaki Has Şekerler Madencilik Limited Şirketi’ne ait kömür ocağında geçen hafta salı günü meydana gelen su baskınıyla yerin 350 metre altında mahsur kalan 18 işçiyi kurtarma çalışmaları 9’uncu gününde devam ediyor. Kömür ocağı alanında mahsur kalan işçilerin ve yakınlarının çocukları için Kızılay’ın kurduğu rehabilitasyon çadırında, işçilerden Mehmet Baha’nın yeğeni Ayşe Baha’nın çizdiği resimdeki ’Bir ekmek parası için ölümü seçtiler’ yazısı yürükleri dağladı.

Maden ocağındaki kurtarma çalışmaları ara vermeden devam ediyor. Ocaktaki yaklaşık 12 bin ton suyun 5’te 4’ü çekildi. Su nedeniyle oluşan çamur ve moloz yığınlarının tahliyesi ile tahkimat çalışmaları devam ediyor. Tahkimat çalışmalarında ise adeta yeni bir maden ocağı inşaa edildi. İşçilerin bulunduğu tahmin edilen 3 bacaya ulaşıldı. Ancak işçilerin izine rastlanılmadı. İşçileri, desandre ve nefesliğin son bölümlerine doğru bulunduklarını tahmin edildiğinden çalışmalar bu yönde devam ediyor.

Maden ocağında çalışmalar devam ederken, işçilerin ailelerinin yakınlarının umutlu bekleyişi de sürüyor. Bazı işçi yakınlarına AFAD tarafından psikolojik destek verilirken, Kızılay da çocuklara rehabilitasyon çadırında destek veriyor.  Çadırda gelen işçi ve yakınlarının duygularını dile getirip çizdiği resimler ise dikkat çekti. Mahsur kalan işçilerden Mehmet Baha’nın yeğeni Ayşe Baha’nın yaptığı resimdeki ’Bir ekmek parası için ölümü seçtiler’ yazısı yürükleri dağladı. (Hürriyet)


4 Kasım 2014 Salı

Tüy dökücü ilanındaki El Kaide lideri

Türkiye'deki bir kozmetik şirketinin internette yayımlanan tüy dökücü sprey ilanında 11 Eylül saldırılarının mimarlarından olduğu düşünülen eski El Kaide lideri Halid Şeyh Muhammed'in fotoğrafının kullanılması, ABD'de haber oldu.

Halen ABD tarafından Guantanamo'da tutulan ve idam cezasıyla yargılanan Muhammed'in fotoğrafının söz konusu ilanda kullanılmasıyla ilgili haber ilk olarak Amerikan haber sitesi Vox'ta yayımlandı, ardından da diğer yayın organlarınca alıntılandı.


Muhammed'in Rawalpindi kentinde CIA ve Pakistan istihbaratının 2003 yılındaki ortak operasyonunda yakalanmadan önce çekilen bir fotoğrafı. (sağda)

Şirket sahibinin kardeşi Mehmet Can Yıldız, Hurriyet Daily News'a yaptığı açıklamada, fotoğrafı İnci Caps'te bulduklarını ve uykusuzlukla ilgili esprilerde kullanıldığını gördüklerini belirterek şöyle dedi:

"İnternette popüler bir resim olduğu için böyle bir ilan yaptık. Terörist olduğunu bilmiyorduk. Bayağı da kıllı bir arkadaş. Vücut yapısı bizim ürüne uygun olduğu için seçtik. Herhangi bir şey ima etmek için değil. İşin buraya geleceğini bilmiyorduk." (Medyafaresi)

Erdoğan'a yumurta atan öğretmen, meslekten atıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde, Trabzon'da konvoyuna yumurta attığı ve hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı mahkemece para cezasına çarptırılan 42 yaşındaki öğretmen Seçil Esmanur Erdem hakkında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Yüksek Disiplin Kurulu'nca (YDK) sürdürülen soruşturma tamamlandı.

17 yıllık öğretmen Erdem hakkında oy birliği ile meslekten ihrac kararı çıktı. 

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 23 Kasım 2013’te Trabzon’a gelişinde konvoya yumurta attığı ve Başbakan'a hakaret ettiği iddiasıyla Trabzon 2’inci Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanıp 7 bin 80 lira para cezasına çarptırılan beden eğitimi öğretmeni Seçil Esmanur Erdem, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) tarafından da idari soruşturmaya tabi tutuldu. Yüksek Disiplin Kurulu, 30 Eylül 2014 tarihinde verdiği kararla, ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yumurta atarak küfür içeren sözlerle hakaret ettiği’ suçlamasıyla öğretmen Erdem hakkında, ‘Devlet memurluğundan çıkarılma’ cezasını oy birliğiyle onadı. Karar, Trabzon Merkez Ortahisar İlçesi Kireçhane Ortaokulu'nda beden eğitimi öğretmenliğine devam eden 17 yıllık öğretmen Seçil Esmanur Erdem’e tebliğ edildi.

BİR SÜRE AÇIĞA ALINMIŞTI

Dönemin Başbakan’ı Erdoğan’a yönelik hakaret içeren ifadelerde bulunduğu ve yumurta attığı suçlamasıyla gözaltına alınarak ifadesi alınan Seçil Esmanur Erdem, sevk edildiği mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmıştı. Yargılandığı mahkemece para cezasıyla cezalandırılan Seçil Esmanur Erdem, geçirdiği idari soruşturma kapsamında bir süre açığa alınmış, ardında göreve başlamıştı.

Fatih TURAN/TRABZON / DHA

Gülen, Hüseyin Gülerce'ye dava açıyor

Fethullah Gülen, Zaman gazetesi eski yazarı Hüseyin Gülerce'ye dava açıyor.


-Fethullah Gülen, bir zamanlar 'Cemaat'in sözcüsü' olarak da bilinen Zaman gazetesinin eski yazarı Hüseyin Gülerce'ye dava açmaya hazırlanıyor. Fethullah Gülen'a ait olduğu öne sürülen  @fgulen adlı Twitter hesabından Hüseyin Gülerce'yle ilgili olarak şu tweet atıldı: "H.Gülerce'nin iftiralarını mahkemelerde ispata davet edeceğiz. Bu yaşa gelmiş biriyle mahkemede hesaplaşmak çok ağır gelse de!"


FETHULLAH GÜLEN'İN BEDENİNDE İKİ İNSAN VAR! 
Hüseyin Gülerce, Hürriyet gazetesinden Ahmet Hakan'a verdiği röportajda, "Şu anda Fethullah Gülen hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna şöyle yanıt vermişti:
"Ben Hocaefendi'yi çok seviyorum. Dünyada dostluğundan şeref duyduğumu açıkladığım tek insandır Hocaefendi. Ben böyle samimi, ihlaslı, Sahabe Efendilerimizi hatırlatan başka bir kişi tanımadım.
Şimdi geldiğim noktada aynı bedende iki insan olduğunu düşünüyorum. Birisi benim çok sevdiğim, saydığım, kendisine nokta kadar zarar gelmesini istemediğim, ona yapılan hakaretlerin, saldırıların vicdanıma bıçak gibi saplandığı bir insan. Hâlâ öyle.
Bir de bu insanla aynı bedende yer alan, sadece ve sadece kendi kafasındaki Türkiye'ye ulaşabilmek için ne lazım geliyorsa yapabilen, ölçü tanımayan bir insan. Birisi için canınızı verebilirsiniz. Diğeriyse sizi ürkütüyor. Ona toz kondurmak istemiyorum. Ama vicdanıma sığdıramadığım, ilkelerime sığdıramadığım, Müslümanlık anlayışıma sığdıramadığım yanlışlar var. Onları da görüyorum. Duygularım çok karışık."


DUMANLI'DAN YANIT 
Zaman gazetesi Genel Yayın  Yönetmeni Ekrem Dumanlı ise köşesinde Gülerce'nin açıklamalarına kendi yazılarından yola çıkarak yanıt vermiş ve "İnsanları kırmaya, üzmeye, suçlu göstermeye ve dolayısıyla cevap hakkı doğuracak suçlama yapmaya gerek yok. Hem ayıp hem günah..." dedikten sonra şöyle devam etmişti: "Hem ne demiştiniz 19 Mart 2014 tarihli "Vefasızlık" yazınızda? "Eski dostlarından tek birini kırmaya değmez. Vefasızlık edeceğime, yer yarılsın önden gideyim. Dostluğun hakkını vermeyeceksem, dostlarımı terk edeceksem, hücre hapislerinde sükût durmayı bin kere tercih ederim... (...) Çünkü vefa, dost bahçelerinin gülüdür. Bilirim, gülün dikeni vardır, ama katlanırım. Gülün hatırına küsmem, darılmam, dayanırım." Bu satırları okuyunca bir bedende kaç insan taşıdığınızı çözemedim Hüseyin Bey?" (Medyafaresi)

11 kız öğrencisini taciz etti

İzmir'in Urla ilçesinde görev yaptığı lisede 11 kız öğrenciye cinsel taciz ve istismarda bulunduğu iddia edilen öğretmenin yargılanmasına devam edildi.


İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya, hakkında 142 yıl hapis cezası istenen ve başka bir davadan aldığı ceza nedeniyle tutuklu bulunan edebiyat öğretmeni O.O.Ö. Manisa Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndan SEGBİS sistemiyle katıldı. Mahkeme Başkanı Kemal Göker, İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu'nun mahkemeye gönderdiği raporu okuyarak, rapora göre mağdurlar E.K, A.P, G.A. ve R.İ'nin olaydan dolayı ruh sağlıklarının etkilendiğini, ancak bu etkilemenin ruh sağlığını kalıcı şekilde bozacak nitelikte olmadığını söyledi. Mağdur avukatlarının, rapora karşı ayrıntılı beyanda bulunmak için süre talep etmesi üzerine duruşma ertelendi.

NE OLMUŞTU?

İzmir'in Urla ilçesinde, geçen yıl nisan ayında bir kız öğrencinin ailesine tacizine uğradığını anlatması üzerine, aile öğretmen hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Öğretmen O.O.Ö. İzmir'de başka bir liseye tayin edilirken, Urla'daki okuldan 11 öğrenci velisi daha öğretmenden aynı gerekçe ile şikayetçi olmuştu. Şikayetler üzerine gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen O.O.Ö, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış bir üst mahkemeye yapılan itiraz sonucu tutuklanmıştı. Sanık, dava sürecinde bu suçtan tahliye edilirken, başka suçtan tutuklu olduğu için cezaevinden çıkamamıştı.

Otomatik ödeme talimatı verenler dikkat!

Bazı elektrik dağıtım firmalarının işletme kodunu habersiz değiştirmesi üzerine, abonelerin faturaları sistemde gözükmüyor. Elektriği kesildikten sonra ödeme yapılmadığını fark eden tüketiciler ise 25 lira ile 50 lira arasında açma-kapama ücreti ödemek zorunda kalıyor.

Şikayetvar’ın haberine göre: Elektrik dağıtım şirketlerinin, işletme kodunu habersiz değiştirmesi üzerine binlerce abone mağdur oldu. Dağıtım şirketleri, abonelerin işletme kodunu değiştirdiği için, otomatik ödeme talimatı veren kullanıcıların faturası sisteme yansımıyor. Elektrikleri kesildikten sonra durumdan haberdar olan abonelerin faturalarına bir de açma kapama ücreti ekleniyor. Habersiz değişiklik yapılmasından dolayı elektriksiz kalan tüketiciler, ödedikleri 25 lira ile 50 lira arasındaki açma-kapama ücretine de tepki gösterdiler.

“Hem elektriksiz kaldık hem de dağıtım şirketlerinin hatası yüzünden açma-kapama ücreti ödedik. Ücretlerin iadesini talep ediyoruz” diyen tüketicilerin şikayetleri şöyle:


“HAKSIZ YERE AÇMA-KAPAMA ÜCRETİ ALIYORLAR”

“Akşam eve geldiğimde elektriğim kesilmişti Otomatik ödeme talimatı olan faturam sistemlerinden kaynaklanan bir işletme kodu değişikliği nedeniyle ödenmemiş ve elektriğimi kesmişler. ALO 186'yı arayıp şikayetimi bildirdim.

Ödenmemiş faturaları da ertesi gün normal ödedim ancak elektriğimi açmaya ne gelen oldu ne giden. bugün de gelmiş yeni faturayı kesmişler ve bir de kesme bağlama parası yazmışlar. Yani hem kendi suçlarından elektriğimi kesip hem de açmaya gelmeden kesme bağlama parası kesiyorlar. Birde üstüne şikayetimi kaile bile almayıp geri arayan soran yok.

Bu ilk olmuyor. Nisan ayında aynı nedenle ödenmeyen bir hafta geciken fatura yüzünden yine aynı şeyi yaptılar.”

“HABERSİZ DEĞİŞİKLİK YAPIYORLAR FAZLA PARA ÖDÜYORUZ”

“Elektrik faturam için bankaya otomatik ödeme talimatı verdim. Otomatik ödemede olan faturamın işletme kodu değiştirilmiş. Kodum 041.01.40.00.00 iken firma işletme kodunu değiştirerek 041.01.40.02.87 yapmış. Bu değişiklikten benim ve bankanın haberi olmadığından dolayı otomatik ödeme gerçekleşmemiş ve elektriğimi kestiler burası yazlık olarak kullandığım mesken olduğundan hafta sonları gidiyorum. Bu gidişimde elektrik olmadığını fark ettim ama önemsemedim çünkü her gidişimde elektrik kesiliyor akşama geliyordu ancak elektrik gelmeyince baktım kapıya kesme ihbarnamesi bırakmışlar. Kurumu aradım her şeye rağmen ödeyeyim açın diye ama hafta sonu açma yapamıyorlarmış ve geri dönmek zorunda kaldım...”

“KODU DEĞİŞTİRDİĞİNİZDEN NEDEN BİZİM HABERİMİZ YOK”

“Yaklaşık on beş gündür elektrik faturamı ödemek için bankanın internet şubesinden işlem yapmaya çalışıyorum. Her seferinde kayıtlı faturanız yok diyordu. Bugün elektriğimi kesmişler firmayı aradım faturamın ödenmediğini söylediler. Durumu izah ettim. İşletme kodumuz değişti yeni işletme kodu girmeniz lazım dediler. İyide işletme kodunu değiştirdiniz de bizim niye haberimiz yok. Aynı şekilde otomatik ödeme talimatı olan arkadaşlarında elektriği kesildi.”

“HABERİMİZ OLMADAN İŞLETME KODUNU DEĞİŞTİRMİŞLER”

"Elektrik dağıtım merkezi haber vermeksizin işletme kodunu değiştiriyor, bunun sonucunda faturalarını internetten ödeyen tüketicileri mağdur ediyor. Çünkü internete kayıtlı işletme kodu ile girince ‘faturanız yoktur’ deniliyor ama bir süre sonra elektrik açma-kapama ücreti geliyor. Çünkü fatura gelmiş ve ödenmemiş. Firmalar tüketicileri mağdur ediyor.”

“HABERSİZ DEĞİŞİKLİK YAPILIR MI?”

“Elektrik faturamdaki işletme kodunun değişiminden dolayı elektrik kesme ihbarnamesi geldi. Eylül ayında 212.19.09.00.00 olan işletme kodu Ekim ayında 212.19.07.00.00 olarak değişmiştir. Fakat işlem kodu değişiminde hiçbir şekilde tarafınızdan bilgilendirme yapılmadan ihbarname gelmesi hakkında şikayetçiyim.

Fatura ödemelerim otomatik ödemede olmasına rağmen böyle bir ihlal yüzünden fark edilmemesi haberim olmadan elektrik kesintisi yaşamama sebep olacaktı. Bu konuda gerekli uyarı ve işlemlerin yapılmasını acilen rica ediyorum. Bir daha böyle bir mağduriyet yaşamak istemiyorum.”

İstanbul'a kış 20 Ocak'ta gelecek

Meteoroloji Mühendisleri Odası 2. Başkanı Ahmet Köse, halk arasında "Pastırma Yazı" olarak bilinen sıcaklıkların başladığını ve 12 gün süreceğini söyledi. Köse, İstanbul'a kışın 20 Ocak'ta geleceğini söyledi.

Köse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Pastırma Yazı"nın, ekim ayının son haftasıyla kasımın ortalarında yaşandığını, esas isminin ise "Pastırma Ayazı" olduğunu vurguladı. Bu mevsimde gündüzlerin sıcak, geceleri ise ayaz olduğunu ifade eden Köse, ayazın etkisiyle sıcaklığın özellikle İç Anadolu Bölgesi'nde sıfır derecenin altına düştüğünü belirtti.

"Pastırma Yazı, 12 gün sürecek"

Pastırma sıcaklarının dün itabarıyla başladığını anlatan Köse, şöyle devam etti:

"Atalarımız yaklaşık 400 yıl önce seyahatlere, heybelerinde bozulmasın diye kurutulmuş etlerle çıkmışlar. Ayazlı havadan dolayı bu mevsimde kuruttukları et çok lezzetli olduğu için ismi 'Pastırma Ayazı' demişler. Ama biz 'Pastırma Yazı' diyoruz. Aslında 'Pastırma Ayazı'ndan geliyor. Sebebi de şu; yazı anımsatan günler yaşanıyor. Gündüzleri oldukça güneşli, Sabah ilk saatlerde sis ve pus hadisesi gözüküyor. Bu tarz havaların belirgin özelliğidir. Rüzgar hafif, insanları rahatsız etmiyor. Bu da ekim ayının sonu ile kasımın ortaları arasında görülüyor. Bazen yılda bir defa da oluşabilir. Üç gün yaşanıyor, arada bir iki gün hava tekrardan bozuyor, sonrasında bir 10 gün daha yaşanabiliyor. Bu sene de 'Pastırma Yazı'na dün itibarıyla başladık, 12 gün sürecek."

İstanbul'da hava sıcaklığnın 20 dereceye kadar yükseleceğini ifade eden Köse, bu dönemden sonra sıcaklığın azalacağını dile getirdi.

"Antalya ile Anamur arasında hortum oluşma riski devam ediyor"

Türkiye'nin adım adım kışa yaklaştığını, bu yıl El Nino'nun etkisiyle bol yağış görüldüğünü anımsatan Köse, "Hortumlar gördük yurdumuzun birçok noktasında. Hala görmeye devam ediyoruz. Akdeniz'de, özellikle Antalya ile Anamur arasında hortum oluşma riski devam ediyor" diye konuştu. Bu yıl hortumun sık görülmesinin sebebinin El Nino'nun tetiklemesiyle deniz suyunun sıcaklığının yükselmesi olduğunu söyleyen Köse, Karadeniz'de bile deniz suyu sıcaklığının 28 dereceye kadar çıktığına işaret etti. Köse, "Deniz suyu hala sıcak. Yurdumuzun bir tarafında 50-60 santimetre kar yağışları var. Ege ve Akdeniz'de ise hala deniz sezonu devam ediyor. Otellerde doluluk oranları, yüzde 50 mertebesinde. Akdeniz sahillerinde deniz suyu sıcaklıkları 25-26 derecede. Hava sıcaklıkları da yaklaşık bu derecelerde olduğu için deniz sezonu 20 Kasım'a kadar devam edecek" ifadelerine yer verdi.

"İstanbul'a kış 20 Ocak'ta gelecek"

Meteoroloji Mühendisleri Odası 2. Başkanı Ahmet Köse, aralık ayının ortasına kadar özellikle İstanbul başta olmak üzere yurdun Batı kesimlerinde kar yağışı beklenmediğini söyledi.

İstanbul'da ilk kar yağışının genellikle Aralık ayının 15'inde görüldüğünü, bu yıl tarihte "biraz sapma" yaşanabileceğini belirten Köse, şöyle konuştu:

"Deniz suyunun sıcak oluşu sebebiyle 5-6 gün sarkabilir ya da hiç yağmayabilir aralık ayında. İstanbul'un kışını, 20 Ocak 2015 ve sonrasında bekliyoruz. Kar yağışlarını bu mevsimde göreceğiz. Aralık ayının ortasında bir kar yağışı alırsak, bu da sürpriz olmasın. İstanbul, genel mevsim normallerinde iki kez 10 santim üzerinde kar yağışı alıyor. Birisini 20 Ocak 2015, diğerini ise şubat başında alıyor. Bu sene bu civarda kar yağışını ön görüyoruz. Yurdun büyük bölümünde de benzer hava koşullarının olacağını tahmin ediyoruz. Ama özellikle Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu Bölgesi'nde çetin kış koşulları bekliyoruz."

Cinsel saldırıdan yargılanan Doçent: 'Mağdurum, iftiraya uğradım'

Erzujrum’da yüksek lisansa başvurmak isteyen kız öğrenciye cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan Güzel Sanatlar Fakültesi Temel Eğitim Bölüm Başkanı Doç. Dr. A.A., "Mağdure ifadesi beni çok üzüyor. Mağdur var, o da benim. İftiraya uğradım" dedi.

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nden bu yıl mezun olan S.T., geçen 11 Temmuz’da polise başvurarak Doç. Dr. A.A.’nın cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla şikayetçi oldu. Fakülteyi bitirdikten sonra yüksek lisans başvurusu yapmak için A.A.’nın yanına gittiğini anlatan S.T., ilk ifadesinde şunları söyledi:

"A.A. yüksek lisans bölümünde jüriydi. Olaydan yaklaşık 3 hafta önce yanına giderek yüksek lisans konusunda birkaç soru sordum. Bana ’Bu konuları burada konuşmayalım. Benim Dadaşkent’te küçük bir bahçem var, oraya gidelim orada konuşalım. Başkaları görürse yanlış anlar’ dedi. Birlikte bahçeye gittik. Beni bahçedeki kulübeye davet etti. İçeri girdiğimizde ilk önce derslerden konuştuk. Bir süre sonra bana ’Güzel kızsın seni yüksek lisansa almazsak yazık olur. Gözlerin ve dudakların çok güzel’ diyerek dokunmaya başladı. Kendisine kızdım ancak dudağımdan öpmeye başladı. Sonra beni evime bıraktı. Daha sonra iki kez yine gittiğimiz bahçede zorla ters ilişkiye girdi."

S.T.’nin şikayeti üzerine tutuklanan ve 5 gün sonra tahliye olan 41 yaşındaki A.A. hakkında 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ’cinsel saldırı’ suçundan 22.5 yıla kadar hapis cezası istendi. bugün ilk kez hakim karşısına çıkan Doç. Dr. A.A. suçlamaları kabul etmedi. S.T.’nin katılmadığı duruşmada, 1 ve 2’nci sınıfta okuduğu dönem derslerine girdiğini anımsatan Doç. Dr. A.A., "Mağdure ifadesi beni çok üzüyor. Mağdur var, o da benim. İftiraya uğradım" diyerek şunları söyledi:

"Benim derslerimden düşük puanlarla geçmiş. Yüksek lisansa 3’ün altında ağırlıklı not ortalaması (Agno) ile girmesi mümkün değil. Odama geldiğinde yüksek lisans öğrencisi olan A.A.’da yanımdaydı. Kendi bölümünde hocası yüksel lisansa kabul etmeyince bizim bölüme geliyor. Mağdure ifadesi beni çok üzüyor. Mağdur var, o da benim. İftiraya uğradım. Agno’su düşük olduğundan giremeyeceğini defalarca söyledim. 26 Haziran günü okuldan çıktığımda otomobilime binerken yanıma geldi. ’Hocam ne olur dinleyin, benim yüksek lisansa girmem gerekiyor’ dedi. Olmayacağını söyledim. Ağlayarak cama vurdu, otomobilime bindi. Evden önce bahçeye gidecektim. Yolda 11 kardeşi olduğunu, eve kendisinin baktığını, Meslek Yüksekokulları’nda iş sözü aldığını, bu yüzden yüksek lisans yapmak zorunda olduğunu belirtti. Ben ağaçları sularken ısrarla yüksek lisansa girmesi gerektiğini anlattı. Olmayacağını söyleyince yanıma geldi, beni öptü. Hakaret edince ’hocam isteğime yenildim’ dedi. Yolda defalarca özür diledi. Hemen evine yakın bir yere götürdüm ve ’defol in’ dedim. Olay bundan ibarettir. Daha sonra buluştuğumuz yönündeki beyanları külliyen yalandır. 5 Temmuz’da benimle araziye gittiğini söylüyor. Ben o tarihte ÖSYM’nin Ziraat Fakültesi’nde sınav sorumlusuydum. 7 Temmuz’da ise jüri üyesi olduğumu öğrenince, bana ’yardımcı olun’ dedi. Yine olmayacağını söyleyince, ’son kararanız mı?’ dedi. Bana ’ben de gider başka yerden başvururum, size de yapacağımı bilirim’ diye konuştu. Arkadaşlarından biri kendisinin ağır depresyon geçirdiğini söyledi. Bu hastalıktaki kişiler halüsinasyon, canlı rüya, olmadık şeyleri yaşanmış gibi anlatabiliyor." Duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Hümeyra PARDELİ/ERZURUM, (DHA)

Cenazeme kimse gelmesin dedi ve...

Kocaeli'nin İzmit ilçesinde 31 yaşındaki kadın, tek başına yaşadığı evinde “Cenazeme kimse gelmesin” şeklinde not bıraktıktan sonra kendini asarak intihar etti.

Alınan bilgiye göre, İzmit ilçesi Kadıköy Mahallesi'nde tek başına ikamet eden S.Ş adlı kadından bir süredir haber alamayan erkek arkadaşı eve gelerek kontrol etmek istedi. Eve giren erkek arkadaşı S.Ş’yii odasında ipte asılı vaziyette buldu. Olay yerine çağrılan sağlık ekipleri tarafından yapılan kontrollerde S.Ş’nin yaşamını yitirdiği belirlendi. Olay yerine gelen polis ekipleri evde yaptıkları incelemelerin ardından S.Ş’nin cenazesi otopsi yapılmak üzere Asri Mezarlık Morgu’na kaldırıldı.

İntihar eden S.Ş’nin ölmeden önce yazdığı notta, “Ben bu yalan ve yalancılarla dolu dünyadan bıktım. Ölümümden kimse sorumlu değildir. Beni sakın memleketime gömmeyin. Cenazeme de kimse gelmesin” ifadelerini kullandığı öğrenildi. İntihar ederek hayatını son veren S.Ş’nin İzmit’te bulunan bir börekçide çalıştığı, evli ve iki çocuk sahibi olduğu ve memleketi Mersin'de yaşanan eşinden de uzun süredir ayrı olduğu öğrenildi. Polis ekipleri olayla ilgili soruşturma başlattı. Medyafaresi

Katil Şii ya da Sünni olmaktan önce katildir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Katil Şii ya da Sünni olmaktan önce katildir, terörist Alevi ya da Selefi olmaktan önce teröristtir" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Katil Şii ya da Sünni olmaktan önce katildir, terörist Alevi ya da Selefi olmaktan önce teröristtir. Camide namaz kılanların arasına girip üzerindeki bombayı patlatana 'Şii' deyip de bu cinayetini meşrulaştırmak hiç şüphesiz Yezid'in safında yer almaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muharrem Ayı dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda verdiği MuharremAşı'nda yaptığı konuşmaya, Ramazan ayından sonra Muharrem ayına kavuştukları için Allah'a hamdederek başladı. Erdoğan, konuşmasının başında Hazreti Muhammed, Hazreti Ali, Hazreti Hüseyin ve Hasan'ı şu ifadelerle selamladı:

" Muharrem orucunun Ramazan oruncundan sonra en faziletli oruç olduğunu bizleri bildiren Peygamberimiz, kendilerine salatü selam olsun, Hicri 61 yılında 10Muharrem gününde Kerbela'da şehit edileh Hazreti Hüseyin Efendimizi ve ehlibeyti şahadetlerinin bin 375'inci seneyi devriyesinde bir kez daha kemali edeple ve hürmetle yadediyor, Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi Hüseyin Efendimiz ve ehlibeytin üzerine olsun diyoruz. Mazlum, maktul ve şehit Hüseyin Efendimiz ile birlikte bugün arşın yanına asılmış küpelerden biri olan Hazreti Hasan Efendimiz ve babaları şahı merdan, Allah'ın Aslanı Aliyyül Murtaza Efendimizi de hürmetle yadediyor, Allah'ın selamı üzerlerine olsun diyoruz."

10 Muharrem gününün bin 375 yıl önce Kerbela'da yaşanan facia dolasıyla Müslümanların hatıralarına acı bir hadise olarak nakşedildi belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10Muharrem gününün insanlık ve peygamberler tarihi açısından önemli olduğunu da şöyle anlattı:

"Hazreti Adem'in tövbesi bugün kabul olunmuş, Hazreti Musa aleyhissalatu vesselam denizi bugün ikiye ayırmış, Hazreti Yusuf kuyudan bugün çıkmıştır. Hazreti Nuh'un gemisinin Cudi'ye bir 10 Muharrem günü vasıl olduğu, Hazreti İsa aleyhissalatu vesselamın 10 Muharrem'de doğup, yine bir 10 Muharrem günü göğe alındığı, Hazreti Eyyüp aleyhissalatu vesselamın 10 Muharrem'de hastalığından şifa bulduğu rivayet edilir.

Burada şu hususun altını kalın çizgilerle çizmek isterim; 10 Muharrem bir ibret tarihidir, 10 Muharreminsanlığa en büyük derslerin verildiği tarihtir. Hazreti Adem aleyhissalatu vesselam cennetten çıkarılmak gibi bir büyük imtihandan 10 Muharrem'de tövbe ederek geçmiştir. Hazreti Musa aleyhissalatu vesselam, Firavun'un zulmünden bir 10 Muharrem günü denizi yararak kurtulmuştur. Hazreti Nuh aleyhissalatu vesselam ve kavmi sadece tufandan değil, içlerindeki zalimlerden de bir 10 Muharremgünü kurtulmuştur. Hazreti İsa aleyhissalatu vesselamın uğradığı ihanet neticesinde göğe alınması bir 10 Muharrem'de gerçekleşmiştir. Hiç kuşkusuz Efendimiz Hüseyin aleyhissalatu vesselam ve ehlibeytinin 10 Muharrem'de uğradığı felaket de insanlık tarihindeki bu olaylar kadar bir ibret vesikası, insanlık için bir derstir. Hazreti Hüseyin aleyhissalatu vesselam, hak yoluna koyduğu canıyla bize iyi ve kötü arasındaki farkı öğretmiştir. Hazreti Hüseyin bir 10 Muharrem günü bize hak ile batın mücadelesini göstermiştir. Öyle ki Kerbela'da bize fedakarlığı, cefakarlığı, hakta sebatı ve sabrı öğretmiştir. En önemlisi Hazreti Hüseyin bize Kerbela'da can feda ederek, fitneden kaçınmayı, nifaktan uzak durmayı yani kardeşliği, yani birliği öğretmiştir. Kerbela ortak tarihimizde ve ortak hafızamızda son derece acı ama son derece ibretlik derin mi derin derslerle, hikmetlerle dolu bir hadisedir."

"Kerbela'dan tefrika çıkarmak, Yezid'in yanında durmaktır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazreti Hüseyin'in Kerbela'da canını ortaya koyarak verdiği ibretlik dersin iyi okunmadığını, öğretilemediğini, öğrenilemediğini ve tatbik edilemediğini vurgulayarak, "Kerbela tefrikanın değil, tam tersine Hazreti Hüseyin Efendimizin verdiği ibretlik ders ile uhuvetin vasıtasıdır. Kerbela'dan tefrika çıkarmak çok açık söylüyorum Yezid'in yanında durmaktır. Kerbela'dan uhuvet yani kardeşlik dersi çıkarmak ise hiç şüphesiz ki Hazreti Hüseyin ve ehlibeytin yanında durmaktır" dedi.

Erdoğan, bin 375 yıldır Hazreti Hüseyin'e ve ehlibeytine ağıtlar yakıldığını, Kerbela acısının daha dün yaşanmış gibi hafızalarında sıcak tutulduğunu, bin 375 yıldır gözyaşı döküldüğünü belirterek, "Ancak ne büyük tezattır ki bin 375 yıldır neredeyse her gün aşurayı neredeyse her gün tekrar tekrar Kerbela'yı yaşıyoruz. İşte şu yıllarda geniş coğrafyamızın her bir karışının adeta bir Kerbela olduğunu üzülerek müşahede ediyor, bin 375 yıl sonra her karışı Kerbela olan bir coğrafya için derin bir hüzne gark oluyoruz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Hepimiz çok iyi biliyoruz ki var olan manzara ne Hazreti Hüseyin Efendimizin ne Hazreti Hasan ne Aliyyül Murtaza Efendimizin ne de Resulu Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizin tasvip edeceği bir manzaradır. Hazreti Hüseyin Efendimiz kahramanca can verirken böyle bir manzara için can vermedi. Hazreti Hüseyin efendimiz 'şehitlerin seyyidi' unvanı kuşanırken böyle bir tefrikayı asla arzu etmedi. O zaman 'bu nedir' diye sormamız gerekir. Evet, 'nereye gidiyoruz' diye sormamız gerekiyor. Önce samimiyetle kendimize sonra da kardeşimize 'bu hal nedir?' diye sormamız en güçlü şekilde bu hali sorgulamamız gerekiyor.

Kardeşlerim Irak'ta üzerine bombaları bağlayan katiller gidiyor, başka mezhepten olan Müslümanların arasına dalıyor camilerde, türbelerde az önce de ifade ettim Müslümanları katlediyor. Kendilerine istedikleri kadar sıfat taksınlar Şii desinler, Sünni desinler onların tek sıfatı vardır, o da katildir. Terör örgütleri belli mezheplere sırtlarını dayıyor, belli mezheplerden militan devşiriyor, belli mezheplerin mensupları tarafından korunuyor ve kollanıyor. Kendilerine ister Şii, ister Sünni, ister Nusayri ister Alevi desinler. Kendilerine 'Selefi, Vahhabi' desinler aslında onların tek sıfatı vardır, o da teröristtir. Öyle ülkeler var ki teröriste Şii sıfatını takıp terörü meşrulaştırabiliyor. Nusayri deyip devlet terörünü, katliamı meşrulaştırabiliyor. Öyle ülkeler var ki terörist, katil Sünni diyerek vahşeti meşrulaştırıyor. Hazreti Hüseyin'in izinden gittiğini söyleyip Yezidleşenleri, Hazreti Nebi'nin izinden gittiğini söyleyip iblisleşenleri büyük bir iç burguntusuyla izliyoruz. Artık şu ayrı çok net biçimde yapmak durumundayız; katil Şii ya da Sünni olmaktan önce katildir, terörist Alevi ya da Selefi olmaktan önce teröristtir. Camide namaz kılanların arasına girip üzerindeki bombayı patlatana 'Şii' deyip de bu cinayetini meşrulaştırmak hiç şüphesiz Yezid'in safında yer almaktır."

"Türkiye, bütün bu çatışmalara, bu kavgalara umuttur"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türk, Kürt, Arap'ın, Şii, Sünni, Alevi, Nusayri'nin hep birlikte kaybettiği bir süreç yaşıyoruz. İnanın bu sürecin panzehiri Türkiye'dedir. Türkiye, bütün bu çatışmalara, bu kavgalara umuttur. Türkiye, Alevi nüfusuyla Sünni nüfusuyla Türk, Kürt, Arap ve diğer tüm etnik unsurlarıyla geniş coğrafyamızın kardeşliği adına yegane umuttur" dedi.

300 bin insanı, kadınları, çocukları, acımasızca katleden bir katile sırf Nusayri olduğu için göz yummanın, sessiz kalmanın Hazreti Hüseyin'in hatırasına hürmetsiz anlamına geldiğini ifade eden Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Acımasızca baş kesen, vahşeti meşrulaştıran terör örgütlerine sırf Sünni diyerek sempati beslemek Hazreti Hüseyin'e, ehlibeyte, Hazreti Nebi'ye ve Hazreti Kur'an'a açık bir saygısızlıktır. İşte bugün bütün sıfatlarımızı bir kenara koyarak sadece bir insan, bir Müslüman olarak tüm bu hadiseleri, tüm bu cinayetleri kalbimizle gönlümüzle vicdanımızla sorgulamak zorundayız. Bu sorgulama yapılmadığı müddetçe, Hazreti Hüseyin'in şehadetinden gerekli ders çıkarılmadığı müddetçe, coğrafyamızda kardeş kanı oluk oluk akmaya maalesef devam edecektir."

"Hazreti Ali'ye bugünlerde daha kulak kesilmek zorundayız"

İslam coğrafyasını tefrik eden, kana bulayan sebeplerin hiçbirinin çözümsüz olmadığını vurgulayan Erdoğan, şunları dile getirdi:

"Bu kan, bu gözyaşı inanın boşuna akıyor. Bu çatışmalar, bu kavgalar, bu öfke inanın son derece yapay gerekçelere dayanıyor. Biz acılardan kan davaları, öfke, nefret çıkaran bir ümmet değil, acılardan kardeşlik, dayanışma, uhuvvet çıkaran bir ümmet olmak zorundayız. Biz Kerbela'da hep birlikte Yezid'in ordusunun karşısında olan insanlarız. Biz Dersim'de, hep birlikte zulmün karşısında olan insanlarız. Sivas'ta, Gazi Mahallesi'nde, Çorum, Kahramanmaraş'ta her türlü tahrikin, her türlü ölümün karşısında saf tutan insanlarız. Hiç kimsenin ölümüne sevinmeyiz, hiç kimsenin yaşamasına hüzünlenmeyiz. Aynı toprakların, aynı coğrafyanın, aynı medeniyetin insanlarıyız, aynı yolun yolcularıyız."

Erdoğan, Aşık Veysel'in "Yezid nedir ne kızılbaş / Değil miyiz hep bir kardaş / Bizi yakar bizim ataş / Söndürmektir tek çaresi" dizelerini okudu.

Hacı Bektaş Veli'nin de "Acılardan kor olmuş yüreğiyle kardeşlik tesis etmek için çırpındığını" belirten Erdoğan, "Sevgi muhabbet kaynar ocağımızda / Bülbüller şevke gelir gül açar bağrımızda / Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda / Aslanla ceylanlar dosttur kucağımızda" mısralarını paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, her zamankinden çok daha fazla bu seslere kulak vermek gerektiğini vurgulayarak "Müslümanlar ancak kardeştirler' diyen Hazreti Kur'an'a, 'Müslümanın canı, malı, ırzı Müslümana haramdır' diyen Hazreti Nebi'ye, 'Haksızlık karşısında susarsanız hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz' diyen Hazreti Ali'ye bugünlerde daha bir kulak kesilmek zorundayız. Ne Türkiye'de 77 milyonun fertleri arasında ne de İslam dünyasının halkları arasında çözülemeyecek, suhuletle çözüme kavuşturulmayacak hiçbir mesele yoktur" ifadesini kulandı.

"Birtakım devletlerin üzerimizden oyun oynamasına gelin izin vermeyelim"

Akan her damla kanın, "kardeş kanı" olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kardeşlerim, biliniz ki akan her damla kan kardeş kanıdır. Akan her damla kandan sevinen ise sizlerin, bizlerin, tüm kardeşlerimizin düşmanlarıdır. Dostu ve kardeşi üzmekten, düşmanı sevindirmekten bir an önce vazgeçmek, aklı olan, vicdanı olan her insanın mesuliyetidir. Necef'in türbelerinde Şiiler öldükçe Sünniler değil düşmanlarımız kazanıyor. Bağdat'ın camilerinde Sünniler öldükçe Şiiler değil tefrika kazanıyor. Şam'ın, Halep'in, Humus'un, İdlib'in, Hama'nın yoksul sokaklarında çocuklar öldükçe Nusayriler değil fitne kazanıyor. Musul'da, Kerkük'te insanlar öldükçe Müslümanlar değil nifak kazanıyor.

Türk, Kürt, Arap'ın, Şii, Sünni, Alevi, Nusayri'nin hep birlikte kaybettiği bir süreç yaşıyoruz. İnanın bu sürecin panzehiri Türkiye'dedir. Türkiye, bütün bu çatışmalara, bu kavgalara umuttur. Türkiye, Alevi nüfusuyla Sünni nüfusuyla Türk, Kürt, Arap ve diğer tüm etnik unsurlarıyla geniş coğrafyamızın kardeşliği adına yegane umuttur. Eğer biz, hiç uğruna birbirimizi kırarsak kaybeden sadece biz olmayız, geniş coğrafyamız olur. Eğer biz yapay meseleleri, kamplaşmayı, kutuplaşmayı bir kenara bırakırsak kazanan bizimle birlikte geniş coğrafyamız olur.

Bu ülkede, nefes alıp veren hem Alevi hem Sünni kardeşlerime tam bir samimiyetle sesleniyorum: Acılarımız ortak, kıblemiz ortak, kitabımız ortak, ehlibeytimiz ortak. Birtakım devletlerin üzerimizden oyun oynamasına gelin izin vermeyelim. Birtakım istihbarat örgütlerinin üzerimizde oyun kurmalarına gelin artık müsaade etmeyelim. Gençlerimizi elimizden alıp modern dünyanın hastalıklarını onlara musallat etmeye gayret edenlere izin vermeyelim. Gençlerimizin, terör tuzağına düşmelerine, asılsız, sonu gelmez bir hiç uğruna kavgalarda yitip gitmelerine göz yummayalım. Gelin Kerbela'dan ibret alıp, hep birlikte kucaklaşalım. Gelin, Hazreti Hüseyin Efendimizin şehadetiyle kardeşliğimizi büyütelim. Gelin geleceğimiz için, geniş coğrafyamız için umut olalım, umudu çoğaltalım. Düşmanı değil dostu sevindirelim. Gelin canlar bir olalım, iri olalım, aynı zamanda diri olalım."

Muharrem ayının hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, konuşmasını, "Tuttuğunuz, tuttuğumuz oruçların Hak katında kabulünü diliyorum. Hazreti Hüseyin Efendimiz ve ehlibeyti bir kez daha hürmetle yad ediyor, katıldığınız için, bu soframızı gerçekten şenlendirdiğiniz için hepinize tek tek teşekkür ediyorum" sözleriyle tamamladı.

Muhabir: A. Eda Ünlü Özen, Sarp Özer, Tuğba Özgür Durmaz AA

Babama GS maçı var dersek madenden çıkar

Ermenek ilçesindeki maden ocağında mahsur kalan 18 işçiden Mehmet Özcan'ın, 5 yaşındaki oğlu Ömer Asaf'ın, "Babama 'Galatasaray maçı var' dersek madenden çıkar" demesi yakınlarını ağlattı. Ömer Asaf, kurduğu "madencileri kurtarma oyunda" ise babası ve diğer işçileri kurtarıyor.

İşçi Mehmet Özcan'ın (35), yakınları madendeki çalışmaları yakından takip ediyor. Özcan'ın eşi Fatma (33), çocukları Nazife (12), Hüseyin (11) ile Ömer Asaf (5) umutlarını hiç yitirmiyor. Henüz olayın tam farkında olmayan Ömer Asaf ise yaptıkları ve söyledikleriyle dinleyenin yüreğini sızlatıyor. Çevresinde Galatasaray fanatikliğiyle bilinen babasına, "Babama 'Galatasaray maçı var' dersek madenden çıkar" diyen Ömer Asaf, dayısından sarı-kırmızı renklerinin olduğu oyuncağıyla fotoğrafını çekip sosyal paylaşım sitesinden babasına göndermesini istedi.
     
Terliklerle oluşturduğu "Madencileri kurtarma oyununda" ise babasını ve diğer işçileri kurtaran Ömer Asaf, "Ocakta göçük yıkılmasın tamir olsun. Ondan sonra da kurtulsun insanlar, çocukların babası evlerine dönsün" diyor. Özcan'ın kayınbiraderi Hilmi Kızılca (37), AA muhabirine yaptığı açıklamada, çok paraya ihtiyacı olmayan Mehmet'in çalışkanlığıyla tanındığını söyledi. Eski madenci olmayan Özcan'ın birkaç yıl önce söz konusu işe başladığını ifade eden Kızılca, kul hakkı konusunda eniştesinin çok duyarlı olduğunu vurguladı.
     
Kızılca, madende yer üstünde çalışan Özcan'ın son maaş düzenlemesi sonrası ocağı kendi isteğiyle girdiğini belirterek şöyle devam etti:
     
"Aslında yer altına girme, biz seni bu şekilde de idare ederiz demişler. Aldığım parayı hak etmem lazım diyerek içeriye girmiş. Çok üzgünüz. Acımız büyük. Olayı duyar duymaz buraya geldik. Yaşananların büyüklüğünü bilmediğimiz için hemen çıkarlar diye düşünmüştük. Her gün madene gidiyoruz. Orada oyun çadırı var. Bakanlığın öğretmenleri çocuklarla ilgileniyor. Olay yerinde ailelerle birlikteyiz. Bir an önce işçilere ulaşmak istiyoruz. Devlet de tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Ama burada büyük bir felaket var. Beklemekten başka yapacağımız bir şey yok." AA

3 Kasım 2014 Pazartesi

Tam 322 kişi idam edildi!

Irak İnsan Hakları Bakanlığı, resmi internet sitesinde bugün yayınladığı bildiride, Irak'ın Anbar ilinde hükümeti destekleyen köklü Elbu Nemir (Sünni Arap) aşiretine bağlı aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu tam 322 kişinin terör örgütü IŞİD tarafından infaz edildiğini duyurdu.

2007 yılından beri Sahva olarak El Kaide ardından da IŞİD'e karşı silahlanan Elbu Nemir aşireti Hit ve Cezire bölgelerini Irak ordusuyla birlikte koruyordu.

IŞİD'in saldırıları sonucu Hit bölgesinden geri çekilmek zorunda kalan Irak ordusu aşiretin kaderini değiştirdi. Ordunun çekildiği bölgeler Elbu Nemir aşiretine mezar oldu, son 1 hafta içerisinde 322 kişiyi öldüren terör örgütü IŞİD, 65 kişiyi de kaçırdı.

Ayrıca aşiretin büyük ve küçük baş hayvanlarına Sahva güçlerinin komutanlarına ait olduğu gerekçesiyle el konuldu. (Milliyet)