9. CUMHURBAŞKANI Süleyman Demirel, solunum yolundaki enfeksiyon nedeniyle Güven Hastanesi’nde tedavi görmeye başladı
Hastane yetkililerinden Demirel’in sağlık durumuna ilişkin verilen bilgi şöyle:
“Şu anda Sayın Demirel’in solunum yollarında enfeksiyonel bir durum mevcut. Kontrollerini yapıyoruz. Genel durumu iyi, sadece mevsimsel bir sorun. Kendisinde şeker yüksekliği de var. Dönem dönem bu konuda da gerekli tedaviyi uyguluyoruz. Tetkikleri 1-2 gün alacağından gidip gelmektense hastanemizde yatmasının daha uygun olacağına karar verdik. Dünden beri hastanemizde yatan Sayın Demirel’in tetkiklerinin 1-2 gün daha alması bekleniyor.” (Meltem ÖZGENÇ/Hürriyet)
5 Aralık 2014 Cuma
4 Aralık 2014 Perşembe
Flaş! Davutoğlu'ndan seçim barajı açıklaması
BAŞBAKAN Ahmet Davutoğlu, bedelli askerliğin sık uygulanacak bir şey olmadığını söyleyerek, “Vatandaşlarımız bedelli hakkını iyi kullansın” dedi. Yüzde on barajı ile ilgili Anayasa Mahkemesi üzerinden bir tartışmaya girmem diyen Davutoğlu, “Kendine güvenen bir parti olarak barajdan korkmadık. Barajın arkasına da saklanmadık. Samimilerse konuşulur yeni bir formül neyse uygulanır. Biz her fikre açığız” diye konuştu. Paralel yapının cemaat özelliğini kaybettiğini söyleyerek, “Paralel yapı cemaat mi diye sorarsanız, cemaat değil. Cemaat yapısını kaybettiler. Biz ne görünmez muhalefete ne de görünmez hükümete izin vermeyiz” dedi.
Davutoğlu, TGRT Haber televizyonunda yayınlanan “Neler Oluyor Özel” programına katılarak şunları söyledi:
KONUTTA İLK YEMEĞİ ALEVİLERE VERDİM
“Yasal boyutuyla çözüp psikolojik boyutu ihmal ederseniz, o konuyu çözmüş olmazsınız. Konuttaki ilk yemeği Alevi dernekleri temsilcilerine verdim. Güzel, feyz dolu bir akşamdı. Sofra duasıyla başlayan sofra duasıyla biten güzel, samimi bir yemekti. Uzun uzun dinledim kendilerini. Bazı katılımcılar orada tanıştı. Keşke vatandaşlarımız izleseydi o yemeği. Zikredilen sorunlar aşılamayacak sorunlar değil. Sorunlar beraber çözülürse kalıcı olur. Başbakan olmasam da bir aydın olarak bu buluşmayı sağlamayı isterdim.
İKİ TARAF OLARAK BİR ARAYA GELMEDİK
Her şey iletişimle, konuşma ile başlar. Veli, Hüseyin dede irfanla, atıflarla konuştular. Öyle bir kompozisyondu ki bu mesele samimi, içsel bir şekilde ele alındı. Konuşulanlar bir Sünni’ye yabancı gelmedi. İslamiyet’i dışlayan Aleviliğin Alevilik olmadığı konusunda hemfikirdik. Biz iki taraf olarak bir araya gelmedik. Bunu zillet olarak kabul ederim.
OY TALEBİMİZ YOK
Karşılıklı bir misyonerlik yapılacak halimiz yok. Hiçbir vatandaşı devlet ötekileştiremez. Ben siyaset üstü olarak dahilim buna. Ben, bana oy verenlerin kadar vermeyenlerin de başbakanıyım. Bir oy talebimiz yok. Kimlik siyaseti yapılırsa siyaset bölen olur. Alevilikte de, Sünnilikte de blok bir fikir birliği yok.
İSTİKRARI BOZACAK ŞEYE İZİN VERMEYİZ
Anayasa Mahkemesi üzerinden bir tartışmaya girmem. AYM başkanına atfen beyanlar oldu. Daha sonra bu açıklamanın doğru olmadığı ortaya çıktı. O atıflar yalanlanmıştır. Biz kendine güvenen bir parti olarak barajdan korkmadık. Barajın arkasına da saklanmadık. Yeni kurulan bir parti olarak seçime girdik iktidar olduk. Bizim bir kaygımız yok. Temsil ve istikrar önemlidir. Temsil ile istikrarı sağlayamıyorsanız sorun var demektir. Samimilerse konuşulur yeni bir formül neyse uygulanır. Biz her fikre açığız. Bir algı yürütülmeye çalışıldı. Türkiye’de istikrarla ilgili bir soru işareti oluşturulmak istendi. Zamanlama itibariyle önemli. Şimdi böyle bir tartışma yaratmak doğru değil. Biz istikrarı bozacak bir şeye izin vermeyiz.
PARALEL YAPI CEMAAT DEĞİL
Cemaat gönül beraberliğidir. Bunlar yasakla ortadan kalkacak şeyler değil. Yasa ile oluşmaz ki yasayla yok olsun. Yasayla kalksaydı 12 Eylül’de kaldırılabilirdi. Paralel yapı cemaat mi diye sorarsanız, cemaat değil. Bunlara cemaat adı vermek, cemaat adına ihanettir. Ak Parti iktidarında hangi cemaat bunaltıldı. 28 Şubat’ta herkes maske taktı. O maskeleri kaldıran AK Parti iktidarıdır.
CEMAAT YAPISINI KAYBETTİLER
Bu yapı o vasıfla gönüllü işler yaparken niye sorun yaşamadı. Ama şimdi başka bir amaca yöneldi. Ankara’da bürokrasiyi kontrol altına alarak iktidara politika dikte etmek istediler. Niyeti istihbari çalışmalarla devleti zor duruma düşürmek. Bu faaliyetleri alt alta dizerseniz bunlara cemaat denebilir mi. Onlara şimdi cemaat demiyoruz. Paralel yapı diyoruz. Niye demiyoruz? Cemaat yapısını kaybetti. Siz kendi yakınlarınızı devletin belli kademelerine getirmek için sınavlara müdahale edeceksiniz sonrada ‘ben hayır işi gönül işi yapıyorum’ diyeceksiniz. ‘Türkçe’yi yayan, bayrağı temsil eden faaliyete destek veriyoruz’ dediler. Ama öyle bir kriminal yapı oluştu ki, Cumhurbaşkanımızın odasına böcek yerleştireceksiniz, benim ofisimden gizli toplantıları deşifre edeceksiniz sonra da ‘Biz yapmadık’ diyeceksiniz. Fakat neden sahip çıktınız? O tapeleri yayarak ne yapmaya çalıştınız. İyi niyetlilere soruyorum, bu şimdi cemaat faaliyeti midir? Bu yapı, böyle yakalanınca bu sefer diğer cemaatleri de kendi kategorileri içinde göstermek için aslında hakarette bulunuyorlar. Hayır onlar sizin gibi değil, başka hiçbir cemaat böyle bir eylem içine girmedi. Emniyet içinde örgütlenerek, yargı içinde örgütlenerek ‘Bir tek benim elemanlarım buraya girer’ demedi. İnsanların namahremlerine girmedi, kime yapılırsa yapılsın bu bizim için suçtur. Bu yapılar, cemaatler neden bunu üstüne alınsın ki?
MGK’DA CEMAAT KONUŞULMADI PARALEL KONUŞULDU
MGK’da hiçbir cemaat konuşulmamıştır. Paralel yapı konuşulmuştur. Kimse bunu başka bir yere çekmesin. Türkiye’de hiçbir sivil toplum, cemaat baskı altına alınmayacaktır. Ama devlet üzerine ipotek koymaya kalkarlarsa başka. Birisi görünmez bir muhalefet yapmak istiyor. Ve muhalefeti kullanıyor. Biz ne görünmez muhalefete ne de görünmez hükümete izin vermeyiz. ‘Siyaset dışındayız’ diyor. ‘Uzağız’ diyor. Uzak dur o zaman. Ya da gel siyaset yap. Görünmez olarak güç kullanmaya kalkıyorlar.
İLETİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜ TEMİNAT ALTINDA
Dinleme konusu aslında hükümetlerin taahhüt etmesi gereken bir husus, bizimde taahhütümüzdür. Toplumumuzun özgürleşmesi lazım, birçok ülkelerde de Wikileaks gibi şeyler çıktı. Bu riskler her zaman olabilir. Sıradan vatandaşlarımızın özgürlüğü teminat altındadır. Ancak kriminolojik konularda takip yapılır. Vatandaşlarımızın siyasi düşünceleri sebebiyle, etnik mezhep, kimlik sebebiyle dinlenmesi, takip edilmesi söz konusu olamaz. Böyle bir şeye izin vermeyiz, geçmişte yaşanmış olan acı tecrübelerden sonra bu alanı kesin şekilde özgür tutmak amacındayız. Devlet desteği olmadan da izleme yapılabiliyor. Tabi bizim görevimiz bunları engellemek.
ÇÖZÜM DE YENİ ORTAM OLUŞMAYA BAŞLADI
6-7 Ekim olayları gösterdi ki kamu düzeni olmadan hiçbir şey olmaz. Devlet otoritesi demiyorum. Herkesin sahip çıktığı kamu düzeni diyoruz. O olaylar faili meçhul bırakılmak istendi. Yeni ortam oluşmaya başladı. Burada nihai sonuca ulaşmak istiyoruz. En marjinal talep bile konuşulur. Ancak bu silah kullanmaya zemin teşkil etmez.
YAŞANAN ACI HATIRALAR TEK TARAFLI DEĞİL
Bütün yaşanan acı hatıralar üzerinden, ki tek taraflı acı hatırlar değildir bunlar. Geçmişte Kürtçe konuştuğu için cezalandırılanlar, Alevi geçmişine sahip olduğu için yanlış uygulamalara şahit olunmuştur. Yeni Türkiye dendiği zaman herkes silahı bıraksın, gelsin istişare yapsın. Taleplerini dile getirsin. Halk, benim ne isteğim var ve karşılık bulmuyor da silaha başvuruluyor diye sormalı. Bu soruyu Diyarbakırlı, Hakkarili sormalı. Sorarsa çözüm olur. Havaalanını niye istemiyorsun. Yatırımlar geliyor. Niye şantiyeleri yakıyorsun. Halk bunu sormalı. Talimatım açık, suç işlemede İzmir’de, Edirne’de nasıl bir işlem yapılıyorsa, Diyarbakır’da, Hakkari’de o yapılmalı.
SEÇİME KADAR ÇÖZELİM İSTİYORUZ
Bu süreç kolay bir süreç değil. Bir sürü insan yanmış, acılar çekilmiş. Bu tortu üzerine bir şey inşa edilmeye çalışılıyor. Bu süreçte her şey birlikte yapılmalı. Gönül ister ki, hedefte bu. Seçime kadar bu meseleyi çözelim istiyoruz. Karşı tarafa doğru kulaçları hızlı atalım. Ama birileri kulaç atanları suyun altına çekmeye çalışıyor. Tüm aktörlerin burada doğru, kararlı adım atması önemli. Nihai hedef silahlı tüm faaliyetlerin devre dışı kalmasıdır.
HER HAFTA BİR REFORM PAKETİ
Her hafta bir reform paketi yayınlayacağız. Türkiye’de felaket tellalı bol. Ekim sonunda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65’e çıktı. Önümüzdeki hafta ekonomiyle ilgili müjdeler vereceğiz, 8 paket daha ilan edeceğiz. Özellikle sosyal destek boyutunda. Türkiye’de yoksulluk sınırında olan kişi sayısı yüzde otuzdu. Şimdi yeni değerler geldi 2.06’ya düştü. 1 doların altında kimse kalmadı. Gelişmiş ülkelerde bile bu oran yakalanamıyor. Dünyada Türkiye’nin başarısı mucize olarak kabul ediliyor. Halkın refahı arttı. Bunu araç alımından ve başka göstergelerden anlıyorsunuz.
VATANDAŞLARIMIZ BEDELLİ HAKKINI İYİ KULLANSIN
Son YAŞ toplantısında şuna dikkati çektim. Ordumuzun insan odaklı yapıdan teknolojik yapıya geçmesi gerekiyor. Şu anda caydırıcılık teknolojide, elektronik harpte. Yoksa Kuzey Kore dünyanın en büyük ordusu olurdu. Mesleki askerliği geliştirmemiz lazım. Bedelli askerliğe de buradan geldik. Bu iş sürekli yapılamaz. Vatandaşlarımız bu hakkı iyi kullansın.” (Hürriyet)
Davutoğlu, TGRT Haber televizyonunda yayınlanan “Neler Oluyor Özel” programına katılarak şunları söyledi:
KONUTTA İLK YEMEĞİ ALEVİLERE VERDİM
“Yasal boyutuyla çözüp psikolojik boyutu ihmal ederseniz, o konuyu çözmüş olmazsınız. Konuttaki ilk yemeği Alevi dernekleri temsilcilerine verdim. Güzel, feyz dolu bir akşamdı. Sofra duasıyla başlayan sofra duasıyla biten güzel, samimi bir yemekti. Uzun uzun dinledim kendilerini. Bazı katılımcılar orada tanıştı. Keşke vatandaşlarımız izleseydi o yemeği. Zikredilen sorunlar aşılamayacak sorunlar değil. Sorunlar beraber çözülürse kalıcı olur. Başbakan olmasam da bir aydın olarak bu buluşmayı sağlamayı isterdim.
İKİ TARAF OLARAK BİR ARAYA GELMEDİK
Her şey iletişimle, konuşma ile başlar. Veli, Hüseyin dede irfanla, atıflarla konuştular. Öyle bir kompozisyondu ki bu mesele samimi, içsel bir şekilde ele alındı. Konuşulanlar bir Sünni’ye yabancı gelmedi. İslamiyet’i dışlayan Aleviliğin Alevilik olmadığı konusunda hemfikirdik. Biz iki taraf olarak bir araya gelmedik. Bunu zillet olarak kabul ederim.
OY TALEBİMİZ YOK
Karşılıklı bir misyonerlik yapılacak halimiz yok. Hiçbir vatandaşı devlet ötekileştiremez. Ben siyaset üstü olarak dahilim buna. Ben, bana oy verenlerin kadar vermeyenlerin de başbakanıyım. Bir oy talebimiz yok. Kimlik siyaseti yapılırsa siyaset bölen olur. Alevilikte de, Sünnilikte de blok bir fikir birliği yok.
İSTİKRARI BOZACAK ŞEYE İZİN VERMEYİZ
Anayasa Mahkemesi üzerinden bir tartışmaya girmem. AYM başkanına atfen beyanlar oldu. Daha sonra bu açıklamanın doğru olmadığı ortaya çıktı. O atıflar yalanlanmıştır. Biz kendine güvenen bir parti olarak barajdan korkmadık. Barajın arkasına da saklanmadık. Yeni kurulan bir parti olarak seçime girdik iktidar olduk. Bizim bir kaygımız yok. Temsil ve istikrar önemlidir. Temsil ile istikrarı sağlayamıyorsanız sorun var demektir. Samimilerse konuşulur yeni bir formül neyse uygulanır. Biz her fikre açığız. Bir algı yürütülmeye çalışıldı. Türkiye’de istikrarla ilgili bir soru işareti oluşturulmak istendi. Zamanlama itibariyle önemli. Şimdi böyle bir tartışma yaratmak doğru değil. Biz istikrarı bozacak bir şeye izin vermeyiz.
PARALEL YAPI CEMAAT DEĞİL
Cemaat gönül beraberliğidir. Bunlar yasakla ortadan kalkacak şeyler değil. Yasa ile oluşmaz ki yasayla yok olsun. Yasayla kalksaydı 12 Eylül’de kaldırılabilirdi. Paralel yapı cemaat mi diye sorarsanız, cemaat değil. Bunlara cemaat adı vermek, cemaat adına ihanettir. Ak Parti iktidarında hangi cemaat bunaltıldı. 28 Şubat’ta herkes maske taktı. O maskeleri kaldıran AK Parti iktidarıdır.
CEMAAT YAPISINI KAYBETTİLER
Bu yapı o vasıfla gönüllü işler yaparken niye sorun yaşamadı. Ama şimdi başka bir amaca yöneldi. Ankara’da bürokrasiyi kontrol altına alarak iktidara politika dikte etmek istediler. Niyeti istihbari çalışmalarla devleti zor duruma düşürmek. Bu faaliyetleri alt alta dizerseniz bunlara cemaat denebilir mi. Onlara şimdi cemaat demiyoruz. Paralel yapı diyoruz. Niye demiyoruz? Cemaat yapısını kaybetti. Siz kendi yakınlarınızı devletin belli kademelerine getirmek için sınavlara müdahale edeceksiniz sonrada ‘ben hayır işi gönül işi yapıyorum’ diyeceksiniz. ‘Türkçe’yi yayan, bayrağı temsil eden faaliyete destek veriyoruz’ dediler. Ama öyle bir kriminal yapı oluştu ki, Cumhurbaşkanımızın odasına böcek yerleştireceksiniz, benim ofisimden gizli toplantıları deşifre edeceksiniz sonra da ‘Biz yapmadık’ diyeceksiniz. Fakat neden sahip çıktınız? O tapeleri yayarak ne yapmaya çalıştınız. İyi niyetlilere soruyorum, bu şimdi cemaat faaliyeti midir? Bu yapı, böyle yakalanınca bu sefer diğer cemaatleri de kendi kategorileri içinde göstermek için aslında hakarette bulunuyorlar. Hayır onlar sizin gibi değil, başka hiçbir cemaat böyle bir eylem içine girmedi. Emniyet içinde örgütlenerek, yargı içinde örgütlenerek ‘Bir tek benim elemanlarım buraya girer’ demedi. İnsanların namahremlerine girmedi, kime yapılırsa yapılsın bu bizim için suçtur. Bu yapılar, cemaatler neden bunu üstüne alınsın ki?
MGK’DA CEMAAT KONUŞULMADI PARALEL KONUŞULDU
MGK’da hiçbir cemaat konuşulmamıştır. Paralel yapı konuşulmuştur. Kimse bunu başka bir yere çekmesin. Türkiye’de hiçbir sivil toplum, cemaat baskı altına alınmayacaktır. Ama devlet üzerine ipotek koymaya kalkarlarsa başka. Birisi görünmez bir muhalefet yapmak istiyor. Ve muhalefeti kullanıyor. Biz ne görünmez muhalefete ne de görünmez hükümete izin vermeyiz. ‘Siyaset dışındayız’ diyor. ‘Uzağız’ diyor. Uzak dur o zaman. Ya da gel siyaset yap. Görünmez olarak güç kullanmaya kalkıyorlar.
İLETİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜ TEMİNAT ALTINDA
Dinleme konusu aslında hükümetlerin taahhüt etmesi gereken bir husus, bizimde taahhütümüzdür. Toplumumuzun özgürleşmesi lazım, birçok ülkelerde de Wikileaks gibi şeyler çıktı. Bu riskler her zaman olabilir. Sıradan vatandaşlarımızın özgürlüğü teminat altındadır. Ancak kriminolojik konularda takip yapılır. Vatandaşlarımızın siyasi düşünceleri sebebiyle, etnik mezhep, kimlik sebebiyle dinlenmesi, takip edilmesi söz konusu olamaz. Böyle bir şeye izin vermeyiz, geçmişte yaşanmış olan acı tecrübelerden sonra bu alanı kesin şekilde özgür tutmak amacındayız. Devlet desteği olmadan da izleme yapılabiliyor. Tabi bizim görevimiz bunları engellemek.
ÇÖZÜM DE YENİ ORTAM OLUŞMAYA BAŞLADI
6-7 Ekim olayları gösterdi ki kamu düzeni olmadan hiçbir şey olmaz. Devlet otoritesi demiyorum. Herkesin sahip çıktığı kamu düzeni diyoruz. O olaylar faili meçhul bırakılmak istendi. Yeni ortam oluşmaya başladı. Burada nihai sonuca ulaşmak istiyoruz. En marjinal talep bile konuşulur. Ancak bu silah kullanmaya zemin teşkil etmez.
YAŞANAN ACI HATIRALAR TEK TARAFLI DEĞİL
Bütün yaşanan acı hatıralar üzerinden, ki tek taraflı acı hatırlar değildir bunlar. Geçmişte Kürtçe konuştuğu için cezalandırılanlar, Alevi geçmişine sahip olduğu için yanlış uygulamalara şahit olunmuştur. Yeni Türkiye dendiği zaman herkes silahı bıraksın, gelsin istişare yapsın. Taleplerini dile getirsin. Halk, benim ne isteğim var ve karşılık bulmuyor da silaha başvuruluyor diye sormalı. Bu soruyu Diyarbakırlı, Hakkarili sormalı. Sorarsa çözüm olur. Havaalanını niye istemiyorsun. Yatırımlar geliyor. Niye şantiyeleri yakıyorsun. Halk bunu sormalı. Talimatım açık, suç işlemede İzmir’de, Edirne’de nasıl bir işlem yapılıyorsa, Diyarbakır’da, Hakkari’de o yapılmalı.
SEÇİME KADAR ÇÖZELİM İSTİYORUZ
Bu süreç kolay bir süreç değil. Bir sürü insan yanmış, acılar çekilmiş. Bu tortu üzerine bir şey inşa edilmeye çalışılıyor. Bu süreçte her şey birlikte yapılmalı. Gönül ister ki, hedefte bu. Seçime kadar bu meseleyi çözelim istiyoruz. Karşı tarafa doğru kulaçları hızlı atalım. Ama birileri kulaç atanları suyun altına çekmeye çalışıyor. Tüm aktörlerin burada doğru, kararlı adım atması önemli. Nihai hedef silahlı tüm faaliyetlerin devre dışı kalmasıdır.
HER HAFTA BİR REFORM PAKETİ
Her hafta bir reform paketi yayınlayacağız. Türkiye’de felaket tellalı bol. Ekim sonunda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 65’e çıktı. Önümüzdeki hafta ekonomiyle ilgili müjdeler vereceğiz, 8 paket daha ilan edeceğiz. Özellikle sosyal destek boyutunda. Türkiye’de yoksulluk sınırında olan kişi sayısı yüzde otuzdu. Şimdi yeni değerler geldi 2.06’ya düştü. 1 doların altında kimse kalmadı. Gelişmiş ülkelerde bile bu oran yakalanamıyor. Dünyada Türkiye’nin başarısı mucize olarak kabul ediliyor. Halkın refahı arttı. Bunu araç alımından ve başka göstergelerden anlıyorsunuz.
VATANDAŞLARIMIZ BEDELLİ HAKKINI İYİ KULLANSIN
Son YAŞ toplantısında şuna dikkati çektim. Ordumuzun insan odaklı yapıdan teknolojik yapıya geçmesi gerekiyor. Şu anda caydırıcılık teknolojide, elektronik harpte. Yoksa Kuzey Kore dünyanın en büyük ordusu olurdu. Mesleki askerliği geliştirmemiz lazım. Bedelli askerliğe de buradan geldik. Bu iş sürekli yapılamaz. Vatandaşlarımız bu hakkı iyi kullansın.” (Hürriyet)
Etiketler:
Ahmet Davutoğlu,
başbakan,
haber,
seçim
Kayıp kızlar tweet attı
MERSİN’de arkadaşlarına veda mektubu bıraktıktan sonra ortadan kaybolan Nihal Erdem Anadolu Ticaret Meslek Lisesi İletişim Gazetecilik Bölümü 10’uncu sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Buse Y. ile aynı bölümün 11’nci sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Fevziye O.’nun zaman zaman sosyal medya hesaplarını kullandıkları ortaya çıktı.
Geçen 14 Kasım’da veda mektubu bırakarak ortadan kaybolan liseli kızları bulmak için Mersin Emniyet Müdürlüğü’nce kurulan özel ekip, çalışmalarına aralıksız devam ederken yeni bilgilere ulaştılar. Buse Y.’nin kayıplara karışmadan önce kapattığı twetter hesabını farklı bir isimle yeniden açıp ’Çekiniyorlarmış çıkmaya, korkuyorlarmış görünmeye’ yazılı bir tweet attı. Yapılan incelemelerde kayıp kızların son günlerde zaman zaman sosyal medyayı kullandıkları belirlendi.
Ayrıca, Fevziye O.’nun babası Erdoğan O. ile sık sık sorunlar yaşadığı, aile içi tartışmalarda bir gün çıkıp gideceğini söylediği öne sürülüyor. Fevziye’nin, Buse Y. ile birlikte arkadaş olduktan sonra uyuşturucu hap kullanmaya başladığı, bu nedenle farklı ortamlara girerek yakın arkadaşlarından uzaklaştığı ve davranışlarında da değişimlerin gözlendiği belirtiliyor.
Geçen pazar günü Cumhuriyet ve Pirireis Mahalleleri’nde kiralık ev aradıkları ve bunun için de bazı emlakçılarla görüştüklerini belirleyen polisin bu yönde de çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi.
1 Ocak 1988’de doğanlar da bedelliden yararlanacak
Bedelli askerlikle ilgili çalışmalar hızla devam ederken, 1 Ocak 1988'de doğanlara müjde geldi.
Hükümet, bedelliyi bir an önce yasalaştırmak için Meclis Milli Savunma Komisyonu’nda ele alınan “Milli Mayın Faaliyet Merkezi” kurulmasını da öngören tasarıdan yararlanıyor. Bedelli düzenlemesine ilişkin önerge bu tasarıya eklendi. 1 Ocak 1988’de doğanlar da bedelliden yararlanabilecek. Bununa gerekçe olarak da özellikle kırsal kesimde doğumların yılbaşında nüfusa yazılması gösterildi.
27.403 KİŞİYE SON DAKİKA PİYANGOSU
TUİK verilerine göre 1988 yılının tamamında doğan kişi sayısı 1 milyon 265 bin 406 iken; bunun yüzde 51'i erkek.
Yine TUİK verilerine göre 1 Ocak 1988 tarihinde Türkiye genelinde 53 bin 733 kişi doğdu. Bunların da yüzde 51'inin erkek olduğu varsayımıyla; yeni tarihten 27 bin 403 kişi daha yararlanacak.
'EN ŞANSSIZ' İSİMDİ
Medcezir dizisinin Orkun'u Metin Akdülger, ilk tasarıya göre 1 gün farkla bedelli askerlik fırsatından yararlanamıyordu. 1 Ocak 1988 doğumlu olan oyuncu 'En şanssız isim' olarak haber olmuştu. Yeni önergeye göre Metin Akdülger, bedelliden faydalanabilecek.
Rıza Sarraf her duruşmada hastalanıyor
Rıza Sarraf'a telefonla arayarak tehdit ve hakaret ettiği iddia edilen tutuksuz sanık Ahmet Aydın talimatla verdiği ifadesinde, Sarraf'ı aradığını ancak tehdit ve hakaret etmediğini belirtti. Şikayetçi Rıza Sarraf (Reza Zarrab) sağlık sorunlarını gerekçe göstererek duruşmaya katılmadı. Buna tepki gösteren hakim son duruşmada Rıza Sarraf'ın avukatına "Müvekkilinizi neden hazır edemediniz?" diye seslendi. Avukatın "rahatsız" şeklindeki yanıtı üzerine hakim bu kez "Geçen celse de aynı şeyi söylemiştiniz" dedi.
Rıza Sarraf'ın bir sonraki duruşmada hazır edilmesine karar veren mahkeme duruşmayı erteledi.
SANIK DA ŞİKAYETÇİ DE DURUŞMAYA KATILMADI
İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan 82. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık Ahmet Aydın ve şikayetçi Rıza Sarraf katılmadı. Rıza Sarraf'ı duruşmada avukatı Ayten Hiçyılmaz temsil etti.
"MÜVEKKİLİNİZİ NEDEN HAZIR EDEMEDİNİZ?"
Hakim Aytekin Özanlı, "Müvekkilinizi neden hazır edemediniz?" diye sordu. Avukat Hiçyılmaz ise müvekkili Sarraf'ın rahatsız olduğunu bu nedenle duruşmaya katılamadığını söyledi. Bunun üzerine Hakim Özanlı, "Geçen celse de aynı şeyi söylemiştiniz" dedi. Avukat Hiçyılmaz, bir sonraki celsede müvekkili Sarraf'ı hazır edeceğini ifade etti.
"ARADIM AMA HAKARET VE TEHDİT ETMEDİM"
Hakim Özanlı, sanık Ahmet Aydın'ın Doğu Beyazıt Mahkemesi'nde talimatla ifade verdiğini söyledi. Sanık Aydın 2 sayfalık ifadesinde Sarraf'ı aradığını ancak tehdit ve hakaret etmediğini belirtti. Suçlamaları redden sanık Aydın, beraatini istedi.
"SANIĞIN BAŞKASININ YÖNLENDİRMESİYLE MÜVEKKİLİM SARRAF'I ARADIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ"
Söz alan Hiçyılmaz, "Müvekkilim rahatsızdır, önümüzdeki celse hazır edeceğiz. Ayrıca davaya katılamamıza karar verilsin. Ayrıca sanığın başkasının yönlendirmesiyle müvekkilim Sarraf'ı aradığını düşünüyoruz. Bu nedenle 6572 sayılı yasa yürürlüğe girip Cumhurbaşkanı'nın onayına sunulduğundan yeni düzenleme nazara alınarak TİB'e yeniden müzekkere yazılsın. Sanığı arayan ve arananlara ait kimlik bilgileri celp edilsin. HTS raporları istensin" diye konuştu.
RIZA SARRAF BİR SONRAKİ CELSEDE DİNLENECEK
Suçtan zarar görme ihtimaline binaen Rıza Sarraf'ın katılan olarak davaya kabulüne karar veren mahkeme, sanığa ait 0 541... no'lu telefonun kime ait olduğu ve şikayetçiye ait telefon numarasını hangi tarihlerde aradığı hususlarının TİB'e sorulmasına karar verdi. Avukat Hiçyılmaz'a müvekkili Sarraf'ı bir sonraki celsede hazır etmek üzere süre verilmesine hükmeden mahkeme, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
İDDİANAMEDE SANIĞIN 4 YILA KADAR HAPSİ İSTENİYOR
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca hazırlanan iddianamede, şüpheli Ahmet Aydın'ın, 2013'te müşteki Rıza Sarraf'ı telefonla arayarak ' Ben Ağrılı Ahmet. Neredesin adresini söyle oturduğun yeri biliyorum. Yarın gelip seni öldürüp mezara gömeceğim" diyerek tehdit ettiği iddia ediliyor. İddianamede şüpheli Ahmet Aydın'ın 'hakaret' ve 'tehdit' suçlarından 3 aydan 4 yıla kadar hapsi isteniyor.
Rıza Sarraf'ın bir sonraki duruşmada hazır edilmesine karar veren mahkeme duruşmayı erteledi.
SANIK DA ŞİKAYETÇİ DE DURUŞMAYA KATILMADI
İstanbul Adalet Sarayı'nda bulunan 82. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık Ahmet Aydın ve şikayetçi Rıza Sarraf katılmadı. Rıza Sarraf'ı duruşmada avukatı Ayten Hiçyılmaz temsil etti.
"MÜVEKKİLİNİZİ NEDEN HAZIR EDEMEDİNİZ?"
Hakim Aytekin Özanlı, "Müvekkilinizi neden hazır edemediniz?" diye sordu. Avukat Hiçyılmaz ise müvekkili Sarraf'ın rahatsız olduğunu bu nedenle duruşmaya katılamadığını söyledi. Bunun üzerine Hakim Özanlı, "Geçen celse de aynı şeyi söylemiştiniz" dedi. Avukat Hiçyılmaz, bir sonraki celsede müvekkili Sarraf'ı hazır edeceğini ifade etti.
"ARADIM AMA HAKARET VE TEHDİT ETMEDİM"
Hakim Özanlı, sanık Ahmet Aydın'ın Doğu Beyazıt Mahkemesi'nde talimatla ifade verdiğini söyledi. Sanık Aydın 2 sayfalık ifadesinde Sarraf'ı aradığını ancak tehdit ve hakaret etmediğini belirtti. Suçlamaları redden sanık Aydın, beraatini istedi.
"SANIĞIN BAŞKASININ YÖNLENDİRMESİYLE MÜVEKKİLİM SARRAF'I ARADIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ"
Söz alan Hiçyılmaz, "Müvekkilim rahatsızdır, önümüzdeki celse hazır edeceğiz. Ayrıca davaya katılamamıza karar verilsin. Ayrıca sanığın başkasının yönlendirmesiyle müvekkilim Sarraf'ı aradığını düşünüyoruz. Bu nedenle 6572 sayılı yasa yürürlüğe girip Cumhurbaşkanı'nın onayına sunulduğundan yeni düzenleme nazara alınarak TİB'e yeniden müzekkere yazılsın. Sanığı arayan ve arananlara ait kimlik bilgileri celp edilsin. HTS raporları istensin" diye konuştu.
RIZA SARRAF BİR SONRAKİ CELSEDE DİNLENECEK
Suçtan zarar görme ihtimaline binaen Rıza Sarraf'ın katılan olarak davaya kabulüne karar veren mahkeme, sanığa ait 0 541... no'lu telefonun kime ait olduğu ve şikayetçiye ait telefon numarasını hangi tarihlerde aradığı hususlarının TİB'e sorulmasına karar verdi. Avukat Hiçyılmaz'a müvekkili Sarraf'ı bir sonraki celsede hazır etmek üzere süre verilmesine hükmeden mahkeme, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
İDDİANAMEDE SANIĞIN 4 YILA KADAR HAPSİ İSTENİYOR
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca hazırlanan iddianamede, şüpheli Ahmet Aydın'ın, 2013'te müşteki Rıza Sarraf'ı telefonla arayarak ' Ben Ağrılı Ahmet. Neredesin adresini söyle oturduğun yeri biliyorum. Yarın gelip seni öldürüp mezara gömeceğim" diyerek tehdit ettiği iddia ediliyor. İddianamede şüpheli Ahmet Aydın'ın 'hakaret' ve 'tehdit' suçlarından 3 aydan 4 yıla kadar hapsi isteniyor.
İşte 8,5 milyon emeklinin zam oranı
Yaklaşık 8.5 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisinin Ocak zammı adım adım yaklaşıyor. Zamları enflasyona endeksli olan emeklilerin Ocak'ta maaşlarında yapılacak artış netleşmeye başladı.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından dün açıklanan enflasyon verileri, zammın ipuçlarını verdi. SSK ve Bağ-Kur emeklileri, 2015'in Ocak ayında 2014'ün ikinci 6 aylık döneminde gerçekleşen enflasyon kadar zam alacak. Bunun 5 aylık bölümündeki enflasyon belli oldu.
Temmuz- Kasım enflasyonu yaklaşık yüzde 2.79 çıktı. Kesin rakamın belirlenmesi için sadece 1 veri kaldı. Ocak ayı başında Aralık enflasyonu açıklanacak. Aralık enflasyonunun da açıklanmasıyla SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin Ocak zammı tam olarak belli olacak.
Şu ana kadar açıklanan veriler doğrultusunda SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin Ocak zammının yüzde 3'ün üstünde olacağı tahmin ediliyor. 2015 yılı programında da SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarının enflasyon tahminine göre Ocak'ta yüzde 3.45 artırılması öngörülüyor.
SSK ve Bağ- Kur emeklileri, bir zam da 2015'in Temmuz ayında alacak. Bu zammın oranı da 2015'in ilk 6 aylık döneminde gerçekleşen enflasyon kadar olacak. 2015 programında Temmuz'da maaşların önceki 6 aylık enflasyon tahminine göre yüzde 3.63 artırılması öngörülüyor (Takvim)
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından dün açıklanan enflasyon verileri, zammın ipuçlarını verdi. SSK ve Bağ-Kur emeklileri, 2015'in Ocak ayında 2014'ün ikinci 6 aylık döneminde gerçekleşen enflasyon kadar zam alacak. Bunun 5 aylık bölümündeki enflasyon belli oldu.
Temmuz- Kasım enflasyonu yaklaşık yüzde 2.79 çıktı. Kesin rakamın belirlenmesi için sadece 1 veri kaldı. Ocak ayı başında Aralık enflasyonu açıklanacak. Aralık enflasyonunun da açıklanmasıyla SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin Ocak zammı tam olarak belli olacak.
Şu ana kadar açıklanan veriler doğrultusunda SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin Ocak zammının yüzde 3'ün üstünde olacağı tahmin ediliyor. 2015 yılı programında da SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarının enflasyon tahminine göre Ocak'ta yüzde 3.45 artırılması öngörülüyor.
SSK ve Bağ- Kur emeklileri, bir zam da 2015'in Temmuz ayında alacak. Bu zammın oranı da 2015'in ilk 6 aylık döneminde gerçekleşen enflasyon kadar olacak. 2015 programında Temmuz'da maaşların önceki 6 aylık enflasyon tahminine göre yüzde 3.63 artırılması öngörülüyor (Takvim)
Sahte doktor konuştu "Bir insanın kalbini elime aldım"
Olay olan sahte doktordan ürperten sözler: Bir profesörle kalp ameliyatına bile girdim. By-pass ameliyatına girdim, bir insanın kalbini elime aldım. Genel cerrahi ameliyatlarına da girdim.
Tam üç yıl boyunca 16 özel Hastane, bir ambulans firması, üç devlet hastanesi ile üniversite hastanelerinde doktorluk yaptı. Hep istediği çocukluk hayaline kavuşmuştu... Kalp ameliyatlarına girdi, acil servislerde nöbet tuttu. Ta ki, TUS sınavı açıklanıp son çalıştığı Göztepe eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki oyunu bozulana kadar... Habertürk’ün “Acilde sahte doktor” başlığıyla mahşetine taşıdığı gün, tüm kıyafetlerini, son model arabasını İstanbul’da bırakıp sırra kadem bastı.
Ege’nin gözde tatil mekânlarından birinde Habertürk muhabiri Güngör Karakuş'la buluştu. “Gerçek olmadığı için gerçek dostları olmadığını” söyleyen Ali Haktan Yılman, yaptığını “Bir gün aynada kendime baktım. Bu hastalık değil bir hayaldi” diye ifade ediyor. Beyaz önlüklülerle kurduğu dostluklar sayesinde “doktorluk hayalinin” sahtesini yaşayan 25 yaşındaki Ali Haktan Yılman, bir gün gerçek diplomayla hastanelere dönmeyi planlıyor. Habertürk gazetesinden Güngör Karakuş'un haberine göre; işte, “Artık sahte doktor olmaktan bıkmıştım ve birilerinin beni bulmasını istiyordum” diyen Yılman’ın ‘hastane günlükleri’..
GERÇEK DİPLOMAYLA ÇALIŞMAK İSTİYORUM’
Biraz çocukluğunu anlatır mısın, aile ortamınız nasıldı?
Aile dramıyla geçen bir çocukluğum oldu. Daha doğrusu ailesinin yanında olmayan bir çocukluğum oldu. Hayatım Ankara ile Sivas arasında otobüslerde geçti. Sürekli kavga dövüş ortamının olduğu düzensiz bir ailede büyüdüm. Bu sıkıntılı aile ortamı bana hem eğitimsel hem de sosyolojik olarak yansıdı. İçine kapanık bir çocuktum. Derdimi kimseyle fazla paylaşamazdım. Kimseyle sohbet edemezdim. Sürekli bir çekingenlik ve özgüven yetersizliği vardı. Bu benim hayatımda sosyalleşmemde, arkadaş ilişkilerimde çok büyük olumsuz etkiler bıraktı. Sürekli tek başına yaşıyordum; tek başına bir hayatım vardı. Ortaokul hayatım İstanbul’da geçti.
Nasıl bir eğitim hayatın vardı, üniversite okudun mu?
Van’da hiç istemediğim bir lise ve üniversite hayatı yaşadım. Güzel sanatlar ya da bir fen lisesinde okumak isterken, ailemin baskısıyla kendimi bir meslek lisesinde buldum. Lisede çok sevdiğim bir İngilizce hocam vardı. Bana ‘Hayatta gördüğüm en garip öğrencisin. Oğlum senin Van’da ne işin var, ne yapıyorsun burada?’ derdi. Van gibi bir yerde yaşıyordum. Annem orada görev yapıyordu. Liseden sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde eğitim hayatıma devam ettim. Güzeldi ama bilgisayar programcılığı benim işim değildi. Okulu bıraktım, müzisyenlik yaptım. Üniversitede rock topluluğu kurduk.
‘EN BÜYÜK HAYALİM DOKTOR OLMAKTI’
Rol model olarak örnek aldığın birileri var mı?
En büyük hayalim doktor olmaktı. İki kuzenim doktor. Aile hayatları ve sosyo ekonomik durumları iyi olduğu için özel dersler aldılar, özel hocalarla, özel dershanelerde okudular. Babaları da hekimdi. Ailelerinin de baskısıyla istemedikleri bir meslek sahibi oldular. Kuzenlerim zoraki de olsa tıp hekimi oldular.
Sağlık sektörüyle ne zaman tanıştın?
2011 yılında evden ayrıldım. Kendimi hayatın içine bıraktım. Önce doktor olan kuzenimin yanına gittim. O dönem prasityen hekimdi. Atandığı bir ilçede görev yapıyordu. Hastanede beraber nöbetlere girip, çıktık. İstediğim bir hayali adam gerçekleştiriyordu. Ama o istediği mesleği yapmıyordu. Benimle çok ilgilendi. Bu mesleğe olan zaafımı bilerek ilgilendi.
Doktor değilsiniz. Bu kadar tıbbi bilgiyi nasıl öğrendiniz?
Gel zaman git zaman, hastanede kuzenimi göre göre endikasyon dediğimiz uygulamalar, gerek hastalıklar gerek tanılar gerek farmakolojik bilgiler derken, ki o zaman 21 yaşlarındaydım... Hayatınızda kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. Tek şey elinizde tıp kitapları, Latince bir sözlük. Yapabileceğiniz tek şey geceler boyunca bunlara çalışmak. Ben de oturdum bunu yaptım. Gece gündüz çalıştım. Bir tıp öğrencisinin öğrenebileceği her şeyi kitaplardan aldım. Eksik kaldığım yerlerde hastanelerde profesörler ve doçentlerden tamamlamaya çalıştım. Uzman veya asistan hekimler çevremdeydi. Hasta muayene ediyordum. Hastanede kendim öğreniyordum. Tıp derslerine girdim. Hatta TUS kampına bile gittim.
‘AYNAYA BAKTIM, ‘BU BİR HASTALIK DEĞİL’ DEDİM’
Sahte doktor olarak ilk ne zaman çalışmaya başladınız?
Hayatım kötü bir viraja girmişti. Kız arkadaşımdan ayrılmıştım. Çok sıkıntılı dönemler yaşamaya başladım. Bu macera yaklaşık 3 senelik. İlk doktorluk deneyimim İstanbul’da küçük bir tıp merkezinde oldu. Fazla hastası olmayan günde yaklaşık 20 hasta gelen bir yerdi. Gittim ve görüştüm. Oradaki doktorlar gerçekten, doktor olduğuma kanaat getirdiler. Diploma sormadılar. Oturup Latince hastalıklar üzerine konuşabiliyordum. Sordukları hastalıklar üzerine cevap verebiliyordum. İlk nöbette sıkıntı çıkmadı. Daha sonra bu tıp merkezi beni sürekli aramaya başladı. ‘Hocam şu günlerimiz boş’ diye aradılar. Biraz paraya ihtiyacım vardı, nöbet tutmaya devam ettim. Klinik yetkililerine, gerekli parayı kazandıktan sonra nöbet tutmayacağımı söyledim. Sonra daha büyük özel hastanelerde nöbet tuttum. Eğitim ve üniversite hastanelerinde de çalıştım.
Sahte bir doktor olarak kendi durumuna bir teşhis koyabildin mi?
Bir gün aynada kendime baktım. Bunun bir hastalık olmadığını düşündüm. Bu bir hayaldi. Gerçekleştirdim ve tatmin oldum. Sahte bir durum olduğu için tatmin oldum. Ama hayallerimden hiçbir zaman vazgeçmedim. bugün hayalimden hâlâ vazgeçmedim. Bir daha bunu yapmayacağım. Ama bu ülkede 6 yıl sonra gerçekten bir tıp diplomasıyla çalışmak istiyorum.
Hiç üniversite sınavına girerek tıp fakültesini kazanmayı düşündün mü?
İlk çalıştığım tıp merkezinde para biriktirdikten sonra dershaneye gitmek istiyordum. İlk etapta 3 özel hastanede nöbet tuttum. Kazandığım parayla annemin yanına döndüm. Dershaneye kayıt oldum. Denemeler iyi gidiyordu. Tıp fakültesini kazanmak istiyordum. Buna kanalize olmuştum. O dönemlerde kız arkadaşımla yaşadığım problemlerden dolayı ve burada ailemi yeniden zor duruma sokmamak için maalesef yine İstanbul’a kaçmak zorunda kaldım. Sınava giremedim.
‘HİÇ DİPLOMAM SORULMADI’
Hasta muayene ettin mi? Ameliyatlara girdin mi?
Bir profesörle kalp ameliyatına bile girdim. By-pass ameliyatına girdim, bir insanın kalbini elime aldım. Genel cerrahi ameliyatlarına da girdim. Her zaman başımda bir profesör ve doçent vardı. Bireysel müdahalelerde bulunmadım. Genelde gözlemci olarak katıldım. Çok nöbet tuttum. Çok fazla hasta gördüm. Çok vizitlere de katıldım. Bir uzmanın vizitlerde sorduğu sorulara da cevap verdim.
Sahte doktor olarak kaç hastanede çalıştın. Tıp diploması soran olmadı mı?
Yaklaşık 3 yıl çalıştım. 16 özel hastane, bir ambulans firması ve 3 devlet hastanesi ile üniversite hastanelerinde çalıştım. Her yere başka bir doktor ya da sağlık çalışanının referansıyla gittim. Hiçbiri diploma sormadı. Devletten değil ama özel hastanelerden para kazandım. Yaralanma vakası geldiğinde beni çağırırlardı. ‘Böyle bir yaralanma vakası var gelsene’ diye. Gerçek doktorlar buna karışmazdı ‘Bu adam iyi dikiyor’ diye. Böyle diktiğim onlarca vaka var.
Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne nasıl girdin? Ne kadar süre çalıştın?
Beş ay kaldım. Bir hekim arkadaşımın referansıyla gözlemci olarak girdim. Daha sonra gözlemci doktor olarak devam ettim. Oradaki ekiple kaynaştık. Onlara, ‘TUS’a hazırlanıyorum ve burayı yazacağım’ dedim. Doktorların gözetimi altında müdahalelerde bulundum. TUS sonucu açıklanana kadar kaldım. Amacım kimseye zarar vermek değildi. Bunu da yapmadım. Her zaman dikkat ettim. Haberden sonra doktor arkadaşlarım benden nefret ediyor olabilirler. Ama onlar benim gözümde hayat kurtaran kahramanlardır.
Hiç gerçek dostun oldu mu?
Ben gerçek olmadığım için gerçek dostum da olmadı. Aslında onlar hep gerçek dost gibi yaklaştı. Beni sahiplendiler, evlerini açtılar. Hayatlarını açtılar. Kimileriyle tatillere gittik. Ama ben gerçek değildim ve bir gün her şeyin biteceğini biliyordum. O yüzden kimseye fazla yaklaşamıyordum. Kimsenin hayatımda uzun süre kalacağını, sahte olduğumdan dolayı düşünmüyordum. Sonuç itibarıyla ben gerçek değildim.
Bir doktor gibi tıp kongresine ya da 14 Mart Tıp Balosu’na katıldınız mı?
Tıp kongresine katıldık. Kongreye girerken firmanın hazırladığı doktor yaka kartımla karşılaştım. Bu yaka kartıyla kongreye katıldım. Tıp balosuna katılmadım. Çünkü ben sahte bir doktordum bunu hak etmiyordum.
‘SAYENİZDE BU İŞİ BIRAKTIM’
Sahte doktor olarak kurguladığınız bu hayattan hiç sıkılmadınız mı?
Evet, artık sahte doktor olmaktan bıkmıştım ve birilerinin beni bulmasını istiyordum. Sayenizde bıraktım. Benim için giderek sıkıntılı bir durum oluyordu. Bir çemberin içindeydim. Gerçek değildi ve hayatımdan zaman geçiyordu. Sahte doktor olarak her şeyi yapıyorsunuz ama gerçekte siz bir doktor değilsiniz. Bir şekilde kaybeden sizsiniz. Bunun bir şekilde bitmesini istiyordum. Sonunda siz bu duruma yaptığınız haberle son verdiniz.
Sahte doktor olarak kimseye yardım ettin mi?
Bu mesleği yaparken mutlu olduğum ve ağladığım çok an oldu. İstanbul’da ambulansta çalışırken muayene için bir eve gittim. Derme çatma bir evdi. Hasta olan kızın beyninde tümör vardı. O an içimden geçen tek şey, bu insanı tedavi ettirmek oldu. Tanıdığım bir beyin cerrahı vardı. Onunla temasa geçtim ve ‘Ne yapabiliriz’ dedim. Çok yüksek bir para söylemişti. Fiyat düşürttüm. O dönemde o para bende yoktu. Bir arkadaştan 52 bin lira borç aldım. Bu kız çocuğunu tedavi ettirdim. Parayı tedavisine kullandım. Hâlâ parayı o arkadaşıma veremedim. O bana belki dolandırıcı diyordur ama bu parayı bir gün ona vereceğim.
Psikiyatriste başvurdun mu?
Psikiyatra gittim. İki defa görüştüm o da beni pek anlayamadı. ‘Bir şeyin yok ama teşhis koymak için hadi sana psikoz diyelim’ dedi. Çok fazla arkadaşım ve bana güvenen arkadaşlarım vardı. Ama şimdi ne yapıyorlar bilmiyorum. Bir yandan vicdanım rahat. Ama benim yaptığım şey güzel bir şey değildi.
Kaynak: Habertürk / Güngör Karakuş
Tam üç yıl boyunca 16 özel Hastane, bir ambulans firması, üç devlet hastanesi ile üniversite hastanelerinde doktorluk yaptı. Hep istediği çocukluk hayaline kavuşmuştu... Kalp ameliyatlarına girdi, acil servislerde nöbet tuttu. Ta ki, TUS sınavı açıklanıp son çalıştığı Göztepe eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki oyunu bozulana kadar... Habertürk’ün “Acilde sahte doktor” başlığıyla mahşetine taşıdığı gün, tüm kıyafetlerini, son model arabasını İstanbul’da bırakıp sırra kadem bastı.
Ege’nin gözde tatil mekânlarından birinde Habertürk muhabiri Güngör Karakuş'la buluştu. “Gerçek olmadığı için gerçek dostları olmadığını” söyleyen Ali Haktan Yılman, yaptığını “Bir gün aynada kendime baktım. Bu hastalık değil bir hayaldi” diye ifade ediyor. Beyaz önlüklülerle kurduğu dostluklar sayesinde “doktorluk hayalinin” sahtesini yaşayan 25 yaşındaki Ali Haktan Yılman, bir gün gerçek diplomayla hastanelere dönmeyi planlıyor. Habertürk gazetesinden Güngör Karakuş'un haberine göre; işte, “Artık sahte doktor olmaktan bıkmıştım ve birilerinin beni bulmasını istiyordum” diyen Yılman’ın ‘hastane günlükleri’..
GERÇEK DİPLOMAYLA ÇALIŞMAK İSTİYORUM’
Biraz çocukluğunu anlatır mısın, aile ortamınız nasıldı?
Aile dramıyla geçen bir çocukluğum oldu. Daha doğrusu ailesinin yanında olmayan bir çocukluğum oldu. Hayatım Ankara ile Sivas arasında otobüslerde geçti. Sürekli kavga dövüş ortamının olduğu düzensiz bir ailede büyüdüm. Bu sıkıntılı aile ortamı bana hem eğitimsel hem de sosyolojik olarak yansıdı. İçine kapanık bir çocuktum. Derdimi kimseyle fazla paylaşamazdım. Kimseyle sohbet edemezdim. Sürekli bir çekingenlik ve özgüven yetersizliği vardı. Bu benim hayatımda sosyalleşmemde, arkadaş ilişkilerimde çok büyük olumsuz etkiler bıraktı. Sürekli tek başına yaşıyordum; tek başına bir hayatım vardı. Ortaokul hayatım İstanbul’da geçti.
Nasıl bir eğitim hayatın vardı, üniversite okudun mu?
Van’da hiç istemediğim bir lise ve üniversite hayatı yaşadım. Güzel sanatlar ya da bir fen lisesinde okumak isterken, ailemin baskısıyla kendimi bir meslek lisesinde buldum. Lisede çok sevdiğim bir İngilizce hocam vardı. Bana ‘Hayatta gördüğüm en garip öğrencisin. Oğlum senin Van’da ne işin var, ne yapıyorsun burada?’ derdi. Van gibi bir yerde yaşıyordum. Annem orada görev yapıyordu. Liseden sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde eğitim hayatıma devam ettim. Güzeldi ama bilgisayar programcılığı benim işim değildi. Okulu bıraktım, müzisyenlik yaptım. Üniversitede rock topluluğu kurduk.
‘EN BÜYÜK HAYALİM DOKTOR OLMAKTI’
Rol model olarak örnek aldığın birileri var mı?
En büyük hayalim doktor olmaktı. İki kuzenim doktor. Aile hayatları ve sosyo ekonomik durumları iyi olduğu için özel dersler aldılar, özel hocalarla, özel dershanelerde okudular. Babaları da hekimdi. Ailelerinin de baskısıyla istemedikleri bir meslek sahibi oldular. Kuzenlerim zoraki de olsa tıp hekimi oldular.
Sağlık sektörüyle ne zaman tanıştın?
2011 yılında evden ayrıldım. Kendimi hayatın içine bıraktım. Önce doktor olan kuzenimin yanına gittim. O dönem prasityen hekimdi. Atandığı bir ilçede görev yapıyordu. Hastanede beraber nöbetlere girip, çıktık. İstediğim bir hayali adam gerçekleştiriyordu. Ama o istediği mesleği yapmıyordu. Benimle çok ilgilendi. Bu mesleğe olan zaafımı bilerek ilgilendi.
Doktor değilsiniz. Bu kadar tıbbi bilgiyi nasıl öğrendiniz?
Gel zaman git zaman, hastanede kuzenimi göre göre endikasyon dediğimiz uygulamalar, gerek hastalıklar gerek tanılar gerek farmakolojik bilgiler derken, ki o zaman 21 yaşlarındaydım... Hayatınızda kaybedecek hiçbir şeyiniz yok. Tek şey elinizde tıp kitapları, Latince bir sözlük. Yapabileceğiniz tek şey geceler boyunca bunlara çalışmak. Ben de oturdum bunu yaptım. Gece gündüz çalıştım. Bir tıp öğrencisinin öğrenebileceği her şeyi kitaplardan aldım. Eksik kaldığım yerlerde hastanelerde profesörler ve doçentlerden tamamlamaya çalıştım. Uzman veya asistan hekimler çevremdeydi. Hasta muayene ediyordum. Hastanede kendim öğreniyordum. Tıp derslerine girdim. Hatta TUS kampına bile gittim.
‘AYNAYA BAKTIM, ‘BU BİR HASTALIK DEĞİL’ DEDİM’
Sahte doktor olarak ilk ne zaman çalışmaya başladınız?
Hayatım kötü bir viraja girmişti. Kız arkadaşımdan ayrılmıştım. Çok sıkıntılı dönemler yaşamaya başladım. Bu macera yaklaşık 3 senelik. İlk doktorluk deneyimim İstanbul’da küçük bir tıp merkezinde oldu. Fazla hastası olmayan günde yaklaşık 20 hasta gelen bir yerdi. Gittim ve görüştüm. Oradaki doktorlar gerçekten, doktor olduğuma kanaat getirdiler. Diploma sormadılar. Oturup Latince hastalıklar üzerine konuşabiliyordum. Sordukları hastalıklar üzerine cevap verebiliyordum. İlk nöbette sıkıntı çıkmadı. Daha sonra bu tıp merkezi beni sürekli aramaya başladı. ‘Hocam şu günlerimiz boş’ diye aradılar. Biraz paraya ihtiyacım vardı, nöbet tutmaya devam ettim. Klinik yetkililerine, gerekli parayı kazandıktan sonra nöbet tutmayacağımı söyledim. Sonra daha büyük özel hastanelerde nöbet tuttum. Eğitim ve üniversite hastanelerinde de çalıştım.
Sahte bir doktor olarak kendi durumuna bir teşhis koyabildin mi?
Bir gün aynada kendime baktım. Bunun bir hastalık olmadığını düşündüm. Bu bir hayaldi. Gerçekleştirdim ve tatmin oldum. Sahte bir durum olduğu için tatmin oldum. Ama hayallerimden hiçbir zaman vazgeçmedim. bugün hayalimden hâlâ vazgeçmedim. Bir daha bunu yapmayacağım. Ama bu ülkede 6 yıl sonra gerçekten bir tıp diplomasıyla çalışmak istiyorum.
Hiç üniversite sınavına girerek tıp fakültesini kazanmayı düşündün mü?
İlk çalıştığım tıp merkezinde para biriktirdikten sonra dershaneye gitmek istiyordum. İlk etapta 3 özel hastanede nöbet tuttum. Kazandığım parayla annemin yanına döndüm. Dershaneye kayıt oldum. Denemeler iyi gidiyordu. Tıp fakültesini kazanmak istiyordum. Buna kanalize olmuştum. O dönemlerde kız arkadaşımla yaşadığım problemlerden dolayı ve burada ailemi yeniden zor duruma sokmamak için maalesef yine İstanbul’a kaçmak zorunda kaldım. Sınava giremedim.
‘HİÇ DİPLOMAM SORULMADI’
Hasta muayene ettin mi? Ameliyatlara girdin mi?
Bir profesörle kalp ameliyatına bile girdim. By-pass ameliyatına girdim, bir insanın kalbini elime aldım. Genel cerrahi ameliyatlarına da girdim. Her zaman başımda bir profesör ve doçent vardı. Bireysel müdahalelerde bulunmadım. Genelde gözlemci olarak katıldım. Çok nöbet tuttum. Çok fazla hasta gördüm. Çok vizitlere de katıldım. Bir uzmanın vizitlerde sorduğu sorulara da cevap verdim.
Sahte doktor olarak kaç hastanede çalıştın. Tıp diploması soran olmadı mı?
Yaklaşık 3 yıl çalıştım. 16 özel hastane, bir ambulans firması ve 3 devlet hastanesi ile üniversite hastanelerinde çalıştım. Her yere başka bir doktor ya da sağlık çalışanının referansıyla gittim. Hiçbiri diploma sormadı. Devletten değil ama özel hastanelerden para kazandım. Yaralanma vakası geldiğinde beni çağırırlardı. ‘Böyle bir yaralanma vakası var gelsene’ diye. Gerçek doktorlar buna karışmazdı ‘Bu adam iyi dikiyor’ diye. Böyle diktiğim onlarca vaka var.
Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne nasıl girdin? Ne kadar süre çalıştın?
Beş ay kaldım. Bir hekim arkadaşımın referansıyla gözlemci olarak girdim. Daha sonra gözlemci doktor olarak devam ettim. Oradaki ekiple kaynaştık. Onlara, ‘TUS’a hazırlanıyorum ve burayı yazacağım’ dedim. Doktorların gözetimi altında müdahalelerde bulundum. TUS sonucu açıklanana kadar kaldım. Amacım kimseye zarar vermek değildi. Bunu da yapmadım. Her zaman dikkat ettim. Haberden sonra doktor arkadaşlarım benden nefret ediyor olabilirler. Ama onlar benim gözümde hayat kurtaran kahramanlardır.
Hiç gerçek dostun oldu mu?
Ben gerçek olmadığım için gerçek dostum da olmadı. Aslında onlar hep gerçek dost gibi yaklaştı. Beni sahiplendiler, evlerini açtılar. Hayatlarını açtılar. Kimileriyle tatillere gittik. Ama ben gerçek değildim ve bir gün her şeyin biteceğini biliyordum. O yüzden kimseye fazla yaklaşamıyordum. Kimsenin hayatımda uzun süre kalacağını, sahte olduğumdan dolayı düşünmüyordum. Sonuç itibarıyla ben gerçek değildim.
Bir doktor gibi tıp kongresine ya da 14 Mart Tıp Balosu’na katıldınız mı?
Tıp kongresine katıldık. Kongreye girerken firmanın hazırladığı doktor yaka kartımla karşılaştım. Bu yaka kartıyla kongreye katıldım. Tıp balosuna katılmadım. Çünkü ben sahte bir doktordum bunu hak etmiyordum.
‘SAYENİZDE BU İŞİ BIRAKTIM’
Sahte doktor olarak kurguladığınız bu hayattan hiç sıkılmadınız mı?
Evet, artık sahte doktor olmaktan bıkmıştım ve birilerinin beni bulmasını istiyordum. Sayenizde bıraktım. Benim için giderek sıkıntılı bir durum oluyordu. Bir çemberin içindeydim. Gerçek değildi ve hayatımdan zaman geçiyordu. Sahte doktor olarak her şeyi yapıyorsunuz ama gerçekte siz bir doktor değilsiniz. Bir şekilde kaybeden sizsiniz. Bunun bir şekilde bitmesini istiyordum. Sonunda siz bu duruma yaptığınız haberle son verdiniz.
Sahte doktor olarak kimseye yardım ettin mi?
Bu mesleği yaparken mutlu olduğum ve ağladığım çok an oldu. İstanbul’da ambulansta çalışırken muayene için bir eve gittim. Derme çatma bir evdi. Hasta olan kızın beyninde tümör vardı. O an içimden geçen tek şey, bu insanı tedavi ettirmek oldu. Tanıdığım bir beyin cerrahı vardı. Onunla temasa geçtim ve ‘Ne yapabiliriz’ dedim. Çok yüksek bir para söylemişti. Fiyat düşürttüm. O dönemde o para bende yoktu. Bir arkadaştan 52 bin lira borç aldım. Bu kız çocuğunu tedavi ettirdim. Parayı tedavisine kullandım. Hâlâ parayı o arkadaşıma veremedim. O bana belki dolandırıcı diyordur ama bu parayı bir gün ona vereceğim.
Psikiyatriste başvurdun mu?
Psikiyatra gittim. İki defa görüştüm o da beni pek anlayamadı. ‘Bir şeyin yok ama teşhis koymak için hadi sana psikoz diyelim’ dedi. Çok fazla arkadaşım ve bana güvenen arkadaşlarım vardı. Ama şimdi ne yapıyorlar bilmiyorum. Bir yandan vicdanım rahat. Ama benim yaptığım şey güzel bir şey değildi.
Kaynak: Habertürk / Güngör Karakuş
3 Aralık 2014 Çarşamba
Cariyeyle cari açık kapattı
CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Reza Zarrab ile ilgili yeni bir iddiada bulundu.
Hürriyet'in haberine göre; Özgündüz, “Gümrük görevlilerine, Dubai’ten getirdiği 5 bin tonluk gemide 150 bin ton ihracat yapılmış gibi damga vursun diye kadın gönderiyor, cariyeyle cari açık kapatıyor” dedi. Yargı paketinin Genel Kurul’daki görüşmeleri sırasında Özgündüz’ün yaptığı konuşma Meclis tutanaklarına şöyle yansıdı:
325 BİNİ CONRAD’A GÖTÜR
“Yasaklanan, yayın yasağı konan konuyla ilgili olarak bir başka belge gösteriyorum size. Burada adam zaten bu ‘tape’nin doğru olduğunu söylüyor. Soruyorlar, ‘Bu tapeler doğru mu?’. ‘Evet’ diyor. ‘Yani Reza aramış seni, ‘325 bini Conrad’a götür. Bakan Bey’in danışmanı alacak, anket yapacaklar Ak Parti’ye’. Bu doğru mu?, ‘Doğru, evet’ diyor. Nedir bu? Danışman diyor ki: ‘Kardeşim, Haziran 2011 seçimlerinde Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre Merkezi’nde bir salonda bir şenlik yapıldı, söz verdik yapıyoruz. Bunun için de 325 bin lira bir masraf vardı, işte, bu ajansa verecektik, Reza bunu gönderdi, ben de aldım, buraya verdim’. Ya, bunları siz şimdi bilmeyecek misiniz yani? Kamuoyu bilmeyecek mi? Bilmesi lazım. Yani yalan mı? Sizin bakanınız da çıkıyor burada ‘Reza Zarrab iyi bir adamdır, cari açığı kapattı, ben de cari açığı kapattım, bu suçsa suçluyum’ diyor. Ya, ayıp denen bir şey var yani. Ya, yap kardeşim, cari açığı kapat, ihracat yap, kimse bir şey demiyor, ticaret yap, ülkenin ihracatını artır ama çalma çırpma, rüşvet yeme, madalya verelim yani. Dolayısıyla, bunları bilmeniz lazım.
ÇAĞLAYAN KAÇINIZA MİSAFİR
Ya Allah aşkına, Zafer Çağlayan milletvekili olarak kaçınızın evine misafirliğe geldi söyleyin bana? Rıza’nın evine misafirliğe gidiyor, giderken de orada piyanoyu görüyor, ‘Çok güzel bir piyano, aa, ne güzelmiş’ falan diyor. ‘Öyle mi Sayın Bakanım, beğendiniz mi? Hemen gönderelim bir tane.’ Bunları söylüyor, bunlar ifadelerde var, yalan değil ki bunları biz uydurmuyoruz. Ee, gönderiliyor, 37 bin 500 dolar mıdır, TL midir belli değil, sadece bir taksidi piyanonun. Belki de siz gidip görmüşsünüzdür bu evde. Dolayısıyla bu şekilde kapatırsanız biz buradan, bu kürsüden bunları yayımlarız.”
Hürriyet'in haberine göre; Özgündüz, “Gümrük görevlilerine, Dubai’ten getirdiği 5 bin tonluk gemide 150 bin ton ihracat yapılmış gibi damga vursun diye kadın gönderiyor, cariyeyle cari açık kapatıyor” dedi. Yargı paketinin Genel Kurul’daki görüşmeleri sırasında Özgündüz’ün yaptığı konuşma Meclis tutanaklarına şöyle yansıdı:
325 BİNİ CONRAD’A GÖTÜR
“Yasaklanan, yayın yasağı konan konuyla ilgili olarak bir başka belge gösteriyorum size. Burada adam zaten bu ‘tape’nin doğru olduğunu söylüyor. Soruyorlar, ‘Bu tapeler doğru mu?’. ‘Evet’ diyor. ‘Yani Reza aramış seni, ‘325 bini Conrad’a götür. Bakan Bey’in danışmanı alacak, anket yapacaklar Ak Parti’ye’. Bu doğru mu?, ‘Doğru, evet’ diyor. Nedir bu? Danışman diyor ki: ‘Kardeşim, Haziran 2011 seçimlerinde Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre Merkezi’nde bir salonda bir şenlik yapıldı, söz verdik yapıyoruz. Bunun için de 325 bin lira bir masraf vardı, işte, bu ajansa verecektik, Reza bunu gönderdi, ben de aldım, buraya verdim’. Ya, bunları siz şimdi bilmeyecek misiniz yani? Kamuoyu bilmeyecek mi? Bilmesi lazım. Yani yalan mı? Sizin bakanınız da çıkıyor burada ‘Reza Zarrab iyi bir adamdır, cari açığı kapattı, ben de cari açığı kapattım, bu suçsa suçluyum’ diyor. Ya, ayıp denen bir şey var yani. Ya, yap kardeşim, cari açığı kapat, ihracat yap, kimse bir şey demiyor, ticaret yap, ülkenin ihracatını artır ama çalma çırpma, rüşvet yeme, madalya verelim yani. Dolayısıyla, bunları bilmeniz lazım.
ÇAĞLAYAN KAÇINIZA MİSAFİR
Ya Allah aşkına, Zafer Çağlayan milletvekili olarak kaçınızın evine misafirliğe geldi söyleyin bana? Rıza’nın evine misafirliğe gidiyor, giderken de orada piyanoyu görüyor, ‘Çok güzel bir piyano, aa, ne güzelmiş’ falan diyor. ‘Öyle mi Sayın Bakanım, beğendiniz mi? Hemen gönderelim bir tane.’ Bunları söylüyor, bunlar ifadelerde var, yalan değil ki bunları biz uydurmuyoruz. Ee, gönderiliyor, 37 bin 500 dolar mıdır, TL midir belli değil, sadece bir taksidi piyanonun. Belki de siz gidip görmüşsünüzdür bu evde. Dolayısıyla bu şekilde kapatırsanız biz buradan, bu kürsüden bunları yayımlarız.”
Etiketler:
chp,
haber,
istanbul,
reza zarrab,
tbmm
Muammer Güler: Reza Zarrab için referans oldum, menfaat temin etmedim
17 ARALIK operasyonunun ardından rüşvet ve yolsuzlukla suçlanan eski İçişleri Bakanı Muammer Güler dün, Meclis Soruşturma Komisyonu’nda 3.5 saat ifade verdi.
Hürriyet'in haberine göre; Güler, savunmasının ilk bölümünde 50 sayfalık bir metin okudu. Güler’in ifadesinde Komisyon Başkanı Hakkı Köylü başta olmak üzere çok sayıda Ak Parti milletvekilinin özellikle malvarlığı hareketleri ve servet artışıyla ilgili daha fazla soru yöneltmeleri dikkat çekti. Güler’e yöneltilen sorular ağırlıklı olarak şöyle:
Reza Zarrab için koruma polisi görevlendirmek ve araçlarına emniyet şeridini kullanma imtiyazı vermek. Zarrab’la birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağlamak. Zarrab’ın usulsüzlükleriyle ilgili basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimde bulunmak.
BAZILARI MONTAJ
Güler, toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Komisyonun hukuksuzlukları tespit edeceğine ve hakikate ulaşacağına inanıyorum, kendilerine de güveniyorum” dedi.
Güler savunmasında tapelerin tamamını reddetmeyerek, “Bazıları montajlanmış, bazıları cımbızlanmış. Yasal değil. Bir bakan takip edilemez” dedi.
Zarrab’ın şirketi için Çin’de bir bankaya referans mektubu yazdığını kabul eden Güler, “Referans oldum, ama bir menfaat temin etmedim” diye konuştu. Güler, Zarrab’a trafikte geçiş üstünlüğü sağlamaya yönelik plaka tahsisi ve koruma verilmesiyle ilgili de “Valiliğin yetkisinde. Koruma Daire Başkanlığı’na başvurulmuş. Benim bir şey yapmama gerek yok, normal prosedür” görüşünü bildirdi. Güler, oğlunun genç yaşta başarılı bir işadamı olduğunu ve Zarrab’a aylık 30 bin dolar karşılığı danışmanlık hizmeti verdiğini söyledi.
Asker kaçaklarına büyük 'bedel': Cezayı da ödeyecekler
Bedelli askerlik binlerce genç için sevinç yarattı. Uygulamadan yoklama kaçağı ve bakaya durumunda olan yükümlüler de yararlanabiliyor. Ancak 'kaçak' oldukları için verilen fahiş cezalardan da kurtulamayacaklar.
Bedelli askerliğin çıkması büyük bir sevinçle karşılanırken, yoklama kaçaklarına ve bakaya durumunda olanlara uygulanan idari para cezaları, bu durumda olan ve bedelli askerliğe başvuracak olan kişilerin kara kara düşünmesine neden oldu. 2013 yılında yapılan düzenleme ile asker kaçaklarına ağır para cezaları getirildi. Halen yürürlükte olan düzenlemeye göre 20 yıl asker kaçağı olan bir kişi, bedelli askerlikten faydalansa bile 22 bin 285 lira idari para cezası vermek zorunda.
2013 yılında askerlik süresi 15 aydan 12 aya indirilirken, 1111 sayılı askerlik kanununda yapılan değişiklikle asker kaçaklarına ağır para cezaları getirildi. Halen yürürlükte olan uygulamaya göre yoklama kaçağı ve bakayalara uygulanan para cezaları, işlenen fiilin süresine göre belirleniyor. Düzenlemeye göre kendiliğinden askerliğe giden yükümlüler için daha az idarî para cezası verilirken, yakalanarak askerliğe götürülen yükümlülere ağır para cezaları kesiliyor.
Bedelli askerliğin çıkması büyük bir sevinçle karşılanırken, yoklama kaçaklarına ve bakaya durumunda olanlara uygulanan idari para cezaları, bu durumda olan ve bedelli askerliğe başvuracak olan kişilerin kara kara düşünmesine neden oldu. 2013 yılında yapılan düzenleme ile asker kaçaklarına ağır para cezaları getirildi. Halen yürürlükte olan düzenlemeye göre 20 yıl asker kaçağı olan bir kişi, bedelli askerlikten faydalansa bile 22 bin 285 lira idari para cezası vermek zorunda.
2013 yılında askerlik süresi 15 aydan 12 aya indirilirken, 1111 sayılı askerlik kanununda yapılan değişiklikle asker kaçaklarına ağır para cezaları getirildi. Halen yürürlükte olan uygulamaya göre yoklama kaçağı ve bakayalara uygulanan para cezaları, işlenen fiilin süresine göre belirleniyor. Düzenlemeye göre kendiliğinden askerliğe giden yükümlüler için daha az idarî para cezası verilirken, yakalanarak askerliğe götürülen yükümlülere ağır para cezaları kesiliyor.
22 BİN 285 LİRA PARA CEZASI
Uygulamaya göre bir yıla kadar bakaya kalanlar askerlik işlemlerini kendi rızasıyla yaparsa 593, ‘yakalanırsa’ 2 bin 376 TL ceza ödeyecek. Kademeli olarak artan cezanın en üst limiti ise 22 bin 285 lira. 20 yıl bakaya kalan kişi kendi rızasıyla askere giderse 22 bin 285 lira, yakalanırsa 46 bin 355 lira para cezası ödemek zorunda. Yani mevcut uygulamaya göre 20 yıl asker kaçağı olan bir kişi 18 bin lira karşılığında bedelli askerlik yapsa bile kanun gereği 22 bin 285 lira para cezası ödemek zorunda.
PARA CEZALARINA AF ÇIKMALI
Bakaya, yoklama ve asker kaçaklarına uygulanan idari para cezalarıyla ilgili genel bir af çıkartılması gerektiğini söyleyen Bedelli Askerlik Platformu Sözcüsü Ali Deniz Keşkür sözlerine şu şekilde devam etti: ‘’Asker kaçaklarına uygulanan para cezaları halen yürürlükte. Bu cezalar bedelli askerlikten faydalanacak binlerce insanı zor durumda bırakacak. Örneğin bir üyemize asker kaçağı olduğu için tam 14 bin lira para cezası kesildi. Yani bu arkadaşımız bedelli yapsa bile 14 bin lira para cezası ödeyecek. Mesela ben asker kaçağı olduğum için bedelliden faydalansam bile 4 bin 500 lira para cezası ödemek zorundayım. Ayrıca para cezalarını taksitlendirip ödeyeceklerine dair taahhüt verenler var. Para cezalarıyla ilgili kapsamlı bir af istiyoruz.” Radikal
Ahmet Hakan'dan Yavuz Bingöl'e cevap
Ahmet Hakan’ın Çarşamba Sohbetleri’ne katılan türkücü Yavuz Bingöl’ün sözleri büyük tartışma yarattı.
Hürriyet’e konuşan Yavuz Bingöl’ün, “Sokaklarda ölmüş annesine küfredildiği zaman, ertesi gün o da Berkin Elvan’ın annesini yuhalattı. Bu çok insani bir şey…” şeklindeki sözleri büyük tepki çekti.
Özellik sosyal medya üzerinden bu sözlerle ilgili binlerce yorum yapıldı.
Tartışmanın büyümesi üzerine Yavuz Bingöl bir açıklama yaparak yanlış anlaşıldığını ifade etti.
Berkin Elvan’ın annesinden özür dileğini de belirten Bingöl ayrıca röportajda eksik kısımların bulunduğunu öne sürdü.
Bu sözler üzerine büyük tartışma yaratan röportajı yapan Hürriyet yazarı Ahmet hakan twitter üzerinden kısa bir açıklama yaptı.
Hakan mesajında, “yavuz bingöl'ün "berkin elvan'ın annesi ve yuhalanması" meselesiyle ilgili söylediği sözlerin tamamı... kasetten canlı... yarın hürriyet'te.” İfadesini kullandı.
Hürriyet’e konuşan Yavuz Bingöl’ün, “Sokaklarda ölmüş annesine küfredildiği zaman, ertesi gün o da Berkin Elvan’ın annesini yuhalattı. Bu çok insani bir şey…” şeklindeki sözleri büyük tepki çekti.
Özellik sosyal medya üzerinden bu sözlerle ilgili binlerce yorum yapıldı.
Tartışmanın büyümesi üzerine Yavuz Bingöl bir açıklama yaparak yanlış anlaşıldığını ifade etti.
Berkin Elvan’ın annesinden özür dileğini de belirten Bingöl ayrıca röportajda eksik kısımların bulunduğunu öne sürdü.
Bu sözler üzerine büyük tartışma yaratan röportajı yapan Hürriyet yazarı Ahmet hakan twitter üzerinden kısa bir açıklama yaptı.
Hakan mesajında, “yavuz bingöl'ün "berkin elvan'ın annesi ve yuhalanması" meselesiyle ilgili söylediği sözlerin tamamı... kasetten canlı... yarın hürriyet'te.” İfadesini kullandı.
Evliliğin 3'üncü ayında şoke eden hastalık
Evliliklerinin 3. ayında şoke eden haber geldi, genç kadına omuriliği iltihabı teşhisi kondu. Müdür eş, işinden ayrılıp felç olan eşine bakmaya başladı. Sultan Demirbaş, "Yoğun bakımda ilk aklıma gelen 'eşim beni terk eder mi korkusuydu" dedi.
Ordu’nun Fatsa ilçesinde özel bir kurumda müdürlük yapan 29 yaşındaki Mürteza İkis, özel bir hastanede tıbbı sekreter olarak çalışan 26 yaşındaki Sultan Demirbaş ile evlendi. Evliliklerinin üçüncü ayında Sultan Demirbaş İkis aniden rahatsızlandı ve kaldırıldığı hastanede hastalığına teşhis konulamayıp evine gönderildi. Durumu ağırlaşan ve yeniden hastaneye kaldırılan genç kadın, bu kez Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildi. Samsun’da omuriliği iltihabı teşhisi konulan Sultan Demirbaş İkis, boynundan altı felç olunca yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı.
Müdürlük yaptığı işinden ayrılan Mürteza İkis, eşinin tedavisi için evini Samsun’un İlkadım ilçesi Baruthane Mahallesi’ne taşıdı.
22 aydır fizik tedavi gören eşini her gün hastaneye fizik tedaviye götürüp evinde bakımını da üstlenen Mürteza İkis, eşine baktığı için çalışamadığından zor günler yaşadıklarını ve hayırsever vatandaşlardan destek beklediğini söyledi.
GÜÇSÜZLÜK VE BAŞ DÖNMESİ...
Mürteza İkis, "Eşimi 22 ay önce güçsüzlük ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye kaldırdık. Tetkiklerde omurilik iltihabı olduğu anlaşıldı. Eşimin bakımı çok ağır. Ben de bu yüzden ona sahip çıkıp tedavisine yardımcı olup ve bu zor gününde kendisine moral ve destek vermek için işimden ayrıldım. Boynundan aşağısı felç iken eşim yapılan tedavilerle şu anda sadece belinden aşağısı tutmuyor. Tedavisinde ilerlemeler var. Maddi yönden sıkıntı içindeyiz. Eşimin tedavisi için paraya ihtiyacımız var" dedi.
EŞİM BENİ TERK EDER Mİ DİYE KORKTUM
Sultan Demirbaş İkis ise, "Bu günlere eşimin sayesinde geldik. Kendisi özel bir sektörde müdürlük yapıyordu ve işini bırakmak zorunda kaldı. 22 aydır hastayım ve eşimde 22 aydır çalışmıyor. Bugüne kadar ailemizin ve akrabalarımızın desteğiyle geldik. Bundan sonra tıkanıyoruz. Tedavi masraflarım çok fazla. " diye konuştu.
Eşinin kendisini terk edeceği korkusu yaşadığını ifade eden Sultan Demirbaş İkis, "Rahatsızlanıp yoğun bakım servisine yatırıldığım zaman ilk aklıma gelen ’eşim beni bırakır mı?’ korkusuydu. Bir gün boyunca yanıma kimseyi almadılar. Hep eşimin beni terk edeceğini düşündüm. Çünkü henüz 3 aylık evliydik. İlk 3 gün ölüm tehlikem varmış ve doktorlar eşimden başka birine söylememişler. Felçli kalacağım korkusuyla eşime ‘Beni bırakacak mısın?’ diye sordum. Beni bırakacak korkum vardı. Çünkü 3 aylık evliydim. Böyle şeyleri de duyuyoruz. O korkum vardı. Ancak, eşim bunu bana hissettirmedi. Allah razı olsun" şeklinde konuştu. Milliyet
Ordu’nun Fatsa ilçesinde özel bir kurumda müdürlük yapan 29 yaşındaki Mürteza İkis, özel bir hastanede tıbbı sekreter olarak çalışan 26 yaşındaki Sultan Demirbaş ile evlendi. Evliliklerinin üçüncü ayında Sultan Demirbaş İkis aniden rahatsızlandı ve kaldırıldığı hastanede hastalığına teşhis konulamayıp evine gönderildi. Durumu ağırlaşan ve yeniden hastaneye kaldırılan genç kadın, bu kez Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildi. Samsun’da omuriliği iltihabı teşhisi konulan Sultan Demirbaş İkis, boynundan altı felç olunca yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı.
Müdürlük yaptığı işinden ayrılan Mürteza İkis, eşinin tedavisi için evini Samsun’un İlkadım ilçesi Baruthane Mahallesi’ne taşıdı.
22 aydır fizik tedavi gören eşini her gün hastaneye fizik tedaviye götürüp evinde bakımını da üstlenen Mürteza İkis, eşine baktığı için çalışamadığından zor günler yaşadıklarını ve hayırsever vatandaşlardan destek beklediğini söyledi.
GÜÇSÜZLÜK VE BAŞ DÖNMESİ...
Mürteza İkis, "Eşimi 22 ay önce güçsüzlük ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye kaldırdık. Tetkiklerde omurilik iltihabı olduğu anlaşıldı. Eşimin bakımı çok ağır. Ben de bu yüzden ona sahip çıkıp tedavisine yardımcı olup ve bu zor gününde kendisine moral ve destek vermek için işimden ayrıldım. Boynundan aşağısı felç iken eşim yapılan tedavilerle şu anda sadece belinden aşağısı tutmuyor. Tedavisinde ilerlemeler var. Maddi yönden sıkıntı içindeyiz. Eşimin tedavisi için paraya ihtiyacımız var" dedi.
EŞİM BENİ TERK EDER Mİ DİYE KORKTUM
Sultan Demirbaş İkis ise, "Bu günlere eşimin sayesinde geldik. Kendisi özel bir sektörde müdürlük yapıyordu ve işini bırakmak zorunda kaldı. 22 aydır hastayım ve eşimde 22 aydır çalışmıyor. Bugüne kadar ailemizin ve akrabalarımızın desteğiyle geldik. Bundan sonra tıkanıyoruz. Tedavi masraflarım çok fazla. " diye konuştu.
Eşinin kendisini terk edeceği korkusu yaşadığını ifade eden Sultan Demirbaş İkis, "Rahatsızlanıp yoğun bakım servisine yatırıldığım zaman ilk aklıma gelen ’eşim beni bırakır mı?’ korkusuydu. Bir gün boyunca yanıma kimseyi almadılar. Hep eşimin beni terk edeceğini düşündüm. Çünkü henüz 3 aylık evliydik. İlk 3 gün ölüm tehlikem varmış ve doktorlar eşimden başka birine söylememişler. Felçli kalacağım korkusuyla eşime ‘Beni bırakacak mısın?’ diye sordum. Beni bırakacak korkum vardı. Çünkü 3 aylık evliydim. Böyle şeyleri de duyuyoruz. O korkum vardı. Ancak, eşim bunu bana hissettirmedi. Allah razı olsun" şeklinde konuştu. Milliyet
Elini ayağını koca şiddetinde yitirdi
Arzu Boztaş çocuk gelindi, büyüdü,şiddetin en büyük mağdurlarından biri oldu. Üzerine ‘kuma’ getirilince boşanmak isteyen Boztaş eşinin pompalı tüfekle açtığı ateş sonucu bacaklarını kaybetti, kollarını kullanamaz hale geldi.
Kadın cinayetleri, çıkarılan yasalara ve imzalanan sözleşmelere rağmen uygulamadaki sorunlar nedeniyle bir türlü önlenemezken, kadının ekonomik özgürlüğünün olmaması, çocuk gelinler, kendi tercihini yapan kadınların şiddete uğraması, şiddet görmesine rağmen kadınların korunamaması, kamu güvencesinin bir türlü istenen ölçüde sağlanamaması gibi yapısal problemlerin tamamı, tek bir kadının bedeninde kendini gösterdi.
Ankara’da, henüz 14 yaşında evlendirilen, 14 yılda 6 çocuk sahibi olan ve şiddetle geçen yıllara rağmen ekonomik özgürlüğü olmaması nedeniyle kendine ait bir yaşam kuramayan Arzu Boztaş, kocasının üzerine “kuma” getirmesini kabullenmeyince, bacaklarından ve kollarından oldu. Zihinsel engelli olduğu belirtilen bir kıza tecavüz ettiği öne sürülen kocası, ailenin şikayetçi olmasını önlemek için nikah kıymayı kabul edince Boztaş’tan kendisinden boşanmasını ancak yanında yaşamaya devam etmesini istedi. Boşanmayı kabul eden ancak birlikte yaşamayı kabul etmeyen, 6 çocuğuyla yeni bir yaşam kuracağını söyleyen Boztaş, eşinin yakın mesafeden hedef gözeterek ateşlediği pompalı silahın hedefi oldu. Kocası, Boztaş’ın önce bacağının eklem kısımlarına, yere düştüğünde de ayağıyla eline basarak, kollarının eklem bölgelerine ateş etti. Bacağı kesilen, kollarını kullanamayacağı da anlaşılan Boztaş’ın 6 çocuğu devlet gözetimine alındı. Yaşam mücadelesi veren Boztaş, tutuklanan eşinin serbest bırakılmasından ve ailesinin tehditlerinden korkuyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise “Biz Arzu’yu engelli hale getiren adamın en ağır cezayı alması için mücadele edeceğiz” değerlendirmesini yaptı.
14 yaşında evlendirildi
Arzu Boztaş, henüz 28 yaşında, 14 yaşında görücü usulüyle evlendirilmiş çocuk gelinlerden biri. Yozgat’a gelin giden, 1 yıl sonra ilk çocuğunu doğuran Boztaş’ın şiddetle tanışması aynı yıla denk düşüyor.
Boztaş, başlangıçta “kader” diyerek dayağa katlandı. Ancak yaşadıkları, yaşayacaklarının yanında hafif kalırdı. Henüz kendisi çocukken, her sene ardı ardına hamile kaldı. 10 yaş büyük eşi Ahmet Boztaş’ın ne sosyal güvencesi, ne işi gücü vardı. Sadece babadan kalma mallarla geçiniyor, kardeşlerinden para alıp, kardeşinin ailesiyle aynı evde yaşıyordu.
Dayaklar ise eşiyle sınırlı değildi, bir keresinde, kendisine diklendiği gerekçesiyle eşinin ağabeyi keresteyle saldırmış, bir keresinde eşi bıçakla ailesine saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle Boztaş’ı yaralamıştı.
Birkaç kez, kendisi gibi hiçbir sosyal güvencesi olmayan, günlük yevmiye karşılığında amelelik yaparak ailesini geçindirmeye çalışan babasının yanına kaçtıysa da her seferinde çocukları alıkoyan kocasının tehditleri ve çocuklarını kullanması nedeniyle geri döndü. Zaten, ailesinin yanındayken, kocası annesini ve kardeşlerini de tehdit etmiş, ailesi savcılığa başvurmasına rağmen hiçbir sonuç çıkmamıştı.
Uzaklaştırma aldı, evde kaldı
Yaklaşık 1.5 yıl önce dayanamayarak savcılığa gitti. Savcılık, kocası için 3 ay evden uzaklaştırma kararı verdi. Şiddet nedeniyle dava açtı. Ancak Boztaş’ın pazarlık gücü yoktu. Uzaklaştırma kararına rağmen her gününü evde geçiren kocasını uzak tutmak için hiçbir şey yapamadı. O üç ay yine şiddet gördü. Bir süre sonra, darp nedeniyle kocasının suçlu bulunduğu ancak 5 yıl süreyle aynı suçu işlememesi halinde cezanın ortadan kaldırılacağı ve bu aşamada ertelendiğine yönelik kağıt eve geldi. Şiddet sürüyor, Arzu artık şikayet etme gereği bile duyamıyordu.
‘Çocuklarıma bakarım’
Hayatta “Yeşil Kart” dışında bir şeyi bulunmayan Arzu Boztaş sürekli çocuklarını sayıklıyor. Kesilen bacağında enfeksiyon bulunan ve tedavisi süren Boztaş, “Elbise giymeyi, yıkanmayı özledim” diyor. Altı çocuğunun babasının tüm yaptıklarına rağmen, bunu da yapmasını kabullenemiyor. Ne hayatını bundan sonra nasıl sürdüreceğine, ne protezlerini nasıl alacağına ne de çocuklarına kollarını kullanamazsa nasıl bakacağına yönelik fikri var. “Kollarımı kullanırsam çocuklarıma bakarım” diyor, ailesinin ümitsiz bakışları arasında... Devlet bacaklarımın protezini karşılar mı? Babamın bir şeyi yok. Bana nasıl baksın? O eve dönemem” diye anlatıyor durumunu. .
‘Toplantılarla olmuyor’
Arzu Boztaş’la yakından ilgilenen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Ankara Temsilcisi Ayşen Ece Kavas da Boztaş’ın durumu için, “Bir kadının kendi hayatına karar vermek istediği için ne bedeller ödediğinin en açık örneği Arzu kardeşimiz. Biz hep Arzu’nun yanında olacağız. Arzu sağlık masraflarını devletin karşılayacağından bile şüpheli. Gösterişli toplantılar yapınca kadınların hayatı kurtulmuyor. Bakanın son toplantısında soru sormak isteyen arkadaşımız susturularak salondan çıkarılmıştı” dedi.
Kumayı kabul etmedi diye...
Arzu Boztaş, eşinin kendisini aldattığını biliyordu. Babadan kalma mallarını satan Ahmet Boztaş, parasının önemli kısmını başkalarıyla harcıyordu. Kendisi ve çocuklarına zarar vermediği sürece sakıncası yoktu. Ancak bir süre sonra zihinsel engelli olduğu belirtilen bir başka kızla zorla birlikte olduğu ve bunu sürdürdüğü ortaya çıktı. O haberler, o kızın babasının da kulağına gitti. İddiaya göre kız hamileydi. Baba Ahmet Boztaş’a şikayetçi olacağını, evlenmesi gerektiğini söyledi. Ahmet Boztaş, eve geldi ve eşi Arzu’ya resmi nikahını bırakmazsa hapse gireceğini söyledi. Ahmet Boztaş’a göre boşanabilir ve diğer kızla evlense de aynı evde yaşayabilirlerdi. “Boşanalım” diyen Arzu Boztaş’ın ise gerekirse temizliğe gidip, çocuklarına bakmaktı niyeti. Aynı evde o kadınla yaşamayacağını söyledi. Bu nedenle dayak yedi, hırpalandı ama vazgeçmedi. “Savcılık” tehdidi artınca eşi boşanmaya razı oldu.
Eklemlerine ateş etti
Boztaş planını yapmıştı. Arzu Boztaş’a, küçük çocukları komşuya bırakmasını, adliyeye gidip dava açacaklarını söyledi. Arzu Boztaş, okula giden dört çocuğunu gönderdi, iki çocuğu komşuya bıraktı. Tam evden çıkacaklardı ki Ahmet Boztaş, “Bir daha konuşalım” dedi. Eline babasının evinden önceden getirdiği pompalı tüfeği aldı. “Sen beni bırakırsan gidip başkasıyla evlenirsin, seni öldürmeyip süründüreceğim” dedi. Önce dizkapağına ateş etti. Arzu yere düşünce, tüfeği diğer dizkapağına doğru ateşledi. Genç kadın, kaçmaya çalışırken, ayağıyla eline bastırıp dirsek bölgesine ateşledi. Yetmedi, diğer kolun aynı bölgesine bir kez daha ateş etti. Ahmet Boztaş, polise teslim edildi. Arzu Boztaş’ın ise iki bacağı kesildi. Damarları işlemez hale gelen kollarının şimdilik kesilmesine gerek görülmedi ama ailesine artık kollarını da kullanamayacağı söylendi. (Milliyet)
Kadın cinayetleri, çıkarılan yasalara ve imzalanan sözleşmelere rağmen uygulamadaki sorunlar nedeniyle bir türlü önlenemezken, kadının ekonomik özgürlüğünün olmaması, çocuk gelinler, kendi tercihini yapan kadınların şiddete uğraması, şiddet görmesine rağmen kadınların korunamaması, kamu güvencesinin bir türlü istenen ölçüde sağlanamaması gibi yapısal problemlerin tamamı, tek bir kadının bedeninde kendini gösterdi.
Ankara’da, henüz 14 yaşında evlendirilen, 14 yılda 6 çocuk sahibi olan ve şiddetle geçen yıllara rağmen ekonomik özgürlüğü olmaması nedeniyle kendine ait bir yaşam kuramayan Arzu Boztaş, kocasının üzerine “kuma” getirmesini kabullenmeyince, bacaklarından ve kollarından oldu. Zihinsel engelli olduğu belirtilen bir kıza tecavüz ettiği öne sürülen kocası, ailenin şikayetçi olmasını önlemek için nikah kıymayı kabul edince Boztaş’tan kendisinden boşanmasını ancak yanında yaşamaya devam etmesini istedi. Boşanmayı kabul eden ancak birlikte yaşamayı kabul etmeyen, 6 çocuğuyla yeni bir yaşam kuracağını söyleyen Boztaş, eşinin yakın mesafeden hedef gözeterek ateşlediği pompalı silahın hedefi oldu. Kocası, Boztaş’ın önce bacağının eklem kısımlarına, yere düştüğünde de ayağıyla eline basarak, kollarının eklem bölgelerine ateş etti. Bacağı kesilen, kollarını kullanamayacağı da anlaşılan Boztaş’ın 6 çocuğu devlet gözetimine alındı. Yaşam mücadelesi veren Boztaş, tutuklanan eşinin serbest bırakılmasından ve ailesinin tehditlerinden korkuyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise “Biz Arzu’yu engelli hale getiren adamın en ağır cezayı alması için mücadele edeceğiz” değerlendirmesini yaptı.
14 yaşında evlendirildi
Arzu Boztaş, henüz 28 yaşında, 14 yaşında görücü usulüyle evlendirilmiş çocuk gelinlerden biri. Yozgat’a gelin giden, 1 yıl sonra ilk çocuğunu doğuran Boztaş’ın şiddetle tanışması aynı yıla denk düşüyor.
Boztaş, başlangıçta “kader” diyerek dayağa katlandı. Ancak yaşadıkları, yaşayacaklarının yanında hafif kalırdı. Henüz kendisi çocukken, her sene ardı ardına hamile kaldı. 10 yaş büyük eşi Ahmet Boztaş’ın ne sosyal güvencesi, ne işi gücü vardı. Sadece babadan kalma mallarla geçiniyor, kardeşlerinden para alıp, kardeşinin ailesiyle aynı evde yaşıyordu.
Dayaklar ise eşiyle sınırlı değildi, bir keresinde, kendisine diklendiği gerekçesiyle eşinin ağabeyi keresteyle saldırmış, bir keresinde eşi bıçakla ailesine saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle Boztaş’ı yaralamıştı.
Birkaç kez, kendisi gibi hiçbir sosyal güvencesi olmayan, günlük yevmiye karşılığında amelelik yaparak ailesini geçindirmeye çalışan babasının yanına kaçtıysa da her seferinde çocukları alıkoyan kocasının tehditleri ve çocuklarını kullanması nedeniyle geri döndü. Zaten, ailesinin yanındayken, kocası annesini ve kardeşlerini de tehdit etmiş, ailesi savcılığa başvurmasına rağmen hiçbir sonuç çıkmamıştı.
Uzaklaştırma aldı, evde kaldı
Yaklaşık 1.5 yıl önce dayanamayarak savcılığa gitti. Savcılık, kocası için 3 ay evden uzaklaştırma kararı verdi. Şiddet nedeniyle dava açtı. Ancak Boztaş’ın pazarlık gücü yoktu. Uzaklaştırma kararına rağmen her gününü evde geçiren kocasını uzak tutmak için hiçbir şey yapamadı. O üç ay yine şiddet gördü. Bir süre sonra, darp nedeniyle kocasının suçlu bulunduğu ancak 5 yıl süreyle aynı suçu işlememesi halinde cezanın ortadan kaldırılacağı ve bu aşamada ertelendiğine yönelik kağıt eve geldi. Şiddet sürüyor, Arzu artık şikayet etme gereği bile duyamıyordu.
‘Çocuklarıma bakarım’
Hayatta “Yeşil Kart” dışında bir şeyi bulunmayan Arzu Boztaş sürekli çocuklarını sayıklıyor. Kesilen bacağında enfeksiyon bulunan ve tedavisi süren Boztaş, “Elbise giymeyi, yıkanmayı özledim” diyor. Altı çocuğunun babasının tüm yaptıklarına rağmen, bunu da yapmasını kabullenemiyor. Ne hayatını bundan sonra nasıl sürdüreceğine, ne protezlerini nasıl alacağına ne de çocuklarına kollarını kullanamazsa nasıl bakacağına yönelik fikri var. “Kollarımı kullanırsam çocuklarıma bakarım” diyor, ailesinin ümitsiz bakışları arasında... Devlet bacaklarımın protezini karşılar mı? Babamın bir şeyi yok. Bana nasıl baksın? O eve dönemem” diye anlatıyor durumunu. .
‘Toplantılarla olmuyor’
Arzu Boztaş’la yakından ilgilenen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Ankara Temsilcisi Ayşen Ece Kavas da Boztaş’ın durumu için, “Bir kadının kendi hayatına karar vermek istediği için ne bedeller ödediğinin en açık örneği Arzu kardeşimiz. Biz hep Arzu’nun yanında olacağız. Arzu sağlık masraflarını devletin karşılayacağından bile şüpheli. Gösterişli toplantılar yapınca kadınların hayatı kurtulmuyor. Bakanın son toplantısında soru sormak isteyen arkadaşımız susturularak salondan çıkarılmıştı” dedi.
Kumayı kabul etmedi diye...
Arzu Boztaş, eşinin kendisini aldattığını biliyordu. Babadan kalma mallarını satan Ahmet Boztaş, parasının önemli kısmını başkalarıyla harcıyordu. Kendisi ve çocuklarına zarar vermediği sürece sakıncası yoktu. Ancak bir süre sonra zihinsel engelli olduğu belirtilen bir başka kızla zorla birlikte olduğu ve bunu sürdürdüğü ortaya çıktı. O haberler, o kızın babasının da kulağına gitti. İddiaya göre kız hamileydi. Baba Ahmet Boztaş’a şikayetçi olacağını, evlenmesi gerektiğini söyledi. Ahmet Boztaş, eve geldi ve eşi Arzu’ya resmi nikahını bırakmazsa hapse gireceğini söyledi. Ahmet Boztaş’a göre boşanabilir ve diğer kızla evlense de aynı evde yaşayabilirlerdi. “Boşanalım” diyen Arzu Boztaş’ın ise gerekirse temizliğe gidip, çocuklarına bakmaktı niyeti. Aynı evde o kadınla yaşamayacağını söyledi. Bu nedenle dayak yedi, hırpalandı ama vazgeçmedi. “Savcılık” tehdidi artınca eşi boşanmaya razı oldu.
Eklemlerine ateş etti
Boztaş planını yapmıştı. Arzu Boztaş’a, küçük çocukları komşuya bırakmasını, adliyeye gidip dava açacaklarını söyledi. Arzu Boztaş, okula giden dört çocuğunu gönderdi, iki çocuğu komşuya bıraktı. Tam evden çıkacaklardı ki Ahmet Boztaş, “Bir daha konuşalım” dedi. Eline babasının evinden önceden getirdiği pompalı tüfeği aldı. “Sen beni bırakırsan gidip başkasıyla evlenirsin, seni öldürmeyip süründüreceğim” dedi. Önce dizkapağına ateş etti. Arzu yere düşünce, tüfeği diğer dizkapağına doğru ateşledi. Genç kadın, kaçmaya çalışırken, ayağıyla eline bastırıp dirsek bölgesine ateşledi. Yetmedi, diğer kolun aynı bölgesine bir kez daha ateş etti. Ahmet Boztaş, polise teslim edildi. Arzu Boztaş’ın ise iki bacağı kesildi. Damarları işlemez hale gelen kollarının şimdilik kesilmesine gerek görülmedi ama ailesine artık kollarını da kullanamayacağı söylendi. (Milliyet)
Dualar Feride öğretmen için...
Adana’da, okula giderken kontrolünü yitirdiği otomobiliyle sulama kanalına uçan Türkçe öğretmeni 26 yaşındaki Feride Şensoy’un duran kalbi, sağlık ekibi tarafından yeniden çalıştırıldı.
Milliyet'in haberine göre; Kaza, bugün Sabah saatlerinde merkez Yüreğir İlçesi’ne bağlı Sirkenli Köyü’nde meydana geldi. Karataş Lisesi’nde sözleşmeli olarak Türkçe öğretmenliği yapan Feride Şensoy, sabah okula gitmek için 01 FR 977 plakalı otomobiliyle yola çıktı. Ancak köy yolunda Şensoy’un direksiyon kontrolünü yitirdiği otomobili, yolun kenarından geçen sulama kanalına uçtu. Tarlaya çalışmak için giden köylüler, sulama kanalında ters dönmüş otomobili görünce hemen müdahale etti. Otomobilden güçlükle çıkarılan genç öğretmen, olay yerine çağrılan ambulansa alındı. sağlık ekibi, ambulansta Feride Şensoy’un duran kalbini yeniden çalıştırdı.
TOKİ Numune eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Feride Şensoy’un sağlık durumunun ağır olduğu bildirilirken, polis kazayla ilgili soruşturma başlattı.
Milliyet'in haberine göre; Kaza, bugün Sabah saatlerinde merkez Yüreğir İlçesi’ne bağlı Sirkenli Köyü’nde meydana geldi. Karataş Lisesi’nde sözleşmeli olarak Türkçe öğretmenliği yapan Feride Şensoy, sabah okula gitmek için 01 FR 977 plakalı otomobiliyle yola çıktı. Ancak köy yolunda Şensoy’un direksiyon kontrolünü yitirdiği otomobili, yolun kenarından geçen sulama kanalına uçtu. Tarlaya çalışmak için giden köylüler, sulama kanalında ters dönmüş otomobili görünce hemen müdahale etti. Otomobilden güçlükle çıkarılan genç öğretmen, olay yerine çağrılan ambulansa alındı. sağlık ekibi, ambulansta Feride Şensoy’un duran kalbini yeniden çalıştırdı.
TOKİ Numune eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Feride Şensoy’un sağlık durumunun ağır olduğu bildirilirken, polis kazayla ilgili soruşturma başlattı.
Berkin'in annesinden Yavuz Bingöl'e cevap
Yavuz Bingöl'ün, ‘Erdoğan Berkin Elvan'ın annesini yuhalattı çünkü onun da ölmüş annesine küfredilmişti’ açıklamasına Sami-Gülsüm Elvan çiftinden tepki geldi.
Gülsüm Elvan, “Biz seni dünyaya getiren o güzel kadını tanırız, ellerinden öper, önünde saygıyla eğilir ve olur da bir haddini bilmez ona dil uzatırsa bedenimizi siper ederiz. Sen yine de onurlu ve güzel kadına laf etme şerefsizliğini gösteren bir alçak olursa, çık ve ilk konserinde beni; Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm’ü yuhalat. Gocunmam, yaralanmam, üzülmem. Derim ki Şahsenem bacı anamdır, ona gelen bana gelsin” dedi.
Yavuz Bingöl'ün, "Erdoğan Berkin Elvan'ın annesini yuhalattı çünkü onun da ölmüş annesine küfredilmişti" şeklindeki açıklamasını Sami-Gülsüm Elvan çifti Ankara'ya giderken yolda öğrendi.
Yön Radyo'ya konuşan baba Sami Elvan da "Ne diyeyim, artık ne diyebilirim? Siz olsanız ne dersiniz? Halk diyor zaten diyeceğini... Biz Yavuz Bingöl'ü annesinden dolayı tanıdık. Alevi toplumunun ekmeğini yemiş birinin bu kadar nankörlük etmesi çok acı. Bu kadar vicdansızlık olmaz" şeklinde konuştu.
Berkin Elvan Twitter hesabından da anne Gülsüm Elvan'ın şu açıklaması yayınlandı:
Ne hırsızlık, ne arsızlık yaptın da bizi bastırmaya çalışıyorsun? O meydanda olsan sen de yuhalayacak mıydın? Ne ben, ne de ailem bizi yuhalatanın da yuhalayanın da annesini tanımayız, ismini bile bilmeyiz, ağzımızdan asla kötü söylemez, aklımızdan ve kalbimizden asla kötü düşünce geçirmeyiz.
Ancak biz seni dünyaya getiren o güzel kadını tanırız, ellerinden öper, önünde saygıyla eğilir ve olur da bir haddini bilmez ona dil uzatırsa bedenimizi siper ederiz. Sen yine de onurlu ve güzel kadına laf etme şerefsizliğini gösteren bir alçak olursa, çık ve ilk konserinde beni; Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm’ü yuhalat. Gocunmam, yaralanmam, üzülmem. Derim ki Şahsenem bacı anamdır, ona gelen bana gelsin.
3/12/2014 Gülsüm Elvan / Ankara
Gülsüm Elvan, “Biz seni dünyaya getiren o güzel kadını tanırız, ellerinden öper, önünde saygıyla eğilir ve olur da bir haddini bilmez ona dil uzatırsa bedenimizi siper ederiz. Sen yine de onurlu ve güzel kadına laf etme şerefsizliğini gösteren bir alçak olursa, çık ve ilk konserinde beni; Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm’ü yuhalat. Gocunmam, yaralanmam, üzülmem. Derim ki Şahsenem bacı anamdır, ona gelen bana gelsin” dedi.
Yavuz Bingöl'ün, "Erdoğan Berkin Elvan'ın annesini yuhalattı çünkü onun da ölmüş annesine küfredilmişti" şeklindeki açıklamasını Sami-Gülsüm Elvan çifti Ankara'ya giderken yolda öğrendi.
Yön Radyo'ya konuşan baba Sami Elvan da "Ne diyeyim, artık ne diyebilirim? Siz olsanız ne dersiniz? Halk diyor zaten diyeceğini... Biz Yavuz Bingöl'ü annesinden dolayı tanıdık. Alevi toplumunun ekmeğini yemiş birinin bu kadar nankörlük etmesi çok acı. Bu kadar vicdansızlık olmaz" şeklinde konuştu.
Berkin Elvan Twitter hesabından da anne Gülsüm Elvan'ın şu açıklaması yayınlandı:
Ne hırsızlık, ne arsızlık yaptın da bizi bastırmaya çalışıyorsun? O meydanda olsan sen de yuhalayacak mıydın? Ne ben, ne de ailem bizi yuhalatanın da yuhalayanın da annesini tanımayız, ismini bile bilmeyiz, ağzımızdan asla kötü söylemez, aklımızdan ve kalbimizden asla kötü düşünce geçirmeyiz.
Ancak biz seni dünyaya getiren o güzel kadını tanırız, ellerinden öper, önünde saygıyla eğilir ve olur da bir haddini bilmez ona dil uzatırsa bedenimizi siper ederiz. Sen yine de onurlu ve güzel kadına laf etme şerefsizliğini gösteren bir alçak olursa, çık ve ilk konserinde beni; Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm’ü yuhalat. Gocunmam, yaralanmam, üzülmem. Derim ki Şahsenem bacı anamdır, ona gelen bana gelsin.
3/12/2014 Gülsüm Elvan / Ankara
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









