10 Kasım 2014 Pazartesi

SGK kadınlar tuvaletinde skandal iddia

Bartın Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Müdürlüğü kadınlar tuvaletinde 18 yaşındaki stajer öğrencinin, yandaki odaya açılan küçük pencereden cep telefonu ile görüntüsünü çektiği iddia edilen temizlik görevlisi 35 yaşındaki T.K.’nın işine son verildi. Valilik olayla ilgili idari soruşturma başlattı.

Olay, geçen hafta pazartesi günü meydana geldi. Kurumda stajer olarak çalışan lise öğrencisi, iddiaya göre kadınlar tuvaletinde bulunurken, yandaki odaya açılan küçük pencereden cep telefonu ile görüntüsünün çekildiğini fark etti. Öğrenci, çığlık atarak tuvaletten çıktı. Güvenlik görevlileri, öğrencinin durumu anlatması üzerine cep telefonu ile görüntü çektiği iddia edilen temizlik görevlisi T.K.’yı İl Müdürü Bilal Canbolat’ın odasına götürdü. 2011’de kurumda temizlik görevlisi olarak işe başlayan T.K.’nın telefonuna el konulurken, işine son verildi.

’GÖRÜNTÜLERE İL MÜDÜRÜ EL KOYDU’ 

Vali Yardımcısı Ünal Coşkun, olayla ilgili idari soruşturmanın başlatıldığını söyledi. Öğrencinin 18 yaşında olduğunu ve olayla ilgili şikayetçi olup olmama konusunda kararını henüz vermediğini belirten Vali Yardımcısı Coşkun, şöyle dedi:

"Eğer şikayetçi olursa, biz idari soruşturmayla ilişkilendirip, adliyeye o dökümanları göndereceğiz. O kamera görüntülerine falan il müdürü el koydu. Savcı istemesi halinde hazır bir şekilde gönderilecek. Ama öğrenci, ’acaba kamuoyunda ismim lekenir mi’ endişesi taşıdığı için tereddütleri var. Biz de ’şunu yap ya da bunu yap diyemiyoruz.’ Kendisi haklıdır, böyle bir endişe taşımakta ve bu konuyla ilgili birazcık duyarlı davranıyoruz. Bizim bayan personelimiz onunla istişare yapıyor. Eğer 18 yaşından küçük olsaydı Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü devreye girmesi gerekirdi. Ama bu durumda kendisinin karar vermesi gerekiyor. Biz idari soruşturmayı yapıyoruz. Personelin de işine son verildi." Hürriyet

Yeni Akit'ten 09:05'te skandal manşet

Saat tam 09:05'te tüm Türkiye saygı duruşunda bulundu. Ancak tam o sırada, yani 09:05'te Yeni Akit gazetesinin internet sitesinde "Onu sevmeye mecbur muyuz" başlıklı bir haber yayınlandı.


Haberde, A Haber televizyonunda program yapan ve Atatürk karşıtı fikirleriyle bilinen İslamcı yazar Kadir Mısıroğlu'nun eski bir bir video röportajına yer verildi.

Haber metninde ise şu ifadeler kullanıldı: "Hayatını Kemalizm'in tahrifatlarıyla mücadeleye adayan Usta tarihçi Kadir Mısıroğlu'nun Mustafa Kemal hakkındaki sözleri bugün tekrar hatırlanırken, sosyal medyanın da en çok konuşulanları arasında yer aldı."

Kadir Mısıroğlu, söz konusu videoda "Buda'nın heykelinden fazla Mustafa Kemal'in heykeli var. Bu ne menem şeydir? Hangi kahramanın ölüm gününde bütün bir milleti sokakta durduruyorlar. Bu insan haklarına aykırı değil mi? Ben Mustafa Kemal'i sevmeye mecbur muyum?" ifadelerini kullanıyor. (medyafaresi)

Atatürk hakkınca çarpıcı iddia

Ulu Önder Atatürk'ün 76. ölüm yıl dönümünde doğum tarihiyle ilgili çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. Osmanlı Arşivleri'nde bulunan belgeden yola çıkılarak, Atatürk'ün 1881’de değil, 1877’de doğduğu iddia edildi.

Habertürk Gazatesi'nden Murat Bardakçı köşesine taşıdığı ve Emekli bir din adamı olan  Mehmet Ali Öz'ün araştırmalarına dayandığı belgeye göre; Zübeyde Hanım ile çocuklarına aylık bağlanması hakkında Osmanlı Arşivleri’nde bulduğu 9 Ocak 1893 tarihli bir belgede, gümrük memuru Ali Rıza Efendi’nin oğlu Mustafa, 1893’te 16 yaşında görünüyor. Bu kayıt ile Mehmet Ali Öz, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881’de değil, 1877’de doğduğunu iddia ediyor.

İşte o yazı:

Mehmet Ali Öz adındaki emekli bir din adamının Zübeyde Hanım ile çocuklarına aylık bağlanması hakkında Osmanlı Arşivleri’nde bulduğu 9 Ocak 1893 tarihli bir belgede, gümrük memuru Ali Rıza Efendi’nin oğlu Mustafa, 1893’te 16 yaşında görünüyor. Bu kayıt, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881’de değil, 1877’de doğduğu anlamına geliyor

TÜRKİYE’de hemen herkesin bildiği, daha çocukluk senelerinde ezberlere alınan ve hafızalardan hiç silinmeyen iki tarih vardır: 1881 ve 1938, yani Atatürk’ün doğum ve ölüm tarihleri...

Vefat tarihi olan 1938’i kimse sorgulamaz, o zamanı yaşayanlar henüz hayattadırlar ama 1881 üzerinde arada bir tartışma çıkar. Atatürk’ün doğum kaydı henüz yayınlanmadığı için bu tarihin kesin olmadığını söyleyenler vardır, hangi gün doğduğu da henüz bilinmemektedir, üstelik 1930’lu senelerdeki bazı resmî yayınlarda 1881 yerine 1880 tarihi yeralır ve bu tarih daha sonra bir yıl ileriye çekilip 1881 yapılmıştır.

BİLGİLERİ TAMAMLADI

Bundan iki ay önce yazmıştım: Mehmet Ali Öz adındaki emekli bir din adamı, Mustafa Kemal Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi ile annesi Zübeyde Hanım hakkındaki eksik bilgileri tamamlayan, tamamen belgelere dayanan ve yakında yayınlanacak olan bir çalışma yapmıştı. Öz, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Soy Kütüğü (Osmanlı Arşivi Belgelerine Göre)” ismini verdiği kitabında Devlet Arşivleri’nde bulduğu evrakı kullanarak Atatürk’ün nesiller öncesine uzanan şeceresini çıkartmış ve Zübeyde Hanım ile üç çocuğuna, Ali Rıza Efendi’nin vefatının ardından bağlanan aylıkların belgelerini de vermişti.

20’ŞER KURUŞ AYLIK

Zübeyde Hanım 1870 ile 1880 seneleri arasında “rüsûmat” yani gümrük memurluğu yapan, daha sonra istifasını vererek ticaret hayatına atılan ve iflâsının ardından 1888’de vefat eden kocası Ali Rıza Efendi’nin ardından kendine ve yetim kalan Mustafa, Makbule ve Naciye isimli çocuklarına aylık bağlanması için bir dilekçe sunmuş. Dilekçeyi değerlendiren emeklilik komisyonu, Ali Rıza Efendi’nin on senelik hizmetinin ayrıntılarını çıkartarak Zübeyde Hanım ile çocuklarının aylık almaya hak kazandıklarını belirlemiş ve anne ile üç çocuğa yirmişer kuruş aylık bağlanmış. Kararda, aylığın Mustafa’nın yirmi yaşına gelmesine yahut bir işe girmesine; Makbule ile Selânik’te daha sonra küçük yaşta vefat edecek olan Naciye’ye de evlenmelerine kadar ödeneceği ifade edilmiş.

1893’TE 16 YAŞINDA

Rumî tarihle 27 Kânunevvel 1309, yani Milâdî tarihle 9 Ocak 1893’te hazırlanan belgede çok önemli bir ayrıntı var: Aylık miktarları ile isimlerin üzerinde bulunan “sinni”, yani “yaşı” sütununun hemen altında Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın oğulları Mustafa’nın o tarihte 16 yaşında olduğu yazıyor!

Mustafa’nın 1893’te 16 yaşında olması demek, 1877’de dünyaya gelmiş olması demektir ve emekli din adamı Mehmet Ali Öz’ün ortaya çıkarttığı Atatürk ile ilgili bu en eski resmî belgede 1877 tarihinin görünmesi, onunla alâkalı bilgilerde büyük bir bilinmeyenin ortaya çıkması demektir.

Mustafa Kemal hakikaten 1877’de mi dünyaya geldi, eğer öyle ise 1880 yahut 1881 tarihi niçin ve nasıl ortaya çıktı, askerî mektepte bulunduğu sırada yaşı dört sene küçültülüp doğum tarihi 1881’e mi çekildi, bilmiyoruz. Muamma, Mustafa Kemal’in Selânik’te bundan birkaç sene önce Yunanlı bir tarihçi tarafından ortaya çıkartılan ama henüz neşredilmeyen doğum kaydının yayınlanmasının ardından aydınlanacak.

9 Kasım 2014 Pazar

İşte 3. Havalimanı'nın son fotoğrafları

Türkiye'yi ve İstanbul'u dünya hava trafiğinin en önemli merkezi konumuna getirmesİ beklenen İstanbul'daki yenİ havalimanında 76.5 km2'de zemin çalışmaları sürüyor. 

Projenİn jeoteknİk raporu hazırlanırken, bölgede zemin etüdü çalışmalarının başladığı tarih olan Mart 2014'ten bugüne toplam 780 zemin etüt sondajı yapıldı.

Sadece zemin çalısmalarına yönelik olarak, büyük kısmı inşaatın sonraki aşamalarında kullanılmayacak, dev bir makine parkı yatırımı yapıldı.

Toplam 300 milyon euroya mal olan bu makine parkının içinde 1200 adet yüksek tonajlı iş kamyonunun yanı sıra 150 adet 90 ton ağırlığında ekskavator, 95 adet dozer, 70 adet greyder, 75 adet loader, 140 adet 25 ton ağırlıklı silindir ve benzerİ ekipmanlar bulunuyor.

Havalİmanının İlk etabının Cumhuriyetin 94. yıl dönümü olan 29 Ekİm 2017'de hizmete girmesinin planlandığını aktaran yetkililer, çalışmaları bu doğrultuda yürüttüklerini belirtti.

İşte havalimanı çalışmalarından son fotoğraflar...









İstanbul'da trafik kilit

İstanbul'da haftanın ilk günü trafik durma noktasına geldi.



Sabah saatlerinde işlerine gitmek için evlerinden çıkan İstanbullular, adeta durma noktasına gelen trafikte adım adım ilerleyebiliyor.

TRAFİKTE 08.15 İTİTBARİYLE EN KIRMIZI NOKTALAR ŞÖYLE:

- Avrupa Yakası D100'de Haramidere-Haliç yönünde trafik aşırı yoğun
- O-3 Bağlantı Yolu Yüzyıl Köprüsü-Vatan Caddesi yönü durma noktasında.
- Avrupa’dan Anadolu’ya geçişte D100 Boğaziçi Köprü trafiği Mecidiyeköy'den yoğunlaştı. Köprü üzerine kadar yoğunluk devam ediyor.
- Avrupa Yakası D100 Haramidere-Küçükçekmece yönü ve Yenibosna-Cevizlibağ yönünde trafik yoğun ilerliyor.

Bir soru sordu, hayatı altüst oldu

Geçen mayıs ayında, araştırmacı olarak çalıştığı Harvard Üniversitesi’ne bir konuşma yapmaya gelen dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yönelttiği ‘Gezi’ sorusuyla gündeme gelen Dr. Emrah Altındiş, o tarihten sonra ilginç olaylar yaşadı ve zor günler geçirdi.

Emrah Altındiş’i, 31 Mayıs 2014’te araştırmacı olarak çalıştığı Harvard Üniversitesi’ne bir konuşma yapmaya gelen dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Güle’e sorduğu soruyla tanıdı Türkiye. Gül’ün salondakilere Türkiye’nin demokrasi alanında yaşadığı ilerlemeyi anlattığı sırada, söz istedi. Ve polis şiddeti sonucu altı kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı Gezi Olayları’nın yıldönümüne denk gelen panelde, Cumhurbaşkanı’na “Türkiye’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz” dedi.

Dr. Altındiş’in hayatı işte o sorunun ardından, kabus dolu bir döneme girdi. Tehdit edildi. Hakaret mektupları aldı. Ve en tehlikelisi, Temmuz ayında, çalıştığı Harvard Üniversitesi’nin öğretim üyelerine, hakkında sahte isimle bir e-posta gönderildi. İçinde genç akademisyenin Türkiye’de çekilmiş özel fotoğraflarının da yer aldığı, yasadışı örgütlerle bağlantısı olduğunu iddia eden, son derece profesyonelce hazırlanmış, 19 sayfalık bir ihbar mektubu. İşini kaybediyordu. Ve Amerika’yı terk etmek zorunda bırakılıyordu. Ancak uzun bir polis soruşturmasından sonra haklı olduğu anlaşıldı. Hayatını geri kazandı. Harvard’a bağlı Joslin Diyabet Merkezi’nde Nobel’e aday gösterilen ünlü bilim adamı Ronald Kahn’ın laboratuvarında yeni bir işe başladı. Dr. Altındiş o soru sonrasında başına gelenleri Hürriyet’e anlattı.
Harvard’daki sorudan sonra hayatınız normale döndü mü?
Biraz meşakkatli oldu ama şimdilik normale döndü.

O sorudan sonra iş ne kadar uzadı?
Bayağı uzadı. Malum, sistem kendisini sorgulayanı sevmiyor. Sosyolog Pınar Selek’i düşünün ya da 14 yaşında polis tarafından öldürülen Berkin Elvan’ı. Ufacık çocuk ne ile suçlandı? Terörist olmakla. İşte ben de Türkiyeli bir bilim insanı olarak benzer bir saçmalığı buralarda yaşadım.

Ne oldu?
Tam her şey yoluna girdi derken, 17 Temmuz’da çalıştığım bölümdeki hocalara bir e-posta gönderildi. Özetle, benim DHKP-C örgütüne üye çok tehlikeli bir terörist olduğumu, bölümdeki herkesin, hatta ailelerinin yaşamlarının bu yüzden tehlikede olduğunu söylüyordu. Ortalama bir Amerikalı’nın terör konusunda hassasiyetini bilen birileri tarafından yazıldığı, örgüte dair verdiği pek çok detaydan belliydi. Gereğinin derhal yapılmasını istiyordu.

Siz nasıl öğrendiniz?
Mesajı alan hocalardan.
Kaç kişiye gönderilmiş?
 Bölümdeki bütün hocalara gitmiş. 30 kişiye birden. Bir kişiyi bile atlamamışlar.
Ne yaptınız?
Tabii insan saşırıyor. Boston’da ifade özgürlüğü konusunda uzman avukatlarla görüştük hemen. İnternet alanında tecrübeli avukatlarla da IP adresine ulaşıp araştırttık. Gönderildiği şehir neresi çıktı dersiniz? Ankara.

İsim belli mi?
Mesajın gönderici bölümünde bir isim var ama sahte. Gönderildiği tam adrese henüz ulaşamadık.

DHKP-C ile bir ilişkiniz olmuş muydu?
DHKP-C veya başka bir yasadışı örgütle yaşamımın hiçbir döneminde yakından uzaktan bir ilişkim olmadı. İntikam amaçlı saçmasapan iddialar. Bir de azıcık beni tanıyan ya da yayınlanmış yazılarımı okuyan herkes bu iddianın ne kadar mesnetsiz olduğunu rahatça anlayabilir. Akıllarınca burada da ciddiye alınacaklarını düşündüler.

Daha da da ileriye görütebilirler mi bu işi?
Türkiye’de hukuk hep siyasetle iç içeydi ama AKP döneminde tüm muhaliflere karşı kullanılan keskin bir kılıca dönüştü. Binlerce muhalif insan hapislere atıldı. Yayınlanmamış kitaplar, poşular delil oldu. Aynı yöntemle yaşamımın hiçbir döneminde alakam olmamış ve olmayacak bir yasadışı yapıyla beni ilişkilendirip bir dava dosyası açabilirler. Böyle bir skandalı göze alırlar mı, yaşayıp göreceğiz.

Harvard olaya nasıl yaklaştı?
Bu e-postanın amacını idrak edemeyen bir-iki kişi çıksa da, pek çok hoca gelip benimle konuştu, destek oldu. Zaten soru konusunu biliyorlardı ve hepsi bu saldırının ne amaçla yapıldığını anladı.

Tehdit edildiniz mi?
Evet, farklı adreslerden bana gönderilen yüz kadar tehdit ve hakaret mesajı da var.

Ne tür hakaretler?
Farklı motifler var. İlki “Ermeni dölü”, “Rum dölü”, “Yahudi dölü”, “Kansız Kürt”, “Sen Türk olamazsın”, “Vatan haini” gibi ırkçı ezberler. Bir de “Ülkemizi küçük düşürdün alçak, şerefsiz” minvalinde çirkin sözler. Uluslararası Çalışma Örgütü raporlarına göre iş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüyüz. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre basın özgürlüğünde 180 ülke arasında en sonlardayız (154. sırada). OECD’nin son raporunda, 34 ülke arasında eğitimde son sıradayız. 1 katrilyona saraylar yapılırken, TÜİK’e göre nüfusun yaklaşık yüzde 20’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bizi rezil eden bir şey arayanlar bu bağımsız raporlara baksınlar.
Tüm bu hakaretler, tehditler sizi ne kadar endişelendirdi?

Ölüm tehditleri de aldım. “Seni bulacağız”, “Yaşatmayacağız”, “Kaçamayacaksın bizden”. Bu tehdit kampanyasının hangi kısmının resmi devlet görevlileri tarafından organize edilip hangisinin özde vatandaşlar tarafından yapıldığını, riskin ciddiyetini tabii ki ayırt edemiyoruz. Ancak Türkiye’de derin devletin çok köklü bir geleneği var. Ve insanın aklına her türlü ihtimal geliyor doğal olarak.
Türkiye’de yaşanan yargı skandallarını gördükçe “Bunlar benim de başıma gelir mi” diye düşündünüz mü?

Siz olsanız düşünmez misiniz? Özellikle bölüme gönderilen mesaj, direkt bir iddianameye dönüşebilir. Şöyle garip olaylar da oldu. Bazı “kadın” profilleri sosyal medya aracılığı ile benimle ısrarla tanışmaya, görüşmeye, hatta Boston’a gelmeye çalıştılar. Buradaki avukatlarım Türkiye’den, Avrupa’dan farklı adresler saptadılar.

Gerçek kişilerden gelmiş mesajlar mıydı?
Tabii araştırdığımızda çoğunlukla bu profillerin gerçek olmadığını gördük. Belki de derin bir akıl beni rezil etmek, belki de özür diletmek için bir komplo çalışması yaptı. Bir de, sorunun hemen ertesi günü Twitter’da ismimle-resmimle bir hesap açıldı. Kapattırdık hemen. Ben de Twitter dünyasına girdim o vesileyle. O da garipti.

Peki geriye dönüp baktığınızda, başınıza gelen bunca olaya rağmen “O soru için değdi” der misiniz?
Kesinlikle! Ufacık bir pişmanlığım yok. İnsan hakları ihlallerinden mağdur olmuş ailelerde ufacık bir ferahlama yarattıysam o bana bir ömür yeter. Ayrıca cesaret bulaşıcıdır. Bunu Gezi’den de, diğer demokrasi mücadelelerinden de biliyoruz. Türkiye’de insanlar farklılıklarına rağmen yan yana geldiklerinde korku duvarının yıkılabileceğini gördüler. Eminim bu antidemokratik duvarlar yeniden yıkılacak. Memlekette o kadar çok insan demokrasi ve özgürlük için bedel ödüyor ki, benim yaşadıklarım istisna değil.

Sizi en çok üzen ne oldu?
Benim Cumhurbaskanı’na yönelttiğim soru insan haklarına dair bir soruydu. Türkiye’de yaşam hakkı halen her gün ihlal ediliyor. Ermenek, Isparta iş cinayetleri daha dün oldu. Keza her gün kadın cinayetleri. Roboski katliamından yargılanan bir kişi bile yok. Başıma gelenlerden öte Türkiye’de insan hakları ihlallerinin hız kesmeden sürmesine çok üzülüyorum. Türkiye insanı bunları hak etmiyor.

Bir gün Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye’ye dönmeyi çok istiyorum, üniversitelerle ciddi görüşmelerim de vardı ancak şu anda bu planımı erteledim. Gelecekte İstanbul ya da memleketim İzmir’e dönüp bir kamu üniversitesinde çalışmak istiyorum. Ancak bugün dönsem, güvenlik risklerini geçtim, AKP’nin kontrolündeki YÖK ve TÜBİTAK gibi kurumlar, benim için bir sürü akademik engel yaratacaktır.

Bu yaşadıklarınız Türkiye’ye bakışınızı değiştirdi mi?
Olumsuz anlamda diyorsanız, elbette hayır. Amerikalı entelektüel Noam Chomsky hoca ile birkaç kez görüşme imkânım oldu. Ve her seferinde Türkiyeli insanların cesaretine ve özgürlük arayışına olan saygısını dile getirdi. Bugün demokrasi ve insan hakları konusunda oldukça üzücü günlerden geçiyor olsak da, ben bunun değişeceğinden eminim. Gezi’yi Gezi yapan o rengarenk gençler… Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların eşit yurttaşlık mücadelesi… Kadınların özgürlük ve yaşam mücadelesi… HES’lere, nükleere karşı direnen Karadeniz insanı… İslam’ı zenginlerin hegemonyasından kurtarmaya çalışan antikapitalist Müslümanlar… Taşerona ve sömürüye karşı mücadele eden işçiler… Bunları görünce ben Türkiye insanına çok güveniyorum. Türkiye, bugün yaşadığımız koşullardan çok daha iyisini hak ediyor. (Tolga Tanış / Hürriyet)

Uyuşturucu kullanmayın deyip kendini yaktı

NEVŞEHİR'de, psikolojik rahatsızlığı nedeniyle askerden hava değişimi iznine gönderilen 23 yaşındaki Halil K., cadde ortasında üzerine benzin döküp kendini ateşe verdi. Çevredekilerce üzerini saran alevler söndürülen Halil K., hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.

Olay, Yeni Mahalle Lale Caddesi üzerinde bugün sabah saatlerinde meydana geldi. Psikolojik rahatsızlığı bulunduğu için askerden izinli olarak memleketine hava değişimi iznine gönderilen ve uyuşturucu aldığı iddia edilen Halil K., cadde ortasında üzerine benzin döküp kendini ateşe verdi. Görgü tanıkları, alev alan Halil K.'nın "Ülke İŞİD'ci, İrancı, Suriyeli doldu. Bizi mahvedecekler ve uyuşturucu kullanmayın, iyi bir şey değil" diye bağırdığını söyledi. Çevredikiler tarafından üzerindeki alevler söndürülen Halil K. olay yerine gelen 112 Acil Servis personeli tarafından yapılan ilk müdahalenin ardından ambulansla Nevşehir Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedaviye alındı. DHA

IŞİD futbolu da karıştırdı

2022 Dünya Futbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanan Katar'a, terör eylemleriyle dünyanın gündeminde olan IŞİD engeli mi geliyor?

IŞİD FUTBOLUDA KARIŞTIRDI

Almanya'nın en çok satan gazetesi Bild'in bugün İnternet sitesinde yer verdiği bir habere göre, 2022 Dünya Kupası'nın IŞID'e destek veriyor gerekçesiyle Katar'dan alınmasıyla ilgili iddialar futbol dünyasına bomba gibi düştü.Bild Gazetesi, "Blatter gerçekten bunu söyledi mi?" başlığı ile verdiği haberini, diğer bir Alman dergisi Spiegel'in kaynağı olduğunu aktardı.IŞİD Terör örgütünün art arda sergilediği eylemlerin ardından aylardır 2022 Dünya Kupası'nın yapılacağı Katar'ın tartışıldığını aktaran Bild, Spiegel dergisinin geçen Ekim sayısında, FIFA patronu Sepp Blatter'in Oslo'da Norveçli üst düzey futbol yöneticileri ile yaptığı toplantı sırasında, 2022 Dünya kupasının Katar'da yapılamayacağını söylediğini iddia ederek haberleştirdiğini kaydetti.

Haberde, Blatter' başka bir toplantıda "Araplar para ile her şeyi yapacaklarına inanıyorlar. Katar, IŞİD'e para yardımı yapıyor" diye konuştuğu da yer aldı.
Futbol dünyasını yakından ilgilendiren bu gelişme üzerine Spiegel'in FIFA'ya konuyu sorması üzerine, FIFA'dan Blatter'in böyle bir açıklaması yok diye cevap verildiğini kaydedildi. FIFA yönetiminin, 2022 Dünya Kupası'nın Katar'da yapılacak olmasıyla ilgili bir sorun gündemde olmadığını da ayrıca açıklamaya eklediği ve Blatter'in konuyla ilgili konuşmak istemediği belirtildi. 

BİLD'DEN JET KATAR ANKETİ
Flaş gelişme üzerine Bild Gazetesi, hızlı bir şekilde anket düzenleyerek nabız yoklamaya başladı. "Katar'dan 2022 Dünya Kupası alınsın mı? şeklinde düzenlenen ankete katılan 1500 yakın kişinin, yüzde 94'le evet alınsın, yüzde 6'da hayır alınmasın şeklinde oy kullandı. (Medyafaresi)

CNN, Barack Obama'yı öldürdü!

CNN International, 2011'de Robert O'Neill adlı asker tarafından öldürülen El Kaide lideri Usame bin Ladin hakkındaki haberde, yazım hatası yaparak "Bin Ladin" yerine "Obama" yazdı.

CNN, 2011’de öldürülen Usame bin Ladin hakkındaki haberde büyük bir hataya imza attı. ABD’li asker Robert O’Neill’ın terör örgütü liderini öldürmesi hakkında yapılan yayında, ekranda, “Bin Ladin’i öldürdüğünü iddia eden asker” yerine “Obama’yı öldürdüğünü iddia eden asker”yazdı.

RT'de yer alan habere göre, ekran kazası büyük yankı uyandırdı. Bir dakika boyunca ekranda gözüken “Obama” yazısının ardından, Twitter’da birçok kullanıcı konuyla ilgili yorum yaptı

Arınç: Çerkes Ethem hain değildir

Bülent Arınç, ’8’nci Kafkas Diasporası Yılın En İyileri’ ödül törenin 'Çerkes Ethem' ile ilgili açıklamalar yaptı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç eşi Münevver Arınç ile birlikte, Merinos Kültür ve Kongre ve Merkezi’nde düzenlenen ’8’nci Kafkas Diasporası Yılın En İyileri’ ödül törenine katıldı.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile Kafkas Diasporası, Bursa Çerkes Kültür Derneği, Bursa Dostluk Kulübü tarafından gerçekleştirilen törende konuşan Başbakan Yardımcısı Arınç, eşinin de Çerkes olduğunu hatırlatarak, başarısının ardından eşinin yer aldığını söyledi.

Türkiye’de Çerkes Ethem’in vatan haini olarak tanıtılmasına yönelik eleştirilere de yanıt veren Arınç, “Türkiye’de hiçbir vatansever, resmi ideolojiye kendini kaptırmış 3-5 kişi dışında Çerkes Ethem’e hain diyemez. Çerkes Ethem, gerçekten İstiklal mücadelesinde varını, yoğunu ortaya koymuş bir insandır. Allah rahmet eylesin. Asil bir insan, gerçek bir Çerkes olduğu için de kendisine tanınan bazı haklarına ve imkanları reddetmek asaletini de göstermiştir. 1936’da çıkan yasa veya kararlara rağmen o yargılanıp aklanmayı, milletin vicdanında tertemiz olmayı arzu etmiş. Ama bu bugüne kadar gerçekleşmemiş. Bence bu parlamentoda bulunup da Çerkes olduğunu iddia eden milletvekilleri için büyük bir ayıptır. Bir kanun teklifine gerek olmayabilir, ama bir meclis araştırması komisyonu kurulması çok isabetli olur. Yani önümüzde çok az bir zaman kaldı. Yetişir mi yetişmez mi bilmiyorum ama bir meclis araştırma komisyonu kurulsa, tarihi araştırsa sonunda Çerkez Ethem’in ne kadar masum olduğu, milletini seven ne kadar büyük bir vatansever olduğu, istiklal mücadelesinde vatanı için hayatını nasıl ortaya koyduğu apaçık ortaya çıkacaktır. Bunu bir fikir olarak söylüyorum. Şuanda meclis araştırmasından başka bir faaliyet aklıma gelmedi. Bugünden sonra bunu gerçekleştirmek üzere talimat vereceğim. Bu konuda parlamentoda hangi arkadaşımızı olursa bir 20 kişi imza atacak. Çerkes Ethem komisyonunu hep beraber kurar ve sonucunu hep birlikte alkışlarız” dedi.
Çerkeslerin misafirperver, temiz ve onurlu insanlar olduğunu söyleyen Arınç, yaşlılara, kadınlara saygılı, dostlarına vefalı olduğunu kaydetti.

Konuşmaların ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a, Kafkas Diasporası Oğuz Berk tarafından ’Yılın Siyasetçisi’ ödülü verilerek kalpak takıldı. Bülent Arınç, daha sonra Çerkes Ethem’in yeğeni Güner Kuban ve Kazım Taymaz’ın kızı Zuhal Taymaz’a Kafkas Diasporası Onur ödüllerini takdim etti.

ÇERKES ETHEM KİMDİR
Anadolu’nun işgali sonrası Milli Mücadele yıllarında Kuva-yi Milliye komutanlarından olan Çerkes Ethem, düzenli ordu birliklerine katılmak istemeyerek isyan etti.

İsyan sonrası Çerkez Ethem birliklerine harekat düzenlendi. Uğradıkları yenilgi sonrası Ethem’in kendisi, kardeşleri ve küçük bir grup yandaşı Yunanistan’a sığındı. Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde, yardımcıları ve yakınları ile birlikte vatan haini ilan edildi. Savaştan sonra Ürdün’e geçti ve 1950 yılında Amman’da hayatını kaybetti. (Sözcü.com.tr)

Tek gecelik ilişki tuzağı!

Tek gecelik ilişki yaşadığı erkeği nikah masasına oturtmak istedi. Sahtekarlık Facebook'ta ortaya çıktı.

Bir gecelik ilişki yaşadığı erkeği nikah masasına oturtmak isteyen İngiliz hemşire arkadaşının bebeğini kullanarak sahte doğum belgesi ve DNA testi düzenledi.

İngiltere ‘de yaşanan olayda 25 yaşındaki hemşire Charmaine Wilson, bir gecelik ilişki yaşadığı adamı, arkadaşının bebeğiyle kandırdı.

Birlikte olduğu erkekle evlenmek isteyen Wilson, arkadaşının bebeği hakkında sahte bir doğum belgesi ve DNA testi düzenledi. Liam Griffiths de sarhoş olarak yaşadığı tek gecelik ilişki sonrası baba olduğuna ikna oldu. Babanın ailesi tarafından hediyelere boğulan hemşireye, işe rahat gidip gelmesi için araba bile alındı. Dolandırıcılık, Griffiths’in Facebook’a ‘oğluyla’ birlikte koyduğu fotoğrafa gelen bir yorum sonrasında ortaya çıktı.

Griffiths’in Facebook’tan arkadaşı olan bebeğin gerçek kuzeni, Griffiths’e “neden akrabasının babası olduğunu iddia ettiğini” sordu. Açılan dava sonucu 4 ay hapis cezasına çarptırılan hemşire Wilson karar sonrası, Griffiths’le arasında bir bağ olduğunu ve kalbinin kırıldığını söyledi. Sözcü

Erdoğan'dan 10 Kasım mesajı

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 76’ncı yıldönümü nedeniyle yayınladığı mesajında, "Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’i, ebediyete irtihalinin 76’ncı yıldönümünde saygı ve rahmetle yad ediyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokratik işleyişin zaman zaman kesintilere uğramasına rağmen, Türkiye’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği demokratik hedefler doğrultusunda önemli mesafeler katettiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle dedi:

"Milli irade, demokratik işleyiş zaman zaman kesintilere uğrasa da ülkemiz bugün Gazi Mustafa Kemal’in işaret ettiği demokratik hedefler doğrultusunda önemli mesafeler katetmiştir. Cumhuriyetin 91’nci yıldönümünü iftiharla kutlayan Türkiye, istikrar içinde güçlenmeye ve büyümeye, demokrasinin standartlarını her geçen gün yükseltmeye devam ediyor. Gazi Mustafa Kemal, saygın bir lider ve komutan olarak, ecdat yadigarı vatan topraklarının savunulmasında, milletimizin istiklale kavuşma mücadelesinde önderlik yapmıştır. Cumhuriyetimizi bu toprakların tüm renklerini kaynaştırarak inşa eden Gazi Mustafa Kemal, milletimizi müşterek bir ideal etrafında birleştirmeyi başarmış, Türkiye’nin bağımsızlığı ülküsünü benimsemiştir."

Demokratik işleyiş zaman zaman kesintilere uğrasa da Türkiye’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği demokratik hedefler doğrultusunda önemli mesafeler kat ettiğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Gazi’nin en büyük ideali, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak olduğu kadar milli iradenin, millet egemenliğinin her şart altında korunması ve savunulması olmuştur. Milli irade, demokratik işleyiş zaman zaman kesintilere uğrasa da ülkemiz bugün Gazi Mustafa Kemal’in işaret ettiği demokratik hedefler doğrultusunda önemli mesafeler katetmiştir. Cumhuriyetin 91’nci yıldönümünü iftiharla kutlayan Türkiye, istikrar içinde güçlenmeye ve büyümeye, demokrasinin standartlarını her geçen gün yükseltmeye devam ediyor."

Yeni Türkiye vizyonuyla hayata geçirilen reformlarla 2023 hedeflerine adım adım yaklaşıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle son 12 yılda yeni Türkiye vizyonuyla hayata geçirdikleri reformlarla 2023 için belirledikleri hedeflere adım adım yaklaştıklarını anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şöyle dedi:

"Bu büyük başarıda kuşkusuz Gazi Mustafa Kemal’in hayalleriyle birlikte milletimizin sabrının, gayretinin, alın terinin, kardeşlik azminin ve ülkesine olan bağlılığının büyük payı bulunuyor. Bugün millet ile devlet arasındaki bağın, insanlarımız arasındaki kardeşlik, birlik ve bütünlük azminin her zamankinden çok daha kuvvetli olduğunu iftiharla ifade edebilirim. Bu gurur ve güvenle belirtmek isterim ki, şehitlerimizin ve gazilerimizin manevi varlıklarından güç alarak, milletimizin çizdiği istikamette yolumuzda yürüyecek, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’ncü yıl dönümünde, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma hedefimizi gerçekleştireceğiz. Bu düşüncelerle, vefatının 76’ncı yıl dönümünde, Cumhuriyetimizin b?nisi (kurucusu) Gazi Mustafa Kemal’i ve tüm silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi tekrar saygı ve şükranla anıyorum."

Gazi Mustafa Kemal’i, ebediyete irtihalinin 76’ncı yıldönümünde saygı ve rahmetle yad ediyoruz

TSK'DAN 10 KASIM AFİŞLERİ
Genelkurmay Başkanlığı da, 10 Kasım Atatürk'u anma günü afislerini yayınladı. TSK'nın internet sitesinde yer alan afişlerde, "Bizimle, bizde yaşıyorsun", "Asaletini, zarefetini, bilgelini... Seni özledik" yazıları yer aldı.(hürriyet.com.tr)



Meclis’in tek kadın şoförü

CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün tercihi, şoförü Ayşe Korkulu’yu Meclis tarihine yazdırdı. Meclis’in ilk kadın makam şoförü olan Korkulu, şehirlerarası yol tecrübesi olmadığı halde o koltuğa oturmaya cesaret edip şimdiden 332 bin kilometreyi devirmiş.

CHP Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün tercih ettiği hemcinsi Ayşe Korkulu, Meclis’in ilk kadın makam şoförü olarak literatüre geçti. Muhasebe bürosunda çalıştığı birkaç yılın ardından 10 yıl çalışma hayatına ara veren Korkulu, Öz’ün cesaretlendirmesiyle vekil şoförlüğüne başlamış.

MANİSA-ANKARA HATTI

Her hafta Manisa-Ankara arasında mekik dokuyan ve seçim bölgesinde ilçe ilçe gezen Öz, “Haftanın 3 günü Meclis’teyiz, ama 4 günü de evde değiliz. Bazı günler kahvaltıdan sonra yediğimiz ilk şey evdeki gece çorbası oluyor. Ayşe Hanım’la geçirdiğim zaman eşimle ve çocuğumla geçirdiğimden fazla” diyor.

KAPISINI KENDİ AÇIYOR

“Makam aracı” görüntüsünden rahatsız olduğu için beyaz renk tercih eden Öz, yolculuğu ön koltukta yapıyor, kapısını personeline açtırmıyor. Öz, “Yolda ne ben milletvekili ne de o sürücü. Yol arkadaşıyız” diyor. Çoğu milletvekili aracında kullanılan “çakar lambası” olmayan aracın sürücüsü Korkulu, “Trafik kurallarına uyuyoruz, ama bazen programlara yetişmek için mecbur hız yapıyoruz. Kadranda 190’ı gördüğümüz oldu” anısını paylaşıyor.

‘SIKIŞTIRANLAR OLUYOR’

Ayşe Korkulu, görev teklif edildiğinde şehirlerarası yol tecrübesi olmadığı için önce tereddüt ettiğini anımsatıyor. Sakine Öz ise, “Her yaşta her cinsiyetten insanın yetki ve sorumluluk verildiği sürece her işi yapabileceğini düşünüyorum” diyor. Korkulu, kadın makam şoförü olmaktan duyduğu memnuniyeti şu sözlerle ifade ediyor: “Kadınım diye öncelik de istemiyorum, hakkım olmayanı da istemiyorum, ama ayrımcılık da istemiyorum. Bazen sıkıştırmalar, kabalıklar olmuyor değil, onlar da karşılığını alıyor.”

‘ŞİMDİ ‘AYŞECİĞİM’ OLDUK’

Korkulu’nun deneyimi aynı zamanda yeni bir başlangıç hikâyesi: “Sadece hayatımı yeniden düzenlemedim, insanları da daha iyi tanıdım. Milletvekilimizle birlikte ben de daha çok hayatla muhatap oldum. Farklı yaşamlara dokununca onların dertleriyle dertleniyorsunuz, bazen çözüm buluyorsunuz mutlu oluyorsunuz. Tabii Meclis’te görev alınca bazı tavırlar değişmedi değil. Eskiden selam vermeyenler için de ‘Ayşeciğim’ olduk.”

Birbirimize yürek veriyoruz
Milletvekilinin birçok günü kadın kadına seyahatle geçiyor. Sakine Öz, “Korktuğumuz zamanlar da olmadı değil” deyip ekliyor: “Bir gece köylerden dönerken kestirme yolu tercih ettik. Saat 23.00’ten sonra arabada iki kadınız, ıssız, bozuk yollarda tek araba bizimki. Endişelendik ama birbirimize de yürek verdik. İki kadın olduğumuz için iki kere hassasiyet gösteriyoruz. Karla Ankara’da tanıştık. Manisa düz bir il, Ankara tepelik, trafik şartları farklı. Araç bakımlarını düzenli yaptırırız. Hiç de yolda kalmadık.”

Dere tepe 332 bin km

3 YIL 5 ayda 332 bin kilometre yol yapan Ayşe Korkulu da “Otomobilde konforu değil güvenliği ararım. Ağır araç severim. Yolda beni korusun” diyor. Aracının durumuyla ilgili “Buradaki tecrübemle söyleyebilirim; milletvekilinden çıkma araba temiz olmaz. Köy yoluna da taşa da dereye de vuruyorsunuz. Bir keresinde bu otomobille dereden geçtik. Dereye sürmekten başka çaremiz yoktu, nasıl geçti hâlâ şaşkınım” ifadelerini kullanıyor. (hürriyet.com.tr)

‘Putin’in spermleri ile elit ırk yaratalım’

Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma’nın kadın, çocuk ve aileden sorumlu komisyon başkanı, milletvekili Yelena Borisovna Mizoulina, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sperminin seçilmiş Rus kadınlara verilerek, elit bir nesil oluşturma önerisinde bulundu.

Mizoulina “Rusya’nın her vatandaşı, devlet başkanın genetik malzemesini alarak taşıyıcı annelikle hamile kalıp çocuk doğuracak. Gelecekte Rus devlet başkanından doğan çocuklar, askeri ve siyasi elit nesli kuracak” dedi.

Tahkir varsa zorunlu din dersini kaldıralım

Başbakan Ahmet Davutoğlu, dün 4. Uluslararası Hacı Bektaş Aşure Günü’ne katıldı ve törendeki konuşmasında şunları söyledi:

DESTUR ALMAYA GELDİM

“Görevi aldığımda Hacıbayram’a da, Hazreti Mevlânâ’ya da destur almaya gittim. Buraya da siyasi konuşma yapmaya gelmedim. Destur almaya geldim. Bu kardeşlik de bu topraklarda hiçbir zaman bölünemeyecek. Ehlibeyt açısından Alevi, Sünni ayırımı olabilir mi? Kim ki Kerbela’yı unutur, insanlığı unutur. Bana babamın Ahmet-i Nisani yani ikinci Ahmet adını koymak istediğini söylediler. Daha sonraları Anadolu’da Ahmed-i Yesevi’ye benzesin diye Ahmet adının konduğunu öğrendim.

SÜNNİ AİLEDEN GELİYORUM

Dersim olayı nedeniyle bu ülkenin Başbakanı, tüm Alevi ve Kürt vatandaşlarımızdan özür diledi. O dönemin iktidarının devamı olduğunu iddia edenlerin de çıkıp özür dilemesi gerekirdi. O da modern Kerbela’ydı. Ben Sünni bir aileden geliyorum. Ama Başbakanlık yaparken hiçbir vatandaşımı birbirinden ayırmam. Benim doğduğum kasabanın adı Sünni kasabası olduğu halde eskiden Pirler kasabasıydı. Sonra tektipçi zihniyeti rahatsız etti bu isim, Taşkent adı kondu.

ALEVİLİĞİ ÇOK İYİ TANITMAMIZ LAZIM

Biz bir ülkenin eşit vatandaşıyız. Hiçbir meselenin üstünü örtmeyeceğiz. Başbakan değil, akademik kimliğimle söylüyorum. Aleviliği çok iyi tanıtmamız lazım ki bunun bir marjinal akım değil, bu toprakların geleneği olduğu görülsün. Hacıbektaş-ı Veli’yi, Alevi-Sünni ayırımı yapmadan herkese okutulması lazım. Okullarda okutulan derslerde bir din aşağılanıyorsa, kötüleniyorsa kaldırmak lazım. Eğer herhangi bir mezhep, din bu derslerde tahkir (aşağılama) ediliyorsa gerçekten bu dersleri kaldıralım. Aşağılanıyorsa, kötüleniyorsa, ötekileniyorsa, deniyorsa ki ‘Şu mezhepten olanlar dinin dışındadır. Şu dine mensuplar şöyledir’, işte o anda nefret kültürü doğar. Böyle bir şey yapılırsa bizzat ben müdahale edeceğim. AİHM’in aldığı karar olmasa da bu böyle.
Din kitaplarına 103 sayfalık Alevilik geleneği eklendi. Yanlış ise düzeltelim, eksik ise tamamlayalım. Alevi-Sünni yüzyıllarca bir arada yaşadı. Şu anda bir baskı olduğundan bahsedilebilir mi? Muharrem ayı eskiden evlerde kutlanırdı. Şimdi sosyal bir olay oldu. ”

MESCİD-İ AKSA'YI UNUTMAYACAĞIZ

Davutoğlu, Nevşehir’deki programının ardından İstanbul’a geldi ve partisinin Küçükçekmece İlçe Başkanlığı’nın 5. Olağan Kongresi’ne katıldı. Davutoğlu Mescid-i Aksa’ya saldırılar sonrasında Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ve Hamas Lideri Halid Meşal’la görüştüğünü belirterek, “Mescid-i Aksa’yı herkes unutsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti unutmayacak ve dünyanın her yerinde Mescid-i Aksa’nın ve Kudüs’ün sözcüsü olacak. Mescid-i Aksa bütün Müslümanların ve bütün insanlığın onudur ve o onur korunacaktır” mesajı verdi.

Dersim’i Tunceliliye soralım

BAŞBAKAN Davutoğlu, konuşması sonrasında Hacıbektaş Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu’nun “Şu din dersini kaldırın, Dersim meselesini de bir kenara bırakalım, yıllar geçmiş üstünden” sözlerine, “Bunlar konuşarakhalledilecek. Dersim konusunu da Tuncelililere sormak lazım. Ateş düştüğü yeri yakıyor” yanıtını verdi. (Hürriyet)